İkimizin İyiliği İçin

2272 Kelimeler
Tekne kayalıklarla kaplı bir yerde durduğunda suya girip girmemek arasında kısa bir çelişki yaşadım. Aslında burası her neyse onu görmeyi istiyordum ama birkaç saat önce bana kızan adamla da vakit geçirmek hiç içimden gelmiyordu. Kısa bir mukayesenin ardından burada yatıp durmanın Leomord’u cezalandırmaktan çok kendimi cezalandırmak olduğuna karar verip topuklarımı yere vura vura en alt kata indim. Merdivenlerdeki son adımımla birlikte üç çift göz bana döndü. Sonra aralarındaki hararetli tartışmayı sürdürmeye devam ettiler. ‘’Kapalı alanlarda panik olduğumu biliyorsun.’’ Natalie’nin ilk okul döneminde bir eşek şakası sonucu oluşan klostrofobisi vardı. ‘’O zaman bende girmeyeceğim.’’ Robert bunu sevgilisini ikna etmeye çalışırmış gibi değil daha çok ona destek olmaya çalışırmış gibi söyledi. ‘’Hayatım, sen keyfine bak. Benim için bu fırsatı kaçırma.’’ ‘’Dünyada bunun bir eşini daha bulamazsın Robert.’’ Leomord arkadaşına girmesi için ısrar ediyordu. ‘’Hayır dostum. Biz burada kalacağız, siz gidin.’’ Kararlı ses tonuyla konuya noktayı koymuştu. ‘’O zaman başka bir yere gitsek iyi olur.’’ Leomord beni yine görmezden geliyordu. ‘’Bana sormayacak mısın?’’ Aksi sesim herkesin yeniden bana dönmesine sebep oldu. ‘’Burası her neyse görmek istiyorum.’’ ‘’Ben de girmeyeceğim Leila.’’ Tek başıma giremeyeceğimi ima eder gibi bir hali vardı. Bir insan nasıl bu kadar sinir bozucu olabiliyordu ki? ‘’Tamam ben girmeye karar verdim. Siz beni beklersiniz.’’ Hala fırlattığı yerde olan can yeleğini alıp hızlıca üzerime geçirdim. Kilitlerini yerine oturttuktan sonra gözlerimi karşımdaki sinirli adama dikip hızlıca çekiştirdim. Bu sefer kontrol etmeyi unutmamıştım! ‘’Tek başına girebileceğin bir yer değil.’’ Sesi çelik kadar keskindi. Gözlerimi mavi gözlerine diktim. ‘’Neden?’’ ‘’İçeride kayalardan oluşan uzun bir koridor var. Burada her zaman akıntı olur. Ya içeri girmeni ya da dışarı çıkmanı zorlaştırır.’’ Kaşlarını iyice çattı. ‘’Tamam. Bunu bildiğim iyi oldu. Eğer ben dönmezsem siktir olup gidersin.’’ Ağzımdan çıkan sözler üçünü de adeta yere çiviledi. Robert ve Natalie ne olduğunu anlamaya çalışan şaşkın gözlerle beni izlerken Leomord ise adeta öfkeden köpürüyordu. Arkamı dönerek hızlıca merdivenlerden suya indim ve kulaç atmaya başladım. Başlardım bu adamın saçmalıklarına artık. ‘’Keçi gibi inadın var. Orada ölürsen bu sefer seni kurtarmayacağım.’’ Öyle çok bağırdı ki sesi kayalıklarda yankı yaptı. Aradaki mesafeyi açmamı fırsat bilerek suyun içinde ona doğru döndüm. Yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirip elimi sudan çıkardım ve ona orta parmağımı kaldırdım. Natalie bu hareketimle güçlü bir kahkaha seline tutuldu. Robert ne yapacağını bilemez halde bana bakmaya devam ederken, Leomord ise öfkeyle parlayan mavi gözleriyle kaşlarını çatarak yüzüme bakıyordu. Arkamı dönüp yüzmeye devam ettim. Kayalılardan oluşan girişe geldiğimde içimi bir ürperti kapladı. İç sesim ‘geri dön salak’ diye bağırırken az önceki hareketimden sonra geri dönemeyeceğimi çok iyi biliyordum. İçeriye girersem korkudan bayılabilirdim ama geri dönersem de gururumu ayaklar altına almış olurdum. Anlık bir tereddütten sonra tüm cesaretimi toplayıp içeri doğru yüzmeye başladım. İçerisi beklediğim kadar karanlık değildi. Dalgaların oyduğu kayaların girintilerinin arasında rahatlıkla ilerledim. Kayaların tepesi yer yer bir kanyon gibi açıktı. İçerisi hala loş olsa da tepedeki oyuklardan gelen gün ışığı içeriyi rahatça görmemi sağlıyordu. Yaklaşık on metre kadar yüzdüğümde Leomord’un bahsettiği akıntıyı hissettim. Sular beni geriye itiyor içeri girmemi engelliyordu. Kenardaki kayalara tutunarak kendimi zorla ileri hareket ettirmeye çalıştım. Başarı olmuş olsam da verdiğim uğraşlar beni yalnızca birkaç metre ileriye taşımaya yetmişti. ‘’Sularla bile inatlaşıyorsun!’’ Mağaranın içinde yankılanan güçlü ses beni yerimden sıçrattı ve ellerim parmaklarımı sardığım kaygan kayadan ayrıldı. Yeniden en başa dönmüştüm. Kahretsin! ‘’Korkacaksan neden giriyorsun?’’ ‘’Kes sesini!’’ Diyerek kayaya tutunup kendimi yeniden ileri attım. Birkaç saniye içinde yanımdaydı. Tuttuğum kayadan tutunup beni sırtımdan destekleyerek daha ileriye gitmemi sağladı. ‘’Yardımına ihtiyacım yok.’’ Ama o yine de bir sonraki kıvrımı da sırtımdan iterek aşmamı sağladı. ‘’Pek öyle durmuyor.’’ ‘’Kahramanlık yaptığını düşünmeye bayılıyorsun değil mi?’’ Sesim yaşlı aksi bir kadın gibi çıkıyordu. Hafifçe homurdandı. ‘’Düşünmüyorum. Şu an yaptığım şey tam olarak bu.’’ Beni yeniden öne itti. ‘’Ne güzel! Önce çocuk şimdi de kurtarılması gereken aciz bir şeye dönüştüm.’’ ‘’Senin derdin ne?’’ Son kıvrımı da aşmamı sağladığında akıntı oldukça hafiflemişti. Artık kendi çabamla ilerleyebiliyordum. Sorusuna başka bir soruyla yanıt verdim. ‘’Neden peşimden geldin?’’ Gürültülü sesim yankı yapıp birkaç kez çevremizde döndü. ‘’Kendini öldürtmeni istemedim. Dediğin gibi benim sorumluluğum.’’ Son kaya kıvrımını da aştığımda geniş bir havuza geldik. Karşımdaki görüntü nefesimi kesecek kadar güzeldi. Kayaların rengi burada koyu griden, beyaza yakın açık bir griye dönüşmüştü. Ve kubbe şeklindeki tavanında binlerce yıldız parlıyordu. Hayatımda böyle eşsiz bir şey daha görmemiştim. Suyun içinde geniş havuzun tam ortasına geldiğimde kendi etrafımda hayranlıkla dönüp elmas gibi parıltıların, suyun yüzeyine yansımasını seyrettim. ‘’Vay anasını…’’ Derin bir nefes aldım. ‘’Bu dünyaya ait olamayacak kadar güzel…’’ Az önceki tartışmamız aklımdan uçup gitmişti. Leomord yavaşça yanıma yaklaşıp gözlerini yüzümde gezdirmeye başladı. ‘’Evet. Kesinlikle…’’ ‘’Bunlar nedir?’’ Elimi sudan kaldırıp kubbeli tavanı işaret ettim. ‘’Ay taşı, opal ve elmas.’’ Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. ‘’Nasıl oldu da kimse buraya elini bile sürmedi?’’ Yaşadığımız dünyada güzel olan her şeyin ömrü çok kısa olurdu. ‘’Kimse bilmezse kimse elini süremez.’’ Ciddiyetle yüzüme bakmaya devam ediyordu. Peki o nasıl biliyordu? ‘’Sen nasıl buldun burayı?’’ Sesim ona inanmıyormuş gibi çıkmıştı. ‘’Bana da çok eskiden sevdiğim biri göstermişti.’’ Sevgilisi falan mıydı acaba? O yüzden mi girmek istememişti. Soru kafamı kurcalarken çok fazla üzerinde durmamaya çalıştım. ‘’Buraya geldiğim için çok şanslı hissediyorum.’’ Sesim güzelliğin karşısında büyülenmiş gibi kısıktı. Birkaç dakika şaşkınlıkla mağarayı izlemeye devam ettim. ‘’Gel, biraz dinlenelim. Akıntı beni yordu.’’ Suyun içinde belime dokundu ve mağaranın sol tarafındaki bir kaya parçasına doğru yüzmeye başladı. Kayaya vardığında güçlü kollarıyla kendini asılıp yukarı tırmandı. Yaklaşık suyun bir metre yukarısında kalan bir düzlükte ayakta bekledi. ‘’Ben oraya çıkamam ki.’’ ‘’Yardım edeceğim.’’ Kayanın üzerinde elini bana doğru uzatıp beni oraya davet ederken, tıpkı bir tanrı heykeli gibi görünüyordu. Karnımın altında bir sıcaklık hissettim. ‘’Hadi…’’ Yeniden konuşması beni kendime getirdi ve gözlerimi üzerinde dolaştırdığım çıplak göğsünden ayırdım. Ona doğru birkaç kulaç atarak aradaki mesafeyi kapattım. Dizlerinin üzerine çöküp elini bana doğru uzattı. Beni kollarımın altından tutup zorlanmadan yanına çıkardı. Ama bu kaya parçası iki kişinin oturamayacağı kadar dardı. Suya düşmekten korkarak kendimi ona doğru yaklaştırdım. İkimiz de ayakta bekleyip birbirimizin yüzlerine bakıyorduk. ‘’Önce ben oturacağım, sende kucağıma oturacaksın.’’ Kafamı yumuşak hareketlerle aşağı yukarı salladım. Kayanın ucuna doğru kayıp, oturması için ona alan açtım. Poposunu kayaya yerleştirdiğinde aşağı düşmemem için beni belimden kavradı ve dizlerinin üzerine yan bir şekilde oturttu. Altımızdaki suya bakınca kollarımı boynuna doladım. ‘’Bana artık güvenebilir misin?’’ Sorusu küçük bir sitem gibiydi. Kafamı ona doğru çevirip yüzüne baktım. ‘’Açık konuşmak gerekirse bana pek güven vermiyorsun.’’ Sabahki tavırları beni gerçekten kırmıştı. Yüzlerimizin arasındaki kısa mesafeyi koruyarak kaşlarını çattı. ‘’Ben ne halt ettim de böyle davranıyorsun?’’ Bunu şu an konuşmak istemiyordum. Omzumu ‘boşver’ der gibi kaldırıp indirdim. ‘’Gerçekten Leila. Merak ediyorum, bana artık söyler misin?’’ Sesi biraz sinirli biraz da kırılgan çıkmıştı. Bu haline dayanamayıp konuşmaya başladım. ‘’Sabah beni ne kadar incittiğinin farkında mısın?’’ ‘’Anlamıyorum.’’ Dudaklarının nefesini yüzümde hissederken kafası gerçekten karışmış gibiydi. ‘’Sadece senin için endişelendim. Amacım sana kızmak değildi ama kendimi kontrol edemedim.’’ ‘’Sadece o değil. Benim seninle yaşadığım her şeye anlam yüklediğimi ima ettin.’’ Sesim artık bir fısıltı kadar kısıktı. ‘’Burada zaten az bir zamanım kaldı. Neden buna anlam yükleyip kendime acı çektireyim?’’ Son söylediğim şeyin gerçekliği kalbimi ezmeye başladı. On gün sonra buradan gidecektim ve ona karşı hissetmeye başladığım her şey omuzlarımda bir yük olarak kalacaktı. Dudaklarına bakarak konuşmaya devam ettim. ‘’Ayrıca bana bugün gerçekten de dengesiz davrandın, kabul et.’’ Sesim onu hipnoz etmiş gibi gözlerini kırpmadan beni izliyordu. ‘’Özür dilerim.’’ Yutkundu. ‘’Haklısın. Anlam yüklemek acı verir.’’ Artık bakışları gözlerimden dudaklarıma doğru kaymaya başlıyordu. ‘’Yaşadığımız şeyler ufak anlaşmalardan ibaretti. Senden arzu dışında bir şey beklemedim.’’ Başlangıçta öyleydi. Peki ya şimdi? Bu sözler dudaklarımdan çıktığı anda kalbim on ton yükün altında ezildi. ‘’Bunu kimseye de söylemedim.’’ Sabahki sorusunu yeniden cevapladım. Ama o son söylediğim şeye değil de ilk kısımdaki kelimelerime takılmış gibiydi. ‘’Nasıl ‘ufak anlaşmalar’?’’ Sorusu beklemediğim yerde geldi. ‘’Yani…’’ Gözlerimi ondan kaçırıp konuşmaya başladım. ‘’Sen benim planımı bozdun, bunun karşılığında aramızda sır olarak kalacak bir anlaşma yaptık. Sonuçta ikimiz de kazandık.’’ Sesim bu kadar duygusuz çıkmak zorunda mıydı? Kahretsin. Yüzünde gizlemeye çalıştığı bir ifade vardı, adını koyarken zorlanıyordum. Sanki bir miktar üzüntü, bir miktar da rahatlama gibiydi. ‘’Ah… Evet. Anlıyorum…’’ Yutkunarak devam etti. ‘’Peki dün geceki? O da anlaşmanın bir parçası mıydı?’’ Buradan gittiğimde arkamda en ufak bir açık kapı bırakmak istemiyordum. Hayatımın nasıl bir boka sürükleneceği belli değilken kalbime ve aklıma ihtiyacım vardı. Bana zaten yeterince dengesiz davranırken kendimi ona kaptıramazdım. Aralık bekleyen kapıyı kapatmak için içimde çığlık çığlığa bir hamle yaptım ama o bu savaşımı görmedi. ‘’Sanırım öyleydi.’’ İfadelerimi gizleyen maskeyi takıp gözlerinin içine baktım. Sanki mavi gözlerinde duygu karmaşasından oluşan bir tufan vardı. Sadece gözlerimin içine bakmakla yetindi. Sessizliğinin bende yarattığı rahatsızlıkla konuşmaya devam ettim. ‘’İkimizin de ihtiyacı var gibiydi.’’ En çok da benim. Dün gecenin görüntüleri zihnimin içinde bir sis bulutu geçerken o ihtiyacı yine derinlerde hissedebiliyordum. Kalbim içimden taşan duygularla kanat çırparken vücudumdaki ısı her saniye daha fazla artıyordu. ‘’Peki, şu an beni öpmeni istesem Leila…’’ yutkundu. ‘’Yine ufak anlaşmamıza dahil olur mu?’’ Fısıltısı kulaklarımdan içeri dolduğunda kalbim heyecanla sıkıştı. Bana ihtiyacı olduğunu mu söylemeye çalışıyordu? Kasıklarım beklentiyle kasılmaya başladı. Şu an onu öpmeyi deli gibi istiyordum. Ama her yaşanan yakınlaşmadan sonra ondan ayırılırken daha fazla zorlandığımı hissediyordum. Aslında bir yönden de bana iyi geliyordu. Onunlayken, içimde daha önce yaşamadığım duygular kımıldamaya başlıyordu. Bir yandan da, bu duruma daha fazla alışmanın uçurumun dibine giden yoldaki biletim olduğunu biliyordum. Kalbim davul gibi atmaya başlarken bedenim istekle ona sokuldu. Sadece ufak bir öpücük. En fazla ne olabilirdi ki? Gözlerimi dudaklarının kıvrımında gezdirirken kafamı ona santim santim yaklaştırdım. Yüzünden geçen anlık mutluluk kendimi ona teslim etmeme neden oldu. Dudaklarımız yavaşça birbiriyle buluştu. Öpücüğümüz çok yavaş ama duygu yüklüydü. Onun kokusunu içime çekerken dudaklarını kana kana içmeye başladım. Belimdeki eli sırtımın açıkta kalan kısımlarında gezinmeye başladı. Bir elimi onun yanağına götürüp pürüzsüz tenini okşadım. Mağaranın içindeki parıltılar birer kristal gibi yüzünü aydınlatıyordu. Öyle güzeldi ki… Ateşe uçan bir kelebek gibi her geçen saniye ona daha çok kanat çırpıyordum. Buradan ayrıldıktan sonra bir parçam kesinlikle eksilecekti. İçimde kol gezmeye başlayan korkuya yenik düşüp dudaklarımı yavaşça ondan ayırdım. Yüzüme bakan gözleri daha fazlasını istediğini belli eden bir ateşle yanıyordu. Onu ateşiyle baş başa bırakıp kucağındayken koyabileceğim en büyük mesafeyi koydum. Hala dudaklarımı incelerken bu mesafeye itiraz etmedi. Dikkatimi farklı bir yere çekmezsem kalbim durabilirdi. Onun yakıcı bakışlarından kurtulmak için boğazımı temizledim ve aklıma gelen ilk şeyi söyleyiverdim. ‘’Robert bizi duymuş.’’ Anı sonlandırmamın hayal kırıklığıyla yüzüme baktı ve konuşmaya başladı. ‘’Neyi duymuş?’’ ‘’Dün geceyi. Sabah Natalie’yle konuşurken kulak misafiri oldum.’’ Parçaları zihninde birleştiriyor gibi bakışları altımızdaki suya kaydı. Yanakları az önceki öpücüğümüzle biraz pembeleşmişti. ‘’Ayrıca senin benden uzak durmanı istiyordu.’’ Sözlerimin ardından çakmak çakmak yanan gözleri benimkilerle buluştu. ‘’Sabahki soru yağmurunun nedeni şimdi belli oldu.’’ Sesi gergin gibi çıktı. Kafamı sallayıp onu onayladım. Ama merak ettiğim asıl şey farklıydı. ‘’Neden benden uzak durmanı istiyor?’’ Yüzüne yerleştirdiği ciddiyet kaşlarının arasındaki çizgiyi derinleştirdi. ‘’Çünkü bana güvenmiyor.’’ Sesi zorlanıyor gibiydi. ‘’Neden?’’ Öyle kısıktı ki sesim, ben bile zor duydum. Az önce benden uzaklaşması için söylediğim tüm o şeylerden sonra ufak bir öpücük üzerimde böyle bir etki bırakmamalıydı. Gözlerini yüzümde gezdirmeye başladı. ‘’Bunu sana söylemiştim, ben kararsız bir adamım. Hayatımda bir kadın için boşluk yok.’’ Özür diler gibi bakıyordu. ‘’Bu yüzden bazı kurallarım var ve o tüm bunları biliyor.’’ Devam etmesi için sustum. ‘’Seni üzmemden korkuyor olmalı.’’ Hayal kırıklıklarımın çatırtısını duyabiliyordum. ‘’Nasıl kuralların var?’’ Sesim, hissettiğimden daha nötr çıktı. ‘’Mesela aynı kadınla ikinci kez görüşmem. Umut vermek istemem.’’ Kelimeler ağzından güçlükle çıktı. Söylediği şeyler karşısında kafama balyozla vurulmuş gibi sarsıldım. Ellerimi yavaşça omuzlarından kaldırıp kendi kucağıma doğru çekmeye başladım. Sabah durduk yere duvar örmesinin sebebini şimdi anlamaya başlıyordum. Bana umut vermek istemiyordu. ‘’Ama seninle şimdiden üç kez birlikte oldum.’’ Yüzünde acıyla karışık bir tebessümle, dudaklarımdan çıkacak herhangi bir söz bekliyordu. ‘’A-anlıyorum…’’ Avuç içlerim terlemeye başladı. ‘’İçin rahatlayacaksa, az önce de söylediğim gibi senden hiç beklentim olmadı.’’ Yalancı! İç sesimi bastırmak için konuşmaya devam ettim. ‘’Üçünde de seni ben zorladım. Özür dilerim.’’ ‘’Özür dileme Leila...’’ Avcunu yüzüme getirip yanağımı okşadı. Sesi gecenin içinde süzülen bir tüy gibiydi. ‘’Sen beni ne kadar zorlamış olsan da…’’ Yutkundu. ‘’İstemediğim hiçbir şeyi yapmadım. Sana karşı koyamadım.’’ Acı çekermiş gibi kendini gülümsemeye zorladı. ‘’Ama ikimizin iyiliği içinde buna son vermemiz gerekiyor.’’ Sözleri önce beni alıp göklere çıkardı sonra da çıkardığı hızda yere çakılmamı sağladı. Ne düşünmem ya da ne söylemem gerektiğini bilemeyerek yüzüne bakmaya devam ettim. ‘İkimizin iyiliği içinde…’ çok haklıydı. Bunu bilmeme rağmen yine de aramızdaki şeyin asla sonlanmasını istemediğimi fark ediyordum. Kalbim un kurabiyesi gibi avuçlarında dağılırken gözlerimi ondan ayırıp mağaranın yansımalarını izlemeye başladım. Burnumun dibinin gözyaşlarına hazırlık yapıyor gibi sızlamasını engellemek için gözlerimi sıkıca yumdum. Birkaç dakika önce yaşadığımız hiçbir şeyde duyguya yer olmadığını ima ederken şu an neden bu kadar canım yanıyordu? Ona karşı gelmek istiyordum. ‘Bu anlaşmayı biraz daha uzatalım’ demek istiyordum. Ama bunları söylersem ona hissetmeye başladığım duyguları kendime de itiraf etmiş olurdum. Beni korkutan gerçekle yüzleşmemek için hissettiğim tüm şeyleri ulaşamayacağım bir noktaya tıkıştırıp üzerini kilitledim… ‘’Sana söz veriyorum Leo, buradan ayrılana kadar senden uzak duracağım. Sonra beni zaten bir daha görmezsin.’’ Sesim kendimden beklemediğim kadar duygusuz çıktı. Ne bir üzüntü ne bir öfke ne de kırgınlık… Hiçbiri sesime yansımadı. — — — — — — — — — — — — Selam bal böceklerim… 🐝 Sizce Robert, Leomord’a neden güvenmiyor olabilir? 🤔 Var mı teoriler? 🤩 Bakalım ikisi de kendi ‘iyiliği’ için birbirinden uzak durabilecekler mi? 🫣🔥 Kitabı kalplemeyi ve beni takip etmeyi unutmayın. 🥰♥️ 📖 🌼
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE