48. Bölüm Part:2

4979 Kelimeler
"Hani bir kaşığı doldurmayacaktım bile öyle içecektim, zararlı olur diye bastıra bastıra sen söylemiyor muydun? Şimdi ise iki kaşık dolu dolu veriyorsun, amacın beni öldürmek mi yoksa?" Dediğimde sert bir soluk verdi. "Bilerek öyle dedim bedeninin ilaçlara aşina olması hoşuma gitmediği için bu antidepraslarında bağımlı etme gibi yanları olduğu için yararı olmayacak ölçüde içirttim sana. Belki ters psikoloji yapar ve sen ilaç içiyorum diye öfkelenmem diye düşünür kendini kendiliğinden zaptedersin zannettim. Bir boka yaramadı! Şimdi iç sinirlerin gevşer rahatça uyursun baş ağrında kalmaz." Dediğinde dediklerine ağzım açık bakakaldım. Acık ağzımdan sokunca kaşığı içmek zorunda kaldım. "Düzenbaz, resmen kandırmışsın beni." Yatağın içine girdim sitem ederek. "Gece!" Dedi uyarırcasına. "Zaten içmemek için didinip duruyordun." "Olabilir," dedim umursamazca. Onaylamazca salladı başını, "uyu yavrum hadi." Dedi ve odanın elektriğini kapattı. Telefonunu eline alıp bir şeyler yaparken koltuğa geçip oturdu. Ben ise yatağa tamamen girip battaniyeyi üstüme çektim odadaki kalorifer çalıştığı için soğuk değildi oda, bu yüzden üşümüyordum tek battaniyeye yetiyordu. Aklıma Güneş ve Seyran gelince gözlerimi yumdum sıkıca, sabaha kadar o kilerde kalacaklardı diğerleri muhtemelen bunun fazla olduğunu düşünüyor olabilirdi öyle miydi bilmiyordum ama tek bildiğim hak edene merhamet gösterirdim bundan sonra ve onun bana yaptıkları dozunu fazlasıyla kaçırmıştı. Uzunca bir süre uyumaya çalışsamda uykuya dalamamak canımı sıktı, oflayarak biraz olsun sıcaklamış gözlerimi açtığımda soğudular yine, dışardan yansıyan ışıklar sayesinde Boran Ağa'yı çote net olmayacak şekilde baktım hâlâ telefonuyla uğraşıyordu, ofladım ve sırtüstü döndüm yatakta bunu o da farkedip bana bakmıştı, ancak ona çevirmedim bakışlarımı. "Karım benim kollarım olmadan yatamıyor mu yoksa?" Diye konuştuğunda ağırca yutkunarak sırtımı döndüm ona. "Uyuyorum susar mısın lütfen!" Dedim karşı çıkarak. Sesi kesildi sadece bir kaç dakika sonra ise yatağın ona ait kısmı çökünce yatağa girdiğini anladım. Bir kaç hışırtıdan sonra belimden tutarak kendine yapıştırdı bedenimi, sesli bir nefes verdim heyecanla. Çiftlikte bana sarılarak ilk uyuduktan sonraki günlerde orada kaldığımız gün boyunca yine birazcık bile ayrı kalmayarak bana sarılıp uyumuştuk ben ona dönmemiştim hiç ancak onu engellememiştim de yinede şimdi karnımın kasılmasını heyecanlanmamı engelleyememiştim. Kolları arasında yavaşça ona döndüğümde sesimi çıkarmadan yaklaşıp başımı omzunun üzerine daha rahat bıraktım, göğsüyle yüz yüze geldiğimizde ve ellerimi göğsüne koydum yoklamak için... Sonra bir anda geri çektim başımı, "sen çıplak mısın!" Dedim sesimi kontrol edemeyerek. Üstünde tişörtü yoktu ve ayak parmaklarımla bileğini hafifçe ölçtüğümde altı da çıplaktı! "Şort var altımda Gece," diye fısıldadı sitemle, belimden tutarak çekti ve başımı çıplak göğsüne yasladı, güçlü sert kollarını bana dolamadan önce ise bacağımı kavrayarak bacaklarının arasına soktu beni daha da şok ederek. "Yuh, az oldu ya biraz daha sıkta boğ istiyorsan!" Dedim sinirle. "Onca gün uzak kaldım hasret gidermeliyiz mecbur değil mi?" Diyerek saçıma öpücük bıraktı beni takmayarak. "Kokunun her tarafımı sarması gerekli yavrum..." 🗝️🔗🗝️ Gece Boran'ın akşam ona içirdiği ilaç yüzünden hem rahatlamış hemde derin deliksiz bir uykudayken konak halkı çoktan uyanmış sürekli konuşarak neler olacağını bekliyorlardı. Çünkü dünden beri kilerde tutulan iki kadın vardı ve sadece bir parça ekmekle duruyorlardı su bile verilememiş seslerine kulak tıkanmıştı. Mecburlardı çünkü hiçbiri ne konağın hanımının ne Boran Ağa'nın sözünü çiğneyemezlerdi. Bu da hepsine ders olmuştu. Haşim ve Mizgin mutfaktan bir an olsun ayrılmayıp sabah etmişlerdi Hanımlarından korkuyorlardı, kızlarının Güneş'e uyupta bir halt yediğini de tahmin edebiliyorlardı ama evlattı bu da insanın canı ne olursa olsun yanıyordu. Boran Ağa üzerine ultra siyah jilet gibi bir takım giymişti, içindeki gömleğine varana kadar simsiyahtı, siyah parlak saçlarını da bir kenara yatırmış ancak bir kaç tutamı asice alnına doğru dökülmüştü, gümüş kol saatini bileğine geçirdiğinde bile yataktaki uyuyan karısından ayırmadı kehribar gözlerini. Derin ve huzurlu bir uykuda gibi görünüyordu öyle olmalıydı olmak zorundaydı, başka türlü asla içi biraz olsun rahatlayamazdı. Yatağa yaklaşıp kadını tepeden tırnağa tekrar süzdü battaniyesi omuzlarına kadar örtülüydü ama örtünün altında nasıl yattığını her detayına kadar biliyordu. Kolları yastığına sarılı vaziyette yarı yüzüstü pozisyondaydı, kendine doğru çektiği üstteki bacağı dün geceden beri kendi bacaklarının arasında yumuşak ve sıcak bedeni ise bedenine tamamen yapışık hâlde yatmışlardı. Onu hissetmek bile can alıcıydı. Eğildi karısının üstüne, ellerini iki yanına sabitleyerek üzerine eğildi ve sanki uyandığında az öpmememiş gibi ufak öpücükler bırakmıştı yanağına ve boynuna doğru. Onu uyandırmak istemiyordu bedeni onun kokusuna bulanmamış gibi onu solumaktan vazgeçemiyordu. Ona doyamıyordu. Yanındayken bile doyamadığından bir hafta ayrı kalarak en büyük cezayı da acıyıda yaşamıştı zaten daha fazlasına izin veremezdi. Şimdi ise dün yaşadıklarınında o yokken onun canını yakanlarında iflahını kurutacaktı. Hiç kimse Boran Ağa'nın karısına; kadınına, canına, nefesine, ömrüne kısacası her bir zerresine zarar veremez üzemezdi. Göreceklerdi. Derin bir soluk daha çekti onun kokusundan ardından burnunu boynundan. Çıkması gerekiyordu odadan artık yoksa geç olacaktı. Öylede yaptı masanın üstünden siyah gözlüklerini alıp gözlerine taktı ve ceketinin düğmesini ilikleyerek merdivenlere yöneldi. İlk katta oturan annesi babası dün gözünü patlattığı Merih ve kızlar oturuyordu, Diljen onlara çaylarını verip çekildiğinde Boran ağa adımlarla ona yaklaştı. "Gece'yi sakın uyandırmaya kalkmayın, uyuyor, odasına bile yaklaşmayacaksınız!" Diye uyardığında Diljen hızla başını sallayarak onaylamış ve yanından geçerek gitmişti. "Günaydın oğul, gelinin bir sorunu yoktur inşallah!" Dedi tok sesiyle Bertan Ağa. "Yok baba, sayende ilaçlarla uyutuyorum yukarıda! Sen çiftliğe geldiğim gün bana söz verdiğin gibi davranıp Güneş'i zaptedebilseydin eğer bunların hiçbiri olmazdı!" Bertan Ağa ayağa kalktı, "Oğul hele bir anlat neler olduğunu." Dediğinde Boran sertçe nefes aldı. "Ne mi oldu, o Güneş denen kadın senin koruduğun kadın benim karımın Gece'nin namusuna dil uzatmış! Ulan koskoca Asparşah aşiretinin onca aşiretlerin başı değil miyim ben! Sözüme iltimat edilmeyecekse benim namusuma dil uzatılacaksa ne bokuma duruyorum burada baba!" Diye bağırdı dayanamayarak. "O ne demektir öyle oğlum?" Diye sordu herkese tercüme olmuş gibi Lalezar hanım. "Ne demek mi anne? Ulan o kadın benim yatak odama kadar o pis yardakçısını sokupta karımın mahremiyetine dokunuyor!.. konuşturma beni deliriyorum bak! Tek bilmeniz gereken o ikisi de hadlerini iyi öğrenecek bugün!" Diyerek kimsenin seslenişini dinlemeden alt kata inerek kimseye bakmadan mutfağın arkasına geçip kilere vardı. Kapının önündeki iki adam açılınca, kapıya sertçe tekme atarak açılmasını sağladı. İçerdeki iki kadında irkilerek yerde sırtlarını dayandıkları patates çuvallarından ayırdılar. Yüzlerini ağrıları yüzünden buruşturarak korkuyla ayaklandılar. "Boran Ağam dinleyin beni," diyerek can havliyle konuşan Güneş Boran'a dogru atılmıştı ki elini kaldırarak durması gerektiğini belirtti Boran Ağa. Güneş yutkunarak kaldı olduğu yerde, "dinleyeceğim seni merak etme," dedi gayet sakin bir tavırla. Ancak Güneş sesinin altındaki o tehlikeli imayı sezmişti. Dünden beri koca konağın bu yerinde kalmak hiç alçatmadığı kadar alçaltmıştı onu ve bu sefer kurtuluşu olmadığını canının feci halde yanacağını biliyordu. "Sen," dedi arkada korkudan titreyen darmaduman duran Seyran'a bakarak. Boran Ağa konuşmaya devam edecektiki Seyran hızla kendini onun ayağına atıp kapandı, "Ağam yalvarırım affedin ben bana ne dendiyse onu yaptım, sizin çalışanınızım tehdit etti beni Güneş hanım mecbur kaldım yaptım ama siz büyüklük gösterin yemin ederim bir daha asla yanlış bir şey yapmayacağım." Diyerek ağlayarak yalvardığında Boran Ağa sert bir hareketle çekti bacağını. "Seni kendi ellerimle şuracıkta gebertmemi istemiyorsan defol yerine, senin sırana daha var!" Diye bağırdı. Gözlerini Güneş'e çevirdi ve saliselik bir hızla geri çekti... Ancak dayanamayarak öfkeyle kolunu sertçe kavradı ve dışarı çıkardı. Güneş canı yanarken adama yalvarıp durdu. "Nereye gidiyoruz? Ağam bir dinle Allah rızası için isteyerek yapmadım bir anlık öfkeyle canım yandığı içindi. Ben- ben sizi sev-" "Kes sesini! O lafını sakın tamamlama kirletmeye kalkma daha fazla aşkı!" Diye bağırdı yüzüne doğru dürüst asla bakmadan. Bertan Ağalar ilk kattan aşağı sarkarak endişeyle baktılar. "Abi!" Diye koşarak yanına gitti Merih, "noluyor abi geleyim mi bende?" Dedi. "Konakta kal sen en azından burada kal da buraya mukayet ol!" Diyerek konaktan dışarı çıktılar. Adamların getirdiği kendi kişisel arabası değilde konak arabalarından birinin arkasına ittirerek bindirdi