Sınıftaki öğrencilerin hepsi farklı bir tarzda kişilerken kimseyle merhabalaşmaktan öteye geçmemiştim henüz. Kızlar birer gurup gibi takıldıkları için onların yanına pek gidebildiğim söylenemezdi ki zaten bende pek insan canlısı biri değildim. Yinede bir zararlarını görmemiştim elbette... Bir iki kızın sürekli bakıp göz süzmesi dışında.
"Ve evet akılda derin izler bırakan anlar, her zaman en iyi eserler olmuştur çünkü duyguların en yoğun olduğu ve hissedildiği tablolar onlardır." Diyen öğretmen fazlasıyla enerjik tipli biriydi ve etrafındaki insanlara pozitif enerji yayabiliyordu. Bu çok özeldi bence. Onunla biraz sohbet etme fırsatım olduğunda daha iyi tanımıştım çok sıcakkanlı biriydi.
"Başlayın bakalım." Dediğinde paletime boyalarımı döküyordum. Çiçek aranjmanını olduğu gibi en canlı haliyle çizmemizi istiyordu. Böbürlenmek gibi olmasın fazlasıyla basit bir işti benim için.
Hoca çizerken dikkat etmemiz gereken yerleri söylerken kulağım tamamen ondaydı ancak elim çoktan iş başına geçmiş gibi hareket ediyordu. Önce hat fırçamla soğuk bir renkle çizgileri belirledim ve yavaş yavaş başladım resmi yapmaya.
Kısa süre sonra herkes sessiz bir şekilde yani kendi sesleri yokken resmi yapmaya odaklanmıştı. "Vay canına gerçekten çok profesyonelce çalışıyorsun. Parmaklarının hareketlerine hayran kaldım." Duyduğum sesle şaşırarak döndüm sağ tarafıma. Kumral bir erkekti bunu diyen. Gözleri ben ve tuvalim arasında mekik dokuyordu hayran bakışlarla.
"Teşekkür ederim," dedim sadece hafifçe gülümseyerek.
"Ne demek gerçekler sadece. Bu arada adım Atakan sen," diyerek elini uzattığında uzattığı ele baktım tereddütle. Kötü birisine benzemiyordu aslında ama, neyse herkese öküz gibi yaklaşacak değildik. Elini çok kısa tutarak, "Gece bende memnun oldum tanıştığıma." Diyerek geri çekildiğimde, "Ben daha çok." Demişti büyükçe gülümseyerek.
"Bu arada parmağındaki yüzükler de fazla dikkat çekici onlara da bayıldım, çok zevklisin Gece." Sadece gülümsemekle yetinirken gümüş yüzüğüme ve evlilik yüzüğüme dokundum okşayarak. "Aslında zevkli olan kocam olur, yüzüklerimin hepsi onun hediyesi ve seçimi." Dediğimde kaşları havalandı şaşkılıkla.
"Evli olduğunu düşünmedim hiç." Dedi yüzünü saran merakla. "Yani yanlış anlama lütfen çok genç gorünüyorsun ondan. Kaç yaşındasın acaba yanlış anlamazsan."
"21 yaşındayım." Dediğimde dudakları değilmiş gibi daha da kıvrıldı.
"Bende 24 yaşındayım gerçi herkes fazla olgun duruyorsun der ama." Dediğiyle tipine baktım saçları uzundu ve arkasında ufak bir topuzu vardı, kulaklarında küpe sağ kaşında piercing vardı. Hafif kirli sakalı sarıya kaçan tona sahipken gözleri bildiğin siyahtı kömür gibi. Boylu ve gideri olan biriyken eminim sevgilisi vardır dedim içimden. Öyleyse rahat olabilirdim bana asılmazdı üstelik zaten evli olduğumu vurgulamıştım. Yinede mesafe her zaman iyiydi.
Bu sebeple çok konuşmadan işime geri döndüm.
Ara olduğu zaman herkes sınıftan çıkıp ortak kantine inerken çantamdan kartımı ve telefonumu alıp yavaş yavaş çıktım bende. Aşağı kata kantine indiğimde kendime sütlü şekerli bir kahve almıştım. Oturacak yer bakarken kızların yanına gidip oturabilirdim ama canım kesinlikle onların arasına girmek istemiyordu o sıra oturduğu masada bir başka erkek ve kız olan Atakan elini kaldırarak beni çağırdı ancak onların yanına asla gitmek istemiyordum bu yüzden gülümseyerek kahvemi kaldırdım ona ardından hemen yan tarafında kalan bir masa ilersindeki diğer boş masaya geçerek oturdum rahatça.
Genelde hep Boran arıyorken bu sefer ben aramak istedim onu. Telefonu kulağıma yasladığımda çalmaya başlamıştı, üçüncü çalışta açmıştı.
"Yavrum?" Sesinin sorgulayıcı çıkmasının nedeni şaşırmaktandı. Genel olarak kimseyi önemli bir şey olmasa aramazdın genelde mesajlaşırdım ne yapayım.
"Nasılsın iyi misin?" Diye sordum karşılık olarak. Bir hışırtı duydum oturduğu yerden kalkmış gibi geldi.
"Ben iyiyim bir tanem, toplantıya girecektim şimdi. Sen nasılsın arayamı çıktın."
"Evet... Seni arayayım dedim."
Bir mırıldanma doldu kulağıma hoşnut olduğunu belirten.
"Sen iki saat içinde kocanı mı özledin yoksa?" Dediğiyle yutkunurken eğlenmesini göz arda ettim.
"Onu nereden çıkardın arayamaz mıyım ben seni!" Kahvemi alıp içtim biraz kendime gelmek için.
Kısa bir gülüş kaçtı dudaklarındanki kanımı bir kaynattı sanki. Öksürdüm gıcık tutmuş gibi. "Ararsın yavrum ararsında arayan sen olunca insan bir şahlanmıyor havalanmıyor değil hani." Göz devirdim bıkkınca. Kısaca götüm kalkıyor diyordu.
"Ben seni genelde her zaman özlediğim için dayanamadığımdan arıyorum sende arayınca ne anlam çıkarayım ben bundan başka?" Derin bir nefes aldım karşılık olarak.
"Ne çıkarıyorsan çıkar Boran seni de bir daha ararsam var ya-"
"Dur dur hemen heyheylenme yerim senin o sinirini bak." Dedi telefonun o tarafından her an uzanıp yanaklarımı sıkacakmış gibi. "Geleyim alayım mı istiyorsun seni ha!"
Gülümsedim derince, "Yoo akşama görüşecez zaten." Dedim sırıtarak.
Ne?
Sırıtmak.
Lan ben napıyorum az önce cilveli cilveli mi konuşmuştum.
"Akşam ne görüseceğiz ki?" Sesinin tonu değişmişti bile adamın. Ben yapacağım işe tükereyim zaten. "Konuşsana güzel sevgilim hadi söyle ne yapacağız akşam görüşüp?" Dedi büyük bir istekle ve bu içime ateş düşürdü fena halde.
Sanki herkes bana bakıyor gibi yerimde dikleşip oturuşumu düzelttim, "Boran," dedim kısılan sesimle. "Söyle güzel karım benim."
Dudaklarımı ıslattım, sıcak basmıştı anında. "Etrafımda insanlar var rahat dur istersen." Diye ikaz ettim ama kime diyorsam. "Durmak istemiyorum ama ben, hemde hiç. Beni tatmin edecek bir şeyler söylemeden de telefonu kapatamayacağını bilsen iyi edersin bebeğim."
Tamam fazla ısrarcıydı uyuyan deveyi de biz uyandırmıştık.
"Bunları akşam konuşsak olmaz mı... Yine şöminenin karşısına geçip otururken."
"Yine gecelik giyecek misin peki?"
Yutkundum sertçe, "Giyeyim mi?" Diye sordum ciddi ciddi salak gibi.
Sert bir soluk sesi geldi. "Yavrum, hani senin şu çekmecende ben siyah bir gecelik görmüştüm de onu mu giysen acaba?"
Ne?
"Sen benim çekmecemimi karıştırıyorsun Boran!" Dedim zorlukla sesimi bastırarak.
"Saçmalama! Bir ara açmıştım görmüşüm aklımda kalmış ne var bunda?"
"Senin aklında hep böyle şeyler kalıyor zaten!"
Güldüğünü duydum bastırmaya çalışırken, "Benim aklımda komple sen kalıyorsun, her şeyim sen olmuş normal değil mi?" Bir anda yumuşatmasını iyi biliyordu malesef.
"Hadi bir öpücük yolla kocana sonra kapat yavrum." Cidden etrafta insanlar varken yapmam ne kadar doğruydu diyecektim ama neyse onlar neler neler yapıyordu. Telefonu dudağıma yaklaştırıp öpücük yolladığım da, "Görüşürüz Boran, dikkat et kendine lütfen!" Der demez kapatmıştım. Biraz utanmıştım malesef.
Ama atlatacaktık bunları artık yavaş yavaş.
Kahvemi içerken gözlerim etrafı taradığında tuhaf bir dürtüyle masama fazla yakın olmayan ancak iyi görebildiğim bir kadınla göz göze geldim. Kadın normal davranarak oturduğu yerde rahatça gerinerek tostunu yemeye başlarken neden bu kadar tanıdık geldiğini anlamaya çalıştım.
Kaşlarımı çatarak önüme döndüğüm sıra bu sefer masamın önünde duran kızla şaşkınlıkla kaldım.
"Ne işin var senin burada?!" Dedim sesim sert bir tonda çıkarken.
Elindeki karton bardağı masaya koydu eli yanmış gibi.
"Sana otur dedim mi Fisun!" Dedim gerilmeme engel olamayarak. Fisun'un burada işi neydi?
Çantasını omzundan çıkararak yanına sıkıştırdığında, "Burası kafe değil Gece boş olan istediğimiz yere oturabiliriz." Dedi gayet yapıcı bir ifadeyle ancak stresli olduğunu kesinlikle anlamıştım.
Arkama yaslanırken bacaklarımı üst üste attım, "Oradan bakınca yabancı birine mi benziyorum Fisun, kalk git başka bir masaya canımı sıkma benim." Diye uyardım mesafeli soğuk bir tavırla.
Gözleri kaçamak bir şekilde etrafa kaydığında hızla önüne döndü. "Henüz kimseyle bir arkadaşlık kurmadım ve buralar bana fazla yabancı," parmaklarıyla oynamaya başladı gergince, "Alışmaya çalışıyorum işte."
Derin bir nefes aldım sakin kalmak adına. Üstüne göz attığımda bir tık şaşırmadan edemedim tabi, genelde kafasında şal eksik olmazdı ama bugün örtmemişti, koyu siyah saçları omuzlarının altına kadar rahatça iniyordu makyajı yok denilecek kadar azken üstünde ayak bileklerinin bir karış üstünde biten bol ekose desenli etek giymişti, siyah bir buluzu eteğin içine koyarak belinin inceliğini ortaya koyarken üstüne eteği ile takım olan kısa ceketini giymişti. Bunu tanımasan ne kadar naif ve nazik, temiz biri derdim görünüşüne bakarak ama işte dışı sizi içi beni baya yakardı.
"Ne işin var burada peki?" Diye sorduğumda sakin bir tavırla, biraz olsun rahatlayarak dikleştirdi omuzlarını. "Okumak için," dedi gülümseyerek. "Lise için başvuru yaptım ya dışarıdan işte onun için buradayım ilk katta ders görüyorum." Kaşlarım bir tık havalandı.
"Hayret ben sen yine beni kandırmaya çalışıyorsundur diye düşünüyordum." Derken gözlerini kaçırdı utançla. Ay ben şok bu kızda utanma var mıydı. Dudağımın ucu kıvrıldı alayla, "Demekki neymiş, Nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir." Keşke canı yanmadan önce akıllansaydı diyecemde hiç inanasım gelmiyordu buna ama umarım beni bolca yanıltırdı.
"Sen gerçekten de çok fenasın Gece." Dedi ancak kızgın bir tarafı yoktuda. Omuz silktim dediğine ve kahvemi yudumladım ilgilenmeyerek. Ancak o ilgileniyordu.
"Abimler gitti artık bir sorun çıkaramazlar, korkmaya gerek yok artık."
"Korkmak mı?" Dedim alayla gülerek. "Senin abin kimki ondan korkacağız biz!"
"Öyle demek istemediğimi biliyorsun-"
"Ben sadece kocamın elleri iğrenç kanınıza bulanmasın istedim o kadar yoksa inan bana o pislik abin zerre kadar ilgilendirmiyor beni!" Dedim acımasızca.
"O nasıl bu duruma geldi biz bile anlamadık Gece," diye açıklama yapmaya başladı ama duymak bile istemiyordum yinede karşılık vermeden duramadım.
"Senden pek bir farkı yoktu abinin Fisun neyine şaşırıyorsun acaba? O kendini gizledi ve dayanamayarak patladı sense zaten ezelden beri kötüydün şimdi biraz durulmuş görünüyorsun ancak o da zerre işlemiyor bana!" Bacağımı diğer bacağımın üstünden indirdiğimde masada ona doğru eğildim. "Söylesene Fisun bunca gün nasıl annenden ayrı kalabildin ben sen iki güne onun yanına koşar dibinden ayrılmadan, söylediği her haltı yaparsın zannediyordum. Yoksa sonunda onun etekleri altından çıkmayı akıl edebildin mi hoş ben sende o zeka pırıltılarını pek göremiyorum."
Başını kaldıramazken, "Bu kadar acımasız olmak zorunda mısın?" Dedi.
İşte buna gerçek bir kahkaha attım, "Kusura bakma bu konuda sizin elinize su dökemem. İki ağladın diye de ne yaptıklarınızı ne de söylediklerinizi unuturum. Ağzımı açtırma benim, çocukluğumdan beri kabusum oldun annenle beraber ben sana ölsende hakkımı helal etmem!"
"Gece!" Diyerek kaldırdı başını dolan gözleriyle. "Yapma. Tamam hatalı ve suçlu olduğumu kabul ediyorum ama yemin ederim düzelmeye çalışıyorum. Artık gözlerimi açtım kimseye kanmıyorum tamam mı, tek derdim artık kendimi düşünmek hiç kimsenin hayatıyla ilgilenmiyorum karışmıyorum senin uyardığın dediğin gibi yapıyorum işte. Ayaklarımın üstünde durmaya çalışıyorum. Affetmeyeceksin biliyorum, hakkındır zaten ne desen de ağzımı açmam, sana yaptıklarım bile başlı başına tonlarca günahı boynuma doladı bu yüzden sadece üstüne koymamaya çalışıyorum."
Dediklerinde ciddi dururken, "Ne yaparsan yap!" Dedim. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Özellikle senin gibileri!" Dediğimde imayla o da çok önceleri ettiği hakaretleri hatırlamış gibi eğdi başını.
"Annen abine olanları duyunca ne yaptı, neden gelmedi buraya bir işler mi karıştırıyor yine?" Diye sorduğumda olumsuzca salladı hemen başını. "O hiçbir şey yapamaz artık. Babam buraya adımını atarsan boşarım seni diye yemin etti, korkusundan gelemiyor abimin yanına İstanbul'a gidecek galiba tam net değil hiçbir şey." Dediğinde kafamı salladım olumluca.
Ayağa kalkıp üstümü düzeltirken kahvemi aldım elime, o da başını kaldırarak bana baktı hemen. "Bu arada Fisun, amcamla bizim konağa yerleştiğinizi bundan sonra ikinizin orada yaşayacağını duydum. Eğer yanlış bir harekette bulunursan olurda Hevdem'e tek laf dokundurttuğunu duyarsam-"
"Yeter Gece ya tehdit edip durma zaten bayılmama ramak kalmış şurada!" Diye çıkıştığında gözlerimi devirdim sertçe. "Sen anladın anlayacağını zaten." Diye ekleyerek oradan uzaklaştım. Dert bitmiyordu ki bir Fisun eksikti burada.
Umarım bir hata yapmazdı artık.
"Bu arada hayırlı olsun son seneni bitirecekmişsin." Diyerek yanımda biten Fisun'la sert bir nefes aldım.
Ona ters ters baktığım için, "Ne? Dersim başlayacak ilk katta ayrılırım senden, bu da mı suç?" Dedi.
Allah'ım sen sabır ver bana.
🗝️🔗🗝️
"Adama stres topu almışsın Zara, ne yapmasını bekliyorsun, askeriyenin ortasında seni kovalamadığına dua etseydin keşke. Ayrıca nolur koşma şu adamın peşinden artık ya sana adam mı yok gerizekalı." Zara burnunu sertçe püskürterek sildi peçeteye.
"Yok!" Diye böğürdü. "Ben onu istiyorum banane ya!" Diyerek ağladığında şakaklarımı ovdum.
