"Canım, staj için iş yeri arıyordum Merih'te beni çağırınca kaldım bende ondan yani." Diye cevapladı kız gayet normal bir tavırla ama Zara kızın taklidini yaparak önüne dönmüştü kız anlamasada.
Boran uyarırcasına öksürdüğünde kendilerine geldiler bu sefer. Diğerleri de hem hiyor hem konuşuyorken aramızda bir sandalye olmasına rağmen Hevdem'in koluna tutundum uzanarak. Bakışları bana döndü, bir eli karnındaydı hâlâ. "Yemeğini ye sonra çıkarayım seni odama sıcak sıcak gir yatağa uyu akşama kadar, ağrı kesici de veririm tamam mı?"
Başını sallamakla yetinirken en olmadık kişi karıştı bize. "Ya çok güzel kızsın maşallah ama bence doktora git genç kızlarda önemli olaylar bunlar." Dedi Ela. O an Hevdem'in elinin titrediğine sahit oldum. Başını derin bir solukla kaldırıp baktı deminden beri bakmaktan çekindiği ikiliye. "Sağ ol ama zaten doktora gittim basit bir ağrı sadece." Dedi net bir ifadeyle.
"Gece ile hiç benzemiyorsunuz Hevdem ama çok güzelsin gerçekten." Dedi Maria tatlı diliyle. Öyleydi de Hevdem'in doğal bir çekiciliği vardı, ceylan gibi iri gözleri ter temiz bembeyaz teni ipek gibiydi. Yüzü güzeldi de baht önemliydi malesef. Ve Hevdem'im zaten kırık bir kuşken kim bilir annem olacak kadın dün gittiğinde neler yaşamıştı.
"Gece öz ablam değil çünkü." Dedi birden pat diye Hevdem, "Annem ben doğduktan bir kaç ay sonra ölmüş kanserden, babamda zaten Allah'ın cezası ailemizin belasıydı kaçtı gitti. Bana da mecburen amcam babalık etti, Kalender Ağa. Onlarla büyüdüm ben öz değil ama istese canımı veririm ablam için." Çenesi titriyordu ama dik duruyordu bu yüzden seviyordum bu kızı.
Masa sessizleşti bir anda, ne diyeceklerini bilemediler tabiki. Merih ise gözünü kırpmadan Hevdem'e bakarken Hevdem başını eğdi yine yemeğine. Maria o sırada gülümsedi zorlukla. "En azından bir ailen olduğu için çok şanslısın benim ailem hiç olmadı yurtta büyüdüm bende." Dedi Maria gayet normal bir şey anlatır gibi, alışmıştı sanırım. "Tüm ailem şimdi Alaz oldu." Diye tamamlarken kocasına öyle bir baktı ki aralarındaki bağ buradan bile anlaşılıyordu. Kolay kolay gülümsemeyen adam bile ona bakarken gülümsemişti.
Hevdem ağzı içinden mırıldanırcasına bir şeyler dedi ancak anlaşılmadı. Yemeğe devam ettiler tabi o sıra, "Senin bu parmaklarını tek tek öpmek istiyorum yemin ederim bayılıyorum bu yemek yapışlarına." Dedi Boran, o sıra bacağımı sıkarak. Olur olmadık yakınlaşmaları yok muydu...
Ayrıca elbette yemeklerimi nasıl bayılarak yediğini biliyordum. Kimse söylemese bile benim yaptığımı anlayabiliyordu üstelik. Seviyordu işte beni ne yapayım ya. Öhöm salıyordum iyice.
"Afiyet olsun," dedim birden cilveyle. Gözleri kısıldı dudaklarını ıslattı iştahla, "O ağzını yerim senin." Bacağımdaki elini sıktım uyarırcasına. "Boran, tamam."
Sesli bir solukla uzaklaştı benden. Soğuk ayranı içti kana kana. İçerdi tabi.
Merih ve Ela aralarında konuşuyorlardı fısır fısır ve bu gözümden kaçmıyordu gerçi Merih pek rahat değil gibi görünüyordu ama....
"Şu askerlikte en yüksek rütbe ne Zara biliyor musun?" Diye sordu birden anlamadığım şekilde Boran Zara'ya.
Zara dikleşti yerinde aynı esnada Hevdem ile bakıştılar.
"Mareşal abi, niye sordun ki."
"Hiç," dedi uzatarak ama hiçte hiiiç değildi hani. "Sence en güzel rütbe hangisi peki Zara?" Diye sorunca Zara anında, "Üsteğmenlik!" Dedi gülerek.
Boran tek kaşını kaldırdı o sıra Hevdem gülüşünü bastıramazken Zara'yı cimdiklediğini gördüm. Bir şeyler vardı aralarında kesinlikle ama Zara'yı sıkıştırmanın zamanı gelmişti.
Boran başını tehditvari bir hareketle aşağı yukarı salladı, "Biz seninle sonra görüşelim kardeşim." Dedi.
"Peki abicim." Dedi yutkunarak.
"Enişte," diye lafa girdi birden Hevdem. Boran kasıldı Hevdem ilk defa ona bu şekilde sesleniyordu. "Biz bugün askeriyeye gittik Adar abim bir şey istemişti bende tek gitmek istemediğimden Zara'yı da götürdüm. Adar abim arayıp haber verdi diye biliyorum." Boran kesinlikle mutlu olmuştu.
"Verdi zaten Hevdem ama bir dahakine benden habersiz yapmayın böyle bir şey olur mu?" Dedi fazlasıyla ılımlı bir tavırla. Kardeşimin onu artık kabul etmesi hoşuna gitmişti belliki.
"Selamünaleyküm ve afiyet olsun." Bu gelen abimdi işte. Herkes bir ağızdan karşıladı onu.
"Hoş geldin abi," dedim çoktan kalkıp ona sarılırken. "Hoşbuldum güzelim." Saçlarıma dudaklarını bastırırken. "Nasılsın iyi misin?" Dedi kısıktan ayrılırken.
"İyiyim merak etme." Dedim göğsüne vurarak. Kabanını alıp askıya astığımda masadaki tek boş yere Hevdem'in yanına oturdu.
Yemeğini getirdi Diljen ve servis etti. Gözlerini bana diktiğinde abim ensesini kaşıdı gergince huzursuzlandım ki sebebini söyledi.
"Babaannem de geldi Gece, kaynanan yukarı götürdü."
İşte şimdi tüm enerjim çekilmişti.
🔗🗝️🔗
Kuran okutuluyordu, aşağıdaki yemek fazlasıyla iyi gelmişti diyebilirim kesinlikle. Abim geldikten hemen sonra Yasmin ve Bahoz kalkarken hemen ardından Maria ve Alaz Ağa da gitmişti. Abim yeni geldiğinden yemeğini yerken Kur'an okutuluyor diye yukarı çıkmıştık. Neredeyse bitmek üzereydi, Hevdem'i de yukarı odama çıkarmıştım. İyi değildi onunla da şu kalabalık dağıldığında konuşacaktım. Babannem ile hâlâ daha konuşmamıştık ondan uzağa oturmuş eline bile gitmemiştim ancak yaşlı bakışları daima üstümdeydi.
"Senin bu askeriye mevzusu ne bakayım." Diye sordum hemen yanımdaki Zara'ya. Kaçıncağını anlayacağım sıra, "Sakın!" Dedim. "Cidden bana mı anlatmayacaksın Zara?"
O sıra Kur'an bitmişti. Yemekler servis edilmeye başlandı.
"Öyle değil yenge. Söz anlatacağım sana akşam." Dediğinde zorlamadım. Kısa sürede yemekler dağıtıldığında herkes afiyetle yiyordu. Lalezar annemle göz göze geldiğimde güldü hince.
"Hanımlar deyin bakayım yemekler nasıl olmuş beğendiniz mi?" Herkes birbirine giren seslerle çok beğendiklerini söyleyip saçma şekilde tarif bile istemişlerdi.
"Kız Lalezar ben ömrümde etin böyle güzel olduğunu bilmiyordum. Nasıl ettin?" Dedi orta yaşlardaki kadınlardan biri. Lalezar annemin göğsü kabardı. "Ben değil gelinim yaptı tek başına onca yemeği." Dediği vakit tüm gozler bana dönmüştü inanamayarak. Ben ise yan yana oturmuş Binnaz ve Şehnaz Hanıma baktım kaşlarımı kaldırarak. Gurbet hanım pek bir şey yemesede yanındaki ikiliye ters ters bakıyordu.
"Öyle öyle gelinimiz diye demeyiz maşallahı var on parmağında on marifet!" Dedi Şehnaz Hanım ilk olarak, Binnaz hala ona inanamazca baktı. Herhalde kendi cayacaktı? Vallahi rezil ederdim!
Şehnaz yengeciğim kulağına ne dediyse nefretle baktı bana. Kollarımı göğsümde birleştirerek baktım oturduğum koltukta. Bakışlarını kaçırdı benden. "Riva aşireti tam kendilerine layık bir kız yetiştirmiş bu devirde böylesine kız bulmak çok zor. Hem lisanı, hem el becerisi ne ararsan var. Maşallah gelinimize." Dediğinde bu kadar iyi bir övme beklemiyordum. Zara Lalezar annem'de beklemiyor olmalı ki hayretle bakıyorlardı.
İşte buydu!
O sıra Diljen yaklaştı yanıma geldi.
"Boran Ağam arka bahçeye çağırıyor sizi Hanımım." Dedi fısıltıyla. Kaşlarım çatıldı anında. Tamam dediğimde yavaşça çıktım salondan. Etraf kadın kaynıyordu konakta bir konağın arkası sessiz sayılırdı ki yanılmadım oraya gidince. Boran bahçenin ilerisinde çardağın oradaki kedi kulubesinin önünde diz çökmüştü. En son abimle cay içiyorlardı Mutfakta, abimde gitmeden beni çağıracaktı. Umarım gitmemiştir. Ona yaklaştıkça kediyi nasıl sevdiğini gördüm. Kucağına alıp dizine yerleştirdiğinde büyümeye başlayan yavru kedinin başının okşuyordu.
Biraz daha yaklaştığımda geldiğimi farketmiş gibi omzunun üstünden bana baktı, belli bir mesafeyle uzak durdum ondan çünkü kedi elindeydi o da anladığından kediyi yuvasına geri soktu. Kedi içeride kendine kıvrılıp yatarken Boran doğruldu, kehribarları gözlerime tutunurken çoktan dibimde bitmişti bile.
Bahçeye bu konağa ilk geldiğimde diktiğim tüm çiçekler solmuş kendini kışa hazırlıyordu dalları. Ellerimi sıcacık ellerine aldığında, "Buz gibi olmuşsun bir tanem." Dedi yumuşak bir tavırla. Bir adım atarak ben onun dibine iyice girdim, "Isındım bile." Dedim fısıltıyla alttan alttan ona bakarken.
Yüzüme bakarken fazlasıyla derin bir iç çekti, "İçim gidiyor sana be kadın." Dudaklarım kıvrıldı iki yana gözlerimi kaçırdım utançla. Bir elimi bırakıp anında çenemi kavrayarak kendine çevirdi yüzümü. Yanağımı kavradığında iri eli eğildi yüzüme, alnını alnıma yasladı sıcak ferah nefesi yüzüme çarptı. Kabanını kavradım boştaki elimle sıkıca tutundum.
"Şirkete gitmem gerek," dedi kısıktan. "Git o zaman." Dedim yavaşça. Dudağının ucu kıvrıldı eş zamanda dudağımı ısırdım burnunu burnuma sürtmesiyle.
"Ne güzel git diyorsun öyle." Derken alnıyla alnıma vurdu.
"Napayım işin o senin."
Bu sefer fazla derin bir nefes aldı, "İçimde bir sıkıntı var yalnız bırakmak istemiyorum seni."
"Ne? Saçmalama Boran." Cidden sıkıntılı göründüğünden yanağına koydum elimi, baş parmağımla okşadım. "Ben gayet iyiyim içerideki kadınlarda tek kelime edemezler onlardan çekinmiyorum sende rahat ol hem Bahoz toplantın olduğunu söylemişti lütfen işini aksatma böyle şeyler için." Sert bir soluk verirken ikna olmaya pek niyeti yoktu. Ona doğru yükseldim biraz ve dudağının ucuna bastırdım dudaklarımı.
"Aklın bende kalmasın kocacım." Dediğimde sırıtarak, bir anda tuttuğu elimi bükerek belime yasladığında kendine yapıştırdı beni sertçe. Kalbim yaptığı hareketle olduğu yerde mevlana gibi dönmeye başladı. Bir şey demek için aralandı dudakları sonra kapandı alev almış kehribarları gözlerim ve dudaklarım arasında mekik dokurken konuşmaktan vazgeçti onun yerine aralık olan dudaklarıma sertçe kapattı dudaklarını.
Soğuk dudaklarımı sıcacık dudaklarıyla kapattığında hoyratça öpmeye başladı. Belimdeki kolumu bırakacağına daha da sıktığında yanağımdaki eli enseme doğru kaydığında başımdaki şal kayarak saçlarımı açığa çıkardı. Ona karşılık vermeye başladığımda daha da asıldı hep olduğu gibi ancak nasıl olurda her defasında ilk kez oluyor gibi hissediyordum. Onunda kalbi bu kadar hızlı atıyorken benimle aynı şeylerimi paylaşıyordu? Sanırım o benden fazlasını hissediyordu hep...
Onun kolları benim bu zamana kadar istediğim tek yuvaydı aslında ve buna ihtiyacım olduğunu bile onun kollarındayken anlıyordum.
Parmakları saçlarıma karıştı. Bende yüzünü avuçlarım arasına almıştım o beni öperken ve fazlasıyla ılık hisler içinde birbirmize ilgiyle karşılık verirken alt dudağımı dişleriyle çekiştirerek ayrıldı benden. "İnan bana seni soluksuz kalana dek öpebilirim ama bir kez daha bayılmana izin veremem." Dedi sertçe yutkunurken. İstemsizce gülerken ıslak dudaklarına bakıyordum, dayanamayıp parmağımın ucuyla sildim dudağını o sırada parmağıma da öpücük bıraktı.
Astımım var diye öperken belli aralıklarla nefes almama hep izin veriyordu zaten tüm hissettiklerine rağmen canımı yakmadan sevebiliyordu beni gerçekten ve bu inanılmaz değerli hissettiriyordu. "Karınızı hep böyle düşünür müsünüz Boran bey?" Diye sordum gülerek.
Gülüşümle gülümsedi, "Daima." Dedi net bir ifadeyle. Ensesindeki saçlarıyla oynarken, "Harika bir eş olmalısınız o halde." Dedim.
İki kolunu da belime sardı sıkıca, "Bilmem buna o cevap vermeli bence." Diye karşılık verdiğinde cevap verecektim ki telefonum çalmaya başladı.
"Çok bile dayandılar aramıza girmek için." Dedi huysuzca geri çekilirken. Arka cebimden telefonumu çıkardığım sıra konağa gözüm çarptığında, Gurbet Hanımla göz göze geldim. Salonun olduğu kattaydı onu görmem ile yavaşça geri çekilerek gitti. Sanırım az önce olanları full HD izlemişti. Pekte umrumda değildi hele de güzel yerlere gidecekse bu dedikodu.
Telefon hâlâ ısrarla çalarken kimin aradığına baktığımda arayan kişiyle duraksadım bir an. Boran da gördü kimin aradığını.
"Niye arıyor bu seni?" Dedi sertleşen sesiyle. Az önceki halinin tamamen zıttına döndü Boran doğal olarak.
Arayan Fisun'du.
"Bilmiyorum ama boşuna aramaz beni." Derken telefonu cevaplayıp kulağıma götürmüştüm bile.
"Gece! Abim geliyor! Abim oraya geliyor delirmiş gibiydi lütfen engelle ama zarar verme yalavarırım, kendinde değil doğru düşünemiyor hiçbir şeyi!" Boran her şeyi pek âlâ duyarken boynunu kütletti öfke damarları üst üste binmeye başladığında.
"Avuçlarım kaşınıyordu o piçten alınmamış hesabım vardı zaten!" Soğuk sözleri birer buz kütlesi gibi ortamıza düştüğünde sert adımlarla yeri sallandıra sallandıra yanımdan geçip gitmişti.
"Lütfen zarar vermeyin ona kendinde değil Gece."
"Kapat Fisun!" Diye bağırdım dayanamayarak. "Senin yapacağın işe tüküreyim ben!" Telefonu kapattığım gibi cebime sokarken Boran'ın arkasından koştum yetişmek için.
Neyseki millet salondayken avluda tek tük kişiler vardı.
"Abim nerede?" Dedim Diljen'e hızla. O da korkmuş görünüyordu.
"Hanımağam önce Ferman Ağam çıktı koşarak konaktan sonra Boran Ağam anlamadım ki noluyor."
Allah kahretsindi.
"Millet sakın dışarı çıkmasın kimseye de bir şey belli etme Diljen tamam mı sakın!" Derken konaktan çıktım hemen.
Kapının önündeki adamların hepsi ilerdeki ara sokağın orada dururlarken oraya doğru koştum.
Sokağı döndüğüm gibi abimin Boran'ı tuttuğunu gördüm.
"Boran," dedim bağırarak. Arkasından yaklaşıp kolunu kavradığımda bir hışımla döndü bana. "Konağa dön hemen!" Dedi dişlerinin arasından göz damarları bile belirginleşmişti öfkeden.
"Yalvarırım sakin ol lütfen." Dedim koluna daha da sarınıp ona yakın olmaya çalışırken.
"Gece," diye bana seslenen Mustafa'dan başkası değildi. Boran dayanamayarak gözlerini sıkıca kapattığında Mustafa abime döndüm. Ancak öyle bir haldeydi ki inanamadım. Yüzü gözü çökmüş iğne ipliğe dönmüş, zayıflamıştı. Yutkundum ağırca.
Abim Boran'ı bırakırken ona yöneldi tutmak için. Ayakta da duracak hali yok gibiydi içmiş miydi yoksa.
"Öldüreceksen öldür artık!" Diye bağırdı avaz avaz. "Her gün bugün mü öldürecek diye korkuyla beklemektense öldür artık, kafayı yiyeceğim!" Dedi delirmiş gibi bana atılmaya çalışırken. Abim tuttu onu.
"Öldüreceğim ben seni sen hiç nerak etme gel lan buraya!" Diyen Boran ona atılacaktı ki daha sıkı koluna sarılarak izin vermedim. "Lütfen dur, konuşayım bitireyim bu durumu söz veriyorum bir daha çıkmayacak karşıma."
"Lan neyi bitireceksin!" Diye öyle bir gürlediki korkuyla titredim. "Lütfen..." dedim sessizce.
"Gece yapma!" Dedi dayanmayarak dişlerinin arasından. "Yapma bırak halledeyim dayanamıyorum sana benim gibi ilgi besleyen biri varken anlıyor musun beni dayanamıyorum izin ver geberteyim. Yemin ederim delirmeme ramak kaldı!" Çıldırmış gibiydi.
Başımı iki yana salladım, "Lütfen sakin ol bak haklısın ama olmaz, izin ver konuşayım."
"Adam sana nasıl bakıyor farkında mısın!" Diye bağırdı yüzüme. "Benim gibi bakıyor!"
"Boran," dedim kısıktan çaresizce. Elimin birini göğsüne yerleştirdim kabanını çekerek. "Öldüremem kimseyi ama onu bu hale getirende benim. Her gün korkuyla ölümünü beklemesinin nedeni benim izin ver bitireyim ve gitsin."
Bunu kabullenemeyerek olumsuzca başını sallarken benden uzaklaşarak arkasını döndü.
Abim kolundan tutuyordu ama bana atılmak için uğraşmıyordu artık. Gözleri gözlerimde gezindi yoğunlukla Boran doğru söylüyordu bana normal bakmıyordu ama asla ilgilenmiyordum onunla.
"Kimse inanmıyor bana, uykularımda bana saldırıyor birileri, gündüzleri sürekli bir iş geliyor başıma. Sen yaptırıyorsun biliyorum." Dedi yorgun bir gülümseme yüzünde yer edinirken.
"Evet bendim." Dedim net bir ifadeyle abimin şaskın yüzü bana döndü ama umursamamaya çalıştım.
"O zaman öldür hadi beni al canımı kurtulayım." Dedi ısrarla.
"Öldürmeyeceğim seni, seni ölümle korkutmak istedim yaptımda işede yaradı. Senin gibi biriyle elimi kana bulamayacağım. Git ve artık rahat bırak bizi." Dedim gayet sakin bir tavırla.
Güldü birden dediklerime, "Hayır hayır hayır! Öldüreceksin kendi ellerinle beni sonra da bitecek sözünü tutacaksın. Senin ellerinde can vereyim istiyorum sadece." Kesinlikle iyi değildi kafası, aksi halde bu kadar ileri gidemezdi.
"Yok!! Gel ben seni kavuşturayım Allah'ına gel!" Diyen Boran Abimin elinden Mustafa'yı nasıl aldı da yere attı sonrada üzerine eğilip art arda yumruklar indirdi anlamadık.
Ellerimi yumruk yapmış sıkarken sakin kalmaya çalışıyordum. Boran ufkumuzu genişletecek küfürlerle Mustafa'yı marine ederken birde üstüne, "Noluyor burada böyle?" Diye Babaannem geldi.
"Bir şey olduğu yok kocam torununu öldürüyor o kadar." Derken Mustafa'dan acı dolu bir inilti koptu. Abim Boran'ı Haşim abiyle zor alırken Mustafa'nın üstünden o aptal gibi sırıtıyordu bana bakarak yerde.
"Seni densiz şerefsiz yetmedi mi yediğin laflar dayaklarda utanmadan gelirsin kızın kapısına!" Dedi Babaannem bastonunu yere vura vura. Ciddi anlamda öfkeden titriyordu. Mustafa yerden doğrulmaya çalıştı.
"Ben sevmekten başka hiçbir şey yapmadım." Dedi bu sefer acıyla, onca yıl asla onu abimden öte görmezken bana karşı ilgisini asla farketmemiştim çünkü belli ettirmemişti o da.
"Kes sesini!" Dedi Babaannem Boran'a tercüme olmuş gibi çünkü asla tahammülü yoktu şu an ve her an belindeki silahı kavrayıp tek kurşunla Mustafa'yı susturabilirdi Boran.
"Neye susayım ben Babaanne! Sevdim diyorum yıllarca, çocukluğumdan beri sevdim ben onu ama siz hep kardeşindir diyip durdunuz, değildi!" Gözlerinden yaşlar akmaya başlarken hayatım boyunca ilk defa güçlü ve sarsılmaz zannettiğim adam ağlıyordu. "Sevmediğim bir kadınla evlendim onu unuturum diye ama olmadı anam unutursun dedi ama bir boka yaramadı!"
"Yeter ulan artık yeter!" Diye gürledi Boran dayanamayarak. "Bana bak bana ona değil!" Ona döndü Mustafa bu sefer.
"Şanslısın Boran Ağa. Hayatı boyunca kimseye karşı ilgi duymadı o biliyor musun? Ben beni görsün diye özellikle onun yanından ayrılmazken o asla görmedi beni benim gibi başkalarını da görmedi. Kimseyi istemedi ama seninle evlendi mecburiyetten. Bu kan davası olmasaydı seni de asla sevmezdi! Sende biliyorsun, bu yüzden kendini avutmaya devam et Gece bu işte o hiç kimseyi sevemez sana da mecbur-"
"Yeter!" Bağırdım dayanamayarak Mustafa'ya, "Hâlâ kendini avutmaya canımı yakmaya çalışıyorsun! Boran'a tek kelime bile etmeye bile kalkma senin kafanı koparırım! Busun işte sen, senin sevip sevmemen benim umrumda bile olmadı, benim tek derdim, tek acım abim bildiğim adamın hakkımda attığı iftiralardı! Hadi en başında iftira attın ama sonrasında özür dilemen gerekirken bile sen iğrençce konuşup beni daha da delirttin! Seni şu an bile öldürmek benim hakkımken ben bunu yapmıyorum!" Diye bağırdım boğazım yırtılırcasına.
"Sakinleş," dedi Boran kolunu omzuma dolayıp göğsüne yaslarken, titriyordum çünkü tir tir. Gözlerim hâlâ ondaydı ama. "Karını da al defol git buradan! Doğacak bebeğin için evliliğinize bir sans ver o kadının da bunları yaşamaya hakkı yok! Bir dahakine seninle bizzat kısa yoldan Boran ilgilensin istemiyorsan siktir olup gidersin hayatımızdan!"
"Şshtt tamam sakin ol." Dedi Boran yüzümü ona çevirmeme zorlayarak. Yüzüne baktığım an nasıl memnun bir ifade vardı anlatamam. "Bu kadar sinir sana iyi değil diye kaç kere diyeceğim ben." Derken bile sırıtmamak için zor duruyordu.
"Öldür daha iyi!" Diye karşı çıktığında, Boran iyice gerildi boynunu kütletti gergince. O sırada bir araba sert bir frenle durduğunu duyduk aynı esnada Fisun ve Serkan koşarak Mustafa'nın yanına gittiler. Fisun ağlayarak abisine gidelim derken Serkan, "Yeminle bir daha olmaz." Diyordu bize. Abisi yüzünden düştüğü durum içimi acıttı Serkan benim bir tanemdi ve gözlerindeki o yıkılmışlık boğazımı kuruttu.
"Ben seni uyarmadım mı?" Diye bağırdı babaannem Mustafa'ya. Abim Babaannemin yanına gelirken Mustafa'nın bir koluna Fisun diğerine Serkan dolanarak tutuyorlardı bizden uzak. "Torunuma bir daha yaklaşırsan adını ağzına alırsan gömerim seni Mardin'e demedim mi it oğlu it!" Babaannem tüm öfkesiyle gaddarca bağırırken yutkundum ağırca.
"Onu ben hakkettim ama Babaanne!" Diye haykırdı Mustafa ileri atılmaya çalışarak.
Korku tüm bedenimi ele geçirmişti tamamen Boran asla tutulacak gibi değildi, şu saatten sonra kimsede tutamayacaktı.
🔗🗝️🔗
O sırada kapıda korumaların olmayışını fırsat bilen Mara konakta zaten kimsenin durumdan haberdar olmayıp salonda olmasından dolayı rahatça arka kapıdan dışarı çıkmıştı çantasıyla.
Gözleri konağına değdiğinde titreyen elleriyle sildi göz yaşlarını. "Özür dilerim abi." Dedi sessizce. Ardında omzuna astığı çantasını sıkıca tutarak oradan koşarak uzaklaşmaya başladı bir daha dönmemek üzere.
•••••••Bölüm Sonu•••••••