kadını. Yarım saatin sonunda bir cafeye gelmişlerdi. Güneş titreyerek hemen Boran Ağa'nın karşısında otururken, Boran Ağa gözlerini dışarda gezdirip parmaklarını ritmik şekilde masada hareket ettirip durdu. "İsteyerek yapmadım canımın yandığındandı hep," dedi ağlar gibi bir tonda konuşan Güneş, etrafta insan olduğundan sesini kısık tutmaya çalışıyordu ancak geçmek bilmeyen bir titremesi vardı, korkudan. Boran Ağa'nın parmakları duraksadı Güneş'in dedikleriyle, boynunu gergince yatırdı iki yana kütleterek. Gözündeki gözlükler hâlâ varlığını korurken kaşlarını çattı derinden, sabretmek sakin kalmak öyle zordu ki... "Bir çarşafın peşine düşüpte aylardır haftalardır onca oyunla karımın mahremiyetine el uzatıyorsun, seni defalarca uyarmamıza rağmen durmuyorsun daha da ileri gidiyorsun!" Dedi tıslayarak. "Hamile mi diye korkudan adet döngüsünü takip ediyorsun... biliyor musun Güneş bende hissedebiliyorum Gece bir bebek istediği an sahip olabilecek bir kadın ve benimde çocuk sahibi olmayı istediğim tek kadın kendisi!" Dedikten sonra sandalyesine geri yaslandı. Yüzüne bakmadığı kadının nasılda canının yandığını farkedebiliyordu. Güneş titreyen ellerini masanın altına indirdi, burnunu çekti ve, "Benimde bir çocuğum olmasına hakkım yok muydu? Onca zaman sizinle kalan seven benken..." "Çocuğu, yerini sağlamlaştırmak için isteyen senin hakkın yok!" Dedi acımasızca Boran Ağa, bakışları dışarda dolaşıyordu. "Napacaksın bana peki şimdi?" Diye sordu Güneş bakışlarını fazlasıyla yakışıklı görünen adamın üstünde gezdirerek. Ancak adam cevap vermedi ona bakmadı bile. Çayını aldı ve iştahlı bir şekilde içti. "Hah, geldi seninkiler işte!" Diyen adamın baktığı yere bakınca tam o anda içeri abisi ve Pare girdi. Şaşkınlıkla onlara bakarken ikili yürüyerek masaya gelmiş ve Boran Ağa'nın gösterdiği sandalyelere oturmuşlardı. Kadir endişeyle Güneş'e baktı, gözleriyle konuşup anlaşmış gibi Kadir bir tık rahatladı. Sonra bakışlarını karşılarındaki vurdumduymaz adama çevirdiler. Boran ağa kalan sıcak çayı da içtiğinde sesli bir şekilde masaya koydu bardağı ve Pare ile Kadir'de gezdirdi gözlerini. Pare yanında Kadirde Güneş'in yanında karşısında oturuyordu. "Neden çağırdın bizi buraya?" Diye sordu Pare titreyen sesiyle. Boran ona döndü yavaşça ve uzanıp kadının elini kavrayarak kendine çekti, elinin üstüne ufak sıcak bir öpücük bıraktı. Gözlüğünü tek eliyle çıkarıp masanın üzerine bıraktı. "Aramızda iki yaş var sadece, sen benim kardeşim değil gerektiğinde dostum en yakın arkadaşım oldun, tüm sırlarımı korkularımı paylaştığım tek kadındın... Ne olursa olsun seni sevdiğimi en ufak bir zarar görsen ortalığı yakıp kavuracağımı biliyorsun değil mi?" Dedi yumuşak bir sesle Boran Pare'ye. Pare dolan gözleri ile aşağı yukarı salladı başını, Boran bembeyaz tek lekesi olmayan kızın yüzüne baktı kafasındaki yarıya kadar örtünmüş şalını es geçerek şefkatle yanağını kavrayıp alnına bir öpücük bıraktı, Pare ise dayanamayarak sandalyeden iyice kayıp sarıldı Boran'a, Boran ise anında karşılık verdi. Ağlamaya başlayan kadının sırtını sıvazladı yavaşça. Boran ne kadar öfkeli olursa olsun kardeşinin en ufak sesine koşardı, son aylarda bir kere bile aramayıp sormayıp şimdi böyle duvarlarını yıkması Pare gibi kırılgan fazlasıyla hassas kalpli birini hemen ağlatmaya başladı. "Boran seni çok seviyorum ben." Dediğinde boğukça Boran kızı uzaklaştırdı omuzlarından tutarak. Gözlerini sildi eliyle, "ağlama artık ne meraklısınız sümüklerinizi akıtmaya," dedi kısıktan bir sesle Boran Pare'ye. Pare gözlerini gülerek sildi geri çekilirken. Kadir ve Güneş ise diken üstünde seyretmişti karşılarında ki manzarayı. O sırada çalışanlardan biri su bıraktı Pare için masaya Boran'ın işaretiyle. "Gelelim burada neden topladığıma sizi," dedi Boran karşısındaki ikiliye. "Kadir... Senin bu kardeşin yapmaması gerekenleri yapmaya o kadar meraklı ki inan bana benim gibi sabırlı adamın tekine denk geldiği için şükretmeliyken daha da ileri gidip rahat durmuyor!" Dedi önce Boran. "Karımın canını sıkıp haddi olmayacak şekilde mahremiyetine dil uzattı!" Karşısındaki adamı içindeki öfkeyle öldürmemek için zor duruyordu ama sakin kalarak halletmesi gerektiğini biliyordu bu işi. "Ben konuşurum onunla Boran Ağa büyüklük sizde kalsın," diyerek ikna etmeye çalıştı adamı Kadir. Boran alayla güldü. "Biz daha ne kadar büyüklük gösterecez!" Dedi dişleri arasında. "Ben bir şey yapmasam karım yapar buna! Kıyamadığım için ona dedim ki ben halledeyim en iyisi kökünden o yüzden buraya topladım sizi." Dediğinde üçü de gerildi. "Çok basit asla yapmayacağım basit bir teklifim olacak size, böylece hiçbiriniz zararda görmeyeceksiniz," Kadir ve Güneş birbirlerine bakarlarken Pare tedirginlikle yanındaki Boran'a baktı. "Güneş'in yaptığı terbiyesizliği affetmez Gece bende affetmem!" Dedi hemen ardından büyük soluk alarak. "Güneş'in artık o konakta iğne ucu kadar yeri yok!" Dediğinde ise fevri bir çıkışla Kadir girdi araya. "Bu kadın senin karın ne demek yok ne ceza verecekseniz verin ancak evinden uzaklaştıramazsınız!" Güneş ise dolu dolu bakıyordu kendisine bir kere bile bakmayan adama, her şeyi batırmıştı işte. "Karım falan değil!" Dedi masaya sertçe vurarak Boran Ağa. Etraftaki masalarda oturan insanlar dönmüştü onlara ancak Boran Ağa umursamadan bomba etkisi bırakacak cümleyi de dile getirdi. "Boşayacağım onu!" Hepsi dehşetle bakakaldı Boran Ağa'ya. "Tek karım ve tek kadınım sadece Riva Asparşah'tır. Bunu anlasanız iyi edersiniz." "Boran sen ne diyorsun?" Dedi ilk konuşabilen Pare. "Ne duysuysan o Pare!" Dedi sertçe Boran. "Bunu yapamazsın," dedi başını deli gibi iki yana sallayan Güneş gözlerinden yaşlar akarken onları silmeye yeltenmiyordu bile. "Bunu yapamazsın bana, yapamazsın." Kadir öfkeyle dişlerini sıktı, "Güneş senin namusun nasıl olurda boşanmaktan söz edebilirsin Boran Ağa! Bunun imkansız olduğunu bilmez misin, boşanmak bu topraklarda ölümle eş değer sende namusun olan bu kadını bırakmayacaksın!" Diye sesini yükselttiğinde Boran kısılmış duygusuzca bakan kehribarlarını adama dikti. "O siktiğimin sesine dikkat et seni masaya gömmeyeyim!" Diye tısladığında Kadir sabırla yumdu gözlerini. "Kesin sesinizi de beni dinleyin uğraşmak istemiyorum daha fazla. Ben Güneş'i boşadıktan sonra hepiniz pılınızı pırtınızı toplayıp defolup gideceksiniz bu şehirden! Güvenliğinizi sağlarım ne kadar para istiyorsanız veririm yeni bir düzeni kendi ellerimle kurarım size! Siz sadece dediklerimi yapın ve gidin buradan ben ne isterseniz yaparım sizin için." Dedi gayet olağan ve yapıcı bir tavırla. "Bu kadar kolay mı öyle git demek boşarım demek, Boran Ağa ben yapamam sissiz lütfen!" Diye yalvaran kadını duymadı bile Boran. "Hiçbir yere gitmiyoruz!" Dedi Kadir dişlerini sıka sıka. "Evimden de şehirimden de hiçbirimiz gitmiyoruz sen mutlu olacaksın diye biz kaçak hayatı yaşayamayız!" "Kaçak hayatı falan yok siz sadece gidin ben hallederim diyorum anlamıyor musun?! Kardeşin diyorum Kadir yaptığı yanına kalmaz böyle devam ederse gebermesi yakın! Biraz bile kıymeti yok mu sende!" Diyen Boran Ağa sabrının sonlarındaydı. Daha ne yapabilirdi onlar için bilmiyordu. "Bana bak Boran Ağa," diyerek konuştuğunda Boran tek kaşını havaya kaldırdı gördüğü sözde cesaret karşısında. "Benim kardeşimi boşarsan eğer bende senin kardeşini boşar atarım kapının önüne, sonra neler olur hiç kimse bilemez?" Diye konuştuğunda sesindeki imayı herkes farketti. Boran Ağa kaskatı kesilmişti sinirden, başını ağırca yanındaki kardeşine çevirdi, "görüyor musun? Uğruna canını vermek istediğin kocan seni tek seferde silmekten bahsediyor Pare, sen ne düşünüyorsun?" Dediğinde elini kardeşine uzattı. "Bak bu karşındaki iki soysuzu da yok etmem sadece dakikalarımı alır, elimi tut gel benimle gerisini boşver Pare. Yemin ederim bu adam için değmez, kimse sevdiğine bunu yapamaz senin ölmen umrunda değil görmüyor musun nasıl konuştuğunu?!" Dediğinde Pare'ye can alıcı şekilde bakıyordu. Tek istediği Pare'nin onunla gelmesiydi. Pare bir Boran'a baktı bir Kadir'e baktı. "Ben sadece kimse zarar görsün istemiyorum Pare! Abine sakın kanma!" Dediğinde sertçe yutkundu Pare. Aklı bir anlığına dağılmış gibi sirkelendi ve Borana döndü yaşlı gözleriyle. "Kadir'i seviyorum o yoksa bende yokum bunu sakın unutma Boran, ona zarar verecek olursan benide öldür ama bilki ben herkesten vazgeçerim Kadir'den... Ondan vazgeçemem!" Dedi hıçkırarak ve dayanamadan göz yaşı dökmeye başladı. "Gördün işte Boran Ağa benle Pare'yi ayırmaya kimsenin gücü yetmez, yeltenme bile sen bizi zorla ayırsanda kendimizi öldürür yine kavuşuruz biz!" Dediğinde Boran onu dinlemedi, Pare'nin ellerini kavrayarak kendine çekti. "Pare," dedi sessizce. "Sana yalvarıyorum bak Pare... Benimle gel yemin ederim değmez bu adam için seni senin gibi sevdiğini hiç düşünmedim şimdide aşkınla tutuyor seni ama yapma, ayaklarına mı kapanayım istiyorsun? Yaparım Pare sen yeterki gel benimle benim yanımda kılına bile dokundurtmam korkma sakın!" Diyerek ikna etmeye kalktı Pare ise şaşkınlıkla bakakaldı Boran Ağa'ya ama en son evlenmeden önce yaptığı gibi yine ellerini çekti Boran'ın ellerinden. "Yapamam..." Dedi başını çevirip ona bakmayı keserek. "Öyle mi Pare?" Diye sordu tekrar direterek. "Öyle! Yeter artık kendine gel!" Dedi Pare ona başını çevirmeyerek. Boran Ağa boşta kalan ellerine baktı, yavaşça yumruk oldu elleri. "Kararımız nettir Boran Ağa, şimdi Güneş'i karını al ve konağına dön," diyen Kadir'in o mutlu olmuş sesiyle öfkeyle doğrulmak yerine büyük bir sakinlikle doğruldu. "Sana yemin ederim varlığımı hissetmezsin bile Gece'ye tek kelime etmem bir daha, yeter ki affet beni ağam sen ne dersen onu yaparım Vallahi!" Diyen Güneş'i umursamadı masanın üstünde ki gözlüğünü alıp gözlerine taktı ve sandalyesinden kalktı ağırca. Güneş mutlu bir şekilde hızla ayaklandığında Kadir'de Boran Ağa'nın vazgeçmiş olduğunu düşünerek ayaklandı. Pare ise kimseye bakamayarak zorlukla ayağa kalktı. Kadir elini görüşürüz niyetiyle uzattığında Boran Ağa'nın dudakları kıvrıldı, "kardeşim bir daha hata yapmayacak yine de ceza verecekseniz de verin haketmiştir," dediğinde Boran Ağa tokalaşmak için elini uzattı. Ancak Kadir'in elini tutup sert bir hamleyle geriye doğru bükerken Kadir henüz acıyla bağıramamışken adamın kafasını tutarak küt diye yüzüstü masaya gömdü. Öyleki kırılan burnunun sesini tüm cafe duymuş hepsi bağırışarak ayaklanmıştı. Pare ve şokla bağırıp bakarlarken Boran Ağa elini pisliğin üstünden çekti. Burnundan oluk oluk kan akan Kadir yüzünü kaldırdığında Güneş hızla masadaki peceteleri abisinin burnuna tutmaya çalıştı, Pare ise donmuştu sanki. Ceketini düzeltti Boran, kol düğmelerini yoklarken gözlüklerinin ardından baktı. "Beklediğimin aksi bir tavırda bulunmadınız hiçbiriniz... Ama şimdiye kadar bir kardeşim varken oda silindi artık! Bende Boran Ağa isem bugün saat gece yarısını bulduğunda konağımdaki avluya cesedimi serecek olsalar bile aha da bu kadını boşayacağım! Hiçbir güç bunun önüne geçemez!" Diye bağırdı. Bakışları dışardaki ona bakan adamına gittiğinde başıyla işaret verdi. O andan sonra ise kendisi arkasına bakmadan cafeden çıkarken yirmiye yakın adam içeri girip üçünüde zorla alarak siyah bir minübüse tıktı. Arabasına binen Boran Ağa o ana kadar zorlukla dururken gözlerini sıkıca yumdu saçlarını karıştırdı sinirle. Kardeşinin yaptıklarını ömür boyu sindiremezdi ama bu kadardı... Her şey buraya kadardı. O sıralarda hastane de ise hareketlilik durmuyordu. Kalender Ağa'yı normal odaya almışlardı, hastanede ki başka bir odayı tutan ev halkıda orada adamı görmeyi bekliyorlardı. Ferman dün akşam yola Gece için çıkmış Mardin'e indiğinde babasının kalp krizi ile hastanede bulmuştu kendisini. "Ablamla konuştum, yani o aramadı ben aradım nasıl diye ama fazla konuşmadı kapattı telefonu... Babamın durumunu anlatmama izin bile vermedi." Dedi Hevdem elindeki telefonla odaya girip Ferman'ın yanında dururken. Ferma ise dünden beri Gece'yi aramaya cesaret edememişti en iyisi yüzyüze gelip görüşmekti biliyordu. Tek korkusu ondan uzaklaşmasınaydı, umarım öyle bir şey olmazdı. "Bekleyin siz sormasını, o Mustafa köpeğini bilipte sen nasıl susarsın Ferman niye sıkmadın lan kafasına orada!" Diye bağırdığında ayaklandı Jiyan. Dünden beri zor zaptediyordu kendini zaten. "Amca yeter artık! İçmişti pislik dahası sineye çekmişim gibi konuşma ben onu Gece'ye yaklaştırmadım bile mecburi olmadıkça bir güzel dövüp dersini de verdik yalvardı bana günlerce affetmem için pişmanım dedi! Ben sizin gibi öyle kolayca can alamıyorum kusura bakmayın!" Dedi öfkesiyle geride kalmayarak. "Lan biz önümüze geleni öldürüyor muyuz!" Diye ona atıldığında Serkan tuttu Jiyan'ı. O da abisinin yaptıklarını öğrendiğinde inanamış ama konakta onunla o dedikleriyle kalamamıştı. Fisun'da hastaneye gelmişti. Abisini tanıyamıyordu artık. "Öldürmüyorsunuz da ne yapıyorsunuz, anca insanların hayatını karartıp duruyorsunuz Allah'ın cezası bu dava niye çıktı acaba! Senin kardeşin Neçırvan da senin gibi fevri ve öldürmeye meraklı olduğundan değil mi?! Biz öldürürüz, çocukları çeker acılarını, oh ne âlâ memleket!" Diye bağırdığında duraksamıştı Jiyan. "Öldürmelere çok meraklıysanız mümkünse siz çocuk sahibi falan olmayın!" Dediğinde lafı annesineydi. "Ne sevmeyi bilirsiniz ne sahip çıkmayı anca kendi egonuzun peşinde koşturup durur saçma bahanelerin arkasına sığınarak yaşarsınız! Gece'yi de unutun zaten kardeşim sizden çok çekti bırakın dokunmayın da belki bundan sonra biraz nefes alabilsin!" Son cümlelerini kurduğunda herkes suspus olmuştu. Ferman kendini güçlükle dışarı attı odadan Hevdem de arkasından. Koridordaki sandalyelere oturacaklardı ki Adar'ın geldiğini görünce vazgeçti. "Nasılsın," dediğinde Adar sarıldılar selamlaşmak için. "İyiyim de sen napıyorsun burada işinin başına dönsene bizim yüzümüzden sorun yaşama." Dedi Ferman. O sırada Hevdem'in boynuna kolunu dolayıp koltuk altına almıştı Adar ancak Hevdem bundan rahatsızca sinirle söylenerek bırakmasını söylüyordu Adar'a ama dinlemiyordu bile adam. "Sorun olmaz, komutanım oğlum ben, hem acil bir şey olursa ararlar hemen karargahtan." Ferman bir şey demeyip başını salladı anladım dercesine. Hevdem ise Adar'ın kamuflaj ceketinin üstünden vurmaya çalışarak kurtulmaya çalışıyordu ama Adar kızın boynunu daha da sıkarak izin vermiyor saçlarını karıştırıyordu. "Ya sen ne tür bir manyaksın ya sana ben hiç mi öğretemedim kızlara nasıl davranılacağını!" Diye sinirle konuştuğunda Hevdem Ferman uyarıcı şekilde, "bağırmayın koridorda hastane burası!" Dedi. "Banane kızım kızlardan," dedi terslercesine. "Adar Allah belanı versin be, bırak artık!" Diye çırpındığında kızın başını koltuk altında sıkıştırarak onunla birlikte eğildiler sanki güreş yapıyormuşlar gibi. "Abi de bakayım. Adar abicim sen bu hayattaki en güçlü yenilmez adamsın askersin komutansın de bakim, belki bırakırım." Dediğinde, Hevdem adamın postallarına vurmaya çalıştı ince ayaklarıyla. Tam o sırada odadan elinde telefonla Fisun çıktı. Gördüğü adamla duraksadı, ağırca yutkundu ve bakışlarını hızla Ferman'a çevirdi. "Telefonunun çalıyor, Boran Ağa arıyor..." Dediğinde Ferman telefonu hızla alıp açtı. Adar sıkıntıyla Hevdem'i bıraktığında Jiyan'da kapının önüne çıktı, Boran Ağa'nın aradığını duyunca. "Ne?.. Tamam orada olacağım birazdan, sorun yok değil mi, Gece iyi?.. Tamam tamam." Diyerek kapattığında ona merakla bakanlara döndü. "Boran Ağa... Aşiretleri topluyormuş bizden biride temsilen olsun diyor. Bir şeyler olacak... Ben gidiyorum." Dediğinde Jiyan, "bende geleceğim bekle!" Dedi. "Amca sen burada bizimkilerle kal, ben tek giderim adamlarla." "Olmaz, yapacak bir şey yok burada, abim gelecek şimdi zaten." Dediğinde diğerlerine rahat durmalarını söyleyerek çıkmıştı ikisi hastaneden. Onların ardından Kubar hastaneye gelirken mahvolmuş durumda olsada dik duruyordu, Kalender Ağa gözünü açtığını öğrendiklerinde hepsi odaya akın etmişti görmek için ancak Kalender Ağa oturduğu yatakta bağlı olduğu makinelerle güçlükle nefes alırken, "iyiyim ben merak etmeyin, hadi çıkında kızım tek gelsin içeri çağırın Gece'yi." Dediğinde herkes birbirine baktı. Buke Riva en arkada dururken yavaşça öne çıktı. "Kızın yok Kalender, ne aradı durumun için ne de bir kere geldi hastaneye boşuna bekleme kızını." Dedi soğuk bir sesle. Ne kadar korksada oğluna bir şey oldu diye yinede soğuk durmuştu karşısında. Kalender Ağa ise yüreğine çöreklenen ağrıyla kalakaldı. Ne nefes almak istiyordu ne de vermek sanmıştı ki kızı gelir ama üzülmemişti bile öyle mi? "Keşke ölseydim." Diyebildi sadece. "Keşke ölseydik diyecektin Kalender." Dedi Sultan araya girerek. 🔗🗝️🔗 "Bir şeyler yemeyeceğine emin misin yenge, aç aç durma bak." Diyen Zara ile sabırla nefes aldım. "Zara çok teşekkür ederim ama midem almıyor şu an." Dedim sessizce. Bakışlarım konağın kapısında gezinip duruyordu. Uyandığımda ne kadar cok dinlenmiş ve aynı zamanda fazla yatmaktan tutulmuş bedenimi germiştim ancak odada olmayan Boran ile daha da gerilmiştim. Dahası o kadını alıpta çıkmıştı konaktan. Aramak istiyordum ama kendimi engelliyordum o kadını çıkarmaması gereketiğini bile bile sabahın köründe nereye gitmiş olabilirlerdi. "Bu kadarı çok fazlaydı umarım abim bu sefer caydırıcı bir şey yapmaz," dedi Zara. Onlara anlatmıştım yani bir yarım saat önce kadar Lalezar hanım Zara ve Mara öğrenmişti her şeyi gidipte Bertan Ağa'ya anlatamazdım ama karısı en azından üstün körü anlatırdı ona. Sonuç olarak duyduklarında pes demişlerdi, bu kadar iğrenç bir muamele nasıl yapabilmiş alçaltmıştı bu kadın diye söylenip durmuşlardı. Şimdi ise en üst katta odasının önündeki oturma gurubunda Zara ile oturuyordum, hava dünden de soğuktu ancak hissetmiyor gibi duruyordum artık. "Toparlanın yukarı çıkın hayde!" Diye bağıran Bertan Ağa ile kaşlarını çattı Gece ve ayağa kalkarak aşağı baktı korkuluklardan ellerini soğuk mermere yasladı. Bertan Ağa avluda dururken adamlar yemek masasını çekip sedirlerin oraya sandalyeleri diziyorlardı, "neler oluyor?" Diye mırıldandı Gece. Lalezar hanım ve Mara ilk kata geçtiler Diljen ve Mizgin mutfaktayken Bertan Ağa telefonla konuşuyordu hararetli bir şekilde. Renas okula gitmişti Zara olanlar yüzünden bugün asmıştı okulu. Bir kaç dakika geçti ya da geçmedi ben tam aşağı inecekken konağın önünde iki siyah araba durdu ve konaktan içeri bir aşiret ağası girdi, Bertan Ağa ile tokalaştı. "Mühim bir durum yoktur inşallah Boran Ağa birden bire ne diye toplar, biz zaten iki gün sonra toplanmayacak mıydık?" Dediğinde, zar zor işittiklerim ile kalakaldım. Boran... Aşiretleri mi topluyordu. Yoksa yapacak mıydı cidden. Ensemi ovdum saçlarımın arasından stresle. Konağın önünde duran arabalar teker teker geniş kapının önüne art arda dizildi, on iki aşiretin sekizi geldi, ardından abim ve Jiyan amcam girdiğinde gözleri beni arayan abim anında en üst katta buldu beni. Rahatladığını farkettim. Bertan Ağa onlarıda gergin bir tavırla karşılayıp yerlerine geçirttiğinde dokuz aşiret olmuştu, geriye Bahoz Çorakoğlu Aşireti, Karaman aşireti ve Boran Ağa eksikti. Ki çok geçmeden Karaman aşiretinin Ağası Alaz Amil Karaman da geldiğinde yerine alınmıştı, konağın avlusu dolmuştu ve her birin en az bir adamı başlarında duruyordu. Zara yanımda olacaklarla ilgili teoriler üretirken ne kadar soğuk kanlı kalmaya çalışsamda tedirgindim. Kazağımın kolunu çekiştirdim hafifçe. Üzerime ayak bileğimin bir karış üstünde biten kışlık bordo rengi triko elbise giymiş ve ayaklarıma da siyah kalın taban botlarımı geçirmiştim. Saçlarımı hiçbir şey yapmadan tertemiz tarayarak sırtıma bırakmış kahküllerim zaten düz durduğundan alnıma dağıtarak bırakmıştım. Gözlerim abim ve Jiyan amcamın arkasında tetikte duran Cahit'e gitti, o da hissetmiş gibi başını kaldırıp baktığında başıyla selam vererek önüne döndü. Merih mutfaktan Ağalar için çaylar ve ikramlıklar getirip önlerindeki sehpalara dizdi. Normalde hava soğuk olduğundan salona alsalar daha iyiydi ama Bertan Ağa herhalde panikten mi bilmem milleti avluya dizmişti. Ah birde bilse neler olacağını ne yapardı acaba. Dahası, gerçekten neler olacaktı. Vakit öğlen vaktini bulduğunda çok geçmeden sonunda Boran Ağa'da geldi o içeri girdiğinde yerimde duramayarak heyecanlandım, belli etmek istemesemde heyecanlanmıştım. Dudaklarımı ıslattım, siyah gözlüklerini çıkardığında bir kaç adım atmıştı ki başını kaldırıp yavaşça bana baktı,o kadar mesafeden bile birbirimizi çok iyi görebiliyorduk. O yoğun ağır bakışları korkulukların izin verdiği kadar beni süzerken derin bir nefes alarak ilerledi adamların arasına hemen ardından Bahoz da gelmiş yerini almıştı. Yasmin ile telefonda görüşüyorduk ama yüzyüze henüz buluşmamıştık, yinede tatilin iyi geldiğini sürekli olarak dile getirmişti. Alt katta Mara ve Lalezar hanım dururken iki kat üstlerinde biz duruyorduk, aynı simetri de değilde katlar geri geri yapıldığından en üst kattan bir altımızı onunda bir altını ve avluyu tamamıyla görebiliyorduk. "Hoş geldiniz Ağalar!" Dedi tok sesiyle Boran Ağa ve sedirlere geçerek hepsini rahatlıkla görebileceği şekilde oturdu Merih ve Bertan Ağa iki tarafında otururken aşiret Ağaları iki tarafından uzanıyordu sırayla. Onlara biraz daha yakınlaşmak istediğimden Lalezar hanımların yanına ilk kata indik Zara ile o sırada selamlaşma faslı hâlâ sürüyordu. Ve abim ile amcama babamla ilgili geçmiş olsun dilekleri iletiyorlardı. "Allah'ım sen koru, İnşallah bir şey olmaz." Dedi Lalezar hanım. Ağırca yutkunarak aşağı çevirdim bakışlarımı, İnşallah bir şey olmazdı dediği gibi. "Öğlen vakti birden bire hayrolsun niye topladın bizi?" Diye sordu yaşlı olan Ağa. "Hayır mı şer mi birlikte göreceğiz," diye cevap verdi kendinden emin bir tavırla Boran Ağa. Herkesin arasında öyle bir hükmedici duruyordu ki adamların karşısında konuşmalarına şaşırıyordum. Ama bende böyle bir adamın karşısında en başından konuşmaktan bile daha fazlasını yapabilmiştim ortadaki tek fark Boran Ağa benim yanımda hiç böyle katı ve acımasız kaya kadar duygusuz sert biri değildi. "Onca kişiyi buraya keyfinden toplamadın herhalde Boran Ağa! İşimiz var gücümüz var de hele artık." Diyen de Derzan Ağa'ydı. "Bu adamdan da hiç hazetmiyorum abime karşı hep bir haseti var gibi." Diyen Zara'ya baktım solumda duruyordu. "Gerçektende çok tuhaf ve tekin olmayan bir adama benziyor." Dedim ona karşılık vererek. "Senin işinin gücünün arasında bu işte olmak zorunda! Aşiret ağası olmak bir sorumluluk ister hele de böyle bir konumdaysan, işlerinden vakit bulamıyorsan de bize çekinme seni çıkarırız buradan yorulmazsın böylece." Diye cevap verdi Boran Ağa Derzan Ağa'ya. Öyle sakin ve öyle imalı konuşmuştu ki lafını da tam oturtmuştu öyle ki Derzan Ağa huzursuzca kaçırdı bakışlarını. Boran Ağa etrafa göz gezdirdi yavaşça ve kapının önündeki, "Ali! Getirin şunları!" Diye bağırınca herkesin bakışları kapıya döndü. Bir hareketlilik oluştu sokakta hemen ardından park halinde duran siyah minubüsten önce ağzı yüzü kan içinde olan biri indirildi ki çok gecmeden tanıdım onu, Kadir'di bu. Hemen ardından ise Güneş ve Pare indirildi. Lalezar hanımın korku dolu sesi gelince dudağımı dişledim, Boran napıyorsun sen böyle mi halledecektin. Bertan Ağa ayaklandı içeri girenlerle Boran'a dönüp neler olduğunu sorarken diğer Ağalar hiçbir halt anlamadan bakıyorlardı. "Otur baba öğreneceksiniz işte şimdi." Diyerek babasını yanına oturttuğunda adamlar avlunun ortasına bıraktı üçünüde, üçü de yan yana ayakta tedirgince durularken Kadir ise burnuna bir bez tutuyordu kıpkırmızı olan. "Büyük bir karar verdim ve sizlerden sadece anlayış istiyorum." Diyerek Ağaların dikkatini üzerine çekti yine. "Zaten iki gün sonra benim için toplanacaktınız ancak ben şimdi yapıyorum bunu bazı nedenlerden dolayı." "Evet," diyerek araya girdi orta yaşlarda bir adam. "Burda hepimizin üstünde en son sen söz söyleme hakkına sahipsen eğer törelere uyman gerektiğini de bilmelisin. Yıllardır evlisin şimdi ise bir hanımağa ile evlendin ancak aylardır beklenen haberi alamadık, bir bebek yok ortada oysa senin gibi birinin birden fazla oğlu olmak zorunda! Fazlasıyla zaman tanıdığımızın farkındasın sana ancak bilesin ki zaman da sabırda tükeniyor!" Dedi, hemen ardından üst üste onaylarcasına sesler yükseldi diğer Ağalardan sesleri çıkmayan tek kişiler Bahoz ve Amil Alaz'dı. Fakat Ağalar hazır konu açılmışken diğerlerine de değinmek istemiş olmalıki, "Bahoz'un da bir çocuğu olmalı yeni ağa olmuş Amil Ağanında, böyle bir aşirete mensupsanız dahası ağa iseniz mecbur olduğunuzu bileceksiniz!" Zara'ya döndüm hızla, "Derzan Ağa'nın da çocuğu yok bildiğim kadarıyla ona neden bir şey demiyorlar?" Diye sordum sinirlenmeye başlayarak. Ancak cevabı Zara değil Mara verdi bana. "Derzan Ağa hasta çünkü, daha öncesinde evlendi ama karısı öldü nasıl öldüğü belli değil tabiide, bildiğimiz kadarıyla kendisi kısır gibi bir şey yani sadece yeterince iyi daha doğrusu çok iyi ve doğurgan bir kadın olursa hamile bırakabilir." Dediğinde kafam iyice karışmıştı. "İyide bu haldeyse o zaman bu adamlar niye hâlâ onu tutuyorlarki burada?" Dediğimde ise Zara girdi araya. "Derzan Ağa belalı biri yenge soyuda böyle bunun, birde babası çok sevilir sayılırdı, onun hatrına tahammül ederler buna." Dedi. Derin bir soluk aldım ne değişik olaylar dönüyordu böyle. "Benim çocuğumun olup olmaması sizi ırgalamaz Ağalar! Haddinizi bilin, ha yok ille de olacak diyorsanız benim endişe edecek hiçbir şeyim yok çocuksa çocuk oğlansa da oğlan zaten var!" Dediğinde gözlerim irileşti. Diğer Ağalar yanındakilerde tepkilerinden kalakaldıkları belliydi. Abim ve amcam Adamlara öldürücü bakışlar atıyorlardı keskin bir şekilde. Güneş ile göz göze geldiğimde bana nasıl baktığını gördüm; öfke salt öfkeydi. Ancak tepkisizce çektim gözlerimi ondan ve kollarımı göğsümde birleştirerek Boran'a baktım. "Sen ne dersin Boran Ağa? Gayri meşru bir çocuk mu getireceksin bize yoksa?" Diye alay edip gülmeye başladı Derzan Ağa. "Benim en azından bir çocuğum olabilme ihtimali var ya senin?" Dediğinde gülmesi bıçak gibi kesildi Derzan Ağa'nın. "Ancak bol denemeli bir mucize mi demeliyim?" Dediğinde keyifle gülen Boran oldu. "Ve, has Asparşah kanlı Bertan Ağa'nın büyük oğlunun Melkan Asparşah'ın tek oğlu olan Renas Asparşah benim ve Gece Riva Asparşah'ın oğlu sayılır. Ondan daha iyi bir evlat olamaz bizim için! Neticede amca baba yarısı demektir." Diyerek yayıldı oturduğu koltukta genişçe Boran Ağa, ben ise sertçe yutkundum. Renas'ı çok seviyordum ve onun böyle bir düşünce içinde olmasına şaşırmıştım. "Vay be abime bak sen..." Dedi hayranca Zara. Lalezar hanım sadece izliyordu olanları belkide seziyordu kötü şeyler olacağını öyleki aşağı gidipte kızını çekip alamamak zoruna gidiyor olabilirdi. Aşiret ağaları suspus tek kelime edemeyip kaldıklarında Amil Alaz gür sesiyle konuştu, "bana gelecek olursanız Ağalar bu aptal konumda keyfimden durmuyorum ama buradaysamda bilinki hakkaniyetli davranır kim neyi hakediyorsa onu veririm! Ve hiç kimse için de bir çocuğun hayatını karartmam ben, ne zaman istersek o zaman Allah'ın izniyle kendimiz için oluruz çocuk sahibi!" Dedi. Öyle tuhaf bir adamdı ki Maria ile birbirlerini nasıl bulmuşlardı merak konusuydu. "Benim konuşmama gerek yok zaten," diyerek genişçe sırıtan Bahoz kimseyi takmadığını kendince ortaya koydu öyleki Ağalar aralarında fısıltıyla konuşmalara başlamışlardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE