Kafamı beyaz yastıktan zorla kaldırıp gözlerimi açtım. İçeri dolan aydınlık artık sabah olduğunu haykırıyordu. Yatın hafif sallanmalarıyla yatakta doğruldum. Tüm vücudum dün gece yaşananların ardından tatlı tatlı sızlıyordu. Uyku sersemliği ile odaya kısa bir bakış attım, burası kesinlikle onun odası değildi. Uykumun ne kadarını onun kollarında ne kadarını boş yatağımda geçirdiğimi hatırlayamıyordum.
Dün yaşadıklarımıza ait görüntüler aklımdan kesik sahneler halinde geçerken yüzümde kendiliğinden oluşan gülümsemeye engel olamadım. Bana dokunuşları, tatlı sözleri zihnime dolmaya başladığında karşı konulmaz bir şekilde ona çekilmeye başladığımı hissettim. Bu şey, kalbimi doldurup taşıran bir enerjiyle beni sarmalıyordu. İçimdeki bu alışılmadık yeni histen çok hoşnut ama bir o kadar da korkar bir halde ayağa kalkıp çıplak vücudumu banyoya doğru yönlendirdim. Aynadaki görüntüme karşı yüzümdeki sırıtış daha da genişledi. Kızıl buklelerim yaşadığım her şeyi ele verircesine birbirinin içine girmişti. Dudaklarımda ve yanaklarımda hala canlı bir pembelik vardı.
Yine küveti es geçerek tercihimi duştan yana kullandım. Çilek ve vanilya aromalı duş jeliyle tüm vücudumu köpürttükten sonra zambak kokulu bir şampuan seçip saçlarımı yıkamaya başladım. Yorgunluğumun etkisini hafifletmesi için suyu oldukça soğuk bir ayarda açtım.
Nihayet banyodaki işim bitince saçıma ve vücuduma bir havlu dolayarak odama geçtim. Kapımın hafifçe tıklatılmasına karşılık ‘’Gelebilirsin’’ diye seslendim.
Natalie sesimi duyunca ondan beklenmeyecek bir nezaketle içeri girdi.
‘’Günaydın, erken uyanmışsın.’’
‘’Evet, bugün sizi bekletmek istemedim.’’
Arkadaşıma gülümseyip arkamı döndüm. Kuruladığım vücuduma buraya gelirken giydiğim kırmızı, taşlı bikini takımımı giymeye başladım.
Natalie boğazını temizleyip konuşmaya başladı. Bir sıkıntısı var gibiydi. ‘’Eee gece rahat uyuyabildin mi?’’
Durduk yere böyle bir soru sorması garipti. ‘’Evet, bebek gibi uyudum.’’ Gerçekten de öyle uyumuştum. Yanaklarım hafifçe yanmaya başladı. ‘’Sen?’’
‘’Aa, şey ben de çok iyi uyudum.’’ Halinde gerçekten garip bir şey vardı.
‘’Natalie, bir şey mi oldu?’’
‘’Yooo sadece dün baya yorulduk…’’ Elini rahatsızca ensesine götürdü. ‘’Ben de rahat uyuyup uyumadığından emin olmak istedim.’’ Tedirginliğini bastırmak için gülümsemeye çalıştı. Eli ayağı ayrı oynuyordu.
‘’Çok garip davranıyorsun.’’ Saçlarımı tararken onu incelemeye başladım. Bakışlarımdan rahatsız olmuş gibi gözlerini kaçırdı.
‘’Neyse… Ben kahvaltıya çıkıyorum.’’ Abartılı bir hareketle işaret parmağıyla yukarıyı gösterdi. ‘’Hazır olunca gelirsin.’’
Bir şey söylememe fırsat bırakmadan odadan kaçar gibi çıktı.
Çok tuhaftı, bir şey söylemek istiyor ama baklayı ağzından çıkaramıyor gibiydi. Onun söylemek istediği hiçbir şeyi sansürlemeden söylediğini çok iyi biliyordum, bir karın ağrısı olduğu belliydi.
Parmaklarıma aldığım biraz saç kremiyle buklelerime şekil verip kurutmadan bıraktım. Bikinimin üzerine Natalie’den aldığım krem renkli tül elbiseyi geçirip odadan çıktım. Siyah fayanslı koridoru geçip merdivenlerden çıkmaya başladığımda Natalie ve Robert’ın tartışır gibi fısıltılarını işittim. Normalde hiç adetim olmasa da arkadaşımın tuhaf tavırlarından sonra adımımı merdivenin ortasında durdurup onlara kulak kabarttım.
‘’Kendi odasındaydı diyorum Robert.’’ Natalie bunaldığını belli eden bir şekilde nefesini dışarı verdi.
‘’Sen duymamış olabilirsin ama ben dün gece ne duyduğumu çok iyi biliyorum.’’ Robert öfkeli gibi tısladı.
‘’Neden bu konuya bu kadar sinirli olduğunu anlamıyorum. Fazla abartıyorsun.’’
‘’Onu yıllardır tanıyorum. Arkadaş olarak çok iyidir ama hiçbir kadının kendini ona kaptırmasını iste…’’ Gürültülü bir dalga sesini bastırdı.
Neden bahsediyorlardı? Dün gece bizi duymuş olma ihtimalleri karnıma bir kaygı topu yerleştirdi. Peki bizi gerçekten duydularsa Robert buna neden bu kadar öfkelenmişti.
‘’Konuyu artık kapatabilir miyiz? Eğer öyle bir şey olmuş olsaydı bana mutlaka söylerdi.’’ Benden bahsediyordu. Eğer biriyle birlikte olmuş olsaydım bunu gerçekten de ilk onunla paylaşırdım. Ama Leomord’la olanları onunla paylaşamazdım. Çünkü ilk seferde kimsenin haberi olmayacağına dair bir söz vermiştim. Arkadaşıma karşı yalan söylememiş olsam da olanları ondan gizlemenin huzursuzluğuyla merdivende bir adım attım. Konuşulanları daha fazla duymak istemiyordum.
‘’Günaydın milleeett!’’ En enerjik ses tonumla bağırarak merdiveni aşmaya başladım. Benim sesimle aralarındaki konuşmanın gerginliğini üzerlerinden atmaları birkaç saniye aldı. Yüzlerine zoraki bir gülümseme yerleştirip ‘’Günaydın’’ diyerek beni selamladılar.
‘’Bugün kahvaltıda ne var bakalım?’’
‘’Krep, taze meyve ve marmelatlar.’’
‘’Harika!’’ Neşeyle sandalyeme oturup önümdeki nefis masaya baktım. ‘’Siz çok hoşlanmış gibi görünmüyorsunuz ama.’’
Robert omuzlarını gevşeterek sandalyesine yerleşti. ‘’Tatlıyla pek aram yoktur.’’ Hala huysuz gibiydi.
‘’O zaman Natalie senin için uygun bir tercih değil.’’ Arkadaşım yaptığım imayı anlayıp yerinde kıkırdadı. ‘’Çünkü o tatlıya bayılır.’’ Ona göz kırptım.
‘’Beni çok iyi tanıyorsun kızım.’’ Diyerek çatalına bir ananas alıp ağzına attı.
‘’Eee hadi başlamıyor muyuz?’’ Gerçekten tatlı komasına girmeyi iple çekiyordum.
‘’Leomord hala gelmedi.’’
Karşımdaki boş sandalyeyi işaret eden Robert’a bakarak gözlerimi devirdim. ‘’Gelseydi o zaman, hepimiz onu mu bekleyeceğiz?’’ Bu tavrım tuhaf tavırlarında bir rahatlama oluşturmuş gibiydi. Çünkü Leomord’la aramızın iyi olması onda hoşnutsuzluk yaratıyordu.
‘’Eh, doğru söze ne denir?’’ Arkamdan gelen keyifli ses sırtımda bir karıncalanma yarattı.
O yavaşça dolanıp karşımdaki sandalyeye yerleşirken, kafamı kaldırmadan ‘’Beklemekten hiç hoşlanmam.’’ Dedim. Ama sesim öfkeliden çok flörtöz çıkmıştı. Siktir.
‘’Özür dilerim canım. Bir daha olmaz.’’
Canım kelimesi masada bir bomba gibi süzülmeye başladı. Robert bakışlarını sevgilisine kaldırıp ‘ben sana demiştim’ der gibi yüzüne baktı.
Sahi, nereden çıkmıştı bu laf? Dün sabahtan beri sürekli bana böyle hitap ediyordu. Bu kalbimde, hormonlarını kontrol edemeyen bir ergen gibi çarpıntıya neden oluyordu. Yanaklarım hafifçe kızarmaya başlarken duygularımı dizginlemeye çalıştım. Tabağıma büyük bir parça kreple taze meyvelerden aldım.
‘’Eee, bugün dönüyor muyuz?’’ Üç gündür denizdeydik.
‘’Evet, yakıtımız oldukça azaldı. Artık dönmemiz lazım.’’
‘’Bugün bir yere uğramayacak mıyız?’’ Natalie üzülmüş gibiydi.
‘’Aklımda harika iki yer var. Oraları gezdikten sonra yola çıkarız.’’ Leomord Natalie’nin yüzüne bakarak konuştu. ‘’Sabaha limanda olmuş oluruz.’’
Arkadaşım kafasını sallayıp çayından bir yudum aldı.
‘’Eee dün akşam n’aptın Leomord?’’ Kahvaltıyı bölen Robert’ın şüpheci sesi olmuştu.
Leomord yüzünü yanında oturan arkadaşına dönüp ‘ne alaka’ der gibi kaşını kaldırdı. ‘’Uyudum?’’ Bir soru gibi söyledi.
‘’Başka?’’ Robert’ta şimdi tek kaşını kaldırmış arkadaşına bakıyordu.
‘’Oturdum?’’
Bakışlarım ikisinin arasında zikzaklar çizerken gerilmeye başladım.
‘’Sadece?’’ Robert ısrarla sormaya devam ediyordu.
‘’Ne oluyor be? Benim dün gece ne yaptığım seni neden bu kadar ilgilendiriyor?’’ Sesi artık hafiften sinirlenmiş gibiydi. ‘’Peki sen ne yaptın Rob?’’
Ne yaptıklarını bilmek için kahin olmaya gerek yoktu. Leomord’da bu soruyu kendine yöneltilen sorgudan kurtulmak için bilinçli bir şekilde sordu.
Natalie’nin bedeni oturduğu yerde hafifçe kıpırdandı. ‘’Harika şeyler yaptık. Değil mi hayatım?’’ Son kelimesini artık onun susmasını istermiş gibi söylemişti. ‘’Ama bizim seks hayatımız kimseyi ilgilendirmiyor.’’ Konuşmasını dişlerini sıkarak sonlandırdı. Robert’a karşı oldukça yeterli bir uyarıydı.
Leomord hızlıca bana baktıktan sonra kahvaltısını yapmaya başladı. Masadaki gerginlik iştahımı kapatmıştı. Kahvemden bir yudum daha alıp masadan kalktım ‘’Ben biraz güneşleneceğim.’’ Diyerek onları yalnız bıraktım.
Üçüncü kata çıkıp üzerimdeki giysiyi çıkardım. Dün gece oturduğum şezlonga sırt üstü uzanıp güneşin tadını çıkarmaya başladım. Aşağı ne olmuştu öyle? Robert çok gergindi. Leomord’la benim dün gece yaptığımız ‘şeyleri’ duyduğunu iddia etmişti. Zaman zaman biraz gürültü çıkarsak da başka bir odadan duyulması çok mümkün değil gibiydi. Kapıyı mı dinlemişti? Yok canım, o kadar da mahremiyete saygısız biri olamazdı.
Midemde biriken utanç bedenimi rahatsız edip, beni yüz üstü dönmeye zorladı. Burada yaşadıklarımı elbette Natalie’ye anlatacaktım. Ama bunun için doğru zamanın gelmesi lazımdı. Yaşadıklarımı duyduğunda hem çok sevineceğini hem de geç anlattığım için bana sitem edeceğini biliyordum. O yüzden muhteşem tatilimizin tadını çıkarmak için bunları dönüşe saklamaya karar verdim. Güneş sırtımı ve bacaklarımın arkasını yakarken zihnimdeki sesleri bastırıp içimden keyifli bir yaz şarkısı mırıldanmaya başladım.
‘’Güneş kremi sürdün mü?’’
Leomord’un beklemediğim sesi şarkımı yarıda kesti. Yerimden kıpırdamadan ‘’Hayır.’’ Diye cevapladım.
Adım sesleri benden uzaklaşıp merdivende duyulmaya başladığında gözlerimi kapatıp sıcaklığın tadını çıkarmaya devam ettim.
Birkaç dakika sonra sırtımda serin bir kremle birlikte gezinen parmakları hissettim.
‘’O kadar beyazsın ki şimdiden kızarmaya başlamışsın.’’
Gözlerim hala kapalıyken sırtıma düşen gölgesini hissedebiliyordum. ‘’Biraz bronzlaşmaktan zarar gelmez.’’
‘’Bronzlaşabileceğini hiç sanmıyorum canım. Daha çok ıstakoza dönecekmişsin gibi.’’ Yüzünü görmesem de gülümsediğini anlayabiliyordum.
‘’Sende fırsattan istifade bana yeniden mi dokunmak mı istedin?’’ Sorumu kıkırdayarak sordum.
‘’Benden başka bir şey için alev aldığını görmek istemedim.’’
İkimizde ufak kahkahalar attık. Sırtımda gezinen parmakları kalçalarıma doğru yaklaştığında ne olduğunu çok iyi bildiğim bir noktada durakladı. Parmaklarıyla kalçamın üzerinde kalan kısmı okşayarak sordu. ‘’Dün de dikkatimi çekmişti… Buraya ne oldu?’’
Aslında bende ne olduğunu tam olarak bilmiyordum. Tek bildiğim çirkin bir yanığa benzeyen bozuk para büyüklüğündeki lekeydi. Bu ize karşı hafızamda bir şey olmasa da annem tarafından bana anlatılan yarım bir hikaye vardı.
‘’Tam olarak bilmiyorum. Küçükken basit bir kaza geçirmişim.’’
‘’Nasıl bir kaza?’’ Sesinde ilgili ve şefkatli bir ton vardı.
‘’Dediğim gibi hatırlamıyorum ama sanırım yeni yürümeye başladığım sırada dengemi kaybedip popomu şöminenin demirine değdirmişim…’’ O ana dair aklımda en ufak bir hatıra dahi yoktu. ‘’Yani annem böyle anlattı.’’
‘’Çok acımış olmalı.’’ Usulca üzerime eğilip kalçamın üst kısmına küçük bir öpücük kondurdu. Öpücüğü tenimdeki karıncalanmanın fitilini alevlendirdi.
Kremi yavaşça bacaklarıma da sürdükten sonra ‘’İşte bitirdim.’’ Diyerek yanımdaki şezlonga uzandı. ‘’Robert ve Natalie’ye bir şey mi söyledin?’’
Sorusu gözlerimi aralayıp ona bakmama sebep oldu. Mavi şortuyla güneşe karşı uzanmış önündeki denizi izliyordu.
‘’Hayır.’’
‘’O zaman neden böyle tuhaf…’’ Sesi Natalie’nin neşeli sesiyle yarıda kesildi.
‘’Leila, bu kekin tadına bakman lazım. Harika olmuş!’’ Yanımdaki Leomord’u fark edince şaşırsa da bozuntuya vermedi.
Doğrulup yeniden sırt üstü döndüm, arkadaşıma baktım. ‘’Şimdi canım hiçbir şey istemiyor. Sonra yerim.’’
‘’Tamam nasıl istersen.’’ Şezlongumun ayak ucuna hafifçe oturdu ve konuşmaya devam etti. ‘’Ne kadar yolumuz kaldı?’’
Leomord gözlerini önündeki manzaradan ayırmadan konuştu. Yat yavaşça yemyeşil bir koya doğru yaklaşıyordu. ‘’On dakikadan daha az.’’
Natalie ‘’Harika, ben gidiyorum. Geliyor musun?’’ dediğinde kafamla onu onaylayıp peşine takıldım. Merdivenlerden aşağı inerken aklım hala Leo’yla yarım kalan konuşmamızdaydı.
Robert elinde içi buz dolu bir kola bardağıyla açık alandaki koltuklarda yarı oturur şekilde uzanırken yüzüme bakıp ‘’Yüzüne tüp falan mı patladı?’’ diye espri yaptı.
O kadar çabuk kızarmış olamazdım değil mi? ‘’Cidden çok kızarmış mıyım?’’ diye Natalie’ye döndüğümde onun da Robert’ı onaylar bir şekilde kıkırdadığını gördüm. Akşam huzurlu bir uyku istiyorsam güneş kremini her yerime bocalamam lazımdı.
‘’Leomord! Güneş kremini aşağı getirir misin?’’ diye üst kata doğru seslenerek beni duymasını ümit ettim. Yaklaşık yarım dakika içinde Leomord sırtıma sürdüğü güneş kremiyle aşağı inip bana uzattı. Uzatırken suratıma bile bakmadı.
Kremi alıp kollarıma, göğsüme, karnıma ve bacaklarıma sürdükten sonra yüzümü de es geçmeyerek işimi tamamladım. Nasıl olsa arkada kalan her yer zaten kremliydi.
Yatın kumlara demirleme sesiyle hep birlikte bir alt kata inip denize girmek için hazırlıklarımızı tamamladık. Ben can yeleğini kollarımdan geçirirken Leomord yalnızca izlemekle yetinmişti. Yüzünde adını koyamadığım bir ifade vardı. Dün geceki ve Natalie bizi bölmeden önceki halinden eser yoktu. Sanki aramıza devasa bir duvar örmüş gibiydi.
Bana çok fazla temas etmemeye çalışarak yatın üzerinde durdu ve suya inmem için bir elimden tuttu. Yüzüm ona dönük bir şekilde merdivenlerden suyun içine inerken gözlerimi huzursuzlukla yüzüne diktim ama bakışlarıma karşılık vermeden yalnızca demir basamaklara basan ayaklarıma baktı. Ağzını bıçak açmadan bedenimi nazikçe suya indirdi.
Suyun içinde dengemi sağlayıp etrafa su sıçratarak az ilerideki arkadaşlarıma doğru ilerlemeye çalıştım. Bu sırada Leomord kendini bir balık gibi kollarının üzerine suya bıraktı ve gözden kayboldu. Kesinlikle bir tuhaflık vardı…
‘’Leila, harika yüzüyorsun!’’
Natalie’nin yanına gelmeyi başardığımda verdiğim çabayla nefeslerim hızlanmıştı. ‘’Çabuk kaptım sayılır.’’ Dişlerimi göstererek sırıttım. Ama yine de altımda dibini göremediğim suya baktığımda içimde bir korku kıpırdandı. Su gittiğimiz diğer yerlerin aksine burada turkuazdan yeşile çalıyordu. Denizin bittiği yerdeki tepelerden yemyeşil ağaçlar gökyüzüne doğru uzuyordu. Yeşil ormanın ortasında üçgen bir girinti gibi taşlardan ve biraz kumdan oluşan sahil bizi karşılamıştı. Ama o kadar uzakta görünüyordu ki oraya yüzmem için daha kırk fırın ekmek yemem lazımdı.
‘’Oraya gerçekten yüzecek miyiz?’’
Natalie tedirginliğimi fark etmiş gibi ‘’İstersen kıyıya çıkmamıza gerek yok. Burada yüzmekte çok eğlenceli.’’ Dedi.
‘’Gitmesek iyi olur, çok uzak duruyor’’ diyerek onu onayladım ve olduğumuz yerden ayrılmadan küçük daireler çizmeye başladık.
Robert suyun üzerinde kendini bırakıp sırt üstü yatarken, gözlerini kapatmış sanki huzuru içine çekiyordu. Onun bu huzurlu halini bozan ayağından çekip dengesini kaybetmesine sebep olan sevgilisi oldu. Robert suyun içinde bata çıka dengesini yeniden kazanmaya çalıştı. Hafif öksürüklerle ‘’Bu ne içindi?’’ diyerek sitem etti.
Natalie’nin kahkahaları kulaklarımı doldurmaya başladı. ‘’Dünün intikamını alacağımı söylediğimde beni ciddiye almalıydın.’’
‘’Hay seni kinci kadın!’’ Bir avcuyla suyu bize doğru attırdı. İkimizin de yüzüne damla damla sular geldi.
‘’Benim ne suçum var be?’’ Kurunun yanında yaşta yanıyordu.
‘’Sende bu kadar kinci bir kadınla arkadaşlık yapmasaydın.’’ Dediğinde ona şakasına kızgın bakışlar gönderdim.
Bir süre gülüştükten sonra Natalie yüksek sesle cıyakladı. ‘’Ne dersiniz, yüzme yarışı yapalım mı?’’
‘’Siz yapın. Ben biraz zorlanabilirim Nat.’’
‘’Oyunbozanlık yapma! Gayet iyi yüzüyorsun. Teknenin arkasına kadar yarışalım.’’ İtiraz etmeme izin vermeden saymaya başladı. ‘’Biiirr… İkiiiii… Üç.’’
Üç dediğinde hepimiz kulaçlarımızı öne savurmaya başladık. Tekneyle aramızda yaklaşık otuz metre vardı. Onlar suda hızla ilerlerken üzerimdeki yelek onlar kadar seri kulaç atmama engel oluyordu. Ve benim için bu yarışı kazanmak imkansız hale geldi…
Ben yolu yarıladığımda Robert çoktan tekneye ulaşmış elini demir merdivene dayamıştı. ‘’Boyunun avantajını kullanıyorsun!’’ Sesim yüzüme çarpan küçük bir dalgayla boğuldu.
‘’Sen de çocukken daha çok beslenseydin’’ diyerek minik bedenimle dalga geçti.
Natalie önümde hızla ilerlerken gözüm yatın yan tarafında yüzen Leomord’a takıldı ama dikkatimi dağıtmasına izin vermeyerek yüzmeye devam ettim. İkisinin ardından teknenin merdivenini tuttuğumda nefeslerim verdiğim büyük çabayla kesik kesik çıkıyordu.
‘’Tekrarlayalım! Bu sefer ben kazanacağım.’’
Bu kız hiç pes etmez miydi? Robert ona kazanamayacağını belli eden üstten bir bakış atarak çenesiyle ileriye işaret etti. ‘’Şuradaki kayaya kadar.’’
Çok uzaktaydı. Hayatta yüzemezdim. ‘’Beni saymayın.’’ Diyerek oyundan çekildim.
İki sevgili aniden suya hareketlenip yüzmeye başladığında Natalie önünde yüzen Robert’ın ayağından çekerek yeniden dengesini bozdu. Zafere giden yolda her şey mübahtır! Onları izleyip hafifçe gülerken suyun içinde sakince hareketlerle tekneden biraz uzaklaştım.
Ellerimi ve ayaklarımı dairesel şekilde hareket ettirirken yeleğim sırtımdan sıyrılıp enseme doğru yükselmeye başladı. Bozulan dengemi sağlamaya çalışırken hafifçe çığlık attım. Kollarım ve bacaklarım artık panikle çırpınıyordu. Yeleği tutan tek şey kollarımın altından geçen küçük parçalarıydı, tamamen suyun içine gömülmeme engel olsa da dengemi gerçekten zorluyordu. Ama ben panikle hareketlerimin hızını artırırken yüzüm hafifçe suyun içine girip çıkmaya başladı. Panik bedenimi doldurdu ve yeniden ufak bir çığlık attım.
‘’Neden kontrol etmezsin ki…’’ Leomord’un sinirli sesini duyduğumda kendimi ona dönüp bedenine tutunmaya çalıştım. Güçlü eliyle çenemin altından beni kavrayıp kafamı suyun üzerinde tutmama yardım etti. Gerçekten de bana dokunmaktan kaçıyordu.
Elimi omzuna koyduğumda artık her şey çok daha iyiydi.
Öfkeli gözlerle yüzüme baktı. ‘’Kafan neredeydi senin?’’
‘’Nasıl açıldığını anlamadım.’’ Bir eliyle suyun içinde yeleğin açılan kilitlerini birleştirmeye çalışıyordu.
‘’Kontrol etmezsen böyle olur…’’ Kaşlarının arasında derin biz çizgi oluştu. Beni resmen azarlıyordu.
Kilitleri bir araya getirip birbirinin içine geçirdiğinde yelek artık eskisi gibi beni suyun üzerinde tutma görevini yerine getirmeye başladı.
‘’Sen niye kontrol etmedin?’’ Şimdi de ben sinirlenmiştim. Ağzıma kaçan tuzlu suyu tükürdüm.
‘’Çocuk değilsin. Onları neden çekiştirdiğimi sanıyordun ki? Keyfimden mi?’’ Sorularını art arda sıraladı. Sinirli mavi bakışları denizin yansımasıyla turkuaza dönmüştü.
‘’Çocuk değilsem beni aptal gibi azarlamayı kes!’’ Yüzündeki şaşkınlıktan böyle bir tepki beklemediğini anladım. ‘’Zaten yeterince korktum.’’
Bu sözlerimin ardından beni yavaşça yata doğru çekip merdivenlerden çıkmam için popomdan destekledi. Benim ardımdan yata çıktığında üzerimdeki yeleği çıkarıp kenara attı.
Kafasını başımın tepesine eğerek konuşmaya başladı. ‘’Hem yüzmeyi bilmiyorsun hem de kilidini kontrol bile etmediğin bir yelekle yarışmaya çalışıyorsun. Burada derinlik kaç metre haberin var mı?’’ Şimdi biraz daha sakindi. Benim de kalp atışlarım düzene girmeye başlamıştı.
‘’Boğulmak üzere olduğum için özür mü dilemem lazım?’’
Gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi ve devam etti. ‘’Evet.’’
Yeniden gözlerini açtığında bakışlarında sinirden çok endişe gördüğümü sandım. Benim için endişelenmiş olması normal miydi? Yoksa ben kafamda mı kuruyordum?
‘’Özür dilemesi gereken birisi varsa o kesinlikle sensin.’’
‘’Nedenmiş o?’’
‘’Senin yatındayım. Yani güvenliğimden sen sorumlusun.’’ Çatık kaşlarımın arasından ona bakmaya devam ettim. ‘’Çok dengesiz davranıyorsun.’’
Kafasını hafifçe yana eğdi. ‘’Nasıl dengesiz davranıyormuşum?’’
‘’Her anın birbirinden farklı. Tutarsız. Çelişkili.’’
‘’Açıkla.’’ Sakin bir emir gibiydi.
Kollarımı göğsümün altında birleştirip bir ayağımı yere vurmaya başladım. ‘’Bir an beni umursuyormuş gibi bana güneş kremi getiriyorsun, sonra da beni resmen görmezden geliyorsun.’’ Çenesinde hafif bir kasılma gördüm.
‘’Her şeye bir anlam mı yüklersin sen? Ruh halim her zaman aynı olmak zorunda mı?’’ Şu an karşımda konuşan adam kesinlikle dün geceki adamdan başka biriydi. Sözleri kalbimi kırmaya başlıyordu.
İçimdeki duygularla çenemi onu doğru uzatıp ‘’Haklısın. Her şeye anlam yüklememek lazım.’’ Diyerek öfkeden parlayan gözlerimi gözlerine diktim. Neyi kastettiğimden emin olamıyormuş gibi mavi gözlerini hafifçe kıstı.
Ağzını tam araladığı sırada kalbimi kıracak bir şey daha duymak istemediğime karar verdim. Onun bir şey söylemesine fırsat bırakmadan üzerimden sular damlatarak yatın en üst katına doğru hızla çıktım.
Yat demirlediğimiz yerden ayrılıp sularda ilerlemeye başladığında Natalie bir ara yanıma gelip beni yüzme yarışına zorladığı için özür diler gibi oldu. Demek ki alt kattaki aksi adam onları da bir güzel azarlamıştı. Natalie’ye içini rahatlatacak bir şeyler söyledikten sonra onu gönderdim ve öğle yemeğine de inmedim. Yat farklı bir yerde durdurana kadar burada güneşin altında sessizce uzanmaya devam ettim.
— — — — — — — — — — —
Devamı bir sonraki bölümde… 🔥