"Ya zaten benim ne suçum var ki çok sinirli gergin gergin dolaşıyordu biraz insani tepkiler versin diye aldım ben o topu," derken ağlamaya devam etti. "Aptal adam! Aldı resmen dişleriyle parçaladı topu ya!.. Birde bana bir daha buraya gelirsen seni tutuklarım dedi taciz etmekten." Gülmemek için zor dururken bir yandan üzülüyordum. "Keşke taciz etseydim de boşa laf yemeseydim. Öküz işte ne olacak hiçbir boktan anlamıyor anca beni başından atmaya çalışıyor ya ben güzel değil miyim neyim eksik benim ya burnum bile küçük ve düz genlerimize rağmen!"
Dayanamayarak güldüğümde ağlaması durdu bir anda. "Aşk olsun sana da yenge ya gülüyorsun birde. Oysa ben gelip sana içimi açıyorum günlerdir böylemi destek olacaksın bana."
"Zara," dedim ciddileşerek. "Seni günlerdir dinliyorum ve bir abla olarak söylüyorum bunları, eğer canını yakıyorsa ve en önemlisi o seni istemiyorsa uzaklaş ve bırak onu biliyorum çok zor unutmak ama bunu yapmadığın sürece canın daha fazla yanacak ve ben senin üzülmeni zerre kadar istemiyorum." Ağlaması dururken yutkundu ağırca. Onun odasında onun yatağında rahatça otururken dikleştim.
"Yenge ben onda bana karşı bir şeyler hissetmesem diretmem ki zaten ama neden bu kadar karşı bana onu da bilmiyorum." Gözlerinin altını sildim sakince ve yanağını okşadım. Ufacık yüzü koca pasparlak gözleri varken bu tatlılığa kim hayır der bilmiyordum. Salak herhalde bu adam.
"Tamam bugünlük bu kadar yeter kalk toparlan bak abin gelmiştir seni bu halde görürse o adamın rütbesi bile alamaz Boran'ın elinden, kardeşini üzdü diye yıkar Vallahi her yeri." Dediğimde gülümsedi derince.
"Üniforma da çok yakışıyor biliyon mu yenge." Dediğinde kafasına vurdum, "Kalk ben giydirecem sana üniformayı yoksa!" Derken kalktım yataktan.
"Abime benzedin iyice sende karı koca despotsunuz!" Diye bağırırken odadan çıkmıştım bile. Saatimi kontrol ettiğimde yedi buçuk olmuştu ve Boran hâlâ gelememişti yarım saat geç kalmışken huzursuzlanmadan edemedim. Bana gecikeceğim dememişti.
Salona girdiğimde kapıyı kapatırken hazır olan ancak yemekleri soğumasın diye boşaltılmamış sofraya baktım.
"Bertan Ağalarda gelmedimi daha?" Diye sordum Lalezar anneme bakarak ancak o da biraz tuhaf görünüyordu.
"Bilmiyorum ki kızım az önce konuştum Bertan'la o da siz yemeğinizi yiyin biz gecikeceğiz dedi." Renas orta sehpanın orada ders yaparken Diljen ve Mizgin abla masanın başında duruyorlardı.
"Ben en son öğlen vakti konuşmuştum Boran'la dur bir arayayım onu." Derken telefonumdan adını bulup tuşlamıştım bile. Telefon çaldı, çaldı ve çaldı ancak açmadı. Dudaklarımı ıslatırken tekrar tekrar aradım ancak açmadı.
"Açmıyor Boran, o benim telefonlarımı kesin açardı ama..." dedim huzursuzlanarak. Lalezar annem huzursuzluğumu anlamış gibi, "Yanında adamlar falan varsa açmamıştır sen Merih'i ara bakim." Dediğinde hemen aradım ancak işe bak ki o da telefonunu açmadı, en son kapattı üstelik.
Ancak durmayıp Bahoz'u aradım bu sefer o da açmadı Özgür'ü aradım o da açmadı.
"E kızım Yasmin'i ara hele o biliyordur belki Bahoz'un yerini." Dediğinde duraksadım. Kız hastanedeydi bugün çalışıyordu dahası hamileydi durduk yere endişelendirmek istemiyordum onu bir şey varsa.
"Yok onu aramayalım çalışıyor boşuna endişelenmesin bir şey varsa, hem belki önemli bir işleri vardır kötü bir şey olsa haber çoktan gelirdi değil mi?" O sıra Zara ve Mara da içeri girmişti. "Geçelim biz yemeğimizi yiyelim onlar ne zaman gelir kim bilir."
"Abimler nerede babamda yok gelmiyorlar mı?" Diye sorunca Mara, "Yoklar bugün biz bize yiyeceğiz yemeğimizi hadi geçin." Dedi Lalezar anne ardından masaya geçip oturduğumuz da yemekleri doldurmuş yemeğe başlamıştık. Diljen ve Mizgin ablada bizimleydi bu akşam ama bende pek iştah olduğu söylenemezdi içime çok fena kurt düşmüştü. Çorbamı ufak ufak içerken de kendi kendime kuruntu yaptığımı söyleyip duruyordum.
İlerleyen saatlerde de hiç iyi gitmiyordu Lalezar annem ile kaçamak bakışlar atarken birbirimize diğerlerini telaşlandırmayalım diyordukta ben hiç iyi durumda değildim saat on olmak üzereydi ve hâlâ telefonlar açılmıyordu.
Çok fena bunaldığımı hissettiğimde millet film izlerken salondan dışarı attım kendimi. Soğuk, buz gibi hava yüzüme vururken yine ferahlatmamıştı beni. Soğuk demirlere parmaklarımı yaslayarak aşağıya avluya baktığım esnada beynimde bir flaş patladı sanki.
Gece uykumdan sıçrayarak uyanmama neden olan rüya film karesi gibi canlandı gözümde. Rüyamda; ben ve Boran vardık. Çok geniş yemyeşil bir arazideydik el ele, öyle güzel öyle yoğun çiçek kokuları geliyordu ki burnuma sarhoş oluyordum neredeyse. Boran ile göz göz geliyorduk sonra o beni kendine çekiyordu, öyle yoğun bir sekilde bakıyordu ki gözlerime ondan başka hiçbir şey düşünemez oluyordum elini kaldırıp yüzüme dokunacağı esnada yüzünü acıyla buruşturuyordu. Gözlerim dibimdeki bedeninin aşağısına kaydığında bembeyaz olan gömleğinden yavaş yavaş oluk oluk kan akmaya başlıyordu. Gözlerim şokla açılırken dizlerinin üzerine çöküyor Boran bende onunla birlikte çöküyorun, gömleğini ikiye ayırıp bedenine bakmak istediğimde göğsünün her yerinde kurşun yarası ve o yaralardan akan kanlarla karşılaşıyordum. Tüm gücümle bağırıp çığlık attığım esnada yemyeşil olan arazi çorak bir yere donüşüyordu hava bir anda kakarıp gök gürlerken Boran'a dayanması için yalvarıyorum ama o kadar gerçekçiydiki her şey o anın ağırlığını hâlâ daha üzerimde taşırken sesler doluyordu kulaklarıma birileri senin yüzünden diyip duruyordu. Boran gözlerini açmıyordu bana bakmıyordu nefesi kesiliyordu ve birileri bağıra bağıra sen yaptın diyordu sonra bir anda elimde bir silah beliriyordu. Her şey o kadarken sıçrayarak uyanmıştım kabustan işte.
Kazağımın ve altındaki gömleğimin yakasını çekiştirdiğimde titrememe engel olamayarak telefonda üst üste aramalar yaptım hiçbiri açılmadı.
"Kendine dikkat et demiştim..." dedim titreyen sesimle. Gözlerim dolmuştu ve boğazım dügüm düğüm olmaya başlamıştı. İyi değildim işte.
"Kızım ulaşamadın mı hâlâ?" Diye yanımda beliren Lalezar anneme bakamadan olumsuzca salladım başımı.
"Kesin bir şey ol-" Cümlemi tamamlayamadan sokakta art arda arabalar durmaya başladı.
"Geldiler!" Dedi heyecanla yanımdaki kadın aynı anda merdivenlere yönelirken bende arkasından korkarak takip ettim onu.
Dakikalar sonra tek tek içeri girdiler. Bertan Ağa her halinden belli olan sert tavrıyla içeri girerken arkasından Merih ve onun ardından da sonunda Boran görünmüştü.
"Ne işiniz var aşağıda sizin?" Diye konuşmuştu öfkeli bir tavırla Bertan Ağa. İtinayla Boran'a bakarken o gözlerini bana değdirmiyordu ama bende yerimde duramıyordum bu sebeple onun yanına adımladım yavaş yavaş.
"Ne demek ne işiniz var kaç saattir arıyoruz biriniz bile cevap vermiyorsunuz öldük meraktan burada öldük." Diye karşılık verdi sinirli bir hâlde Lalezar annemde. Haklıydı üstelik.
"Tamam anne meraklanacak bir şey yok işimiz vardı onları hallediyorduk." Dedi Boran gergin bir tavırla.
Merih, "Ben odama çıkıyorum." Dediğinde bize bakmadan merdivenlere yöneldiki. "Çık tabi çık!" Diye bağırdı Bertan Ağa öfkeyle arkasından. Merih durmak zorunda kaldı, abisiyle bakıştıkları sıra yutkundum sertçe iyi şeyler dönmüyordu. Tam o anda da Boran kolumu kavradı bakışlarım yüzüne çıktığında, "Üşüyorsun," dedi huzursuzca. "Yürü odaya gidelim."
"Kendini bilmez it sürüleri gelip bize saldırsınlar yolumuzu kesip kurşun yağmuruna tutsunlar ama siz hiçbir şey yapmayın!" Diye bağırdı avaz avaz.
Dondum dedikleriyle.
Lalezar anne şok ve acıyla bakarken kızlar da salondan çıkmış merakla yanımıza iniyorlardı.
"Bu ne demek şimdi Boran? Bir zarar gördünüz mü neden haber vermediniz ne kadar merak ettik haberin var mı?" Ona endişeyle sorularımı sıralarken Bertan Ağa'nın öfkeli gözleri beni buldu. "Kocanın akşam üzeri önünü kestiler arabasındayken taradılar! Kim yaptı peki tahmin et hele!" Diye sesini yükselttiğinde.
"Yürü odaya hadi," dedi beni çekiştirerek Boran ama benim gözlerim Bertan Ağadaydı bu yüzden, "Dur bir dakika Boran ne diyor baban öyle." Diyerek kurtulmaya çalıştım elinden.
"Boran'ın karşısına aldığı aşiretler yaptı tabiki! Zaten rahat durmuyorlardı bu da iyi bir uyarı oldu! Ben dedim ama yapma etme diye karşına aldın da ne oldu ha! Aldında noldu!" Merih, Bertan Ağa'nın önüne geçerken Boran da kasım kasım kasılmış zor duruyorken.
"İyi yaptım." Dedi umursamazca.
Bertan Ağa daha da delirdi.
"Ne demek iyi yaptım ulan ne demek!" Diye gürledi adeta, Merih olmasa çoktan Boran'ın dibinde bitmişti. Ancak ben korkudan tir tir titriyordum elimde değildi asla. "Birinizin daha ölümünü nasıl kaldırsın yüreğim! Daha kaçınızı toprağa verecem ben! Hiç mi acımanız yok ulan sizin!" Dediğinde yüreğimdeki ağırlığa ağırlık eklendi.
"Baba, hiç kimseye bir zarar gelmeyecek diyorsam gelmeyecek!" Dedi dayanamayarak Boran o sırada beni arkasına çekerken.
"Ulan adamlara karşılık bile vermiyorsun onları daha beter cesaretlendiriyorsun! Hepsi bir olsa alayımızı yok ederler yok, ama sen hiçbir şey yapmıyorsun böylemi olacaksın bu aşiretin ağası! Yapamayacaksan de biz yapalım o vakit! Çağıracağım babamı buraya daha fazla kimseyi kaybedemem ben!" Zaza Asparşah'ı mı getirecekti buraya?!
"Asla!" Diye kükredi adeta Boran Ağa sesi avluyu da aşıp duvarlara çarptı. "O adam çatımın altına gelecek olursa andım olsun defolur giderim buradan bir daha yüzümü dahi göremezsin! Ben sana halledeceğim diyorsam halledeceğim! Bugünlük bu kadar yeter yarın halledeceğim diyorum Allah'ın için sakinleş ve dur artık!" Son sözleri bu olurken bir saniye dahi durmayıp merdivenlere yöneldiğinde kolumu bırakmadan arkasından götürüyordu beni. Odaya çıktığımızda beni bırakırken kapıyı sertçe kapatmış sonrada durmadan banyoya girmişti ben ise odanın ortasında kalakalmıştım.