14. Bölüm: Garip His

1734 Kelimeler
Nedenini anlayamadığım bir gerginlik etrafımızı sararken bana öylesine sıcak bir gülümseme ile bakan Fadime Teyze'nin bile yüzü düşmüştü. Ortamı etkisi altına alan bu kasvetin sebebini kendi kendime düşünürken aklıma hiçbir şey gelmedi. Ya da Çağrı'nın babasına olan bu tavrının ne olduğunu tahmin edemedim. Neden ona böyle baktığını düşünsem de düşündüğüm her neden bana ya saçma geliyordu ya da ben başka türlü anlam veremiyordum.  Yüz ifadesini incelediğim zaman Çağrı o her zamanki sırıtan ve benimle eğlendiğini belli eden yüz ifadesi tamamen kaybolmuş, yerine ise hiç şahit olmadığım bir yüz ifadesi gelmişti. Oldukça sinirli görünen Çağrı, babasına hala aynı sinirle bakmaya devam ediyor. Babası ise arada bir ona bundan hoşnut olmadığını gösteren bakışlar atıyordu. Fadime Teyze bir kez Çağrı'nın babasına bakmış ve sonra hep Çağrı ile bana bakmıştı.  Fadime Teyze bile sevecen bir şekilde ona bakmıyordu. Fadime Teyze bile dememin sebebi yıllarca onlarla çalışması ve aralarında nasıl bir şey oldu da böyle hale geldiler diye düşünmemdi. Yutkunma gereği duyup Çağrı'nın babasının bana dönen bakışları altında rahat durmaya çalıştım ve en sonunda konuşmam gerektiğini düşünüp konuştum. "Merhaba," dediğimde Çağrı bana bakmıştı. Çenesinin kasıldığını fark ettim. Dişlerini sıkıyor olmalıydı. Bu kadar sinirlendiği ne olmuş olabilirdi ki? "Merhaba," dedi Çağrı'nın babası. "Sen kimsin?" Çok ama çok şaşırdım. Çünkü öyle bir kibirle konuşmuştu ki, bunu beklemiyordum. Bana karşı olan üstten bakışı, beni sürekli süzmesi ve aynı zamanda bakışlarındaki beni rahatsız eden o duyguyu anlamlandıramadım. Bana böyle davranmasının bir sebebi olmalıydı.  "Ben," dediğimde Çağrı benim yanıma geldi. Beni korumak istercesine yanımda duruyordu. Buna da şaşırdığımda Fadime Teyze konuştu.  "Oğlum ben sizi evde bekliyorum," dedikten sonra Çağrı'nın babasına bir bakış attı. Çağrı'nın babası da ona olumsuz bir tavır gösterirken Fadime Teyze yeniden Çağrı'ya döndü. "Siz de gelirsiniz." Çağrı başını salladığında ben de hafifçe başımı sallayıp onu gülümsemiștim. Fadime Teyze'nin dudakları kıvrılsa da yüzündeki ifade hâlâ hoşnut olmadığını belli ediyordu. O gittikten sonra bakışlarım Çağrı'da kaldı. Gözlerime bir an olsun bakmayıp direkt babasına bakarken gözlerindeki öfke beni de germiști. Onu hiç sinirli görmediğim için belki de bana tuhaf geliyordu.  "Ne işin var burada?" diye soğuk bir sesle konuştu Çağrı. Şaşkın şaşkın ağzımı araladığımda birkaç saniye içinde geri kapatmıştım. Sesindeki nefreti hemen hissetmiştim ve her adımlarında bir kez daha şaşırıyordum. Bir sonraki hareketinde de belki de şaşkınlıkla kalırdım. Çağrı'nın babası gözlerini kısarak ona baktığında Çağrı'nın bu tavrını benim yanımda sergilemesine daha çok sinirlendiğini anlamış gibiydim.  "Ne zaman dik kafalı olmayı bırakacaksın oğlum?" dediğinde bastıra bastıra oğlum kelimesini söylemesi gözümden kaçmadı. Sevecen görünmeye çalışıp aslında kibirli olduğunu belli etmesi onun gerçekten de iyi biri olmadığı kanısına ulaşmama neden oluyordu. Hemen yargılamak istememiştim ama Çağrı ile olan kısacık iletişimden ben bile rahatsız olmuştum. Çağrı'nın da oldukça huzursuz görünmesi beni de sinirlendirmiști.  "Dik kafalı değilim baba. İşimi senden öğrenmek istemiyorum. Yurt dışında çalıştığım zaman yeterince eğitim aldığımı düşünüyorum. Ayrıca sen neden hâlâ benim işime müdahale etmeye çalışıyorsun?" dedi Çağrı. Sesindeki tahammül edememe oranı kendini belli edince yutkundum. Sanki bu ortamda olmamam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Ama bir yandan da Çağrı'nın yanından ayrılmamam gerektiğini düşünüyordum. Sanki onu yalnız bırakırsam aralarındaki bu gerginlik daha da uzayıp kötü sonuçlar verecek gibiydi.  "Daha 25 yaşındasın Çağrı. Neyi öğrenmiş olabilirsin?" dedi babası. Yine kendinden emin konuşmuş ve kibirli bir şekilde oğluna bakmıştı. Sonra ise bana nispet yaparcasına yakasını düzeltti. Bu hareketini komik bile bulmuştum. Kaç yaşındaki adamın böyle davranışlar sergilemesi bana oldukça komik gelmişti.  "Baba," dedi Çağrı. Gözlerim onu bulurken birden eline baktım. Yumruğunu sıkmış, babasına sinirle bakarken onun neden bu kadar sinirlendiğini hâlâ anlayamıyordum. Babası bu hareketlerinin dışında da ona bir şey yapmış olmalıydı ki, Çağrı böylesine nefret ediyordu. "Benim ekibim çalışacak. Senin seçtiğin adamlar benim projemle ilgilenemez."  "Benim ekibim?" dedi babası alayla. Gözlerimi kıstım. Gerçekten insanı sinir eden bir tavrı vardı ve benim birkaç tane suratına çakasım gelmişti. Kendimi çok zor tutuyordum. Ne zannediyordu bu adam kendini? "Sen Halit Seçkinler'in oğlusun ve bu isimle tanınıyorsun. Senin ismini bile daha yeni öğrenenler var. İsmini geç, varlığını bilmeyenler var sevgili oğlum." Gözlerim şaşkınlıkla açılırken Nergis Hanım'ın dediklerini hatırladım.  Çağrı gerçekten de göz önünde değildi. Babası bazı inşaat reklamlarına bile çıkmaya başlamıştı. Ama Çağrı'nın adını bir kez bile duymamıştım. Şirketlerinde durumun nasıl olduğunu bilmiyordum ama babasıyla arasının kötü olmasının sebebi buydu anlaşılan.  "Ne güzel," dedi Çağrı. "Senin oğlun olduğumu unutmaları bence çok güzel. Senin oğlun olmaktan pek de mutlu değilim sevgili babacığım." Çağrı'nın alay dolu sesi babasının kaşlarını çatmasına neden olmuş, bakışları kısa bir an için beni bulmuştu. Sonra Çağrı'ya döndü ve sinirle konuştu.  "Bu o kız, değil mi?" dediğinde gözlerim kocaman açıldı ve Çağrı'ya döndüm. Çağrı bana bir kez bakıp tekrar babasına döndü.  "Kes sesini." Babası hafifçe güldü ve başını iki yana salladı.  "Projeyi bilerek onlara verdin, değil mi? Sırf onunla çalışabilmek için," diye konuştuğunda şaşkınlığım daha da arttı. Çağrı'nın bilerek yapmış olabileceğini beklemiyordum. Ona bakarken bakışlarını hiç bana çevirmedi. Babasına hâlâ aynı öfke ile bakıyordu.  "Bu seni ilgilendirmez," dediğinde babası ellerini cebine koydu ve bize yaklaştı. Aramızda iki adım kadar kaldığında durdu ve sırayla bize baktı.  "Oğlumun sana ne kadar çok değer verdiği bayağı belli oluyor. Demek sırf senin için projeyi dandik bir şirkete verdi," dedi bana bakarak.  "Baba!" dedi Çağrı sinirli bir şekilde.  "Ne diyorsunuz ya siz?!" dedim kaşlarımı çatarak. "Haddinizi bilin Halit Bey." Sinir bozucu bir şekilde güldü.  "Öyle olsun bakalım," dedikten sonra Çağrı'ya baktı. "Ekibinle sana başarılar diliyorum. Umarım sorun çıkmadan projeni bitirirsin," diye devam ettiğinde ses tonundaki tehdidi hissettim. Bilerek böyle davrandığına emindim.  "Söylediğini söyledin, şimdi git." Çağrı'nın ona karşı nefretle konuşmasını pek umursamadı ve bir şey demeden arkasını döndü. Aşağıya doğru yürümeye başladığında Çağrı ile birkaç dakika sessiz kaldık. Sonra dayanamadım ve sormak istediğimi sordum.  "Doğru mu?" dediğimde neyi kastettiğimi gayet iyi bildiğini biliyordum.  "Duru," dediğinde hâlâ sinirli olduğunu fark ettim. Üstüne gitmek istemiyordum. Babasıyla arasının iyi olmadığı hatta ondan nefret ettiğini görmüştüm, şahit olmuştum.  "Çağrı bana sadece açıklama yap. Sana kızmadım." Yutkundu. Sanki ona kızacakmıșım gibi bir endişesi vardı. Bunu çok belli ediyordu.  "Sahi mi?" dediğinde başımı salladım. Ardından elimi hâlâ yumruk halinde olan eline götürdüm.  "Şu elini de önce düzeltelim. Sakin ol," dediğimde elimi yavaşça açtı ve avuç içindeki tırnak izlerini gördüm. İç çektim ve parmağımla o izlere dokundum. "Nerdeyse etinin içine geçecekmiş Çağrı. Bu kadar sinirlenmemelisin. Kendine zarar verirsin." Derin bir nefes alıp verdiğinde elini bıraktım.  "Nergis Hanım'ın şirketinde önceden çalışan bir arkadaşım vardı. Sizin şirketin durumunu ondan öğrendim. O da çok üzülüp bana söylemişti. Eğer herhangi bir adım atamazsanız batma noktasına gidecekmişsiniz," dediğinde başımı salladım.  "Evet," diye mırıldandım. "Zarar etmiştik."  "İşte bu yüzden ben de bu projeye sizi ortak eğmek istedim. Zaten biriyle ortak çalışmak istiyorum. Hatta inşaat aşamasında bile. Sonra sizinle olmasını istedim. Yemin ederim başka bir amacım yoktu Duru. Evet, sana yakın olmak da benim için çok güzel. Ama ben başta bunu senin çalıştığın şirket için yaptım. Sonuçta Nergis Hanım'ın da çok emeği var, " dedi ve iç çekti. Bana öyle masum ve çaresiz bakıyordu ki, dudaklarım kıvrıldı.  "Bunu bana neden söylemedin?" diye sorduğumda omuzlarını kaldırıp indirdi.  "Çünkü yanlış anlardın. Hatta belki de benden rahatsız olurdun." Bunu söylediğinde kalbime bir sızı girdi. Ona karşı olan davranışlarım benim hakkımda böyle düşünmesine neden olmuştu. Bir iyilik yapmıştı. Hem de basit bir iyilik değil. Belki de biz onun projesine zarar bile verirdik ama yine de bu riske girmişti. Onunla çalışabilecek onlarca şirket vardı. Hem maddi açıdan daha iyi hem de çalışan açısından daha iyi.  "Rahatsız olmazdım Çağrı. Belki sana sinir olmaya devam ederdim ama bu zaten her zaman yaptığım bir şey," deyip tebessüm ettim. Yüz ifadesi öylesine rahatladı ki, hemen gülümsedi.  "Yani bana kızmadın?" dedi sorarcasına. Başımı iki yana salladım. Ona nasıl kızabilirdim ki? Benim için, şirket için, Nergis Hanım için, Pelin için... Herkes için bir şey yapıyordu. Sanki yaptığı iyiliğin karşılığını vermek istercesine böyle ılımlı davranıyor gibi görünüyordum. Bundan rahatsız olduğum için dile getirmek istedim.  "Hayır. Kızmadım," diye mırıldandım. "Çağrı... Sırf bana yardım ediyorsun diye sana böyle iyi davranmıyorum. Beni yanlış anlamıyorsun, değil mi?" Kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı.  "Saçmalama Duru. Tabii ki öyle düşünmem ben." İçim rahatladı ve gülümsedim.  "Buna sevindim. Bazen hayatımda olmana sinir olduğumu söylüyorum, bu doğru. Ama sen de beni sinirlendirmeye bayılıyorsun. Kabul et." Az önceki sinirli hali biraz olsun kayboldu ve sırıttı.  "Herhalde kızım. Seni sinir etmeyince enerjim düşüyor. Seni sinirlendirince enerjik bir hale bürünüyorum." Güldüm ve omzuna vurdum. "Tam bir pisliksin," diye söylendiğimde o da güldü. Birbirimize bakarken nefesimi dışarı verdim. "Anlatmak ister misin?" Babasıyla ilgili ne varsa anlatıp içini dökmesini istemiştim ama o başını iki yana salladı.  "Şimdi değil. Belki daha sonra," deyip gülümsedi. Ama gülümsemesi çok da samimi değildi. Babasını düşündükçe morali bozuluyor gibiydi. Bu hali beni de üzmüştü. "Sorduğun için teşekkür ederim," diye mırıldandığında dudaklarım kıvrıldı. "Ne demek," dedikten sonra iç çektim. "Sarılmak ister misiniz? Az önce sen de bana sarılmıştın. İyileştirici bir etkisi var." Bu dediğime şaşırsa da sonra hemen pis pis güldü.  "Demek sana sarılışıma bayılıyorsun," dedi ve kaşlarını kaldırıp indirdi. Gözlerimi devirdim.  "Ben de Çağrı'nın şu tavırları nerede diyordum," dedim homurdanarak. Ama bir yandan da eğleniyordum. Konuyu hemen kapatma derdindeydi. Bana şu an anlatmak istemediği açıktı. Ben de zorlamak istemedim ve onun istediği gibi olsun diye düşündüm. Sonuçta anlatmak istediği zaman bana mutlaka gelirdi. "İtiraf et," dedi sırıtarak. "Sen de bu hallerimi alıştın. Artık böyle davranmadığım zaman garipsiyorsun." Güldüm ve başımı salladım.  "Evet, gerçekten de öyle. Bağışıklık kazandım." Bana bakıp gülerken birden iç çekti.  "Sarılma teklifin hâlâ geçerli mi? Çünkü gerçekten şimdi ihtiyacım var," dediğinde yanağımın içini ısırdım. Onu üzen şeyin nedenini bir an önce öğrenme isteği ile dolup taşarken kendime engel oldum. Zamanı değildi. Sorusunu karşı başımı salladım ve onun yeniden bir şey demesine izin vermeden kollarımı boynuna doladım.  Bu hamleyi bekliyormuş gibi belimi sıkıca sardı ve başını da boynuma gömdü. Kokusu burnumu dolarken bir nefes çektim içime. O da aynısını yapıyordu. Sağ elim istemsizce saçlarına giderken kendime hiç engel olmadım ve elimi saçlarında dolaştırdım. İçimde delicesine bir his vardı. Sanki bir an önce açığa çıkmak istiyor gibiydi. Garipti ve bir o kadar da güzeldi.  Bu hissi anlayamıyordum. Ama her şeyin bir zamanı olduğunu biliyordum.  "Duru," diye fısıldadı.  "Hayır," dedim ona engel olmak istercesine. "Şu an burada kimse yok. Sadece sen ve ben. Bir şey sorma ya da söyleme. Sadece iyi ol Çağrı. İyi olmanı istiyorum." Sözlerimden sonra belimi okşadı ve gerçekten de dediğimi yaptı. Hiç sesini çıkarmadı ve bana sarılmaya devam etti. İyi hissetti mi, bundan emin değildim ama ona sarıldığım için ben fazlasıyla iyi hissediyordum. Bana olan buydu.  Belki birkaç dakika öyle kaldık. Sokaktan belki de geçen oldu, hiç duymadık ya da görmedik. İlk defa böyle hissettim ve Çağrı'nın da ilk defa böyle hissettiğine emindim. Endişe ettiğim şey ise bu garip hissi kaybedeceğimdi.  Umarım bu garip hissi kaybetmezdim. Çünkü alışmıştım. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE