"Çağrı? Attığın adresin olduğu bölgeye geldim ama yine bulamıyorum ya!" diye çemkirdiğimde Çağrı'nın gülüşünü duydum. Bir de gıcık gıcık gülüyordu. Benim adresi bulamamam neden bu kadar hoşuna gidiyordu ki?
Fadime Teyze ile tanışmak için Çağrı'nın evine gitmeye çalışıyordum. Fadime Teyze'nin onun evinde olduğunu söyleyince ben de gelirim demiştim ama bir türlü adresi bulamıyordum ve gittikçe sinirleniyordum. Hayır yani, verilen adresi bulamama gibi bir salaklığım mı vardı benim? Halbuki ben hemen bulabilirdim. Bence Çağrı'nın verdiği adres sıkıntılıydı. Başka açıklaması olamazdı.
"Çağrı!" dediğimde yeniden güldü. "Gülüp durma," dedim homurdanarak. Bir de bununla eğlenmesi yok mu? Şeytan diyor bir tane ağzına çak, için rahatlasın. Ben burada adresi bulamıyorum diye oradan oraya yürüyorum. Aynı yerleri yürüdüm diye sinirden kuduruyorum. Beyefendi de hiç bana yardımcı olmasın. Aksine benimle dalga geçsin. Klasik Çağrı.
"Duru?" dedi sakin bir sesle. Kaşlarımı çattım. Ay bir de şu sakin halleri de beni gıcık ediyordu.
"Ne var?" dedim sinirle. Sokağın başında dururken öfkeli bir şekilde ayağımı yere vurdum. Yine her zamanki sinir kat sayım yerli yerindeydi.
Aslında bu kadar sinirli olmamın sebebi Çağrı değildi. Ben güne pek güzel başlamamıştım. Bu nedenle de oraya buraya çatıyordum. Çağrı ise bundan keyif alıyordu ve benimle uğraşıyordu. Adresi söylememek için de direniyor gibiydi. Neden böyle gıcık olduğunu Fadime Teyze'ye de sormak istiyordum. Sonuçta Çağrı'yı bir nevi büyüten oydu. Onun gıcıklığı hakkında bilgi alsam iyi olacaktı. En azından ben de onu sinir ederdim.
"Arkandayım Duru," diyen Çağrı ile bütün sinirim çekildi sanki. Bir anda bir şaşkınlık beni sardı ve öfkem kaybolup gitti. Ağır ağır arkama dönüp sırıtan Çağrı’yı gördüğümde kaşlarımı kaldırdım. Ona öylece bakarken telefonu kapattığını gelen sesten anladım. Telefonunu cebine koydu ve ben de kendi telefonumu kulağımdan çektim. Bana doğru yürümeye başladı.
"Madem dibimdesin. Neden yanıma gelmiyorsun Çağrı?" dedim bana yaklaştığı zaman. Ona gözlerimi kısarak bakarken güldü ve yanağımı sıktı.
"Sakin ol güzelim," dediğinde omzuna vurdum. En azından bir tane vurup hıncımı birazcık alabilirdim.
"Ciddiyim Çağrı!" dedim yüksek bir sesle. "Kaç dakikadır dolanıyorum ya ben buralarda. Azıcık insaf edip beni uğraştırmasaydın! Alttaki sokağa beş defa girdim ya, pisliksin gerçekten." Huysuz tavrıma rağmen bana gülümseyerek bakıyordu. Bir şey demedi ve beni birkaç saniye öylece izledi. Telefonumu cebime koyup kaşlarım çatılı bir şekilde etrafa bakarken Çağrı bana bir adım daha attı. Ama ben konuşmadım.
Bir adım daha.
Mesafe azaldı.
Başımı kaldırıp ona bakmadım. Huysuz bir halle yerimde kaskatı duruyordum. İç çektiğini duyduğumda dikkatim dağılsa da yine de ona dönmedim. Yine kesin sinirimi azaltacak bir şeyler bulmaya çalışıyordu. Ama ben yumuşamak istemiyordum.
"Duru," dedi kısık bir sesle. Omuz silktim.
"Ne var?" dediğimde gülüşünü duydum. Başımı kaldırıp ona baktığımda dudakları daha da kıvrıldı. Bu halimden gayet memnundu.
"Ne oldu sana?" dediğinde gözlerim sızladı. Burnum yandı. Bana bunu sorması şu an gerçekten hiç iyi olmazdı. Ama sormuştu bir kere.
"Bana bir şey sorma," dedim titreyen sesimle. "Canım çok sıkkın." Nefesini dışarı verdi.
Gerçekten de canım öylesine sıkkındı ki. Pelin gidecekti. Pelin, Çağrı ile beraber iki hafta sonra gidecekti. Buna sahiden alışırım sanmıştım. Ama daha onlar gitmeden ben koy vermiştim kendimi. Pelin gidecek diye içim birbirini yiyordu. Yalnız kalmaktan korktuğum yüzüme çarpıp duruyordu.
"Duru," dedi Çağrı yumuşak bir sesle. "Üzülme. Pelin iyi olacak." Sözleri yüzünden gözlerim hemen doldu. Gözlerimi kaçırıp ona bakmamaya çalışırken elini belime sardı ve bedenimi kavrayıp kendi bedenine yasladı. Bana sıkıca sarılırken gözlerim daha da doldu ve göz yaşlarımı daha fazla tutamayacağımı anlayıp serbest bıraktım.
"Lütfen ona iyi bak Çağrı. Lütfen dikkatli gidin," dedim boğuk bir sesle. "Ben de gelmeliydim. Ben niye gelemiyorum?" diye devam ettim. Küçük bir kız çocuğu gibi ona itiraz ediyormuşum gibi hissetmiştim. Sırtımı okşadı. Saçlarımı öptüğünde kalbim kasıldı. Ellerimi kaldırıp onun boynuna sardığımda sarılışı sıklaştı. Daha sıkı sarılma imkanına sahip olmuştu. Normalde olsa bu sarılmayı belki reddederdim ama Çağrı'ya gün geçtikçe alışıyordum. Eskisi gibi değildim.
"Merak etme bebeğim," dediğinde söylediği bebeğim kelimesi bu sefer de midemin kasılmasına neden oldu. Bunu beklemediğim için bir şey diyemedim. Sadece ona sarılmaya devam ettim. Belimi okşarken bir daha konuştu. "Sen böyle stres yaparsan, üzülürsen Pelin ne yapar Duru? Onun tedavisi için moral ve motivasyon da gerekli. Lütfen böyle yapma." Haklıydı ama benim de elimde değildi.
"Ondan ilk defa böyle ayrı kalacağım Çağrı," dedim burnumu çektikten sonra. "Ben onsuz nasıl dayanacağımı bilmiyorum. Tamam, benim de işlerim var diye gelmemi istemiyor. Ama ben işimi bile bırakırım. Onun için her şeyi yaparım." Geri çekildiğinde ben de geri çekildim. Gözlerime bakıp iç çekti.
"Ağlama Duru," deyip elleriyle nazikçe gözlerimi sildi. "Lütfen ağlama." Ağladığım için arada iç çekiyordum. "Pelin de bunu istemiyor. Onun için kendini ertelemeni istemiyor. Kendi başına bir şeylerle baş etmeyi öğrenmek istiyor. Ona fırsat vermelisin," diye konuşmaya devam ettiğinde bu yönden hiç düşünmediğimi fark ettim. Gerçekten de haklıydı. Pelin bazen bana bu konuda bir şeyler söylese de yine de onun üstüne titremiştim.
Halbuki onun da istediği bir şeyleri kendi başına başarmaktı. Benim onun üstüne titremem çoğu zaman hoşuna gitmezdi. Bir nevi haklıydı ama ben yine de bu özelliğimden vazgeçemiyordum.
"Pelin senin canın. Bunu biliyorum," dedi Çağrı. "Ama ona imkan ver. Onun da bir şeyleri yapmasını sağla." Yutkundum. Birkaç saniye sessiz kaldım ve sonra başımı salladım.
"Tamam," dedim boğuk bir sesle. "Ama beni sürekli haberdar edeceksin. Söz mü?" Hem ağladığım için kırık çıkan sesim yüzünden hem de sanki birazdan yine ağlayacakmışım hissinden dolayı sesim kırık çıkmıştı. Çağrı'nın dudakları kıvrıldı ve başını salladı.
"Söz." Bana verdiği sözlerin hepsini tutacağına emindim. Ona bu konuda güveniyordum.
Sonra yine beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Bu hareketi gözlerimin sızlamasına ve aynı zamanda dolmasına neden olurken ben de ona sarıldım. Bana ve Pelin'e karşı onun ailesinden biriymişiz gibi davranması kalbimi artık sıcacık ediyordu. Kalbimde bir his oluşuyordu. Bunu nasıl tarif edeceğimi bilmiyordum ama sanki eksik kalmışım da Çağrı orayı dolduruyormuş gibi.
Ona sarılmanın bu kadar hissettireceğini hiç tahmin etmemiştim. Öncesi için bunu nasıl hissetmedim diye sorgularken şimdi de nasıl böyle hissediyorum diye sorgulamaya başlamıştım.
"Kurban olurum ben sana," diye fısıldadı. "Ağlama." Burnumu çektim.
"İyi ki varsın Çağrı," dedim titrek bir sesle.
"Sen de canımın içi," dediğinde kalbim az önceki gibi sıkıştı. Bana neler oluyordu, anlamıyordum. Bu iyiye mi işaretti, onu da anlamıyordum. Sadece bir şeyin peşinden sürüklenip gidiyor gibiydim ve buna da engel olmak istemiyordum. Ona sarılmaya devam ederken bir an aslında ihtiyacım olan şeyin bu olduğunu düşündüm.
Çağrı'nın kokusu burnuma dolduğunda ise bu tanıdık kokunun neden şimdi bu kadar iyi geldiğini anlayamadım. Eskiden böyle değildi de neden şimdi böyleydi? Az önce sorguladıklarımı yeniden sorgulamaya başladım. Değişen neydi? Üç sene önceki ile şimdiki arasında ne fark vardı? Delice sorular beynimi döndürürken bir ses duydum.
"Uyy! Nasil da cuzel sarilmișlar da!"