İtiraf

2385 Kelimeler
Dün mağaradan çıkıp yata geri döndüğümüzde Natalie ve Robert’ı endişeyle bizi beklerlerken bulduk. Canlı olarak geri dönmemizle hafifleyen endişeleri artık birbirimize sataşmayı bıraktığımızı fark etmeleriyle neredeyse yok olmuştu. Akşam yemeğini yerken Leomord’da ben de birbirimizle konuşmadık. Ara sıra Natalie ve Robert’la küçük sohbetler edip dikkat çekmemeye çalışsak da tuhaflığımız yine de kendini belli ediyordu. Natalie’nin sebebini anlamaya çalışan küçük sorularına aldırış etmeden, üstü kapalı cevaplar verip konuyu bir daha açılmamak üzere kapattık. İkimizin de küçük sahte gülümsemelerden başka hiçbir duygu emaresi göstermedik. Yemeğimiz sorunsuz bittiğinde herkes dinlenmek için odalarına çekildi. Ben buz gibi bir duşun ardından kendimi yine teknenin en üst katına atıp bir kadeh şarapla baş başa kaldım. Güneşin ilk ışıklarını denizin üzerinde görene kadar olan biten tüm şeyleri yeniden gözden geçirdim. Uzun saatler süren değerlendirmelerimin sonunda hem fiziksel hem de duygusal olarak ondan uzak kalmamın yapacağım en sağlıklı şey olduğuna karar verip, bu konuyu bir daha hiç açmamak üzere kapattım… Birkaç saatlik uykunun ardından Natalie otele varmak üzere olduğumuzu haber vermek için odama sessizce girdi. Yataktan acele etmeden kalkıp, geldiğim gün giydiğim giysilerimi üzerime geçirdim. Hiçbir şey olmamış gibi rol yaparken günlük sohbetler eşliğinde kahvaltımızı tamamladık. Kısa bir sürenin ardından yatımız ayrıldığımız limana demirlemişti. Bu sefer yatın rampasının açılmasını, Leomord’un benimle arasına koyduğu mesafeyi pekiştirmek için yaptığını düşünerek sessizce otel odama doğru yürüdüm. *** ‘’İkinizin arasında yaşanan şeylerin ‘hiçbir şey’ olduğunu mu söylüyorsun yani? Teknede tüm o hallerinizden sonra?’’ Natalie masanın karşısından bana doğru eğilip sorgulayan bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. ‘’Üçüncü kez evet…’’ Yaklaşık yarım saattir süren bu konuşmadan oldukça sıkılmıştım. Bir tarafım bu konuşmanın daha fazla sürüp, söylediğim yalanların uzamamasını diliyordu. ‘’Hiç iyi bir yalancı değilsin. Olsaydın bile yalanını ve doğrunu anlayacak kadar iyi tanıyorum seni.’’ Şimdi iki kaşını birbirine yaklaştırmış sinirli bir şekilde yüzüme bakıyordu. ‘’Ayrıca bana neden yalan söylediğini anlayamıyorum…’’ Kahverengi gözlerine yansıyan kırıklığın parçalarını görebiliyordum. Gerçekten neden bu konuda arkadaşıma yalan söylüyordum ki? Hem de bu hayatta en çok güvenebileceğimi bildiğim kişiye. İçimde derin bir suçluluk hissettim. ‘’Bak,’’ boğazımı temizledim ve konuşmaya devam ettim. ‘’Aslında tam olarak haksız sayılmazsın. Belki biraz flört etmiş olabiliriz ama seni temin ederim ki bunun bir anlamı yoktu.’’ Sözlerimi tamamlarken yüzüne bakamayacak kadar kötü hissetmiştim. Bakışlarımı masa örtüsünün kaliteli kumaşına yoğunlaştırdım. ‘’Biliyordum! Blues gecesinden beri aranızda bir gariplik olduğunu hissetmiştim.’’ Sesi hem neşeli hem de endişeli çıkmıştı. Kafamı usulca sallayarak onu onayladım. ‘’Peki bunu bana ne zaman anlatmayı düşünüyordun? Bir dakika… aslında sormam gereken soru ‘bunu benden neden gizledin?’ olmalıydı.’’ Şimdi de birazcık sinirli gibiydi. ‘’Özür dilerim Nat. Neden sana anlatmadığım konusunda herhangi bir fikrim yok.’’ Sahiden neden ona anlatmamıştım ki? Başlarlar Leomord’a, o benim tek arkadaşımdı. Sırf Leomord böyle istediği için ona anlatmamam tamamen haksızlıktı ama tam olarak ne anlatacaktım ki? ‘’Sanırım ne olduğunu tam olarak anlamaya çalışıyordum. Üzgünüm.’’ Masanın üzerinden uzanıp elimi tuttu. ‘’Canım, bunun ne olduğunu birlikte çözebilirdik. İyi ya da kötü aldığın tüm kararlarında yanında olacağımı biliyorsun.’’ Nihayet gözlerimi masadan kaldırıp yüzüne baktığımda anlayışla gülümsediğini gördüm. Tanrım! Bana böyle muhteşem bir arkadaş bahşettiğin için sana şükürler olsun. ‘’Biliyorum ve bunun için ne kadar minnettar olduğumu bilemezsin. Ama aramızdaki şeyin gerçek bir şey olmadığını biliyorken kafanı bununla meşgul etmek istemedim.’’ ‘’Nasıl yani? Aranızda tam olarak ne yaşandı ki?’’ Şüpheyle tek kaşını kaldırdı. Sözlerimin altında söylemediğim ufak detayları yakalamakta üstüne yoktu. Zihnim doğru kelimeleri bulmaya çalışırken önümdeki sudan büyük bir yudum aldım. Stresten resmen boğazlarım kurumuştu. Tüm gücümü kullanıp lafı dolandırmadan pat diye ortaya attım. ‘’Ben onunla seviştim.’’ Ağzımdan çıkan sözler omurgasına elektrik akımı vermiş gibi sırtını dikleştirmesine sebep oldu. Bu şaşkınlığı sinirlerimi gerdi. ‘’Ne?’’ ‘’Seviştik Natalie. Birlikte olduk. Seks yaptık. Yeterince açıklayıcı mı yoksa farklı şekillerde de ifade etmem gerekiyor mu?’’ ‘’Yatta mı?’’ Şaşkınlığı yerini eğleniyor gibi bir ifadeye bırakmaya başladı. ‘’Evet o günde seks yaptık.’’ ‘’Siktir. Daha öncesi de mi var?’’ Artık dişlerini gösterecek kadar geniş sırıtıyordu. ‘’Bir de Blue Gecesinde.’’ Yaptığım her itiraf beni biraz daha hafifletiyordu. ‘’Yemin ederim tahmin etmiştim. Yani Leomord olabileceği aklıma gelmemişti ama o sabah odana geldiğimde mastürbasyon yaparken annesine yakalanmış bir çocuk kadar gergindin.’’ Kahkahalarıyla yükselen sesi yan masadaki bir çiftin dönüp bize bakmasına sebep oldu. ‘’Şu sesini biraz alçaltır mısın? Herkesin benim özel hayatımı bilmesine gerek yok.’’ Diyerek koluna bir şaplak attım. Kahkahası yavaşça normale dönerken benim de gerginliğim neredeyse yok olmuştu. ‘’Eee anlatsana nasıldı?’’ Şimdi bunu nasıl ifade edecektim ki? ‘’Bilmem.’’ ‘’Ha ha ha… Tanrı gibi bir adamla seks yapıyorsun ve söyleyebileceğin tek şey bu mu? Hadi bana daha fazla detay ver.’’ İstediği şeyi duyana kadar deşmeye devam edecekti. ‘’Tamam pes ediyorum. Harikaydı… Ama daha fazla detay isteme çünkü anlatmayacağım.’’ Gerçeği söylemek kıvırmaktan çok daha kolaydı. ‘’Sonunda şeytanın bacağını kırdın. Hem de dünyanın en ateşli adamlarından biriyle.’’ Önündeki su bardağını kadeh tutar gibi bana kaldırıp bir yudum içti ve konuşmaya devam etti. ‘’Robert’ın hakkını yemişim.’’ Bahsettiği şeyi çok iyi bilsem de anlamamazlığa geldim. Sonuçta gizlice onları dinlediğimi bilmesine gerek yoktu. ‘’Hangi konuda?’’ ‘’Sizin çılgınlar gibi seks yaptığınızı söylemişti.’’ Tanrım, gerçekten de çılgınlar gibiydi. O anların zihnime doluşmasıyla vücudum ısınmaya başladı. Akşam olmasına rağmen kendini hissettiren hatrı sayılır sıcaklık ve tenime yapışan nem de hiç yardımcı olmuyordu. ‘’Ona saçmaladığını söyledim ama o duyduğu şeyden çok emindi.’’ Bana göz kırptı. ‘’Sevgilinin sapık gibi bizi dinlediğini mi söylüyorsun?’’ ‘’İşitme duyularının çok keskin olması onun suçu değil. Ayrıca biraz daha az çığlık atsaydın belki de dikkatini çekmezdi.’’ ‘’Ah…’’ Yüzümü buruşturdum. ‘’Ciddi olamazsın. Sana gerçekten böyle mi söyledi…’’ Kafasıyla beni onaylayıp arsızca sırıtmaya devam etti. O ne kadar eğleniyorsa ben de o kadar utanıyordum ama kafamı kurcalayan şeyleri açığa kavuşturmak için sohbeti devam ettirdim. ‘’Leomord’a bundan dolayı mı tuhaf davranıyordu?’’ Sorum onda anlık bir ciddiyet yarattı. ‘’Demek fark ettin.’’ ‘’Fark etmemek mümkün değildi.’’ ‘’Sanırım sadece seni korumaya çalışıyor.’’ Mağarada yaptığımız konuşmanın ansızın aklıma gelmesiyle içimdeki olumlu enerji buharlaşmaya başladı. ‘’Açıklar mısın?’’ Sandalyesinde rahatsızca kıpırdandı. ‘’Onun kadınlara karşı pek nazik olmadığını ve seni üzeceğini düşünüyor. Tabi bu endişesinde birkaç hafta önce yaşadığın olaylar da etkili olmuş olabilir.’’ ‘’Boşuna endişelenmesin çünkü aramızda onun düşündüğü gibi bir şey yok.’’ ‘’Ne demek istiyorsun?’’ ‘’Aramızdaki şey fiziksel bir yakınlıktan fazlası değildi. Onu buna biraz da ben mecbur bıraktım…’’ Her iki sefer de onu benimle sevişmeye zorladığımdan bahsederken Natalie kahverengi gözlerini sonuna kadar açıp şok ve dikkatle beni dinledi. Sonunda tüm her şeyi ona ‘eksiksiz’ bir şekilde ona anlattığımda ‘’Hadi be… Tüm bunları gerçekten sen mi yaptın?’’ diye sordu. Sorusuna yanıt vermedim. ‘’Yani anlayacağın o isteyerek benimle sevişmedi. Ayrıca dün birbirimizden uzak durma kararı aldık.’’ ‘’Anlattığın tüm o şeyler benim bile aklımı başımdan aldı. Şu an nabzım binbeşyüz falan atıyordur muhtemelen. Leomord ve sen tüm bunları birinci elden yaşadığınız için bana birbirinizden pek de uzak durabilecekmişsiniz gibi gelmedi.’’ Arsız sırıtışı yüzüne yeniden yerleşti. Haklıydı. Hem fiziksel hem de duygusal olarak ondan uzak durmakta zorlanacağımı bilsem de en azından ona bunu fark ettirmemeye ve sözümden dönmemeye kararlıydım. ‘’Belki de bu kararınızı yeniden gözden geçirmek isteyebilirsiniz.’’ ‘’Sanmıyorum. En iyisi bu…’’ Bunları söylerken boğazıma bir yumru oturdu. Karşımdaki kadın duygu değişimimi fark etmiş gibi ifadesini topladı. ‘’Aslında haklısın. Robert’ta onun uzun süreli ilişkilerde pek başarılı olamadığını söyledi.’’ ‘’Bunun için mi beni korumaya çalıştı?’’ ‘’Galiba. Ona senin kendi kararlarını verebilecek yetişkin bir kadın olduğunu söyleyip durdum ama çok öfkelendi.’’ ‘’Yine de bu kadar öfkelenmesi ya da tepki göstermesi mantıklı değil.’’ Natalie’nin suratında birkaç saniyelik bir kararsızlık duygusu okunduktan sonra beni kafasıyla onayladı. ‘’Bana söylemek istemediğin şey tam olarak ne Nat?’’ O beni ne kadar iyi tanıyorsa en az bende onu o kadar tanıyordum. ‘’Şey…’’ Saçını kulağının arkasına sıkıştırıp çekinceyle konuşmaya devam etti. ‘’Onun bir kadınla ikinci kez bile görüşmediğini söyledi.’’ Sözlerinin bende bıraktığı etkiyi anlamak için endişeyle beni izlemeye başladı. Bu onun bana zaten söylediği bir şeydi. Ama onu yakından tanıyan birinden teyit edilmesi kalp atışlarımı yavaşlatmaya yetti. ‘’Seni üzmek istememiştim…’’ ‘’Üzülmedim Nat. Bunu zaten bana söylemişti.’’ Üzülmediğim kısmı tamamen yalandı. ‘’Zaten yakında buradan ayrılıp gerçek hayatıma dönmek zorunda kalacağım. Sadece biraz eğlenmek istemiştim.’’ ‘’Anlıyorum. Yine de zamanın neler doğuracağı hiç belli olmaz.’’ Sözlerindeki umut bana çok komik gelse de onu onaylayıp gülümsedim. Neyse ki bir şey söylememe fırsat kalmadan yanımıza yaklaşan ayak sesleri konuşmayı sonlandırdı. Robert Natalie’nin yanındaki sandalyeyi çekerken aksi aksi konuşmaya başladı. ‘’Sizi bu kadar beklettiğimiz için çok üzgünüm. Bu herifin yapacak işlerinin bir sonu gerçekten yok.’’ Kimden bahsettiğini anlamaya çalışırken yanımdaki sandalyenin çekilip iri bir bedenin sandalyeyi doldurmasıyla taşlar yerine oturdu. Leomord’un zengin parfümü tüm hücrelerimi doldurdu. ‘’Bu kadar şikayet edeceğini bilseydim başka bir avukat çağırırdım.’’ ‘’Ne yazık ki benden daha çok güvenebileceğin başka bir avukat yok dostum. Ödeme defterin baya kabardı haberin olsun.’’ Dalga geçer gibi ‘’Muhasebeye iletirsin…’’ derken bedenini sandalyesinde geriye yaslayıp vücudunu esnetti. ‘’Bu arada merhaba hanımlar. Plansız dahil olduğum için üzgünüm ama kurt gibi açım, umarım bir sakıncası yoktur.’’ Sözlerini daha çok Natalie’ye değil de bana söylemiş gibi yüzüme bakarak konuştu. Sahi nereden çıkmıştı şimdi durduk yerde… Natalie’yle az önceki sohbetimizden sonra sanki cevabı bana bırakmış gibi sustuğunda Leomord’un sorusu havada asılı kaldı. İkimizin de ona cevap vermemesinin kabalık olacağını düşünerek ‘’Sakıncası yok. Alt tarafı masaya bir kişi daha dahil oldu.’’ Deyip omuz silktim. Gelmesi içten içten beni heyecanlandırmıştı ama bunu ona belli edecek değildim. ‘’Kırılıyorum ama. Sizin için masaya eklenen bir tabaktan fazla anlamım yok mu?’’ derken sesinde esprili bir ton hakimdi. Sorusunu doğrudan bana değil de ortaya sorduğu için rahatlamıştım. Natalie’de vereceğim bir cevabım olmadığını anlayarak hemen söze atıldı. ‘’Eğer erkek arkadaşımı bir kere daha bu şekilde yorarsan bir tabak bile senden daha anlamlı olacak.’’ Sözleri hepimizi güldürmeye yetmişti. Leomord’da gülerek teslim oluyor gibi ellerini havaya kaldırdı ve ‘’Özür dilerim bunu en yakın zamanda telafi edeceğim.’’ Dedi. Yemeklerimiz kırmızı şarap eşliğinde masaya servis edildiğinde iki erkek büyük lokmalarla yemeklerini yemeye başladı. Fakat benim masaya dahil olan dördüncü kişiyle birlikte iştahım biraz kaçmıştı. Çatalımla tabağımdaki sebzeleri ezmekten başka bir şey yapmıyordum. ‘’Bugün iştahın yok gibi?’’ Fark etmesi beni şaşırtmıştı. İştahımın olmadığını onaylarsam üzerine alınabileceğini düşünerek ‘’Beğenmedim.’’ Dedim. ‘’Bu şefimin imza yemeği. Bunu herkes beğenir.’’ Derken sesindeki şaşkınlık yüzüne yansıyordu. Aslında yemek gerçekten çok güzeldi. Ama yanımda onun varlığı midemi düğüm düğüm yapmıştı. ‘’Herkes beğendiği için beğenmiş gibi mi yapmak zorundayım?’’ Diyerek hafifçe onu tersledim. Terslememi duymazdan geldi. ‘’Bunun yerine ne tercih ederdin?’’ ‘’Patates kızartması bile bundan güzeldir.’’ Tanrım, neyim vardı benim? Tıpkı bir ergen gibi davranıyordum. Mavi gözlerini yüzümde gezdirdikten sonra kafasıyla hafifçe onaylayıp önüne döndü. Bir yandan yemeğini yiyor bir yandan da telefonunda bir şeylere bakıyordu. ‘’Dostum, akşam yemeği yiyoruz. İşini birkaç saatliğine geride bırakamaz mısın?’’ Robert telefonla oynamasına sitem ederek arkadaşına çıkıştı. Leomord ‘’İş için değildi.’’ Deyip telefonu aldığı yere geri bıraktı. ‘’ Ee Natalie, buraya bir daha ne zaman geliyorsunuz?’’ diyerek konuyu değiştirdi. ‘’Bana kalırsa ayda en az bir haftamı burada geçiririm. Ama sevgilim o kadar çok çalışıyor ki yılda bir kez bile fırsat yaratabileceğine şüpheliyim.’’ ‘’O zaman siz de kız kıza gelirsiniz.’’ Elindeki çatalla beni işaret etti. ‘’Ahh, bilmiyorum. Belki bir sonraki tatilimiz farklı bir yere olur.’’ Natalie’nin gözleri sadece benim anlayabileceğim bir şeytanlıkla parlıyordu. Leomord bir lokma daha yutup sordu. ‘’Mesela?’’ ‘’Hmm... Mesela Uçurum dağlarına, orada harika kayak merkezleri var.’’ ‘’Hiçbir yer buradan keyifli olamaz.’’ Oteliyle övünerek kibirli kibirli güldü. ‘’Bir şeyi unutuyorsun Leomord. Bir yeri keyifli yapan orada vakit geçirdiğin insanlardır. Ayrıca orada çok yakın bir arkadaşımız var.’’ Deyip bana göz kırptı. Robert bundan haberi yok gibi tek kaşını kaldırıp ‘’Kimin?’’ diye sordu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de o ‘çok yakın arkadaş’ın kim olduğunu merak ediyordum. ‘’Pierto. Eczacılık fakültesinden iki yıl önce mezun olduğundan beri her ay bizi oraya davet etmekten asla sıkılmadı. Ne dersin Leila, bir sonraki planımızı oraya yapalım mı?’’ Ne Pierto isimli, ne de eczacılık fakültesinden iki yıl önce mezun olan birini hiç hatırlamıyordum ama bozuntuya vermedim. ‘’Aa, tabi ya. Pierto gitmezsek çok üzülür.’’ Natalie’nin şeytan bakışları daha da büyüdü. ‘’Onu yeterince üzmemişsin gibi… Sanki çok umrundaydı.’’ Diyerek kahkaha attı. İki erkekte aynı anda meraklı gözlerle önce Natalie’ye sonra bana baktı. ‘’Ne? Ben kimseyi üzmedim.’’ İçim ansızın kendimi savunma isteğiyle dolmuştu. Hiç tanımadığım birini nasıl üzecektim ki? Natalie bu tepkimi bekliyor gibi bakışlarını bana kilitledi. ‘’Dört yıl boyunca senden bir ışık görmek için etrafında dolanıp durdu. Adam sana deli oluyorken onu hep görmezden geldin. Bence yeterince üzüldü.’’ Göz ucuyla Leomord’un yanımda kasılan bedenine baktı. Şimdi ne yapmaya çalıştığını anlamaya başlıyordum. Bu kız kelimenin tam anlamıyla manyaktı. Leomord’un tepkilerini ölçmeye çalışıyordu. ‘’Nişanlandığını duyduğunda beni arayıp seni oraya götürmem için yalvardı. İçinde hala bir umut besliyor. Nişanlından ayrılırsan seni oraya götüreceğime söz verdim.’’ Şarabımdan kocaman bir yudum aldım. ‘’Olur, bir ara gideriz.’’ Leomord boğazını gürültüyle temizledi. ‘’Ne yani? Adamın biri ona kafayı taktığı için Leila’yı onun yanına mı götüreceksin?’’ Yerinde gergince kıpırdadı. Natalie zafer kazanmış gibi bana sırıttı. ‘’Bence harika bir çift olurlardı. Pietro tam da adı gibi ‘kaya’ gibi bir erkek. Hem çok yakışıklı hem de iyi kalpli birisi. Leila’nin yerinde başka bir kadın olsaydı bir dakika bile düşünmeden iç çamaşırını topuklarına kadar indirdi.’’ Çok küçük bir an Leomord’a baktığımda dişlerini sıktığını ve kaşlarını çattığını gördüm. Bu sefer söze atlayan Robert oldu. ‘’Madem harika bir çift olurlardı o zaman Leila tek başına gitsin. Çünkü ben kesinlikle kayak yapmak istemiyorum ve sende benim yanımda kalıyorsun.’’ Var olmayan bir adam yüzünden kız arkadaşını kıskanması oldukça komikti. İçimdeki kahkahanın dışarı taşmasına engel olamadım. Kahkahamı elimle engellemeye çalışırken üçü de dönüp bana baktı. ‘’Özür dilerim. Tabi ben tek giderim, hiç mahsuru yok.’’ Leomord gergin bir ifadeyle bir Natalie’ye bir de bana bakarken yanıma gelen garson dördümüz arasında yaşanan tuhaf anı böldü. ‘’Hanımefendi, şefimiz size bizzat özürlerini iletmek istedi ama mutfaktaki yoğunluktan dolayı gelemedi. Buyrun, patates kızartmanız.’’ Diyerek önümdeki tabağı yenisiyle değiştirdi. Leomord ‘’Alex’e teşekkürlerimizi ilet.’’ Diyerek garsonu gönderdi. Natalie şaşkınlıkla önümdeki tabağı işaret ederek Leomord’a sordu. ‘’Bunu sen mi hazırlattın?’’ ‘’Patates kızartması istediğini söyledi.’’ Sesinde pasif bir öfke vardı. ‘’Leila’yı bu kadar önemsediğini bilmiyordum.’’ dedi ve sırıtarak tabağımdan bir patates kızartması alıp ağzına attı. — — — — — — — — — Merhabalarrr 😍 Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum. 🤩 Leomord’un mağarada konuştuklarından sonra Leila’dan uzak duramaması sizce onları nasıl bir şeye sürükleyecek? 😏🔥 📖 🌼
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE