bc

SON 21 GÜN KALDI

book_age18+
31
TAKİP ET
2.7K
OKU
dark
family
drama
tragedy
serious
mystery
detective
city
office/work place
rejected
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

“21 gün kaldı.”

Güzelliğin maskesi, ölümün makyajı olur mu hiç?

Peggy ve Veronika, bir allık paletinin ardındaki sırla yüzleşmek zorunda.

Geri sayım başladı.

Her ton, yeni bir kurbanı boyuyor.

Gizem gerilim dolu bu kurguda tüylerinizin ürpermesine hazır olun.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. BÖLÜM: BENİ NEDEN KURTARMADIN KENDİMDEN?
👤 "Tanrım, ben neden böyle biriyim?" Kilisenin ışıkları alnında parlıyordu. "Neden bu kadar karanlıkta bıraktın beni? Oysa aydınlığın ne olduğunu bilmezken, defalarca yalvardım sana ben. Kabul olmadı mı yoksa dualarım? Ey Tanrım! Sana inandım," dedi dudakları titrerken. "Kutsal kitabın satırlarında bahsettiğin gibi yalvardım sana. İnsanlara yaşamlarında er ya da geç merhamet edeceğini söylemişsin. Ben insan değil miyim? Son demlerindeyim yaşamımın. Biliyorum, kendimi öldürmeyeceğim ama sen bu ızdıraptan kurtarmak için beni, canımı alacaksın. Bana merhametin ölümüme mi kaldı?" Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Şimdi her şey bir gölge. Kim kurban, kim katil? Kimi ben öldürdüm, kim beni öldürdü? Hiçbir şey bilmiyorum!" diye ağladı gözlerinden yaşlar süzülürken. Kendini bırakmak, hıçkıra hıçkıra sarsılmak istiyordu. Önündeki allık paletindeki kokuyu içine çekti. Belki sadece bir parça anlatırdı ona her şeyi. Ama olmadı. Tek duyduğu yalnızlığının sesiydi. Dünya gitgide daha mı çok sessizleşiyordu, yoksa kendisi mi ölüyordu? Bir müddet ölmeyi bekledi, Tanrı yine almadı canını. "Ne yaşamak için bir umut veriyorsun ne ölmek için Tanrım? Neden?" dedi sarsılarak; "Neden ben? Neden?" Yüzünü buruşturdu, gözleri kızarmıştı. "Niye her şeyden korkarak yaşadım ben? En çok da kendimden korkarak. Beni neden kurtarmadın kendimden?" *** Peggy "Geriye son 21 gün kaldı!" tabelasının önünden arabamla geçerken, sabahın erken saatleriydi. Otobanda dümdüz gidiyordum. Radyoda Dijital Köpekler şarkısı çalıyordu. Telefonum aniden çınladı, kocam arıyordu. Numara 301'de oturan yaşlı teyzenin bu gece öldüğünü pat diye söyledi. Kadını tanımıyordum ama Jerry, kadının teyzesinin arkadaşı olduğunu söyleyince cenaze törenine katılmak için ona söz vermek zorunda kaldım. Sabah için berbat bir açılış, dedim kendi kendime. Rengarenk, büyük küçük puntolarla yazılmış reklam panoları dur durak bilmeden şeritler boyunca devam ediyordu. Tekerlekler asfaltta kaydı, kontrolümü sağlamak için biraz çabaladım. Ehliyetim yeni değildi ve kesinlikle traktör bile sürebilirdim. Buna Jerry fazla inanmasa da. Sağ bileğimdeki otomatik telsize konuştum. "Ben Kozmetik Bürosundan Peggy Roots, 21 numaralı masa," dedim. "Makyaj randevunuz için konsept planlamasını tamamladım." Müşterim heyecanlı bir şekilde, "Randevum aklımda. 08.30'da orada olacağım," diye cevapladı. "İyi günler," dedim; önce o kapatmıştı. Yaklaşık iki kilometre ötedeki Makyaj Şirketi Deneyler Özel Bürosu'na gitmeden, aracı bir köşeye çekerek otomatların yanına gittim. Kendime buz gibi bir su aldım. Dijital Köpekler kulağımda çalmaya devam ediyordu. Minik telsizi kotumun ön cebine sokarken Jerry telefonumu titretti ve cenaze için beni nereden alması gerektiğini sordu. "Buna gerek yok, kendim gelebilirim tatlım," dedim ve topuklarımı yere vurarak kartımla; sarı, etrafı kasıtlı olarak çatlaklarla dizayn edilmiş iki katlı yapıya doğru ilerledim. Tabelada R&G KOZMETİK yazıyordu. Bu cırtlak renk, şirketin tişörtlü üniformasını giyen Veronika Quenn 'in o saçma egosunu anımsatıyordu. Çok geçmeden onla karşılaştım. "21 gün kaldı," dedi ve bordo çantasını benimle eş zamanlı açtığı beyaz dolaba soktu. Onun hemen yanındaki, yüzünde ruj lekesi olan dolap bana aitti. "O reklamı biri daha söylerse kendimi camdan aşağıya atacağım!" dedim bıkkınlıkla. Su şişesinin kapağını açarak bir yudum aldım. Boğazımdan adeta buzullar iniyordu. "Biliyorum canım," dedi ve sakızını cikletti. Mini eteğinin katlarını açarak, gömleğinin yakasını düzeltti ve arkasını kontrol etti. Bu gömleğin üstünde R&G'nin üniformal gömleği vardı. Lanet olsun! "Senden bir şey rica etsem..." Sözleri beni epey şaşırttı. Veronika Quenn benden bir şey mi isteyecekti? "Söyle ama yapabileceğim bir şeyse yaparım. Tam sınırdaysa hayır." Kaşlarımı kaldırarak beni anladığından emin olmak istedim. "Yapmakla yapmamanın sınırındaysa red mi edeceksin?" dedi yüzünü buruşturarak. Mırıldanarak onayladım. "Tamam, bak; dinle beni." Biraz endişeli bir hali vardı. "Aslında bunu sana neden anlattığımı çok saçma bulacaksın ama her şeyi tane tane söylememe izin ver. Bir hafta önce Hindistan'daydım, biliyorsun. Yerlilerle özel bir derneğe üyelik ediyordum. Sonra Sam beni aradı ve bana hemen dönmem gerektiğini, işlerin geciktiğini söyledi." R&G baş müdürünün flörtezini hemen yanına istemesi dışında bir sorun yoktu. "Buraya kadar çok normal," dedim; yersiz tatillerine vurgu yaparak. "Ama hayır, devamını da dinle. Sonra onu dinleyerek valizlerimi hazırladım ve kendimi ilk uçağa attım. Havaalanına geldiğimizde, valizlerimden birisi kayıptı ve uçak yönetimi bunu benim sorumsuzluğuma bağlar gibi kale almadı." Kaşları o anı tekrar yaşıyormuş gibi çatıldı. Bir şey daha diyecekmiş gibiydi ama vazgeçti. "Değerli bir şey var mıydı bari içinde?" diye sordum elimi belime koyarak. Dolabımın anahtarını kilide takıp çevirdim ve su şişesini içeriye koydum. "Son 21 gün kaldı, yazılı bir reklam afişi. Bir de deneme ürünü olarak aldığım parfüm kutularını doldurduğum naylon bir kalemlik, o kadar!" Eşyalarını kaybetmeyi sevmeyen biri olarak, seven yoktur, ona üzüldüm. "Başka bir şey yaptın mı? Belki de uçuş şirketi müdürlüğüne bir dilekçe yazmalıydın?" "Ama içinde önemli bir şey olmadığından kimse umursamayacaktır," dedi ümitsizce. "Ben bu konuda bir tecrübeye sahip değilim," diye itiraf ettim. Dedim ya, eşyalarımı asla kaybetmem. "Sana soruyorum çünkü bu durumda kalsan ne yapardın, bilmeye ihtiyacım var," dedi. Oysa benden hiç haz etmediğini biliyordum. Erkek arkadaşına, sürekli değişiyordu, ya da lansmandan bir renk teorikçisine sorsa fena olmazdı. Eşyalarımı utanmasam göbeğime bağlayıp gezecek olan banaydı sorusu. "Ben olsam içinde çöp de olsa valizimi almak için bir dilekçe verirdim," dedim. "Eğer göz ardı ederlerse de kesinlikle şikayet ederdim." Bu keskin laflarımla yüzünde bir belirsizlik oluştu. "Ve tuhaf bir şey daha," diye mırıldandı. "Diğer valizimin içine bir tane, hiç açılmamış allık paleti konulmuş." "Senin değil mi?" "Hayır, bana ait değil." Yüzü beyazlamıştı. "Biri karıştırmıştır belki? Kendininki sanıp falan koymuş olamaz mı?" "Bilmiyorum," dedi. Gözlerim otomatikman saate kaydı. Saat 08.25'ti ve henüz eşyaları hazırlamamıştım. "Az sonra müşterim gelecek. Kafana takma!" dedim ve yanından ayrıldım. Bu bir karışıklıktan fazlası değildi, buna inanıyordum. Uzatacak bir şey de yoktu. Uçaklarda ya da ulaşım araçlarında böyle şeyler her zaman olurdu. Dolapların hizasından ayrılarak koridora doğru yürüdüm. 08.35'te müşterim gelmişti, beş dakika gecikmesinin önemli bir nedeni var gibi görünüyordu. Odanın kapısına kilidi takarak, "Buyurun," dedim. "Peggy Roots?" "Benim," dedim gülümseyerek ve kadının çantasını siyah metal askıya bırakmasını seyrettim. "Sizi gördüğüme sevindim. Geçen gün buradaki makyöz yüzümü mahvetti," diye isyan etti. "Bu sefer tekrarlanmayacağından emin olun," dedim ve üzerinde son zamanlarda çok çalıştığım bal kabağı makyajı için hazırlık yapmaya başladım. Daha önceden kararlaştırdığımızdan sadece birkaç özel dokunuş gerekiyordu. Kadın, desenli aynanın karşısında kendini süzdü ve turuncu, kırmızı tonlarını kendine çok yakıştırdığını söyledi. Cilt tonu buna yakın olduğundan ilginç bir renk paleti oluşmuştu yüzünde. Işık adeta hücrelerinde dans ediyordu. Cildi nemli ve parlaktı. Bu benim eserimdi. On dakika sonra fırçayla birkaç dokunuş daha yaparak, diğer yanağa geçecektim ki kapı çalındı. Kargo kuryesi kapıyı tıklattı ve "Peggy Roots?" dedi. "Kargonuz var." Ben kargo vermemiştim. Jerry bazen kargoları iş yerine değil bana postalardı ve bunlar genelde hediye olurdu. Ya da özel gecelerimizde iç çamaşırı. Alttan alta sırıtarak paketi aldım ve teşekkür ederek çekmeceye soktum. Müşteriler bekletilmekten hoşlanmazdı. Bir beş dakikalık daha cilalama işleminden sonra, makyajın kuruması için beklemeye başlamıştık ki gözüm çekmecenin içindeki paketi aradı. Acaba içinde ne vardı? Biraz gülümseyerek kulpa uzandım ve paketi çıkarıp baktım. Bantları görgüsüzce yırtarak paketi didikledim ve içe doğru ulaştım. Birden gördüğüm şeyden rahatsızlık duydum. İçeride bir allık paleti vardı ve bir afiş konulmuştu. "Geriye son 21 gün kaldı!" Ellerim aniden soğudu. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Müşterim kendini yelpazesiyle yellendirirken, şaşkınca elimdeki paketle kalakalmıştım. Aniden telefonum titrediğinde Jerry aradı ve sesi iyi değildi. Ben de kendime gelemeden titrek ellerimle hızla kargoyu çekmeceye soktum ve derin bir nefes aldım. "Tatlım?" Sesim hafifçe titremişti ama aldırış etmedim. Bu sadece bir sürpriz olmalıydı. Hem iş yerinden Steve ya da Murray ara sıra bu tarz şakalar yapar ve sıkça polisiye okurlardı. Yani bu kötü sürprizi yapan ikisinden birisi olmalıydı. "Peggy, teyzemi havaalanından almaya gidiyorum. Ardından yanına uğrayacağım, ne zamana müsaitsin?" "Yarım saat kadar sonra," dedim. Geleceğine söz verdi. Aklım o paketteydi. Müşterim bolca teşekkür ederek dışarı çıktıktan sonra, rahatsızca koridorda gezinerek Veronika'yı bulmayı denedim. Bana bahsettiği şeyin aynısı onda da vardı, değil mi? Ama o zaman korktuğumu düşünecekti ve ben sana demedim mi diye beni alaya bile alabilirdi. Steve ve Murray, karşılıklı masalarda oturup bilgisayar klavyesine tıklıyorlardı. İşlerine odaklanmış ve gergin görünüyorlardı. Diğer çalışanlara, ruj kutularını taşıyıp malzeme içeriklerini bir kağıda kaydedenlere baktım. Hareketlilikten başım döndü. Veronika 'nın sesiyle irkildim. "Hey, her şey yolunda mı?" Yutkundum, içimdeki gurur beni rahatsız etmişti. "Aynı şeyler bana da geldi," dedim donuk bir sesle. Afallamıştı, ağzını açıp geri kapattı. "N-nasıl yani?" "Bir allık paleti ve Son 21 gün afişi. Bunlar ne anlama geliyor?" Veronika ürkmüştü, ben de ilk kez onun kadar ürktüğümü hissettim. Artık bana kaybolan sadece valiz değilmiş gibi gelmeye başladı, diye mırıldandım. Bu kesinlikle kötü bir şakaydı. Jerry beni 09.03'te, R&G 'nin önündeki kaldırımdan aldı. Arka kapıyı açtı ve içeri girmemle motoru çalıştırdı. Teyzesinin ağlamaklı gözleri bana bakıyordu. Sarıldık ve onu tanımadığım bir kadının ölümü hakkında teselli etmeye başladım. Fakat Victoria teyze ağlamayı bir an bile bırakmadı. "Harika bir insandı," dedi; "Onun için İngiltere'den değil Antarktika'dan bile dönerdim." "Nasıl ölmüş?" dedim ikisine de yönelik bir soruyla. Jerry direksiyonda homurdandı. Bu olumsuza işaretti. "Kaç yaşındaydı?" "53," dedi Victoria teyze. Çok da yaşlı değildi. "Jerry şunu baştan anlatır mısın?" Suskun kalan ve radyoyu kapatan kocama döndüm. "Çok detay bilmiyorum ama polis ekipleri kadıncağızın evinin etrafına şeritler çekti bile. Öldüğünde yanağında aşırı dozda allık izleri varmış. Biri öldükten sonra onu kasıtlı boyamış gibi. Nasıl tarif etsem, bilmiyorum işte!" Omuz silkti ve caddeden sola döndü. Victoria Teyze, "Bu bir cinayet olmalı Peggy," diye ağladı. "O ölemez, o bir melekti." Bu sözler karşısında dilim damağım kurumuştu. Çantama koyduğum kargo paketinden Jerry 'nin haberi yoktu. Bunu ona anlatacak mıydım? Karnıma kramplar girdi. Kasıklarım sızladı. Bu konuda iş birliği yapabileceğim tek bir kişi vardı. O da Veronika Quenn. Ölen kadının adı Lina Alter'di. Cenazede konuşulanlara göre civardaki evinde tek başına yaşayan, kimseyle alacağı vereceği bulunmayan, saf, melek gibi bir kadındı. İnsanların onun hakkında söylediği tek şey melek gibi olmasıydı. Yüzündeki far izlerini ilk gören, eve daima ekmek getirme işini vicdanen üstlenmiş, mahalle fırınında çalışan bir elemandı. Çocuk 17 yaşındaydı. Polis tamamen zararsız olduğuna hükmetmişti. Eve başka giren çıkan her kimse komşuların dikkatini çekmemişti. Polis bir yere gelirse orada sohbetlerin ardı arkası kesilmezdi. Şimdi kendimi bir cinayet romanımın içinde gibi hissediyordum. Veronika Quenn'e bir mesaj yolladım: "İş birliğini kabul ediyor musun? Ediyorsan evime gel," dedim ve altına adresimi bıraktım. Veronika yer bulma konularında flörtez sebeplerden acayip iyiydi ve normal bir kadının üstünde yetenekleri olduğunu ben de kabul ediyordum. Ortalık sessizleşip de herkes az çok evlerine dağılmaya başladığında, Victoria teyzeyi dönmeye zorla ikna ederek bizim eve doğru yola çıktık. Jerry dalgın ve yorgun görünüyordu. Akademide verdiği dersler onu yoruyordu. Okul okurken ikimiz de yüce beklentilere kapılmıştık. Ben üniversiteyi bırakıp da istediğim kariyere adım atarken, o okulda kalıp beklentilerinin altında kalan bir işe adım atmıştı. Düşüncelerim kesilen motor sesiyle bölündü. Arabadan indik. Victoria Teyzeye, yukarı kattaki boş odayı dinlenmesi için ayarladık. Ona bir meyve tabağı sunumu hazırladım, armut kabuklarını da etrafına yerleştirdim. Jerry'den öğrendiğime göre bunu severmiş. Jerry küçükken tam 3 yıl teyzesinin yanında yaşamak zorunda kalmıştı, bu sebepten onu gerçekten iyi tanıyordu. Tabağı yukarı çıkarması için eline verirken, "Az sonra Veronika gelecek," dedim. "Onunla aranız iyi değil sanıyordum," dedi şaşkınca. "Boşver, senin aran iyi olmasın yeter," deyip göz kırptım. Bu aceleci hareketlerimden çok bir şey anlamamış gibiydi. "Her şeyi bana anlatabileceğini biliyorsun değil mi?" Güven vermek ister bir ses tonuyla konuştu. "Elbette, ama her şeyi sana niye anlatıp seni yorayım? Fazla tükenme!" dedim ve saçına dokunup onu merdivenlerden yukarıya yolladım. Zil çaldı. Jerry'nin hızlı adımları yükselirken, ben de çalan kapıya baktım. Veronika, tahmin ettiğim gibi evi ilk seferde bulmuştu. Veronika R&G baş müdürünün baş asistanı ve yasadışı sevgilisi olduğundan, ona iğrentiyle bakıyordum. Buna rağmen şu an bir ölüm tehdidi altında olabileceğimizden ittifaka ihtiyaç vardı. "Evin güzelmiş," dedi ve çantasının kulpuyla oynadı. "Kapıdan anlayamazsın," dedim sertçe ve içeriyi gösterdim. Tıkırdayan beyaz topuklu ayakkabılarıyla içeri geçtiğinde, onu minik makyaj prova odasına aldım. Etrafı yine son damlasına kadar inceledikten sonra bacak bacak üstüne attı. "Ne diyorsun? Bu şeyler neye işaret?" Sesindeki titreme gözden kaçmazdı. "Sam'e söyledin mi?" diye sordum. "R&G baş müdürleri flört dışında bir şeyi umursamazlar," dedi. "Bunu biliyorsun da..." Devamını getirmeye terbiyem müsade etmedi. "İğreniyorsun benden, değil mi?" Öfkeyle güldü. "Seni buraya çağırdım çünkü şu şeyleri karşılaştırmamız gerek. Şimdi senin bir valizin kayboldu," dedim. "İçinde bir makyaj çantası ve afiş vardı. Bir kişi senin çantana, bir şey ima etmek ister gibi, bir allık paleti bırakıyor. Bana ise bir afiş ve allık paketi. Bana neden afişi bırakmadı ve senden afişi aldı?" "Şu afişi çıkarsana," dediğinde, içime sakladığım poşetten kargoyu çıkardım. Kabuğunu tamamen yırttım. Afişi elleri arasına aldı. Reklam panolarındaki gösterişi kalmamış, biraz yıpranmıştı. Afişin arkasını çevirdiği anda bana baktı. "Peggy bu!" "Ne?" dedim birden. "Bu benim afişim, şurasına sakızımı koymuştum. İşte, şirası kalmış." Gösterdiği yere bakarak ağırca yutkundum. "Yani senden alıp bana mı göndermiş, neden?" diye sordum korkuyla. Odanın havası beni boğmaya başladı. "Peki ya allık paleti, onlar ne durumda?" dedi. Tekli paletleri çıkarıp ortaya koyarak incelemeye başladık. İkimizinki de aynı tonda yoğun bir kırmızıydı ve markasızdı. Kapağını açmak için bir eldiven giydim. Tedirgince birbirimize baktık. Amacım tonu ölçmekti. Malzemenin ağzı açılır açılmaz, berbat bir koku gelmişti. Yanık et kokusu gibi. Biraz daha palete yaklaştığımda berbat kokudan Veronika'nın da burnunu tuttuğunu gördüm. Koku gitgide azaldı ve burun deliklerimden silinip gitti. "Bu ne şimdi?" dedim bir kağıda denemelik ürünü boyarken. "Bilmiyorum," dedi, kulak kürdanının ucundaki allık lekesine bakarken. "Hiçbir şey bilmiyorum." "Ölen kadının yüzünde de yoğun allık varmış," dedim. Veronika ürkmüştü. "Hangi kadının?" "Oo! Haberin yok mu? 301 numarada oturan Lina Alter, ayrıca Jerry'nin de teyzesinin yakın arkadaşı oluyormuş kendisi. Öldüğünde yüzü kırmızı bir boyayla kaplıymış. Allık benzeri bir maddeyle." "N-nasıl ölmüş?" dedi gözlerinden geçen korku dolu yansımalarla. "Bilmiyorum," dedim sıkıntılı bir nefes verirken. "Tek hissettiğim bunun bir cinayet olduğu. Ama biz bu işi dışarıdan bilerek kendimizi koruyamayız. Polislerden destek almak zorundayız." "Hayır," dedi Veronika; korkusunu hissedebiliyordum. "Bu olmaz. Bize bu kadar yakınsa, polise gitmemiz onu kışkırtır." Bir anda aciz bir şekilde ağlayarak elimi tuttu. "Peggy, bu korkunç bir şaka değil! Bunların hepsi gerçek. Hem, kim neden böyle bir şaka yapsın?" Onun hâlâ tüm bunların bir şaka olduğunu düşünmeye çalışmasını anladım. Bense gerçekçi bir şekilde sorunu çözmek istiyordum. "Ne yapacağız o zaman?" dedim ellerimi açık dizlerimin arasına koyarak. "Bu şekilde beklemek bizi tamamen savunmasız yapar." "Benden aldığı valiz," dedi Veronika. Düşünceli bir ifade takındı. "Onu nereye koydu acaba? Valizim nerede benim? Onu da olay mahaline ya da civarlara bırakmış olabilir mi?" "Bu işi polisi bildirmek zorundayız. İş haddimizi aşıyor," dedim. "Maalesef." Veronika, "Hayır," dedi titreyerek. Askılısından açıkta kalan diri, beyaz kollarındaki tüyleri ürperdi. "İstemiyorum. Polis bize yardım edemez. Bu... Bu bana bir sapıkmış gibi geliyor. S-sanki! Boşver!" "Sapık olduğunu da nereden çıkarttın?" dedim kaşlarımı çatarak. Başını kaldırdı ve gözyaşlarını sildi, makyajı akmıştı. "Uçakta, yan koltuğumda oturan adamın biri, yolculuk boyunca beni gözleriyle taciz etti." "Yani sapığın o olabileceğini düşünüyorsun," dedim. Başını salladı. Ağlamaya devam etti. "Rahatsız edici bakıyordu ama bilmiyorum. Belki de değil. Her şey arap saçına döndü." "Sakin ol," dedim, düşüncelere daldım. "Bu adamla ilgili bir bilgin var mı? Adı, görünüşü, herhangi bir şeyi?" "Yalnızca görünüşü kaldı aklımda. Zaten o günden sonra hiç aklımdan çıkmadı. Kaslı, yaklaşık bir seksen boyunda, normal kiloda, sarışın, bal rengi gözleri vardı ve turuncu bir Kamp Store şapkasıyla, genç bir adam. En fazla oturuzunda. Yol boyunca önündeki kitabın sayfalarını açıp kapatmakla meşguldü. Kitabı okumadığından emindim. Bakışlarını yana kaydırıp sürekli beni süzdü." "Bak, bunları polise anlatırsak o kişiyi, her kimse, tespit edebilirler. Seninle uçağa binen yolcuların bir listesi elbet ellerinde vardır." Bu fikre sıcak bakmış gibiydi. "Ya bize zarar verirse..." dedi boğuk bir sesle. Göz bebeklerindeki korkuyu gördüm. Onun gözlerinden taşan korku, yüreğimi kapladı. "Öyle bir şey olmayacak," dedim söz verircesine. Sesim mırıldanır gibiydi. Bu kısık sesimi duydu. Veronika Quenn ile ilk dostluğumuz işte böyle başlamıştı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Töre'nin Ağır Kırbacı ( Töre serisi 1)

read
126.2K
bc

ALİZE

read
5.5K
bc

KANIN ADI YOKTU ''Zin'in İntikamı ''

read
4.1K
bc

Korku Masalı

read
8.8K
bc

BULMACA +18

read
18.5K
bc

Kader Diyemezsin

read
11.7K
bc

AŞKIN TADI (+18)

read
41.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook