"Bulanık Karakterler"
"Aklım almıyor, nasıl bu kadar aptal olabildin! Gece'nin abimden haberi bile yokken muhtemelen asla da olmayacakken senin yüzünden neler olacak farkında mısın!" Diye delirecekmiş gibi avluda tur atan Fisun.
Nüvit başını bağlamış avludaki sandalyede oturuyorken Kiraz stresle ayağını sallayıp duruyordu.
Hepside Mustafa'nın gelmesini bekliyordu eve, Gece'nin gidişinin üstünden bir saat bile geçmemişti.
"Hayır abimide anlamıyorum böyle bir şeyi nasıl yapar madem seviyorsun onca sene ne diye bekliyorsun gidip anlatsaydın iftira atıpta hepimizin başını nasıl yakar." Diyen Fisun'u öfkeyle yerinden kalkarak susturdu Kiraz.
"Sen az şey yapmışsın gibi konuşma Fisun, sen hiç iftira atmaya kalkmadın mı ona! Birden bire melek kesilme başımıza, herkesin kendince sebebi vardı!" Dedi.
"Ben ne yaptıysam onun yüzüne karşı yaptım arkasından böyle oyun kurmadım hiçbir zaman, senin gibi gidipte elin kızıyla birlik olmadım! Asla da olmazdım, herkesin bir vizyonu vardır seninki de ortada!" Kiraz'ın ağzı açık kaldı hayretle. Cevap vermek istemişti ancak Kubar Riva'nın içeri sert adımlarla girmesiyle hepsi bir geriledi korkuyla.
Nüvit oturduğu yerden kalkıp telaşla adamın karşısına geçtiğinde amacı kocasını yatıştırmaktı ancak suratına hayatı boyunca ilk defa yediği tokatla nevri döndü. Fisun ve Kiraz'ın gözleri şokla açık kalmıştı.
"Sen kimsin lan! Kimsin! Uyarmadım mı ben sizi, bir daha Gece'ye en ufak dokunursanız kalacak bir eviniz olmaz demedim mi!" Diye bağırdı hiddetle.
Nüvit yediği tokadın ağırlığının altında ezildi de ezildi. Eli yanağında döndü kaç yıllık kocasına. Tek kelime edemedi.
O sırada da içeri Mustafa'yla Serkan girmişti. Mustafa darma dağınıktı; yüzü gözü derin şekilde yırtılıp çizilmiş kan akmış kurumuştu, gömleği yırtılmış pantolonunun içinden çıkmıştı. Görenlerin ağzı açık kalmıştı.
"Bakmayın öyle, Gece'nin eseri gerçi ben nedenini hâlâ öğrenemedim ama." Diye açıkladı Serkan karışık bir ifadeyle.
"Ben anlatayım sana oğlum!" Dedi Kubar sert bir dille. Mustafa gerildi.
"Senin bu abin Gece'ye aşıkmış! Bu boku yediğiyle kalmayıp kalkmış birde gitmiş Boran Ağa'ya kız hakkında iftira atmış, namusuna dil uzatmış! Senin abin olacak piç onca şeyden sonra kızın ayağına kapanıp özür dileyeceğine birde üste çıkar gibi kızın canını daha çok yakmış!" Dedi bağıra bağıra öfkeyle. "Kız fenalaştı bayıldı babasının konağında senin yüzünden! Ne dedin kıza lan!" Diyerek Mustafa'nın üstüne hızla atılıp dövmeye başladı.
Serkan allak bullak bir halde duyduklarını sindirememişken babasını abisinin üstünden almaya çalıştı. "Bırak lan!" Diyerek bağırdı Serkan'a, sonra çekildi nefes nefese.
Mustafa öksürerek doğrulmaya çalıştı, "yemin ederim canını yakmak istemedim öfkelendiğim için oldu." Mustafa'nın dedikleriyle başını tuttu adam tahammül edemeyerek.
"Seni adam sandım ben, bu kadından çıkmış ama bir bok olabilmiş ona benzememiş diyordum! Ondan betermişsin puşt!" Diye öfkeyle konuştu ardından kadınlara döndü.
"Senin haberin var mıydı abinin yaptıklarından!" Diye sordu Fisun'a. "Yemin ederim Gece söylediğinde öğrendim." Dedi hızla.
"Sus yemin etme! Senin yemininden ne olur!" Diye bağırdığında, Fisun yüzünü eğdi kırgınlıkla.
"Hele sen!" Dedi Kiraz'a bakarak. "Sen kimsin Kiraz de hele kızım sen kimsin, hangi sıfatla neyine güvenerek gittin benim yeğenimin canını yakmaya kalktın de hele." Sesini yükseltmeden ancak baskın bir ifadeyle konuştu Kubar. Mustafa'nın öfkeli bakışlarıyla göz göze gelen Kiraz yutkundu korkuyla.
"Mustafa onu unutamamıştı... Cebinde onun fotoğrafını bulunca kıskandım, bu yüzden yaptım." Diye savundu kısık sesle kendini.
Mustafa dişlerini sıkarak baktı Kiraz'a.
"Nasıl bir fotoğraftı bu?" Diye sordu Kubar çatık kaşları ile.
"Gece'nin sadece yüzünün olduğu ufak bir fotoğraf." Diye yanıtladı kısık sesiyle.
"Fotoğrafı Gece'mi vermiş Mustafa'ya sence Kiraz?" Kiraz başını iki yana salladı.
"Fotoğraf Mustafa'dan çıktığına göre Gece'nin Mustafa'dan haberi bile yokken neyin bedeli ödettin o zaman ona? Hadi söyle kızım." Dedi fazlasıyla sabırlı durmaya çalışan Kubar.
Kiraz ağladı ağlayacak kıvama gelmişken sesini çıkarmadı. "Konuş!" Diye bağırdı bir anda Kubar. İrkildi korkuyla Kiraz. "Sadece kıskandım ve acı çeksin istedim!" Diyerek ağlamaya başladığında Kiraz, karnını tuttu.
"Siz şaka mısınız lan?!" Diye hayretle konuşan Serkan'dı. "Kız haberinin olmadığı biri yüzünden ne diye acı çekiyor? Salak mısın sen yenge! Mal mısın! Lan abimden çıkarsana öfkeni!" Diye bağırmaya başladı dayanamayarak.
"Yok," dedi Kubar. "Bizimkilerin genel huyudur bu! Suçlu olana değil suçsuz olana giderler acılarını çıkartmak için, güçlerinin bir tek onlara yettiğini zannediyorlar!"
"Lan... lan... lan!" Diye bağıran Mustafa Kiraz'ın üstüne yürüdüğünde Serkan girmişti araya yine. "O videoyu nasıl verirsin onların eline! Kimsin ki ona zarar vermeye kalktın lan sanane benim cebimdeki fotoğraftan! Madem biliyordun onu sevdiğimi ne bokuma evlendin lan benimle, evlendiysen niye kesmedin sesini!"
Kiraz göz yaşları içinde hıçkırdı, "seni seviyorum çünkü, vazgeçemedim, sandım ki unutursun ama sen... Sen onu unutamadın gidip annene dert yanıyordun onunla ilgili! Acı çektiğini geçmediğini söyleyip duruyordun!" Eliyle karnını gösterdi göz yaşları içinde. "Ben senin çocuğuna hamileyken sen başka bir kadının aşkıyla yanıyordun. Napabilirdim ki..."
Sertçe yutkundu Mustafa, o Kiraz'a karşı öyle bir sevgi beslemese de ters bir harekette de bulunmamıştı, bunları öğrenipte canının yanmasını da istemezdi ama olan rezil bir şekilde olmuştu şimdiyse yaptıklarının bedelini ödüyordu sanki.
"Sen bu aileye gelin geldin Kiraz, bu ailenin şerefi seni de ilgilendirirdi ne olursa olsun gidipte o kadınla birlik olmamalıydın!" Diye bağırdığında Mustafa bu sefer dayanamayarak Serkan girdi araya abisini omzundan iterek. "Sen ne diyorsun abi?! Ne şerefinden bahsediyorsun senden alâ şeref yoksunu mu var burada! Kendin farklı bir şey mi yaptın sanki Boran Ağa'ya gidipte kız hakkında iftira atan kim?!"
"Düzgün konuş lan benimle!" Diye bağırdı Serkan'a hiçbir şekilde dediklerini aldırmayarak. "Buradaki kimse beni anlayamaz siz anca boş boş konuşun!" Saçlarını çekiştirdi dayanamayarak. "Ben böyle olmasını ister miydim?! İster miydim lan ister miydim! O gün kafam yerinde tam değildi belki ama, ben sizin yapmadığınızı yapacaktım onu kaçıracaktım buradan, kurtaracaktım bu evlilikten! Hepsi sizin suçunuz! Annemin suçu beni evlendirmeye kalkacağına kavuşmamıza yardım etsey-"
Suratına yediği okkalı tokatla yüzü yana eğildi Mustafa'nın, babası acıyarak baktı oğluna.
Fisun Kiraz'ın kolunu tutarak sedirlere götürmüştü zorlukla. Serkan ne yapacağını bilmez şekilde dururken olanları sindiremiyordu.
"Baba," diyerek konuştu Mustafa.
"Sus!" Diye kesti sesini. "Sana bela okumaya bile utanıyorum edeceğim belaya yazık..." Dedi tiksinerek bakarken.
Mustafa eğilmiş yüzünü kaldırdı, "izin ver halledeyim baba... Sana söz halledeceğim ben bunları. Kalender amcam biliyordu, bana bağırdı çağırdı vurdu tehdit etti kızıma yaklaşma diye, dediğini yaptım. Gidip ayağına kapanır hepsinden özür dilerim yemin ederim, siz sakin olun yeter." Dediğinde bir şeyleri düzeltme isteği ile dolmuştu içi ancak babası birden gülmeye başladı, "Allah iyiliğini versin oğlum." Dedi.
"Neyi düzeltecen sen acaba? Gece seni, karını anneni bu yaptığıyla öylece bırakır mı? Seni dövdü diye hıncını aldı mı zannedersin? O babasının konağında ne dedi biliyor musun bugün, bundan sonra siz ailem değilsiniz hepinizi siliyorum dedi, bu aşiretin hanımı da değilim bütün ilişkimi kesiyorum dedi!"
"Ne?!" Dedi fısıltıyla Mustafa. Yüz mimiklerini bile rahatça oynatamıyordu canının acısından ama daha önemlisi Gece'ydi... Canını çok yakmıştı, o karşısına geçip ne olursa olsun kendisi hayatta asla sevmeyeceğini dile getirirken canının acısıyla ona saldırmıştı resmen.
Herkes dumura uğramıştı duydukları karşısında.
"Nasıl yani bırakmış? Yok o öfkesinden öyle demiştir siniri geçsin gelir kendine." Dedi Fisun inanamayarak.
"Gece şimdiye kadar verdiği hangi karardan döndü de bundan da dönsün!" Dedi sertçe babası. "Dahası bu da değil, Asparşah aşiretinin hanımı olarakta Mustafa Riva'nın ölüm emrini verdi! Nasıl ki bu herif kalkıpta onun namusuna dil uzatıp iftira atabildiyse Gece'de bunu öldüreceğini söyledi! Bekle şimdi zamanını!" Diye bağırdı bas bas.
Dedikleri avluda yankılandı da yankılandı, kaskatı kesildi herkes.
"Hayır," diyen de Nüvit'ti. Dilini yutmuş gibi, "hayır." Dedi tekrar. "Kızımı zorla kuma etmeye kalktı yaptı da! Ama oğlumu öldüremez! Ölsem izin vermem buna, yapamaz!" Diyerek Mustafa'nın önüne siper oldu adeta.
Kubar küçümseyerek baktı karşısındaki kadına. Mustafa ise sevdiği kadın tarafından ölüm emrinin verilmesine karşın tek bir şey düşünemez hale gelmişti bir iki saniyede. Dünyası başına yıkılmış gibi.
"Nüvit, hele bir aklını kullanda düşün bir, Gece evlenmemişken henüz, oğlun Boran Ağa'nın elinden Ferman sayesinde kurtulmuştu hatırlıyorsun değil mi? O adam şuan İstanbul'da geldiğinde karısını o halde bulsa senin arkanda korumaya çalıştığın oğlunu kim alabilecek ondan?" Dedi acımasızca. İçi herkesten çok yanıyordu, şimdiye kadar ne çok toplamıştı ailesinin arkasını hep doğrularla hareket etmesine rağmen evlatlarını kendi pis zihinlerinden koruyamamıştı, onlara doğruyu yanlışı öğretememişti. Oysa hep başlarını okşamış kucaklamış sevgisini belli etmişti, onlara karşı merhametini eksik etmezdi, ne yani diye düşündü Kubar; bende abim gibi acımasız ve gaddar mı olmalıydım evlatlarım iyi olsun diye.
"Sen onların babasısın ne olursa olsun, korumak zorundasın izin vermemelisin ona kıymalarına." Dedi Nüvit başını iki yana sallayarak.
"Benim Mustafa diye bir oğlum yok!" Diye konuştu sertçe. "Onun içinde kılımı kıpırdatmam, sende topla pılını pırtını defol git babanın evine! Çekemem daha fazla sizi!" Duyduklarını sindiremedi Nüvit karşı çıkmak için dudaklarını aralamıştı ki telefonu çalmaya başladı Kubar Riva'nın.
Jiyan arıyordu, telefonu açtığında aldığı haberle çökecekmiş gibi oldu beti benzi attığında Serkan hızla korkarak yaklaşmış ne oldu diye sorular sıralıyordu.
Olan belliydi abisi kalp krizi geçirmiş ve hastaneye kaldırılıyordu.
Geçen zamanda geceyi hastanede geçirmişti Riva ailesi. Korkmuşlardı elbette, yılların deviremediği hastane yoluna bile düşürmediği adam kalp krizi geçirmiş ölümle burun buruna gelmişti.
•••••
Kalender Ağa, uyandığı günden sonraki gün eve götürülmüştü. Hastanede kalması uygundu ama kesinlikle kabul etmemiş ve evine götürülmüştü.
"İnanılır gibi değil, ben böyle bir şeyi hiç beklemezdim!" Diye hayretle konuşan Hevdem abisine bakıyordu. Hava soğuktu ancak Ferman ve Hevdem avludaki sedirlerde oturmuşlardı daha doğrusu kasvetli salondan ve milletten kurtulmak için aşağı inmişlerdi.
"Yani... Bu kadarını bende beklemezdim, sonuçta diğer tarafta kardeşi var Boran'nın ama hâlâ kardeşi olduğunu sanmam tabii." Dedi düz bir ifadeyle.
"Ama haklı şimdi Boran Ağa, yani siz kaçıp evleniyorsunuz buranın kurallarını olacaklarını bilerek, sizin yüzünüzden o kadar can yanıyor bunu görüyorsunuz ama umursamıyorsunuz! Ablam onlar yüzünden zaten evleneceği adama ikinci kadın olarak gitmedi mi ki bence öyle değil ama dışardan çoğu kişinin gördüğü buydu. Abisini, Güneş'i ablamı ailesini kendisini herkesin canını yaktı bir noktada." Dünkü toplantıdan sonra hâlâ daha ve daha da konuşulacak konu buydu ailede.
Boran Ağa berdeli bozmuş kardeşinin ölüm emrini vermiş onca aşireti karşısına alıp düşman edinmişti. Koskoca doğuda bile yankı yapmıştı olanlar bir tek burada her yerde kim bilir nasıl konu olmuş konuşuluyordu.
Gerçi buna henüz inanamıyordu ve ablasıyla yüz yüze konuşmadan da bir şey düşünmemeyi seçiyordu.
Diğer noktada birde babası vardı ölümden dönmüştü ve hayatında korktuğu en kötü anlardan birisiydi bu.
"Ablamla ne zaman konuşmayı düşünüyorsun," diye sordu aralarındaki sessizliği bölerek Hevdem. Ferman sıkıntıyla şişirdi göğsünü, "mesaj attım misafirler yüzünden gelemiyorum diye ama yarın Allah izin verirse gideceğim yanına." Dedi. "Aslında korkuyorum, beni suçlayacak, kızacak bağıracak en kötüsü ya beni de hayatından çıkarmaya kalkarsa diye. O zaman ne halt yiyeceğim ben." Diye dert yandı.
Hevdem tek kelime edemedi sadece dinledi önce biraz. Abisinin fazlasıyla yorgun bir hali vardı bu bedensel değil ruhsal bir yorgunluktu. Farkedebiliyordu Hevdem, ancak elinden hiçbir şey gelmiyordu, kapalı kutudan halliceydi bu yüzden önce sadece dinledi.
"Babamı görmüyor musun bedeni burda ama aklı sanki başka diyarlarda. Hastanede gözünü açtığından beri gözü Gece'yi arayıp duruyor, öncedende iyi değildi ama şimdi harbiden de kızını kaybettiğini anlamış gibi, kardeşleri birbirine düşmesin yeğeni gebermesin diye olayı kimse duymadan kapatmaya kalktı bunu yaparken kızını ne duruma düşürdüğünü farketmedi oysa bütün sorun tamda burda başlıyor babamın merhameti herkese her şeye varken bir Gece'ye gelince sekteye uğruyor. Yıllarca ne dil döktüm de yalvardım ona yapmaması için Gece'yi evlendirmesin diye ama öyle acımasız ve kati konuşuyordu ki elimden hiçbir şey gelmiyordu. Şimdi her şeyin sonu işte artık bu dış kapıya bol bol bakar kızının ona gelmesini bekler."
Gözleri dolan Hevdem derin bir nefesle topladı kendini hafif. "Haketmiyor mu sence babam?" Diye sordu kısıktan bir sesle.
Gözleri ileri boşluğa dalmış olan Ferman, "hakediyor." Dedi.
"Peki ya annem?"
Ferman göğsünü şişirdi sıkıntıyla. "Annem babamdan daha umutsuz vaka diyebilirim Hevdem, Bir ihtimal Gece belki babamı affeder ya da kollarına koşar ama anneme asla gelmez. Onun canını en çok annemin tepkisizliği yaktı o sadece elinden bir şey gelmesede annesinin onun yanında diğerlerine karşı çıkmasını isterdi, başkalarının yanında korumasını saymazdı çünkü onlar yabancıydı kendi onurunu gururunu korumak için yapıyorlar diye aklına getirirdi ama iş kendi içlerine döndüğünde bir kere olsun annem babamın karşısına geçmedi Gece için, ağzını açıpta yapma demedi."
"Annem çok farklı biri, ablamdan önce sesi çıkmazdı babama ama şimdi sürekli kavga ediyorlar." Dediğinde Hevdem, Ferman alayla güldü.
"Vallahi o kadar ilgisizim ki onlara karşı birbirlerine ne yapsalar umrumda değil ha artık."
"Peki ya babannem ona karşı nasıl olur çünkü ablam en çok ona öfkeli ama en çokta onu seviyor gibi ikisinin ilişkisini hiç çözemiyorum."
"Gece ailesini komple sildi attı babaannemi mi atamayacak ama bir şey var ki ikisinin arasını bende hiç çözemedim bundan sonra ne olur kimse bilmez." Diye cevapladı Ferman.
"Hadi çıkalım yukarı misafirlere ayıp olmasın daha fazla." Diyen abisiyle ayaklandı ve koluna girdi ancak ilerlemedi.
"Ya ben çıkmasam mı yukarı, mutfakta kalayım yapılacak bir sürü iş var orada." Dediğinde abisinin kolundan çıktı. Ferman tamam diyerek salona çıktı, içeriye girmeden önce derin bir nefes almayı unutmamıştı. Geçmiş olsuna gelmek isteyen bir sürü kişi vardı ama henüz erken olduğu için bekliyorlardı, bu gelenlerde kendi akrabalarındandı kadınlar değil hep erkekler gelmişti haliyle akşama doğruda Bertan Ağalar gelecekti.
İçeriye geçip babasının yanında oturduğunda ona öfkeli olsa da hastalığı ve misafirler yüzünden yanında oturmak zorunda hissetmişti Ferman.
"Bu böyle olmaz Kalender Ağa, rahatsızsın diye ses etmek istememiştik ancak duyduklarımız doğruysa bu büyük sıkıntı çıkarır bizim için!" Baba tarafından akrabalarının olduğu salonda tek kadın Buke Riva'ydı, baş köşeye oturmuş az ve öz konuşuyordu. Ancak bu son denileni anlamış ve sıkıntıyla iç çekmişti.
"Duyduk ki Gece hanımağalıktan çekilmiş! Biz seni sever sayarız ancak Gece kızımızı da iyi tanırız aşiretin başından çekiliyorsa onun yerine biri geçmek zorundadır, töreleri nasılsa öyle uygulamak zorundayız! Riva Aşireti zaten hali hazırda acımasız katiller damgası yemişken onurumuzu ve soyumuzu tek koruyan kişi Riva'ydı. Bizim için yerinin farkını herkes bilir ufak olması yaptıklarını değiştirmiyor duruşu ve cesareti kadınlarımızın sesidir... Doğrusu içimiz senden değilde o başımızdadır diye rahattı bize karşı yapılacak en ufak yanlışı sineye asla çekmeyeceğini bilirdik... Şimdi ise çekiliyorsa bize yeni bir temenni vermeli ve aşirete yeni bir hanımağa getirmelisiniz!" Kalender Ağa boş bakışlarla süzdü etrafı.
"Kızımın yerini doldurabilecek hiç kimse yok!" Dedi sesi zor çıksa da baskın bir tonda. Salondakiler onaylarcasına mırıltılar çıkardı.
"Seninde artık istirahata ayrılman gerek yerine çok daha iyisi geçmeli, oğlun gibi mesela." Dedi yaşlı olan babasının kuzeni olan biri.
Ferman konunun buraya geleceğini pekâlâ biliyordu, gözler Ferman'a çevrildi. "Yaşı da gelmiş evlenmesi gerek artık, hatta aşiretin başına geçsin. En doğrusu budur." Dediğinde ona arka çıkan sesler çoğaldı.
Babası oturduğu koltukta gözlerini ona değdirdi sıkıntıyla. "Ferman kendine güvenmiyor belli ki! Kendine güveni olmayanın aşireti elini oyuncak edip başında durması da doğru olmaz." Dedi genç adamlardan biri. Ferman dişlerini sıkarak baktı adama hep bir hazımsızlığı vardı zaten kendine.
"Burası bunları konuşmanın yerimi sizce, hasta ziyaretine geldiyseniz edin de gidin daha da sıkmayın zaten sıkkın olan canımızı!" Diyerek gür sesiyle araya girdi Jiyan.
"Doğru dersin Jiyan ama korkumuz da belli ne yapalım koskoca aşireti başsız mı bırakalım! Hatta niye sen geçmiyorsun başa!" Dediğinde Jiyan daha da öfkelendi öyle ki ayağa kalkıp bunu diyenin üzerine yürümeye bile hazırlamışken Ferman konuşarak kesti bunu.
"Endişe etmenize gerek yok!" Dedi keskin bir ifadeyle. "Aşiretin başına geçmeye hazırım kendime olan güvenimde tamdır ilk defa bir sorumluluk altına girmeyeceğim!" Diyerek herkesi susturdu adeta. Buke Riva kaşları çatılmış vaziyette izledi torununu.
"Aileminde benimde uygun gördüğüm biriyle evleneceğim, aşiretinde hanımağası uygunsa o olur ancak bilin ki korkmanıza da gerek yok!" Kendinden fazlasıyla emin konuşmuştu Ferman ne vardı ki dünkü aşiret toplantısından sonra bu kararı kesin bir şekilde almıştı.
Karar kesinleştikten sonra Ferman kendini dışarı atmış ve arabasını aldığı gibi evlerinin bir kaç sokak altındaki bir evin önünde durdu. Müstakil olan evin ufak bahçesine girdiği gibi zile bastı üst üste.
Burası Gece ve Hevdem için düğün elbisesi diktirdiği yerdi, pimapen camın ardından bakmaya çalıştığında ince tülden gördüğü kadarıyla Yaren teyzesi geliyordu, gerçek teyzesi değildi elbet ama ondan öteydi. Gözlerine aklar düşmüş kadın bastonuyla etrafı yoklaya yoklaya kapıyı açtığında; "benim teyze gireyim mi içeri müsait misin." Diye konuştuğunda Yaren kaşlarını çatıp geri çekildi girmesi için.
Dakikalar sonra yaşlı kadın koltukta otururken Ferman kadının dizine koymuştu başını. Kadın oğlu yerine koyduğu adamın saçlarını okşadı bir anne gibi.
"Ben bir şey yaptım," dedi Ferman zor çıkan sesiyle. Kadın zaten onun konuşmasını bekledi. "Tamamen bitirdim artık, vazgeçtim bundan sonra gelse de oluru yok benim için..."
Kadın derince bir iç çekti, "en iyisi buydu senin için sana kaç kere dedim bekleme diye giden gitti kalan da olduğuyla kaldı ortada." Diye teselli etti sürekli onun için yaptığı gibi.
"Çok acizim değil mi? O gitti kaçtı biriyle, aşkından ölürüm diyor sürekli, şimdide hamile bebeğimi doğurayım kocam için ölürüm diyor! Madem bu kadar seviyordu bizim yaşadıklarımız neydi o hâlde?! Bu kadar mı sahteydi, madem öyle beni niye kandırdı o zaman!" Diye sitem etti düğüm düğüm olan boğazıyla, nefesi kesiliyordu sanki.
"Kaç kere konuştuk bunları. Pare onunla kaçarak evlendi evet başta inanmadık ama senin yüzüne bile demedi mi isteyerek gittim diye, sonuç ne olursa olsun yıllardır evliler onlar birbirlerini sevmeseler birlikte olmazlardı. Düşünme artık o seni arkanda bırakabildiyse sen onu tamamen yok et artık. Yazık değil mi gençliğine, mutlu olmayı haketmiyor musun sen?!" Diye öğüt verdi defalarca kez verdiği gibi.
Ferman.
Hayatının aşkını kaybetmişti ancak hiçbir şey ona aşkını unutturmamış aksine her geçen gün kül olup yeniden alevlenmişti.
Pare.
Onu o kadar çok sevmişti ki... Sevgisi içine sığmazdı, genç bir delikanlıyken tutulduğu kadını bu kadar sevebileceğini kendi bile düşünmemişti. İyilerdi hiçbir sorunları yoktu tek sorun Pare sürekli kavuşamayacaklarından dem vurup dururdu, Ferman ise her defasında sonu ölümde olsa bırakmayacağını söyler onu yatıştırırdı.
Bu evde kaç kere buluşmuşlardı, burası, bu kadın Pare'nin anne tarafından çok yakın bir akrabasıydı zaten Pare sayesinde tanışmıştı Yaren ile.
Unut diyordu bırak diyordu, o kızın kendine nasıl baktığını biliyordu kim kime içi gider gibi gözlerinin içi kendisine her baktığında huzurla dolardı? Pare böyle bakıyordu işte Ferman'a. Hiçbir zaman onun kendisini sevmediğini Kadir denen itle isteyerek kaçtığını düşünmemişti çok kez Pare'yi kaçırmakta istemişti ama her defasında en beter şekilde reddedilmişti.
Şimdi ise Ferman ondan tamamen kopmuştu, her gece rüyasında ağırladığı kadının zincirlerini serbest bırakmıştı.
Bundan sonra Pare gelse de kabul etmezdi Ferman.
"Aşiretin başına geçiyorum, beni sevecek benimde seveceğim bir kadınla evleneceğim. Geçmiş geçmişte kaldı bundan sonra geleceğime bakacağım teyze. Doğru olan bu değil mi?" Dedi çocuksu bir ihtiyaçla.
Şimdi annesinin dizlerinde ağlayamadığı için ona böyle içini döküp sorunlarını anlatamadığı için bir kere nefret etti ailesinden.
Bundan sonra her şey çok daha güzel olacaktı.
Akşama doğru gitmişti eve Ferman, ev halkında iştah olmasada masa kurulmuştu ve kimse doğru dürüst yemeden sofradan kalkmıştı.
Bulaşıkları halleden Hevdem ıslak elleriyle mutfaktan çıktığında kapı çalmıştı, Zehra yemekleri dolaba kaldırmakla meşgulken diğer yardımcı ablası salonu topluyordu. Islak ellerine bakıp 'amaan' diyerek elbisesine sürerek kuruttu zaten temizdi canım nolacaktı dedi kendi kendine.
Konak kapısına ilerleyip açtığında geri çekildi kapıyla beraber, içeri ilk Bertan Ağa girdiğinde gerildi biraz. Geleceklerini biliyordu ama diğer misafirler yüzünden bir anlık aklından çıkmıştı. "Hoşgeldiniz," diye diye içeri davet etti onları ama çok bir kişi gelmemişti. Bertan Ağa, karısı, Renas Mara ve en son Zara girdiğinde içeri gözleri gelecek biri daha var mı diye dışarı kaysa da görememişti pek.
"Ablamlar yok mu?" Diye sordu en arkada Zara kaldığından ona sorarak diğerleri Zehra'nın yardımıyla salona çıkarılıyordu.
Zara başını olumsuzca salladı, "Şey, yengem sizinle yani babanlarla artık görüşmeyecekmiş bu aşiretlede bağını koparmış galiba o yüzden gelmedi." Dediğinde çekinircesine Zara, Hevdem başını salladı sadece tamam dercesine.
"Ee, sen napıyorsun geçmiş olsun bu arada unutmadan söyleyeyim de." Dedi Zara.
"Sağol sağol da canım çıktı yemin ederim hayatımdan bıktım artık bezdim. Sabahtan beri misafirlerle uğraşıyoruz yemeğidir çayıdır diye diye hayır birde sorun o da değil hasta ziyaretine mi gelmişler kız görmeye mi belli değil! Sürekli benden konu açmaya çalışıyorlar! Okuyorum ben ya okuyorum, derslere mi kafa yorayım ailevi sorunlarıma mı yoksa gittikçe çoğalan görücülerime mi!" Diye yükseldikçe yükseldi.
Ve tam o anda bir öksürük sesi geldi, gıcık yapmış gibi. Zara ve Hevdem arkasına yavaşça döndüğünde Merih'i beklemiyordu Hevdem, Zara ise pis pis sırıtıyordu. Hevdem'in yanakları al al oldu, bu şekilde rezil olmak istemezdi asla.
"Hayırlı olsun ne zaman baş göz ediyoruz seni?" Diye sordu Merih katı bir ifadeyle.
Kaşlarını çattı Hevdem, "gönlüm kimi ne zaman isterse o zaman!" Dedi düz bir ifadeyle.
Merih'in tek kaşı kalktı havaya aynı anda dudakları kıvrıldı. "İş senin gönlüne kaldıysa hayatta olmaz o zaman." Dedi. Sesindeki o hafif alay tınısı ucu ucuna kendini belli ettiğinde Hevdem dişlerini sıktı.
"O neden miş?!"
Merih kızı üsten bir bakışla süzdü, "çünkü sen insanları kullanmayı gönül eğlendirmeyi seven, hevesin geçtiğinde de boktan bir sebeple karşındakini ortada öylece bırakacak bir tipsin!" Dedi acımasızca.
Hevdem gözlerini kırptı üst üste Merih ilk defa kendisine karşı bu şekilde konuşuyordu. "Ne güzel o zaman böyle biriyle fazladan zaman kaybetmemiş ve en erkeninden kurtulmuşsun." Dedi sakince ve gözlerini kaçırdı.
"Hey, yeter artık tamam ne bu böyle ilk okul üç müsünüz çocuk gibi laf yetiştiriyorsunuz bir birinize." Diyen Zara'yı ikilide duymadı pek. Merih sertçe yutkundu.
Bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına Hevdem sahici olmaya zorladığı, "Neyse kapıda beklettim sizi, hadi içeri geçin." Diyerek önlerinde çekildi ve mutfağa gitti hızla. Demek onun gözünde böyle biriydi, ne acı. Bileğinde gördüğü bileklik geldi aklına Hevdem'in, Merih'in bileğinde kırmızı ince bir ip bilekliği vardı onu da çok kısa bir an farketmişti.
Merih takılardan oldukça rahatsız olan biriydi kol saati bile takamazdı taksa sürekli oynardı rahat edemezdi ama bileğindeki o ip bileklik aklına kötü girmişti, kim vermiş olabilirdi ki ona. Sonra kendine kızdı onu ne ilgilendirirdi ki sadece kendisine karşı böyle bir tutuma girmesi hayatına yeni birinin girmiş ya da girmek üzere olduğunu mu gösteriyordu? Anlamadı.
Zara ve Merih yukarı çıkarlarken, "aferin Merih sana, gerçekten aferin!" Dedi sitemle.
"Sus Zara tek kelime etme!" Dedi hırsla.
"Sizin de günah keçiniz benim sanki gelen bağırıyor giden bağırıyor ne haliniz varsa görün!" Diyerek onun önüne geçti ve salona girdi. Çünkü kendi konaklarından çıkmadan önce abisini ve yengesini aramaya gitmişti, babası onlarında gelip gelmeyeceğini soracaktı... Zara, onlarında odasına çıkmıştı önce ama orada bulamayınca yengesinin yeni yaptığı resim odasına doğru ilerlemişti çünkü son zamanlarda yengesi hep orada oluyordu odaya yaklaştığında kapının aralık olması tuhafına gitmişti. Kapıyı yavaşça ittiğinde gördükleriyle çığlığı basmıştı.
Nasıl korkuyla çığlık atmazdı ki, abisi yengesini masaya yatırmıştı resmen! Ah o görüntüler aklına tekrar geldiğinde utançtan mahvolmuştu ve oradan kaçarken abisi arkasından öfkeyle nasıl bağırdıysa kulağı hâlâ çınlıyordu.
Çayları dağıtılmış havadan sudan öylece konuşuyordu millet, Hevdem Leyla yengesinin yanında otururken diğerleri gibi ortamda dönen muhabbeti takip etmeye çalışıyordu aslında istediği bu da değildi odasına çekilmek istiyordu ama bu kadar insan varken olmazdı.
Jiyan, kucağında tuttuğu kızının dikkatini telefona vermeye çalıştıkça Rona Renas'a gitmek için didiniyordu. Renas ise Jiyan'ın keskin bakışları yüzünden dedesinin yanında kalkıpta Rona'nın yanına gidemiyordu. Normalde elinde telefon olsa diğer herkesi unutan Rona şimdi ise hiç umursamayıp Renas'a gitmek istiyordu. Hevdem Jiyan amcasının kızını sessizce çaktırmadan zaptetmeye çalışmasını gülümseyerek izledi, kaç gündür öyle zamanlar geçirmişti ki onların bu hali ilaç gibi gelmişti sanki.
"Jiyan bırak kızı gitsin oynasınlar canı sıkılıyor görmüyor musun, kaç gündür mahvoldu o da bizimle sesi bile çıkmaz oldu. Hadi bırak gitsin oynasınlar... Çocuk daha bunlar!" Leyla yengesinin sitem dolu fısıltısıyla gülüşü daha da büyümüştü Hevdem'in, bakışlarını kaldırdığında ilk göz göze geldiği Merih olmuştu ama hoşnutsuzca çekmişti gözlerini Hevdem.
Hevesi geçince bırakan gönül eğlendirmeyi seven biriydim öyle mi? Diye düşündü Hevdem. Oysa ilk ve tek sevgilisi olmuştu Merih onun. Sadece olanlar itmişti onu bunu yapmaya pişman değildi kendince doğru olanı yapmıştı, o ve Merih'in bir geleceği olamazdı bunu hem görüyor hem hissediyordu.
İçi sıkılmıştı yine bir anda Jiyan amcası Rona'yı yere bıraktığında Rona paytak adımlarla Renas'a koştuğunda Renas çekinsede Rona'yı tutmuş ve sarılmıştı öyle tatlı çocuklardı ki öylece oturup izleyesi gelirdi.
"Ee Kalender seninde artık bir istirahat etmen gerekir, bu işleri bırakmayı düşünmez misin?" Diyen Bertan Ağa ile Kalender sabır çekti içinden.
"Düşünürüm tabii, oğlum geçecek aşiretin başına hayırlı bir nasipte bulduk mu bu iş tamamdır." Dedi net bir ifadeyle. Bertan Ağa keyifle güldü, "yakında düğün var o zaman öyle mi? İyi iyi hayırlı olsun o vakit!" Dediğinde hep bir ağızdan istemsizce sağol denmişti.
Hevdem salondan çıktı telefonu sessizde çaldığı için, bu sınıftan arkadaşıydı ufak bir konuşma yaptıktan sonra telefonu kapatmış arkasını dönmüştü ki Merih ile karşı karşıya geldi.
"Bir şey mi istemiştin?" Diye sordu Hevdem düz bir ifadeyle.
Sesli bir soluk bıraktı Merih, ela gözlerini karşısındaki bir zamanlar ceylan gözlüm diye sevdiği kıza dikti.
"Berat kim?!" Diye sordu ciddiyetle.
"Ne?!"
"Berat diyorum, az önce konuştun ya hani, şu çok iyi çocuk dediğin. Kim o?!" Diye sorduğunda kızın üstüne adımlamıştı. Hâlâ ilk katta salon katındalardı ve biri çıksa anında görürlerdi.
"Sanane Merih! Kimse kim sıradaki gönül eğlencemdir belki seni ne ilgilendirir!" Diye karşılık verdi saçını geri atarak.
Merih'in gözleri seğirdi, kızın üzerine adımladığında geri adım atmadı Hevdem. "Sabrımı sınama Hevdem, öyle demek istemedim aslında..."
"Ne demek istedin?! Ayrıldık diye orospu damgası vurmadığın kaldı bi!" Dedi öfkeyle, gözleri dolmuştu sinirden. Merih'in ağzı bir parça açıldı hayretle, "Ne diyorsun Hevdem sen, ben öyle bir şey mi dedim sana! Sadece, ben senden geçememişken senin kolayca vazgeçmen koydu!"
İkisi de bir birlerine hırsla bakıyorlardı. "Hiç mi özlemiyorsun beni?" Diye sordu birden kısık sesle Merih. Hevdem sertçe yutkundu, gözleri yine Merih'in bileğindeki bilekliğe gitti, "hiç!" Dedi net bir ifadeyle.
Kırgınca yumdu bir kaç saniyeliğine gözlerini Merih, "güzel..." Dedi sesli bir nefes bırakarak. "Özleyipte acı çekmene dayanamazdım zaten... Sanırım cidden bittiğini kabullenmem gerek artık ama merak etme senle konuşacak tek kelimem yok bundan sonra rahat ol benden yana!" Dedi soğuk bir tavırla. Karşısındaki kız kendisine karşı en ufak bir tepki bile vermiyordu, ne aramalarını cevaplıyor ne mesajlarına bakıyordu öyleyse kızı üzmeninde daralmanın da manası yoktu. Hevdem bitirmişse Merih'te içi yana yana bitirirdi.
Ne demişler.
Dönerse senindir, dönmezse zaten hiç senin olmamıştır.
"Hevdem!" Diye yüksek sesle konuşarak Zara geldiğinde yanlarına telaşla salondan abisi çıkmıştı, telaşını anladı hemen ama Merih zaten ondan uzaklaşmış tuvalete doğru ilerlemişti.
"Napıyorsun abim burada hasta olacaksın," dedi Ferman Hevdem'e bakarak ardından Zara'ya baktı. "Hadi Zara gidin mutfağa orada oturun durmayın soğukta." Diye uyardığında telefonunu çıkarmıştı Ferman birini aramak için.
"Tamam Ferman abi gittik biz." Diyerek Hevdem'i tutarak aşağı çekiştirdi. Mutfağa gireceklerdi ki çalan kapıyla Hevdem can sıkıntısıyla ofladı henüz Merih'in dediklerini yutamamıştı ki! Zara ile kapıya ilerleyip açtığında içeri ünüformasıyla Adar girdi.