Şehvet

3687 Kelimeler
Leomord’un odasının kapısını gürültüyle açıp içeri daldığımda gözlerim odada onu aradı. Yoktu. Titreyen bacaklarım beni yalnızca onun yatağına kadar taşıyabilmişti. Kendimi sırt üstü onun yatağına attım. Lanet olsun! Gitmişti… Yatakta kıvranmaya başlayan vücudumla mücadele etmeye çalışırken banyo kapısının arkasından gelen su sesini fark ettim. İçimdeki çılgın arzuya eşlik eden bir rahatlama dalgası hissettim. Hala buradaydı. Daha fazla dayanamayıp güçsüz ellerimle altımdaki külotu parçalarcasına çıkardım. Elim ıslaklığımı okşamaya başlarken karnımın altında hafif kramplar hissediyordum. Parmaklarım bir bal kavanozuna sokulmuş gibi yapış yapıştı. İşte onun üzerimde bıraktığı etki tam olarak buydu. Hafif iniltilerle okşayışımı hızlandırdım. Bir parmağımı içime soktuğumda kasılmalarım şiddetlendi. Çarşafları sıktığım diğer elimi acımaya başlayan mememe götürüp sıkmaya başladım. Geceliğin dantelini kenara çekip sıktığım mememi tamamen dışarıda bıraktım. Gözlerimi kapattım ve yattığım yerde kalçalarımı hareket ettirerek inlemeye başladım. Daha fazlasını istiyordum, kendimi kontrol edemiyordum. İşte onun benim üzerimde bıraktığı etki buydu! Ben kendimi tatmin etmeye çalışırken Leomord’un boğuk sesini duydum. ‘’Beni çok zorluyorsun…’’ Kalbim tüm vücudumda atarken inlemelerimin arasından konuştum. ‘’Seni… içimde hissetmek… istiyorum…’’ Sesimdeki yalvarır ton yine ortaya çıkmıştı. Gözlerimi açıp ona bakarken ıslak vücuduna doladığı küçük bir havluyla banyo kapısında beklediğini gördüm. Islak saçlarının suyu göğsüne damlayıp oradan kasıklarına inen bir yol yapıyordu. Ellerini yumruk yapmış, ona doğru açtığım bacaklarımın arasındaki parmaklarımı izliyordu. Bu görüntü içimde bir patlama yaşamama neden oldu. Hareketlerim hızlanırken dudaklarımın arasından küçük çığlıklar kaçmaya başladı. Zevke dayanamayarak elimi bacaklarımın arasından çekip gözlerimi kapattım. Bir kaç saniye sonra bacaklarımın iki güçlü el tarafından sonuna kadar ayrıldığını hissettim. Kalın penisinin aniden içime girmesiyle omurgam zevkten kırılacak gibi büküldü. Dudaklarımın arasında güçlü bir çığlık kaçtı. Gözlerimi yalnızca hafifçe aralayabildim. Bakışlarım Leomord’un kararmış gözleriyle buluştuğunda ‘’Sen çok yaramaz bir kızsın… Değil mi?’’ dediğini duydum ve bedeninin hareketleri aniden derinleşmeye başladı. Penisi o kadar kalın ve uzundu ki içimdeki varlığı ıslak duvarlarımı zorlayarak sınırlarımın dışına taşıyordu. Tamamını içime almayı başardığımda dudaklarımdan acıyla karışık bir zevk çığlığı kaçtı. Artık iki elimle de altımdaki çarşafları sıkıyordum. ‘’Benim için ne kadar çok ıslanmışsın…’’ İçimde hareket etmeden konuştu. Kaslı kalçaları bacaklarımın arasındayken öne eğilip vücudunu vücuduma yaklaştırdı. Göz bebekleri maviliklerini incecik bir çember gibi bırakacak kadar büyümüştü. Bakışlarını önce dudaklarıma sonra da birisi açıkta kalan dolgun mememde gezdirdi. Yaşadığım anın büyüsüyle nefeslerim derinleşirken kalçalarımı ona doğru daha fazla kaldırdım. İçimde yavaş yavaş hareket etmeye başladığında bir elini yataktan kaldırıp mememi avuçladı. Açık kahverengi ucuna parmağıyla daireler çizerken bedenimde gezen karıncalar beni küçük küçük ısırmaya başladı. Islak saçlarını parmaklarımın arasında kavrayıp çekiştirerek yüzüme bakmasını sağladım. ‘’Tüm yapabileceğin bu kadar mı?’’ Oyunbaz sesimdeki meydan okumayı anlayınca içimden aniden çıkıp sert bir şekilde kendini yeniden bana yerleştirdi. Tanrım! Çok iyiydi. Acelesiz ama sert darbeleri bacaklarımla her buluştuğunda odada yankılanan şey daha fazlasını arzulamama neden oluyordu. ‘’Sana neler yapabileceğimi daha göstermedim canım.’’ Kaşlarının arasındaki çizgi derinleşirken çenesinin kasıldığını görebiliyordum. Elimi saçlarından göğsüne indirdim. Parmak uçlarımı pürüzsüz göğsünde ve karnındaki kaslarda usulca gezdirmeye başladım. Açıkta kalan göğsümdeki elini diğerine kaydırıp sert bir hareketle onu da geceliğin dantelinden kurtardı. Bu görüntüye karanlık bir bakış attıktan sonra sert hareketlerini hızlandırmaya başladı. Her içimden çıkıp yeniden girdiğinde memelerim mahvedici darbeleriyle bir yukarı bir aşağı sallanıyordu. Temposunu giderek hızlandırırken içimde şiddetlenen zevkle inlemelerim daha da yükseliyordu. ‘’Benim için inlemeye devam et’’ Sesi hızla inip kalkan göğsünden boğuk bir emir gibi çıktı. Ardından öne eğilip memelerimi yalamaya başladı. Saçlarını güçlü tutup sertçe çekerek onu kendime daha da yapıştırdım. Penisi içimde bir kalp gibi atıyordu. Öpücükleri memelerimden boynuma, oradan da dudaklarıma doğru yakıcı bir yol izlerken tüm bedenim sıcak ekmeğe sürülmüş bir tereyağı gibi altında eriyordu. Dudaklarımı sertçe öpmeye başladı. Küçük ısırıkları hassas tenimi çizerken aramızda yaşananların sesi dalgalar halinde tüm odayı doldurdu. Üzerimden kalkıp beni ani bir hareketle yatakla dizlerimin üzerine döndürdü. Göğsüne yasladığı sırtım terden sırılsıklam olmuştu. Geceliği eteğinden tutup yukarı sıyırarak aramızdaki tüm engelleri kaldırdı. Sırtım hala onun kaslı bedenine yapışıktı. İki eliyle göğüslerimi tutup sıktı. ‘’Beni çıldırtıyorsun…’’ Kulağımın yanında verdiği nefesle kafamı arkaya yatırıp tüm bedenimi onun hakimiyetine bıraktım. Sert penisini sabırsızlıkla kalçalarıma sürtüyordu. Boynuma gömdüğü dudakları zaman zaman sert, zaman zamanda oldukça yumuşak öpücüklerle adeta keşif yapıyordu. Zaman zamanda öpücükleri küçük ısırıklara dönüşüyordu. Kıvırcık saçlarımı ellerine dolayıp yüzümü kalçam havada kalacak şekilde yatağa gömdü. Bir eli hala saçlarımdayken diğer eliyle de belimi kavradı. Bacaklarım arzuyla aralandı. İşkence edecek kadar yavaş bir hareketle penisinin başını bana yerleştirdi ve onun için ıslanan vajinama girmeye başladı. Kalçamı beklentiyle daha çok havalandırdım. Dursun istemiyordum, beni mahvetmesini istiyordum… ‘’Hızlan.’’ Boğuk bir nefes aldım. ‘’Bu… işkence gibi.’’ Kelimeler ağzımdan çıkarken yüzümü gömdüğüm yastık sesimi yutuyordu. ‘’Daha yeni başlıyoruz.’’ Benimle oyun oynuyordu. Kalçalarımı aşağı yukarı hareket ettirmeye başladım. Bu bir oyunsa eğer kaybetmeye hiç niyetim yoktu. Saçlarımdaki elini çekip iki eliyle de kalçalarımdan tuttu. Bu hareketiyle bedenimdeki kontrolümü yeniden kazanmaya başladım. O, arkamda hareketsizce dururken içimdeki penisin etrafında kıvrılmaya, kendimi yukarı aşağı ve öne arkaya itmeye başladım. Şu an kesinlikle onu beceriyordum. Popoma sert bir tokat atarken onun inlemeleri benimkileri bastırmaya başladı. Ne kadar yorulsam da dudaklarından dökülen ‘ahh…’ sesleri kendimi durdurmama engel oluyordu. Onun zevkten kendini kaybetmesi benim daha çok hızlanmama ve zevkten patlayacak raddeye gelmeme neden oldu ama kendimi tuttum. Hala içimdeyken kalçamdaki ellerini karnımdan yukarı kaydırıp, beni memelerimden kavrayarak doğrulttu. Sırtım onun karnına yapışıkken kontrolü elimden aldı. Sert hareketlerle kasıkları popomu dövmeye başladı. İçimdeki penisiyle adeta az önceki hareketimi cezalandırıyor gibiydi. ‘’Sıra bende…’’ Kesik nefeslerle hareket eden göğsü sırtıma baskı yaparken memelerimi daha geniş avuçlayıp acıtacak kadar sıktı. ‘’Ahh…’’ Kafasını kulağımın yanına yaklaştırıp içimdeki darbelerini kesmeden fısıldadı. ‘’Durmamı ister misin canım?’’ Hayır kesinlikle durmasını istemiyordum. Kafamı iki yana sallarken bir elimi bacaklarımın arasına götürüp klitorisimi okşamaya başladım. Harika bir histi bu. Hareketlerini yavaşlatıp beni iki bacağımın altından kavrayarak havaya kaldırdı. Kollarının arasında oyuncak bir bebek taşıyormuş gibi kolaylıkla odanın kapısına doğru götürdü. Attığı her adımda içimdeki penisinin hareketini hissedebiliyordum. ‘’Sana o çok merak ettiğin sorunun cevabını vereceğim.’’ Sesi hem çok eğleniyor hem de meydan okuyor gibiydi. İki gün önce şeklini garip bulduğum koltuğun yanına gittiğimizde beni kucağından indirip kendine çevirdi. Yanakları yaşadığımız anın sıcaklığıyla hafifçe pembeleşmişti. Bana doğru bir atıp aç kalmış bir yırtıcı gibi dudaklarımı yemeye başladı. Aramızdaki nefeslerin sıcaklığı yüzümü ve boynumu yakıyordu. Beklentiyle yüzüne baktım. Beni belimden kaldırıp koltuğun yüksekle kalan tepeciğine sırt üstü yatırdı. Bacaklarım koltuktan aşağı sarkarken kızıl saçlarım koltuğun ortasındaki iki tepeciğin arasındaki boşluğa doğru sallanıyordu. Koltuğun ucuna iyice yaklaşıp bacaklarımı omuzlarına doğru kaldırdı. Ayak parmaklarımdan dizlerime doğru ıslak öpücükler bırakarak ilerlerken daha fazla dayanamayacakmış gibi vücudu hafifçe titredi. Bacaklarımı hafifçe açıp penisini içime yerleştirdi. Yavaş bir tempoda içimde gidip gelirken dışarı çıkmaya çalışan patlamanın ayak seslerini duymaya başladım. Kendimi boşalmanın eşiğinde hissederken inlemelerimin arasından ‘’Sakın durma Leomord.’’ Demeyi başardım. ‘’Lütfen… devam. et.’’ Dişlerimin arasından konuşuyordum. Hissettiğim dalgalanmaları anlamış gibi temposunu hızlandırdı. Güçlü bedeniyle kalçalarıma ve bacaklarıma darbeler indirirken hızlanmış nefesleri onun da yolun sonuna geldiğinin habercisi gibiydi. Ellerimle göğüslerimi kavrayıp uçlarını sıkmaya başladığımda ani bir titremeyle tüm vücudum boşaldı. Görüşüm bulanıklaşırken beynimin arkasında şimşekler çaktı… Leomord’da karşısındaki manzaradan gözlerini ayırmadan kasılan karnımın içinde titremeye başladı. ‘’Leila… Siktir.’’ Diyerek inlemeler arasında içimi kendi ıslaklığıyla doldurdu. Birkaç saniye birbirimizden ayrılmadan yaşadığımız hazzın keyfini çıkardık. Şehvetle parlayan gözlerimizi birbirimizden ayıramıyorduk. Leomord beni nazikçe belimden tutup koltukta oturur pozisyona getirdiğinde az önceki vahşi halinden eser kalmamışçasına memelerime ve boynuma nazik öpücükler kondurmaya başladı. Kalbim az önce yaşadığım adrenalinle güm güm ağzımda atıyordu. Nihayet öpücüklerine ara verdiğinde küçük bir tebessümle yüzüme baktı. ‘’Beni yine kandırdın.’’ Konuşurken dudakları dudaklarıma çok yakındı. Cesaretimi toplayıp yutkundum. ‘’Bende karanlık arzular uyandırıyorsun…’’ Cümlemin sonuna geldiğimde sesim bir fısıltıya dönüştü. Leomord’un gülümsemesi gamzesini ortaya çıkaracak kadar genişledi. ‘’Evet canım, bunu fark edebiliyorum.’’ İçimdeki ona ait olan sıvı bacaklarımın arasından akarken beni popomun altından kaldırıp yatağa taşıdı. Beni yatakta sırt üstü yastığa bırakıp yavaşça yanımdaki boşluğa yerleşti. Sırtını yatağın başlığına dayayarak ayaklarını uzattı. ‘’Çok yorulmuş gibi görünüyorsun.’’ Bende doğrulup oturur pozisyona geçtim, karşısındaki aynadan görüntümü izlemeye başladım. Kızıl kıvırcık buklelerim birbirinin içine geçmiş, eğrilmeyi bekleyen bir yumak gibi kabarmıştı. Dudaklarım öpüşmemizin şiddetiyle kıpkırmızıydı ve göğüslerim dengelemeye çalıştığım nefeslerimle bir yukarı bir aşağı hareketleniyordu. Aynadaki çıplak görüntümüze baktığımda yanaklarımın daha fazla ısındığını hissettim. Ama bunun sebebi kesinlikle utanç değildi. Az önce harika bir şey yaşamıştım ve bu yüzümde istemediğim bir gülümsemeye neden oluyordu. Gözlerimi aynada kaydırıp Leomord’a baktığımda onun da kafasını büyük bir rahatlamayla geriye yaslayıp benim görüntüme baktığını gördüm. ‘’Çok güzelsin Leila. Bu işleri hiç kolaylaştırmıyor.’’ Yüz ifadesi bir çelik kadar keskindi. Dikkatle beni inceliyordu. Güçlükle boğazımı temizleyip ‘’Teşekkür ederim…’’ dedim. Hem iltifatı hem de bana yaşattıkları içindi… Gözlerimiz birbirini bulduğunda ‘’Ne için?’’ diye sordu. ‘’Hissetmemi sağladığın için.’’ Neden bahsettiğimi çok iyi biliyordu. Yüzünde bir şeyi sorup sormama arasında sıkışmış bir ifadeyle bana baktıktan sonra nihayet konuşmaya başladı. ‘’Sınırımı aşıyorsam beni mazur gör… Ama merak ediyorum. Bunca zaman…’’ aradığı kelimeyi bulmaya çalışıyormuş gibi gözlerini kıstı. ‘’Neden bekledin?’’ Bunu daha önce sorsa benden muhtemelen okkalı bir küfür yerdi ama şu an yaşadığımız paylaşım bambaşkaydı. Hem fiziksel hem de ruhsal bir girdabın içinde gibiydik. ‘’Ailem muhafazakâr. Hem de çok katı.’’ bakışlarından güç bulup devam ettim. ‘’Belki bilirsin, onlar kadınların evlenmeden önce bir erkekle en ufak bir temasını bile hoş karşılamaz. Tüm yıllarım boyunca bedenimin yalnızca bana ait olduğunu fark edemedim.’’ Söylediklerimin her bir kelimesini çok iyi anlıyormuş gibi kafasını yavaş yavaş sallıyordu. ‘’Peki ne oldu? Bunu fark etmeni sağlayacak?’’ Güzel bir noktaya değinmişti ama bu hikâyenin bir kısmını ilk karşılaştığımız gece zaten dinlemişti. ‘’Babam beni hiç tanımadığım bir adamla nişanladı, ona hayır deme lüksüm dahi olmadı. Ama zamanla nişanlandığım adamın aslında evlenmeye gayet uygun biri olduğunu düşünmeye başladım.’’ Ne kadar da yanılmıştım. ‘’Bir nevi Stockholm Sendromu da denebilir. Ona mecburdum ve onun hep iyi yanlarını görmeye çalışıyordum. Hatta bununla ilgili Natalie’yle ciddi tartışmalar bile yaşıyorduk. Onu ilk gördüğü andan itibaren hiç sevmemişti.’’ Sustum ve nereden devam etmem gerektiğini düşündüm. Leomord ise meraklı gözleriyle aynadaki gözlerime bakıyordu. ‘’Sonrasını zaten biliyor sayılırsın. Onu ofisinde bastım.’’ Yumuşak bir sesle konuşmaya başladı. ‘’O yüzden ilk karşılaştığımız gece bana o kadının ne yaşadığını hiç bilmediğin için kızgın olduğunu söyledin.’’ Çok iyi bir dinleyiciydi. Kafamı sallayarak onu onayladım. ‘’Tüm bunlar yetmezmiş gibi bana yaptığı tek açıklama erkeklerin bazı ihtiyaçlarının olmasıydı.’’ Kelimeler dudaklarımdan tiksinir gibi çıktı. Sinirli bir homurtu çıkardı. ‘’Tam bir götmüş.’’ ‘’Evet. Bununla kalsaydı yine iyiydi…’’ Sinirle gülümsemeye başladım. ‘’Bana onunla sadece eğlendiğini söyledi. Çünkü ben onun için düğün gecesi heyecanla açılmayı bekleyen bir pakettim.’’ Kaşlarının arasındaki çizgiyi derinleştirerek kafasını yana eğdi. Hem sinirlenmiş hem de şaşırmış gibi bir hali vardı. ‘’Bekaret kutsaldır Leila… Seninle evleneceğim.’’ Söylerken onun sesini taklit etmeye çalışır gibi sesimi kalınlaştırıp eğleniyormuş gibi gülmeye başladım. Aslında öfkeden içim köpürüyordu. ‘’Onun gözünde beni tek değerli yapan şey buydu… Bende ona bu işin bittiğini söyleyip onu açık fermuarıyla baş başa bıraktım.’’ Gözlerimin içine anlayışla bakıyordu. Kısa süren bir sessizliğin ardından boğazını temizleyip konuşmaya başladı. ‘’Peki ya ailen? Bu olayların neresinde?’’ Konuşmanın buraya gelmesi canımı sıksa da anlatıp içimdeki ağırlıktan kurtulmak istedim. ‘’Akşam yemeğinde babama olanları anlattım. Öfkesini görünce önce içimde küçük bir rahatlama oldu…’’ Derin bir nefes alıp devam ettim. ‘’Öfkesinin bana olduğunu anladığımda yaşadığım hayal kırıklığını hala hissedebiliyorum.’’ Gözlerimde biriken yaşlar genzimi yakmaya başladı. Küçük bir dokunuşla elini elimin üzerine yerleştirdi. ‘’Tüm bunlardan sonra onunla evlenmeni mi istedi senden?’’ Dudaklarımdan çıkmasa da tahmin edebilmişti. Kafamı sallayarak onu onayladım. ‘’Tartışmayı sonlandıran da yüzüme yediğim tokat oldu.’’ Bunu söylemek canımı o kadar acıtmıştı ki küçük bir damla göz yaşı yanağımdan süzüldü. Kafasını yana çevirip dudaklarının arasından sessiz bir küfür savurdu. ‘’Bende herkes uyuduktan sonra bir daha geri dönmemek üzere orayı terk ettim.’’ Vücudunu bana dönüp yüzüme doğrudan baktığında öfkesini dizginlemeye çalışır gibi dişlerini sıkıp, yüzümü ellerinin arasına aldı. ‘’Çok üzgünüm Leila.’’ ‘’Neden?’’ ‘’Sana bunları anlattırıp yeniden hatırlattığım için…’’ Dudaklarını ıslak yanağıma yaklaştırıp bir öpücük kondurdu. ‘’Anlatınca rahatladım.’’ İçimde birinin daha beni anlayabilmesinin ferahlığıyla yumuşak bir tebessümle gözlerine baktım. Beni göğsüne çekip kafamı boynuna yasladı. Saçlarımı okşarken yıllardır hissettiğim boşluklardan birinin dolduğunu hissettim. Parmakları buklelerimde spiraller çizmeye devam ederken oldukça uzun bir süre sessizce uzandık. Sonra aklına komik bir şey gelmiş gibi boğazından küçük bir kahkaha kaçtı. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Dudağının köşesi yukarı kıvrılmış bir halde bakışlarını benden kaçırmaya çalıştı. ‘’Ne oldu?’’ ‘’Hiç.’’ Cevabı iyice meraklanmama sebep oldu. Biraz daha doğrulup yüzünü daha geniş açıyla incelemeye başladım. Artık tutmaya zorladığı gülümsemesi gamzesinin küçük bir çukur gibi ortaya çıkmasına sebep oluyordu. ‘’Söylesene, neyi kaçırdım?’’ Yüzünü yavaşça bana döndü. Gülümsemesi beyaz dişlerini görebileceğim kadar genişlemişti. Diğer tarafta kalan eliyle hala nemli olan saçlarını arkaya doğru yatırdı. Muzip sesiyle konuşmaya devam etti. ‘’Bunu bilmek istediğinden emin değilim.’’ Beni iyice merakta bırakmıştı. Yüzümde kızgın bir ifade yaratmaya çalışarak kaşlarımı çattım. ‘’Bana da söylersen eğer kendim karar vermek isterim.’’ Kusursuz gülümsemesi ve vücudumda karıncalar dolaşmasına sebep olan gözleriyle yüzüme baktı. ‘’Söylersem kendine kızmandan korkuyorum.’’ Eğleniyor gibi görünüyordu. Kafamı hafifçe yana eğip söylediği şeyin muhasebesini yaptım. Ne için kendime kızacaktım ki? En mantıklı sebep az önce yaşananlar olabilirdi ama aksine bunun için oldukça tatminkar hissediyordum. ‘’Kafamı iyice karıştırmadan söyleyebilir misin artık?’’ Sesim az öncekine göre daha hırçın çıkıyordu. Bunu fark etmiş gibi kafasını salladı ve ellerini iki yanında havaya kaldırdı. ‘’Peki, söyleyeceğim. Amaaa…’’ nereden başlaması gerektiğine karar verememiş gibi gözlerini boşluğa kaydırdı ve kelimesini uzattı. ‘’Bir daha aynı limonatadan içemeyeceğimden korkuyorum.’’ Gülümsemesinin etkisiyle sesi normalden daha boğuk çıktı. ‘’Söylemezsen de bir daha içemeyeceksin.’’ Tehdidim işe yaradı. Her an kahkahaya dönüşmek üzere hazırda bekleyen gülümsemesiyle konuşmaya başladı. Kahretsin, bu kadar yakışıklı olmak zorunda mıydı? ‘’Öncelikle limonatan çok güzeldi. Ama içine kattığın şurup kesinlikle senin bildiğin gibi bir çilek şurubu değildi. O aslında…’’ Alay ediyormuş gibi bir hali vardı. ‘’Rubysa’ydı.’’ Saçmalıyordu. ‘’O koyduğum şey kesinlikle çilek şurubuydu. Kokusuna da tadına da baktım.’’ Bahsettiği şeyin ne olduğunu bilmesem kendi koyduğum şeyin ne emin olduğundan emindim. ