"Ateşten Bedenler"
Sevgisiz büyüyen çocuklar hata yapmaya en meyyilli çocuklardır. Ne örnek alınacak sağlıklı bir birey olurdu yanında ne de onu sağlıklı bir insan gibi yetiştirecek biri.
Sevgisiz büyümemiştim, etrafımda gördüğüm çoğu kişinin aksine. Babam öyle çok olmasa da sevgisini en içten şekilde belli ederdi. Bertan Ağa çocuklarınının her birini ayrı ayrı ancak aynı ölçüde çok severdi.
Yoksa Pare ablamın yıllar evvel ona eliyle yaptığı tesbihi hâlâ elinde taşımazdı. İçi yanıyordu babamın onun yaptıklarına ama elinden hiçbir şey gelmiyordu, o kaderini kendi çizmişti ve sonunuda abim getirecekti.
Sırf bu yüzden ablamdan nefret ediyordum.
Ben Mara'ydım. İnsanları genelde hiç sevmem, asosyal değildim sadece sevdiğim kişi sayısı belliydi ve fazla insana kolay kolay tahammül edemezdim. Çoğu zaman herkese ön yargılı yaklaşırdım her ne kadar istemesemde yapımda vardı bu. Önce uzunca tartar biçerdim sonra olması gerektiği gibi davranırdım.
Hava buz gibi eserken parmaklarımı hissetmiyordum çantamı tuttuğum için soğuduğundan. Başımdaki şalı çekerek yüzümü gizledim etraftaki insanlara karşı, sokakta tek tük insan geçiyordu ama tanıdık çıkma ihtimali yüksekti. İlerlemem gerekiyordu aslında, bu yolu bitirmem sonunda da sevgilime ulaşmam gerekiyordu. Ancak ben o adımı şu an atamıyordum.
Abim aklımdan çıkmıyordu.
Ona bunu nasıl yapacaktım...
Oysa istediğim evimden telli duvaklı onun belime bağladığı kırmızı kuşakla çıkmaktı. Bu şekilde onu da kendimi de rezil ederek değil.
Arkamı dönersem evime geri dönerdim, dönmezsem asla.
Günlerdir düşünüyordum ama şimdi karar veriyordum.
Ben abime bunu yapamazdım ki.
Gözümden akan yaşım çeneme doğru yol alıp aktı.
O beni çok severdi aramızdaki bağ herkesinkinden farklı hissederdim ben, beni daha çok sevdiğini hissederdim hep. Son günlerde daha önce hiç görmediğim yüzünü görsemde beni sevdiğini biliyordum onun oyunlar oynayarak büyüttüğü kardeşiydim ben. Ailemizin içindeki en merhametli en sevgi dolu kişi Boran abimdi o hayatı boyunca böyleydi. Zaman ve olanlar onu değiştirsede özü değişmezdi ve ben abime ihanet edemezdim.
Onu kimseye de değişemezdim.
Şimdi kaçarsam ve biz Emir'le yakalanmasak onlar rezil oldukları ile kalırlardı ama ben Emiri'n asla yakalanmayacağız demelerine inanmıyordum çünkü Boran Asparşah cehennemin dibine de girsem bulurdu beni. Hadi buldu diyelim bu sefer onu tekrar berdele zorladıklarında Güneş'i öne sürerlerdi evlenmeleri için ve ben ne yapacağımı bilmiyordum.
Emir ile iki yıldan fazladır sevgiliydik. Bunu Güneş'ten başka bilen yoktu şimdiye kadar. Onu gerçekten seviyordum ilk aşkımdı ne yapabilirdim ki, üstelik karşılıkta bulurken ama kader ikimizi bir araya getirmemekte ısrarcıydı.
Öte yandan Güneş vardı onun abime olan aşkına hep inanırdım ben ama tuhaf bir sorun vardı işte. İnsanlardan fazla hoşlanmamama rağmen tuhaf biçimde Güneş'i severken Gece'yi pek sevmiyordum zaten o da benden haz etmiyordu. Attığı tokat bile yanağımı sızlatıyordu. Kabul, acımasızca davranıp canını yakmıştım ve bunu yemin ederim bilerek yapmamıştım o an o kadar çok canım yanıyordu ki onunda canı yansın istedim ve gerizekalı gibi ailesiyle vurdum. Oysa ben Gece' den pek hazetmesemde bu yaptığımı yapmamam gerektiğini biliyordum bu yüzden bu konuda pişmandım.
Onu ilk gördüğümden beri hep soğuk davranmıştım evet ama o Güneş yengemin üstüne gelecekti ne yapabilirdim ki. Evdeki kadının ne kadar canının yandığını kimse görmüyorken bu durumu kabul edemiyordum abimle bile tartışmıştık bu konuda onlar evlenmeden önce. Ben de aslında Gece gibi bu evliliğin olmaması taraftarıyken diğerleri gibi canını yakmak için an kollamadım hiçbir zaman sadece hep mesafeli durmuştum onunla, arada bir laf attığım oluyordu tabi.
Şimdi ise ona karşı gardım inmiş değildi sadece ne yapacağımı bilmiyordum o kadar.
Abim gerçektenden de o kadını seviyordu ve gördüğüm kadarı ile Gece de abimi seviyordu artık. Aralarındaki o tuhaf çekimi en başından beri ben dahil herkes farkındaydı tuhaf ama kabul cidden çekici bir çift olmuşlardı. Eğer abim mutlu olacaksa onunla, diyecek kelimem yoktu, abim sonuna kadar hakediyordu bunu.
Sanırım kararımı şimdi tam olarak vermiştim.
Onun sevdiğini sevmesemde saygı duymak zorundaydım.
Kendi mutluluğum için abimi yakamazdım hele ailemi asla.
Bu yüzden arkamı dönerek geldiğim gibi geri döndüm evin yolunu. Nasıl çıktıysam öyle eve girerken bu sefer odaya girmem oldukça zor olacaktı diye düşünürken yanılmıştım konakta herkes birbirine girmişti! Montumu ve çantamı saklarken odaya kimsenin girmemiş olmasına deli gibi sevinmiştim çünkü giderken bıraktığım mektup yatağımın üstündeydi hâlâ. Onu elime alırken telefonumu aldım ve üst üste arayan numarayı cevapladım.
"Ben bunu yapamayacağım Emir özür dilerim." Derken sesim titriyordu, ağlamak istemiyordum.
"Ne demek yapamayacağım! Seni bekliyorum farkında mısın sen!"
"Özür dilerim ama abime ihanet edemem yalvarırım anla yapamam bunu ona!"
"O ablama neler yaptı ama ne çabuk unuttun olanları, benim ablam yaşamıyor yaşamıyor ölü gibi dolaşıyor evde! Nasıl kabul edebilirsin bunu! Bekliyorum seni arabada hadi gel bak sevgilim." Ne kadar ikna etmeye çalışsada yapamadım.
"Özür dilerim," dedim çenem titrerken.
"Allah belanı versin!" Diye bağırarak kapatmıştı yüzüme. Yüzümü kapadım acıyla ben böyle olsun istemiyordum ama neden herkes benim üstüme geliyordu şimdi.
Kapım pat diye açılınca mektupu hemen arkama sakladım. Gelen annemdi fazlasıyla telaşlı görünüyordu.
"Kız bakma öyle gel misafirlerle ilgilen silah patladı o kadar duymadın mı!" Derken gözlerim irileşmişti. Neler olmuştu 15 dakika da böyle konakta.
"Tamam anne geliyorum hemen!" Dedim telaşla o çıkarken. Mektup yatağım ile duvar arasına girmişti o telaşla, onu almayı sonraya bırakıp aceleyle çıktım odadan.
🔗🗝️🔗
"İyisin değil artık?" Babaannemin sözü ile gözlerimi sıkıca kapadım.
"Allah topunuzun belasını versin diyecemde ucu hep en başta bana dokunuyor!" Dedim titremelerim çoğalırken.
Ne mi olmuştu?!
Serkan ve abim Mustafa'yı zaptetmeye kalkarken Mustafa benim onca lafıma rağmen gitmek yerine kabul etmemişti bunu. Ve üstüne birde eksikmiş gibi Jiyan amcan da gelmişti zaten olanlar ondan sonra birbirine girmişti. Jiyan amcam Mustafa'yı tek seferde abimle Serkan'nın elinden alırken bu sefer o dövmeye kalkmıştı onu. Yapmıştı da sokak seslerimizle inlerken onlar durmamıştı, tabi Boran da beni tutarken fazlasıyla keyifle izliyordu amcamın Mustafa'yı dövüşünü. Zaten öncesinde olanları öğrendiklerinde de bir güzel kaymışlardı Mustafa'ya ama işte Mustafa'nın yüzü yoktuki dursun kabuk bağalamamış yaralarına yara katıyor kendi ayaklarıyla öldürelim diye geziyordu ortalıkta.
Ona deli gibi öfkeliydim elbette affettiğimde yoktu ve öldürmeyide çok istemiştim ama o kadar ileri gidecek cesareti değilde vicdansızlığı bulamamıştım. Bu yüzden cezasını ölmekten beter olsun diyerek onu korkutmayı, yaşarken ölüm korkusuyla sınamayı seçmiştim.
"Ama helal olsun sana, biz de diyoruz bu gejik niye delirmiş. Demek sen adamı sürekli korkutuyordun ha," derken güldü keyifle. Ona ters ters bakmam işe yaramadı. Diljen suyumu doldururken hayran hayran döndü gözleri bana.
Bu kızda bana mı aşık anasını satayım. Nasıl aşkla bakıyordu yaptıklarımla.
"Nasıl yaptın peki de anlat hele merak ettim bak." Diyen Babaannemle seslice nefes aldım dayanamayarak ama olmuyordu.
"Kalkıp evine mi gitsen artık bak bitti her şey git konağına orası da karışmasın hadi!" Dediğimle burun kıvırdı. "Seninle sohbette edilmiyor artık."
La havle!
Elbette anlatmazdım, onunla konuşmamı istiyordu çünkü.
Tüm bunları yaparken yardım aldığım tek kişi Cahit'ti elbette. Ondan başka kimseye güvenemezdim ama maşallah abartmış mıydı bilmiyorum adamı hakikaten delirtmişti. Her gece konaklarına bir hayalet gibi girip onu yatağında bile boğmaya kalkmıştı onu tek başına kıstırabildiği her yerde öldürmeye kalkıyordu dahası bunu yüzünü göstermeden yaparken bir anda ortadan kayboluyordu ve kimse Mustafa'nın yaşadıklarına inanmıyordu. Konaklarında çalışan bir kız vardı tabi, onu da oyuna alet ettirmiş olabilirdim. Duşa her girdiğinde su kapanıyordu ve o birilerini çağırdığında geliyordu su. Düşünsenize en ufak bir şeyde bile kimse inanmıyor size ne hissedersiniz. Sizin var dediklerinize onlar yok dediklerinde çıldırmaz mıydınız? Mustafa da her gün defalarca yaşadıkları olaylar yüzünden delirmişti.
Çalıştığı yerde dört kere tırların altından kalmaktan son anda kurtulmuştu şansa bak ki. Evde sürekli olaylar dönerken herkesin ona iyi değilsin der gibi attığı bakışlar ve alenen Cahit tarafından öldürülmeye çalışması ancak onun bile adamı göremeyip yakalayamaması...
İşte ona acı çektiren kendi ayaklarıyla öldürmem için yalvarmasına neden olmuştu. Bende bir çok kez ölümle burun buruna geldiğimden onu kısmen anlıyordum. Bir an için dudaklarımda yer eden gülümsemeyi sildim hatırladıklarım yüzünden.
Amcamı zor bela onun üzerinden aldıklarında o hâlâ Mustafa'ya küfürler ederken. Mustafa o hâliyle Serkan'nın yardımlarıyla ayağa kalkmıştı, Serkan ve Fisun onu uzaklaştırmaya çalışırken her şey bitti sonunda diyordum ancak o arkasını dönerek Serkan ve Fisun'dan kurtulurken gözlerini o kadar mesafeden bana dikti. Ona zerre kadar acımadan bakıyordum.
"Ya beni öldür ya da seni sevmeme izin ver ben buradan hiçbir yere gitmem. Hayatımın sonuna kadar beklerim seni inan bana vazgeçmeyeceğim senden senin kaderin benim kader er ya da geç olur... Sen benim çocukluk aşkımsın onca yıl bekledim bir ömür de beklerim." Gözünden akan yaşlarla konuşurken ben donmuş gibi bakıyordum ona ve sonra olan oldu. Biri bana ilanı aşk ederken Boran asla öylece durmazdı. Benden bir adım uzaklaşmasını algılayamadan o belindeki silahı çekti ve hiç tereddüt etmeden tam üç el ateş etti. Biri sağ bacağına biri sol bacağına ve sonuncusu tam kalbineydi.
Mustafa kanlar içinde yüzüstü yere yapışırken Fisun çığlıklar içerisinde abisinin başına çöktü.
"Bir ömür beklemene gerek kalmadı!" Dedi salt öfkeyle Boran Ağa. Sonrada silahını hiçbir şey olmamış gibi beline geçirdiğinde bakışları beni buldu ama ben yerde kanlar içinde yatan adama bakıyordum.
"Yürü konağa gidiyoruz," demişti benim kafam bulanmışken. Kolumdan tuttuğu gibi beni konağa soktuğunda bize merakla bakan kadınları aldırmadan ilk kattaki ufak misafir odasına sokmuştu. "Dışarı falan çıkayım deme sakın kızları buraya göndereceğim." Demişti. Sanki çok normal bir olay dönüyormuş gibi beni odaya tıkmaya çalışıyordu. Saçlarıma sıkıca öpücük bırakarak çıktığında bile şoktan çıkabilmiş değildim.
Sonra ise odaya kızlar girmiş ardından babannem gelip ikili koltuğa yayılmıştı sanki az önce dışarıda vurulan onun torunu değilmiş gibi.
"Bu cidden fazla değil miydi?" Diye sormuştu tereddütle Zara babaanneme.
Üzülüyordu yüzü iyice çökmüştü mesela ama artık takmıyor gibiydi. Kafayı yiyecektim şimdi.
Dizlerimi kendime çekip alnımı yasladığımda sakinleşmeye çalışıyordum ama olmuyordu son yarım saattir titremelerim kesinlikle azalmıyordu. Dışarıdaki millete iki husumetli aile kavga etmiş silahlar o yüzden patladı denmiş insanları yatıştırmış şimdide yavaş yavaş gönderiyorlardı.
"Bu yaşıma kadar onca şey yaşadım ama bir şeyi çok iyi anladım kızım o da bir insanın asla değişmeyeceği. Mustafa'nın Gece'yi sevdiğini biliyordum." Dediği an başımı kaldırıp ona bakmıştım. "Bu ne demek şimdi?"
Elindeki tesbihi çevirdi şöyle bir sessiz salavatla sonra kara gözlerini gözlerime dikti. "O bir şey demedi bana ama ben önceden beri hissederdim onu uyarmışlığımda vardı ama o hep dikine dikine gitti. Hayır, bakma buraya gelip ahkam kestiğine zerre cesaret yoktur onda olsa önceden gösterirdi tepkisini. Salak! Belliydi bir bok olamayacağı az bile yaptı Boran Ağa bizim yapamadığımızı yaptı."
"Pes yani!" Dedim hayretle ona bakarken. "Vallahide billahi de pes!"
"Tamam sakin olalım," dedi Zara hızla. "Bak abimler gelirler birazdan öğreniriz neler olduğunu."
"Ne sakini ya ne sakini!" Dediğimde yerimden kalkarak kapıya yönelmiştim ki Zara ile Diljen hızla önüme geçerek engel oldular bana. "Abim çıkmayacak dedi gözünü seveyim otur yerine yengem."
Onları geçmeye çalışsamda izin vermiyorlardı. "Siz manyak mısınız neler oluyor görmem lazım benim! Kim bilir neler çeviriyorlar birlik olup." Dinlemediler, izinde vermediler. Ben zarar vermemek için dokunmuyordum ama kaşınıyorlardı.
"Geç otur erkeklerin işine karışma." Diyince Babaannem ona öyle bir döndümki başını çevirdi hemen benden.
"Biri adam vurur kardeşleri beni burada zorla tutar, bizimkiler belkide cesedi nereye saklayalım diyorlardır! Yok, bir tane akıllı yok etrafımda benim!" Ellerimi saçlarıma geçirdim odada bir o yana bir bu yana gelirken.
"Öyle deme yenge ya," dedi Zara ağlamaklı bir sesle. "Mustafa abiyi arabaya bindirip götürdüklerini gördüm hastaneye gidiyorlardı dua edelim bir şey olmasın."
"Bak işte bir şey olduğu yok otur hele yerine otur." Gözlerimi sıkıca yumdum kafayı yememek için.
"Ne saçmalıyorsun sen ya," diye döndüm sinirle. "Gece," dedi uyarır gibi. "Karşında ben varım sesinin ayarına dikkat et ben kalkıp bir şey demiyorsam sende korkma artık öleceksede ölür gider!"
"Sen kimsin ya!" Diye bağırdığımda öfkeyle irileşti gözleri. "Kim var benim karşımda! Yoksunuz siz yok iki gelip oturdun diye yaptıklarınızı unuttum mu zannediyorsun! Sizin beceriksizliğiniz yüzünden geliyor bunlar başıma benim!" Bastonuna tutunarak ayağa kalktı dayanamayarak. Karşıma geçti derinden çattığı kaşlarıyla. "Bir adama sahip çıkamadınız siz. Ne işe yarıyorsunuz söylesene ama ben biliyorum yapacağımı!" Derken işaret parmağımı yüzüne doğrulttum tehditvari bir şekilde.
"Boran'ın başına en ufak bir şey gelsin en ufak bir olay açılsın bu olanlar yüzünden hele bi başım ağrısın benim o zaman bak gör ben napıyorum!" Büyük bir afallamayla birlikte kırgınlıkla bakıyordu bana. Elleriyle besleyip büyüttüğü torununa. Beni bugünler için yetiştirirken ona sırtımı dönmemi hâlâ yediremiyordu.
"Derdin kocandır yani?"
"Ya ne olacaktı. Onun nasıl biri olduğunu bilmiyor musunuz siz, buna rağmen torununu durduramadın sen! Boran defalarca kez benim için ondan uzak durdu en son olayda bile benim hatrıma dokunmadı yoksa şimdiye kalır mıydı torunun! Kalmazdı!! Şimdide dua et o gerizekalı ölmesin, pis kanını bulaştırmasın kocamın ellerine ve karısını alıp bu diyardan defolup gitsin!"
Ağırca salladı başını aradığını bulamadığı Gece ile. Bulamazdı da buraya annem için geldiğini pek âlâ biliyordum ama onların ailevi meseleleri beni zerre kadar alakadar etmiyordu.
"Çekilin açın kapıyı." Diyerek çıktı gitti odadan.
🔗🗝️🔗
O günün üstünden iki hafta geçmişti.
Ama nasıl geçmiş bilmiyordum. İki haftada tek sevindiğim nokta Mustafa'nın ölmemesiydi. Kalbine çok yakın denk gelen kurşun sayesinde ölmemişti. Bir hafta yoğun bakımda kalmış ardından ise normal odaya alınmıştı.
İki hafta zehir gibi geçmişti. Boran ile aramızda bir durgunluk vardı, o günün akşamında iyi bir tartışma yaşamıştık benim tek derdim oyken o benim tavrıma anlam veremiyordu. İyiki yaptım diyordu sürekli bu yüzden bu konuyu uzatmamaya karar vermiştim. Yaptığı yanlıştı bunu o da biliyordu ama pişman da değildi. Zaten iki gün önce Mustafa, Serkan ve Kiraz Mardin'den İstanbul'a temelli olarak gitmişti. Serkan abisi ve işleri oraya taşıyacakları için gitmişti özleyeceğim tek kişide oydu, umarım arada gelirdi buraya.
"Gece elimide boyuyorsun!" Diyerek kıkırdayan Renas ile bir anlık daldığım yerden çıktım. Yanağına sıkı bir öpücük bıraktım.
Resim odamdaydık şimdi. Ona onunla ilk tanıştığımda verdiğim sözü tutuyordum. Anne ve babasının resmini çiziyorduk birlikte. Ufak bir çerçevede yer alan ufak resime bakarak çizmeye çalışıyorduk, kaloriferlerin sonuna kadar açık olduğu resim odam sıcacıkken minderde oturuyorduk yerde. Renas önümde oturuyorken ikimizde önümüzdeki büyük bir tablo boyutundaki şövaleye astığımız kağıdı boyuyorduk. Guaj boya sanatımız kendimizide boyarken devam ediyordu, sanırım başaracaktık.
"Hadi bebeğim devam et, burayı sen boya burayı da ben boyayayım." Dediğimi yapıp şevkle elindeki firçayı kağıda vurduğunda ben daha üstleri yapma peşindeydim. Neredeyse üç saattir burada beraberdik. Kursumdan gelir gelmez ikimizde buraya çıkmış sadece ikimiz vakit geçiriyorduk ve bu inanılmaz güzel geliyordu bana.
O sıra gelen öksürük sesiyle irkilerek başımı arkama doğru çevirdiğimde omzunu kapıya yaslamış bizi seyreden Boran ile karşılaştım. Dahası elinde tuttuğu telefonu bize tutuyordu.
Kameraya alıyordu sanırım bizi.
Tüm galerisi zaten fotoğraflarımla doluyken birde videolar çekip duruyordu.
Fırçamı paletin yanına sehpaya bıraktığımda o hareket edip yanımıza geldi ne yapacağına bakarken arkama geçerek oturdu ve bir bacağını bacağımın yanına uzatarak o ikimizide önüne almış oldu. Göğsünü sırtıma yaslarken alt dudağımı ısırdım gergince, "Hoşgeldin, vakit o kadar geçmiş mi anlamadım." Derken kolumdaki saate göz attım, cidden baya olmuş.
"Hoşbuldum bir tanem," dudaklarını omzumla boynum arasına bastırdığında gözlerimi kapadım bir kaç saniye. Kolunu karnıma doladığında iyice yaslandı bana. "Amca bak güzel oluyor mu biz yaptık." Diye heyecanla Renas girdi araya.
"Çok güzel aslanım da ne resmi bu?" Dediği an Renas'ın güzelim kaşları çatıldı. Boran da bir an düşündü ne dedim diye. Telefonu ise açısı kaysada bizi kayıttaydı.
"Babamla annem amca!" Dedi sitemle Renas bana bakarak ona karşılık vermem için. Çaktırmadan dirseğimle karnını dürttüm Boran'ın. Gıcık yapmış gibi öksürdü önce. "Bende diyorum bu resim niye bu kadar tanıdık geliyor? Bu kadar benzerlik olamaz yahu maşallah." Gülmemek için dudağımı dişlerken Renas çatık kaşları ile döndü önüne.
"Renas ile önce kaba taslak bir çizim yapıyoruz detaylı bir şekilde ben sonradan üstünden geçeceğim o zaman daha iyi anlarsın resimi." Diye açıkladığımda daha aydınlanmış halde bakmaya başladı resime.
"Şuralara kay artık Renas ufak ufak." Diyerek Renas'ı uyardığımda dediğimi hevesle yapmaya başladı.
Bende resime göz atayım derken Boran burnunu boynumda gezdirmeye başladı ve bu işimi aksatıyordu.
"Özledim seni," duyduğum cümle ile derinden sarsıldım. Bende özlemiştim. Doğru dürüst konuşmuyorduk bile iki haftadır. Çenesini omzumun üstüne yerleştirip iki koluyla bana sarıldığında tamamlanmış gibiydim artık. Telefonunu da kapatarak yere bırakmıştı. "Bende özledim seni." Dedim kolunu okşayarak. Henüz üstündeki kabanı bile çıkarmamıştı.
"Benim kadar olamaz," dedi fısıldayarak yüzüme. Öyle mi dercesine baktığımda, "Ne var?" Dedi tersçe. "Değmeyecek kişiler için aramıza mesafe koyan sensin."
Sıkıntıyla nefes aldım. "Kimse yüzünden aramıza mesafe koymuyordum. Yaptığın yanlıştı anlamanı istiyordum."
"Kendini benden mahrum bırakarak mı?"
Gözlerimi kısarak ona baktım elimin tersiyle çenesini okşadığımda dibimdeki yanağına dudaklarımı sürttüm çok hafif. "Her gece benim uyuduğumu zannedip öpüp okşarken pekte mahrum kalıyor gibi görünmüyordun." Yutkundu sertçe. "Oraları karıştırma!" Dedi yakalanmanın verdiği huysuzlukla. Gülerek döndüm önüme.
"Hem kalkın artık boyalarla karnınızı doyuramayacağınıza göre gidip yemek yiyelim."
Dakikalar sonra ellerimizi iyice yıkanmış her akşam olduğu gibi hepimiz masanın etrafına kurulmuştuk. Yemek yerken sohbet etmek en iyi şeydi şüphesiz.
İki hafta önce kahvaltıda Bertan ağalara kursa gideceğimi okula devam edeceğimi söylediğimde buna şaşırmış ve pekte istemeselerde kocan bir şey demiyorsa bize laf düşmez demişti. Lalezar annem zaten sevinmişti bir yılım kalmışken bitirmemi isterken diğerleri de çok mutlu olmuştu. Mara her zaman ki gibi ters ters bakarak önüne dönmüştü. Bu iki hafta zarfında onunla da görüşmüştüm üstelik. Ufaktan bir ayar vermiştim bana bulaşmaması için ve tuhaf bir şekilde sesini çıkarmamıştı. Elimde bir büyü falan mı vardı ne kime çarpsam aklı başına geliyordu.
Yemekten sonra biraz oturmuştuk ama Boran'ların akrabaları gelmişti uzaktan, hepside erkekti. Geç saate kadar gitmeyip sohbet edince bunlar biz hanımlar odalarımıza çıkmış onları baş başa bırakmıştık.
Pijama takımlarından birini giyip yatağa girip uzandığımda sıcacık olan yatakta dön dur uyuyamadım. Neler oluyordu bilmiyordum ama tek bildiğim bir şey vardı o da ciddi anlamda Boran'a alışmıştım o olmadan uyuyamıyordum ve Boran şu an geç kaldıkça ben uyuyamadıkça öfkeleniyordum.
Yorganı boğazıma kadar çekip gözlerimi sıkıca yumup sakince bekledim onu, nasıl böyle bir konuma gelmiştim bilmiyordum ama onun kollarında olmak artık benim için dünyanın en güzel şeyiydi. Bu bir duygumu, his mi, alışkanlık ya da güvende hissetmekten miydi bilmiyordum. Boran hayatımda çok farklı bir noktaya yerleşiyordu.
Ve bu eskisi kadar korkutmuyordu.
Uykuya dalmaya çalıştığım o bir saatlik süre sonunda Boran sonunda odaya gelebilmişti. Bizim şu milletin asla misafirlikte erken kalkamamalarına dayanamıyordum. Odanın ışığını açmaması için içimden dualar ediyorken neyseki korktuğum şeyi yapmadı, çünkü gözlerim sımsıcak olmuştu açarsa iyice dağılan uykumla sinirden ağlayabilirdim.
O sırada onun için yatağın ucuna bıraktığım pijamasını giydiğinde sonunda yorganın ucunu kaldırdı ve yatağa girebildi. O yerleşirken ona döndüm hemen. "Uyumadın mı daha bebeğim?" Diye sorduğu sıra kolunu belimin altından geçirip kendine cekti ve bir bebekmişim gibi sardı sıkıca. Başımı boynuna gömerken bedenimi bedeninin üzerine çıkacak vaziyete konumlandırmıştı.
"Neden bu kadar geç kaldın?" Dedim mırıldanarak. Saçlarımı okşadı, yorganı iyice üstümüze çekip beni komple saklayarak. "Kalkmak bilmediler uzaktan gelmişler bir şey demekte olmuyordu ayıptır diye."
Haklıydı ama ne bileyim...
"Huysuzlanma hemen, kocan günün sonunda senin kollarına alıp uyutuyor mu uyutuyor rahat ol." Hemen de böbürleniyordu ama bu sefer onu bozmadım aksine ellerimi beline sıkıca sardığımda cevabımı böyle verdim.
Alnıma ufak öpücükler bırakırken ben çoktan uyuyakalmıştım.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ise gördüğüm o dehşet verici kabusla sıçrayarak uyandığımda nefes nefeseydim.
"Yavrum, noldu?" Diyerek endişeyle konuşan Boran gece lambasını yaktı hemen. Uyku mahmuru şekilde önce etrafa sonra çenemi kavrayarak kendine çeviren Boran'a bakınca rüyamı gerçekmi algılamaya çalıştım.
"Boran?" Dedim ağlamaklı bir sesle. Zihnim basit bir rüyaydı diyordu ama etkisi büyüktü. "Söyle bebeğim, noldu ha? Kabus mu gördün, bir yerden mi düşüyordun yoksa yine?" O endişeyle bana bakarken başımı iki yana salladım.
Elini alnıma vurup sildiğinde, "Terlemişsin," dedi. Sonra ben anlamadan tişörtümün eteklerini tutup kaldırarak tek seferde çıkardı üstümden. Sütyenimle kalırken o zaten loş karanlıkta bedenime bakmayıp üzerindeki tişörtünü ensesinden tutup çıkardı ve bana giydirdi, saçlarımı tutup içinden çıkardı. Komodinin üzerinden aldığı birde suyu bana kendi elleriyle içirdiğinde daha iyiydim artık.
O gözlerimin içine içine bakarken boynuna sarıldım kucağına çıkarak. Belim ve kalçamdan tutarak destek olurken, "Sen iyisin değil mi?" Dedim kulağına doğru boynuna sarılırken.
"Asıl sen iyi misin yavrum?" Dedi anlamayarak. Haklıydı pek akıllıca davranmıyordum. "Uyuyalım nolur." Dedim kaçınırcasına ondan.
Çok şükür ki zorlamadı beni. Kucağından indirmeden yatağa uzandırdığında sırtımı okşadı yatıştırmak istercesine işe de yaradı bu üstelik. Kısa süre sonra tekrar uykuya dalmıştık.
Sabah ise gece olanları hiç konuşmadık en doğru şekilde.
Boran arabayı kullanırken kursuma götürüyordu beni ve ben hâlâ tam ayılabilmiş değildim. Camdan dışarıyı seyrederken bu durgunluğum Boran'ın gözünden elbette kaçmıyordu ancak pek havamda değildim bugün.
O sıra radyonun sesini yükseltti, Çavreşamın şarkısı çalarken parmaklarını bacağımın üstünde duran parmaklarımdan geçirerek kavradı ve dudaklarına götürdü. Dudaklarımda bir gül gibi açıldı gülümsemem. Başımı ona çevirdiğimde göz kırparak şarkıya eşlik ettiğinde en güzel manidar kısmını dillendirmişti benim için.
"Mın navê te bı xwina xwe
Nıvisande vi dıli
Ne zımanên careki
Çavreşamın."
Senin adını kendi kanımla
Yazdım bu gönüle
Bir defalık sözle değil
Kara gözlüm
Kara gözlü değildim ama olsun mavişi olmak daha iyiydi.
Şarkı devam ederken utançtan bakamadım yüzüne o güzel sesiyle bana iltifatlar ederken.
Dakikalar sonra caddenin kenarına park etti arabasını.
"Hastaysan gitme boşuna," Dedi yüzümü avuçları arasına alırken. Kaküllerimi parmağının ucuyla sevdi, yanağımdaki elinin üstüne yerleştirdim parmaklarımı, "Dedim ya Boran iyiyim bir şeyim yok diye."
"Niye böylesin o zaman yavrum," omuzlarım düştü. "Pek havamda değilim modum yok galiba." Büzülen dudaklarıma baktı kısa bir an sonra eğilip yanağımdan sıkıca öptü. "Senin modunu yerler."
Güldüm istemsizce.
"Ya Boran bırak gideyim." Diyerek çekildiğimde kolumu tutarak uzaklaşmama izin vermedi. "Bir öpücük vermeden mi gideceksin öğretemedim mi ben sana daha bunu." Sakalını boynuma doğru sürtmeye çalışınca gülerek kaçınmaya çalıştım ama kollarını bedenime sararak izin vermiyordu.
"Boran tamam!" Dedim gülerken çünkü tikimle oynuyor gıdıklayınca araba kahkahalarımla doldu. Koltuktan kayarak araya girdiğimde sonunda gülerek bıraktı beni ama darmaduman olmuştum ben. Saçım başım komple dağılmıştı.
"Manyak mısın sen be ruh hastası," diye söylenirken koltuğa oturmaya çalıştım. O ise bana bakarak sırıtıyordu, arabanın aynasını indirip saçımı düzeltmeye çalıştığımda, "Bak sakın!" Dedim yine gıdıklayacağını sanarken ama o arabanın klimasıyla uğraşırken güldü erkeksi bir tavırla ve bu sertçe yutkunmama neden oldu.
"Ha şöyle gül biraz kurban olduğum." Dedi geri çekilip koltuğuna yaslanırken. Aynaya bakıp kâküllerimi düzeltirken gülümsemem büyüdü. Güleyim diye dalağımı bıraktırıyordu herif. Beni izlediğini gözlerinin üstümde olduğunu bile bile saçlarımla ilgilenmeye devam ettim.
"Güzelsin güzel neye uğraşıyorsun hâlâ, süslü." Diyerek laf attığında alt dudağımı ısırdım hafifçe hemen sonra ise cilveli bir edayla döndüm ona aynayı kapatarak. Saçımı şöyle bir savurdum kıstığı kehribarlarına baka baka. "Güzelsem ne olmuş ilgilenmeyeyim mi kendimle?" Gözleri ışıldadı edalı hareketlerimle. "Ben sana bir şey diyor muyum hem." Kaşları havalandı hafifçe.
Yaklaştı hafiften, "Neyim varmış ki benim bir şey diyecekmişsin?" Diye sorunca hafif bir merakla koltuğumdan ona doğru kaydım. İnce uzun parmaklarımı yanağına dokundurarak parmaklarımın tersiyle kirli tip sakallarının üstünde gezidirdim. "Asla çizgisi bile bozulmasın diye saatlerce tıraş oluyorsun mesela." Kaşları iyice havalanırken ilgi ve merakla bakmaya devam ediyordu.
Parmaklarımla siyah ceketinin yakalarına dokunarak kaydım ve gömleğinin üzerinde sert göğsünü hissedercesine gezdirdim parmaklarımı. Bedeni kasım kasım kasıldı. "Tek bir kırışığı bile olmayan her güne farklı bir özel takım elbise giyiyorsun mesela." Koluna dokunarak kol saatine geldiğimde, "Her takıma özel bir kol saati ve ayakkabılar... Sencede biraz fazla fiyakalı ve özenli değil misiniz?"
"Öyle miyim ki acaba karıcım?" Diyerek oyunbozan bir tavırla yaklaştı yüzüme.
Başımı usulca aşağı yukarı salladım, "Öylesin kocacım." Dudaklarıma düşen bakışlarıyla ve dediğimle dişlerini birbirine geçirdi sertçe yutkunarak. "Ben sadece karımın yanına yakışmaya çalışıyorum, becerebiliyorsam ne mutlu bana." Dedi kısık bir tonda ancak bakışıları ve sesinin derinlerindeki o tutkulu his ortaya koyuyordu kendini. Elimi yanağına yasladığımda, "Gitmem gerekiyor derse geç kalmak istemiyorum." Dedim kısıktan bir sesle ortama uyarak.
Çenemi okşadı alttan alttan, "Git yavrum o zaman." Dediğinde uzanıp yanağına sıkıca bastırdım dudaklarımı. Diğer tarafından da öptüğümde o da boynuma doğru sıkıca bastırmıştı dudaklarını derince nefesler alarak.
"Kendini iyi hissetmezsen beni ara hemen ya da adamlar kapıda zaten çık konağa git senden önemli değil hiçbir şey." Dediğinde kalbimde çiçekler açtı öyle ki ılık bir his yayıldı bedenime. "Merak etme ben gayet iyiyim ama kötü olursam eve gideceğim hemen söz."
Sonunda vedalaşıp arabadan inecekken elim kapının kolunda kaldı o an gece gördüğüm kabus geldi gözümün önüne zaten onu gördüğümden beri kendime gelmiş sayılmazdım. Alt tarafı bir rüya olması sorun değildi sorun ben iyi ya da kötü olmaksızın bir rüya gördüğümde mutlaka o gün bir şey oluyordu olmasa bile rüyanın etkisi üstümden geçmiyordu bir türlü.
Ani bir hareketle kapıyı açmaktan vazgeçip Boran'a döndüğümde o bile daha anlamadan ona doğru uzanarak ensesinden tuttuğum gibi dudaklarına bastırdım dudaklarımı. Önce büyükçe afalladı hemen ardından parmakları saçlarıma girip beni kendine çekerken karşılık vermede gecikmeden öpmeye başladı beni.
Kolunu belime sarıp kendine çekerken kolumu boynuna dolayarak diğer elimle de yanağını okşuyordum. Üst dudağımı şehvetle emdiği sıra dişlerimiz birbirine çarptı, nasıl oluyordu bilmiyordum ama onunla öpüşmek çok farklı ve güzel hissettiriyordu. Asla tatmayacağımı zannettim bi haber olduğum hisleri kaburgalarımın altında topluyordu ve bir anda patlatıyordu.
Hafifçe geri çekildik sonra yetmiyormuş gibi aynı anda yine kavuşturduk dudaklarımızı. Allahtan ruj sürmemiştim yoksa şu an mahvolurdum. Derinden bir inleme dudaklarına çarptığında hırlarcasına bir ses koptu boğazından ve başımı kendine daha çok bastırarak öpmeye devam etti.
Kısa olacağını umarak başlattığım öpüşme dakikalara evrilip dudaklarımı ezip yirmi dört saatlik kalıcı nem sağladığında ikimizde anlaşmış gibi yavaş ancak ıslak bir sesle ayrıldık bir birimizden. Alnını alnıma yasladığında nefes nefese kalmıştım. Ceketinin yakasına tutundum.
"Boran benim astımım var ve sen bile bile nefesimi kesiyorsun." Dedim sitem edercesine. Dudakları kıvrıldı gözlerini kapattığı sıra.
"Sen nefes al diye iki kere bıraktım dudaklarını." Dedi sadece iki saniyelik arada nefes almamı isteyerek. "Hem benim nefesimi tüket çek kendine sende. Çokta zor değil öğreteyim mi sana?" Dudaklarıma yöneldiği sıra gülerek geri çekildim.
"Abartma istersen," Omuzları düştü huysuz bir tavırla. "Gitmem gerek, kendine dikkat et olur mu Boran." Dediğimde duraksadı.
"Ederim tabi," demişti kararsız bir ifadeyle. Belkide ilk defa ona kendine dikkat etmesini söylemem tuhafına ve hoşuna gitmişti.
Kurs merkezine giriş yaptığımda üçüncü kata çıkmak için asansöre yöneldim. İlk iki katta da eğitim veriliyordu orada daha çok lise ve üniversiteye hazırlık bölümleri vardı üçüncü ve dördüncü kat ise üniversite hazırlık ve resim atolyelerinden oluşuyordu. Fazlasıyla gelişmiş güzel bir yerdi, Boran'ın her konuda en iyisine başvurmasına bayılıyordum kesinlikle. Resim çantamı sıkıca tutarak sınıfa girdiğimde henüz hoca gelmemişti neyseki. Her öğrenci kendi şövale tahtalarının arkasında otururken kendi sırama geçtim. Kabanımı ve çantamı askıya asarken hocada girmişti sınıfa. Kızlar ve erkekler yerlerine geçerken bende tek kişilik sırama geçtim.
Sınıfın sıcaklığı hoşuma giderken üzerime göz attım, siyah kalın termal tayt giymiştim üzerine dizlerime kadar gelen salaş beyaz bir gömlek ve onunda üzerine siyah süveter tarzı kazak giymiştim. Belimeden siyah bir kemer takarak estetik bir görüntü oluştururken ayağımdaki pofuduk beyaz botlarla uyumlu olmuştu. Saçlarımı kelebek tokamla sıkı olmayacak bir şekilde topladığımda kadın olan öğretmenimizin dediklerine dikkatimi vermeye çalışıyordum.