"Korkma ölmeyeceksin," dedim dudağım kıvrıldı. "Daha beter edeceğim seni, bir daha sen sen ol karşıma çıkma Seyran, bu sefer uğraşmam seninle." Derin bir iç çektim ve son bir defa bakarak çıktım kilerden. Kapıdaki korumalara telefonumdaki adresi çıkarıp gösterdim. "Onu bu adrese götürün, bir kadın var orada Lily Tamah adında ona benim adımı vererek teslim edin." İki adamda beni onayladıklarında içeri girdiler.
"Bu isim bana niye tanıdık geliyor şimdi." Diye konuştu Merih yanıma geldiğinde. "Hristiyan bir kadın sanırım ellili yaşlarda," diye tüyo verdiğimde kim olduğunu hatırlamış gibi gözleri irileşti. "Yenge sen ne fenasın?" Dedi şok olarak.
"Napayım Merih yaptığı az buz değil hakediyor bugün buna acırsam yarın bir başkası bana asla acımaz!" Dedim net bir ifadeyle. "Haklısın," dedi sesli bir solukla.
"Ne yapacak peki kadın?" Diye sordu bu sefer.
"Bir ay bile kalmayacak Seyran yanında en fazla on beş gün, konuştum Lily ile anlattım o da getir dedi, ne diyeyim en basiti her gün bir elli falaka yer her halde. Sonra uykusuz geçecek geceler mi desem neyse işte fazlasını anlatmaya gerek yok Lily Tamah bu."
On beş gün bile fazlaydı ama Lily için en az on beş olması gerekiyordu. Lily Tamah yıllardır burada yaşayan buranın saygı değer büyüklerinden biriydi, bilen bilirdi eskiden suç işleyen insanları bu kadının eline ıslah etsinler diye verirlerdi belli bir ücret karşılığında. Belki yaptığım yanlış karşılanırdı ama yerimde başka bir hanımağa olsa bu kızı acımadan öldürürdü neticede bir hizmetçiydi sadece. Ama ben ölümle eş değer cezalar olduğunu da iyi bilirdim. Lily aradığım insandı işte onu duyanlar bile korkup kaçarken en iyisinin bu olacağını düşünüyordum.
Seyran'ı dışarı çıkardıklarında Merih ile arkasından gittik. Avluya girdiğimizde Bertan Ağa sedirlerde çay içiyor Zara karşısında oturuyordu Mara merdivenlerden inerken Mizgin abla ve Diljen mutfak kapısında belirdi Seyran'ın sesiyle.
"O kadın olmasın nolur! Lily olmaz!" Diye yalvar yakar bağırdığında Mizgin abla irileşen yaşlı gözlerle bakakaldı arkasından.
"Nereye götürüyorlar gelin hayırdır!" Diyen Bertan Ağa ile ona döndüm. O sırada Boran da kucağında Renas ile aşağı iniyordu.
Benim yerime Merih cevap verdi.
"Hristiyan olan Lily Tamah varya hani, şu cezaları ile bilinen ona verdi yengem Seyran'ı sonra da bir daha buraya gelmeyecek." Dediğinde Bertan Ağa'nın çatık kaşları daha da çatıldı ortasındaki yarık daha da belirginleşti. Ancak bir şey demedi sadece başını salladı aşağı yukarı.
O sırada da içeri Haşim abi girdi. "Hanımağam, ne verirseniz hakkında yeridir ama en azından haber alalım ondan." Diye kısıkça konuştu ancak sessiz olan avluda eminim duymuşlardı. "Senin kızın çocuk değildi Haşim abi! Haber falan almayacaksınız sadece iyi olduğunu bilin yeter on beş gün sonra size teslim edilecek ama kapımın bir sokak ötesine bile gelmeyecek o! Sizde bana bilenir misiniz ne yaparsanız yapın ama yanlış yapmayın." Diye düz bir ifadeyle konuştuğumda başını salladı çaresizce aşağı yukarı. Evlattı işte atsan atılmıyor satsan satılmıyordu.
Boran kucağında Renas ile yanıma geldiğinde, "Biz sizden bir hata görmedik Haşim yıllardır ailemizin parçası oldunuz olurda gitmek isterseniz buradan her türlü yardım yaparım ama karımında dediği gibi yanlış yapmayın yeter bize!" Dedi.
"Yok ağam olur mu öyle şey, siz affedin bizi böyle bir terbiyesizliği yapmasına engel olamadık." İşin aslını herkes öğrenmişti sanırım artık. Tek bilinmeyen çarşaf konusuydu ki neyseki bahsi geçmemiş Güneş dün bir aptallık yapıpta bunu dillendirmemişti, ben yine kendimi aklardımda konusu bile rahatsız ediciydi.
Haşim dışarı çıkarken Mizgin abla ve Diljen mutfakta kahvaltıyı hazırlamaya başladılar. Hava soğuk ve esiyor olduğundan salona çıkmıştık ancak herkes suspus olmuş tek kelime etmiyorken salona kuruluyordu kahvaltı. Masaya geçtiğimizde masada artık tek bir boş sandalye kalmıyordu karşıma şu ana kadar Güneş otururken artık onun yerine Zara oturuyordu. Bir tek Lalezar hanım eksikti.
"Anam gelmiyor mu?" Diye sorduğunda Boran, Bertan Ağa bilerek cevapsız bırakmıştı. Onun yerine Zara konuştu, "o yatacağım sonra yerim dedi abi." Sonrasında ise yavaş yavaş kahvaltıya başlanmıştı.
Lalezar hanımın inmemesi Boran'ı etkilerken sesini çıkarmamıştı, sanırım annesine kırgındı benim yüzümden... çayımı yudumladım sıkıntıyla. Renas'ı düzgün yiyip doysun diye kontrol ederken her zaman ki gibi, Bertan Ağa çayını seslice masaya koydu. Masadikelerin bakışları ona döndü.
"Dünden beri telefonlarım susmaz oldu olanlar yüzünden. Kime ne cevap vereceğimi şaştım Vallahi."
"Doğru ne ise onu söyle baba sende! Şimdi dur millet kahvaltısını yapsın." Dediğinde Bertan Ağa, "yiyecek iştah kaldı sanki millette!" Diye karşılık verdi.
Renas ekmeğini korkarak masaya bıraktığında sabırla yumdum gözlerimi. Elini tuttum gülümseyerek ona.
"Büyük iş açtık başımıza büyük! Bu insanlar konuşmayı bırakmazlar hepsi birlik olursa boku yeriz o zaman! En iyisi babamın geri gelmesidir, en azından onu görürlerse bir şey yapmaya yeltenmezler kolay kolay!" Duyduğum ile kalakalırken o sözünü bitirir bitirmez Boran masaya yumruğunu geçirdi, sandalyesinden kalkarak masada babasına doğru eğildi. Zaza Asparşah ile asla karşı karşıya gelemezdim, biri bitince diğeri başlıyordu resmen.
"Olurda o adam kümesinden çıkacak olursa! Yemin ederim, karşılıksız kalmaz baba bu yaptığın! İnan bana o kümesten çıkacak bir baban kalmaz ortada! Kararlarıma saygı duymak zorundasınız bunu sakın unutmayın!"
Salondan rüzgarıyla çıkıp gittiğinde arkasından bende kalkarak takip ettim onu. Sağa doğru dönüp ilerlediğimde ne ara bu kadar çabuk ortadan kaybolduğunu anlayamadım, aşağı bakmak için balkona yaklaşıyordum ki kolumdan tutulduğum gibi ara holün birine çekildim. Ağzımdan kaçacak olan çığlığı son anda tutmuşken sırtımı duvara yasladı sertçe Boran Ağa.
Nefes nefese ona bakarken üstümden şoku atamamıştım bile.
"Aferin," dedi duvarla arasına tamamen alarak beni. " Arkamdan hemen gelmen gerektiğini anlamışsın."
Hiçbir şey anlamadım dediklerinden. "Sen öfkeyle çıkınca-"
"Ne güzel olmuşsun lan sen böyle!" Dedi birden, beni süzerek. Elini belimin yanına koyup sıvazladığında titrekçe nefes aldım üzerime hepten eğildi. "Düzgün konuş Boran!" Dedim kısıktan olsa uyararak.
"Akıl mı bırakıyorsun insanda," dediğinde dayanamayarak çektim gözlerimi gözlerinden ancak izim vermeyip çenemi tutarak kendine çevirdi ve bırakmadı. "Şu sürdüğü ruja bak birde, yerim seni kadın!" Ben biri gelir ve bizi görür diye tedirgin olurken o burnunu yüzümün yanına sürttü.
"Biri görecek bırak beni Boran." Aksine dediğimi takmayarak bedenini bedenime yaslayarak duvara iyice yapıştırdı. Nefesi yüzümün yanına dağılıyordu ve kışkırtıcı şekilde dolaştırıyordu parmaklarını belimde.
"Ben nasıl işe gideceğim şimdi, bakmam gereken işler var aklımı vermem gereken bir proje. Söyle hangi şey seni benim aklımdan çıkaracak şimdi, akşama kadar seni göreceğim diye sabahı zor akşam yaparken şimdi nasıl dayanacağım..." diye konuştu zorlukla. Burnunu kahküllerime sürterek dolaştırdığında boynuyla bakışıyordum. Göğsüne yerleştirdiğim elim gömleğini avuçladı tutunmak için gereksizce.
"Dayanırsın, ne de olsa aynı yerde olacağım hep... Hem bu akşam geldiğinde sana resim odamı da gösterebilirim." Dedim kısıkça.
"Yavrum? Sen seni bırakayım diye iş mi atıyorsun bana?" Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Yok Vallahi gelince göstereceğim." Dedim ciddi ciddi.
Sırıtarak, "Neyi göstereceğin?" Dediğinde gözlerimi sıkıca yumdum. "Odayı da göstermem artık!" Diyip uzaklaşmak istediğimde karnıma sararak beni kendine yapıştırdı oyuncak bebek gibi. Sırtımı göğsüne yapıştıp iki kolunu da sardı bana.
"Nereye gittiğini zannediyorsun, benim güzel karım?" Önce bir durdum nefes alarak sonra direnmeyi bırakıp göğsüne bilerek yaslandım, ellerimide karnımdaki kollarına sardım.
"Yolunuza kırmızı halılar serecektim Boran Ağam izin verseydiniz." Diye konuştum alayla, başımı geri çekerek ona bakmaya çalıştığımda kaşları havalanmıştı. "Bak sen..." Dedi uzatarak.
"Senin bu takıntılı hallerin beni korkutmaya başladı bak karım. Hayır senin için diyorum gerek yok bunlara." Ağzım bir parça açılmış hayretle baktım ona.
"Sormaya öyle bir haldeyim ki hastanelerden çıkamıyorum az önce senin yüzünden bayıldım da zor kaldırdılar beni." Dediğimde kahkaha attı sonra ise başını boynuma sokarak susmaya çalıştı. Ama sesini duyan olmuştu eminim ki. Çok güzel gülmüştü.
"Öpeyim mi seni?" Diye sorduğunda sıcak nefesi boynumda dağıldı. "Sabah seni Renas ile öyle gorünce her noktanı ısırasım geldi, başka türlü tadını da hıncımı da alamaz mışım gibi!" Çok daha sıkıca sardı kollarını. Elinde kalmazsam iyiydi.
"Sende iyi alıştın öpmelere," dedim yutkunarak.
"Napayım yavrum, karşımdan duran sensin, hele birde o karşılık vermelerin..." Dedi içli içli. "Öpmeyeyim mi şimdi?" Diye sorduğunda dudağımı dişledim gülmemek için.
Sesim çıkmayınca nefesini boynuma bıraktı, "öyle olsun şimdi öpmeyeyim akşama borcun olsun," dediğinde duraksadım, borç mu? "Şu resim odanı gösterirken alırım borcumu." Diyerek boynumu öptü ve sonra nasıl gittiğini anlamadım.
"Bir borcumuz eksikti zaten." Diye söylendim. Öksürerek boğazımı temizlerken üstümü düzelttim. Allah'tan kimse görmemişti halimizi.
Merih işe, Renas ve Zara okula giderken Bertan Ağa her zamanki gibi konaktan çıkmıştı. Bende mutfağa inip bir tepsi hazırladım Lalezar hanım için onunla konuşmam gerekiyordu çünkü aramızın bozuk olmasını istemediğim tek kişi olabilirdi. Kapısını çaldığımda cılız bir gel sesi duymuş ardından girmiştim odasına.
Ferah ve büyük bir odası vardı. Yatağının içinden beni görünce kaşlarını çatarak doğruldu ağırca ben ise ellerim titremesin diye kendimi telkin ediyordum içten içe.
"Aç değildim aslında." Oturur hâle gelince yanına, karşısına olacak şekilde oturup tepsiyi bacaklarımın üstüne koydum. "Biraz bile yeseniz iyidir aç kalmaktan." Dedim nerden başlayacağımı bilmeyerek.
Normalde derli toplu olan kadını şimdi saçı başı açık geceliği ile görmek tuhafıma gitmişti. "Yüzüme baksana kızım," dediğinde kalbim hızlandı sanki. "Ben utancımdan aşağı inmedim sen benim ayağıma getiriyorsun, benim yüzümü eğmem gerek."
"Hayır asla,"diyerek bakışlarımı yüzüne çıkardım. Kolumu sıvazladı, "sende bir gün anne olunca beni anlarsın belki, dediklerimi haklı bulmuyorum asla kızım, ben seni evladım yerine koymuşum nasıl konuşurum öyle, dün olanlar ağır geldi." Göz altları dünden beri çökmüş, göz bebeklerinin damarları görünüyordu ağlamaktan.
"Ben size alınmadım ya da kırılmadım zaten... Sadece bilin ki ben asla oğlunuza Pare hakkında bile bile böyle bir cümle ne kurdum ne ima ettim ya da Güneş, sadece yaşadıklarımız ve olanlar yüzündendi bu, bana önceden onu boşayacağını söylemişti evet ama o kararını vermişti aksine ben ihtimal vermemiştim bunun olacağına. Üstüne söz verdirtince bana kimseye tek kelime etmedim, edemezdim. Boran kardeşine çok şans verip almak istedi onu ama Kadir kardeşi için Pare'den vazgeçerken Pare abisini aksine rezil edip reddetti defalarca." Zaten her şeyi biliyor gibi öylece salladı başını, gözünden akan bir kaç yaşı uzanarak kendim sildim yumuşak yüzünden.
"Zaman ne getirir bilinmez ama Pare doğum yapana kadar zamanı var. Boran onca Ağa'nın önünde büyük yemin etti, sözünü de çiğneyecek biri olmadığını ikimizde biliyoruz Lalezar hanım... Şimdilik sadece zamana bırakalım, yıpratmayalım birbirimizi, daha büyük sorunlarımız olabilir çünkü."
"Haklısın kızım ne diyeyim, ben sadece bir evladım diğerine kıymasın istiyorum evlat acısı ne bilirim yüreğimin bir kenarı hiç dinmeyen bir yangınla kavrulup duruyor şimdi bir tanesine daha nasıl katlanayım." Sustum, ne diyebilirdim ki. Tepsiyi kucağına bıraktığımda zorlada olsa yemesini sağlamıştım.
"Allah razı olsun kızım, bu kadarı yeter doydum." Dediğinde tepsiyi alarak bacaklarıma koydum tekrar. "Ben bir şey daha söyleyecektim aslında Lalezar hanım yani-"
"Kızım ne istiyorsan de de artık şu hanımı kaldır, birbirimize kızıp küssekte anneler ve çocukları arasında böyle şeyler hep olur. Anne de kızım bundan sonra ya da başka bir şey ama hanım deme Vallahi kendimi yabancılıyorum." Kendine gelmiş gibi sitem edip gülümsemesine aynı karşılığı verdim.
"Ben size alışmak istedim sadece, öyle direkt anne demek zor benim için... Lalezar anne desem olmaz mı?" Nefesim sıklaştı niye heyecanlandım bu kadar?!
Yanağımı okşadı, "de kızım nasıl diyorsan de." Dediğinde rahatça bir nefes verdim zor olacaktı ama doğru olan buydu. "Ee, ne diyecektin de bakalım."
Dudaklarımı ıslattım, "Zara'yı çok severim biliyorsunuz Mara beni hiç sevmez bana karıştığında bende ona karışırım bunu da biliyorsunuz ama bildiğim bir sey var ve bunu size söylemem en doğrusu sanırım çünkü hata yapmasını istemiyorum daha doğrusu bize bu aileye ve Boran'a zarar versin istemiyorum." Dediklerim tedirginleştirdi dikleşti yerinde.
"Mara'nın görüştüğü biri var, önemli olan sevgilisi olması değil beni de ilgilendirmiyor zaten ama sevgilisi olan kişi normal biri değil," sesini soluğunu kesmiş beni dinlerken derin bir nefes bırakıp devam ettim.
"Kiminle görüşüyor!"
"Güneş'in kardeşi Emir ile." Dediğimde ağzını kapattı eliyle. "Ben o aileyi hiç tekin bulmuyorum şimdide Boran onlara böyle bilenip nefret ederken Mara'nın o çocukla olması korkutuyor beni bir hata yapmasını istemiyorum. Siz beni anladınız emin ki."
🔗🗝️🔗
Boran Ağa şirketine geldiğinde odasına girmek üzereyken asistanı Sevgi'den istediği tarihe uygun İstanbul için üç günlük en güzel otelerden birini tutmasını söyleyerek girmişti odasına. Şu sergiye oldukça az zaman kalmıştı ve bunu kaçıramazdı ama bunun için bolca zamandan kazanıp çalışması gerekiyordu çünkü üç gün tatil bile bu yoğunlukta fazlaydı şimdilik gönlü olsun diye götürecek bu işlerden sonrada isterse tekrar giderlerdi. Ya da Gece'sinin istediği başka bir yere.
Bir çok hayat, kendince planlar yapıyordu.
Kimi iyi kimi kötü.
Kimisi ise hasta ruhlarını tatmin etmek için masumların canını yakıp yok ediyorlardı.
"Olmuyor, kaç kere denedik ama olmuyor adam nasıl koruyor biz bile anlamıyoruz ki sadece bir kaç metre yaklaşsak anında farkediliyoruz, uzaklaştırılıyoruz ya konak adamları araya giriyor engel oluyor ya da şu tuhaf kadın güvenlikler. Zaten hanımağa kolay kolay çıkmıyor dışarı." Dedi adam patronunun önünde ellerini önünde bağlamış şekilde.
Kahverengi deri tekli koltukta oturan adam bacak bacak üstüne atmıştı, yanındaki diğer adamı komut almış gibi elindeki tepsiyi adama uzatınca, oturan adam kendi için hazırlanmış olan beyaz tozu tek seferde burnundan içeri çekti.
Bağımlıydı, hem üretici hemde bağımlıydı.
"Ben," dedi burnunu daha sert çekti beyni şimdiden uyuşmuştu. "Ona benimle gelmesi için fırsat sunmuştum, gelseydi eğer bu kadar uğraşmazdım ama... Elinde sonunda ben benim olanı alırım! Riva'da benim olacak, Gece Riva. Şimdilik uzak durun her şeyin bir vakti varmış demek ki madem biz onu alamıyoruz o zaman o kendi ayaklarıyla gelir bize." Dedi kararlılıkla.
••••••Bölüm Sonu•••••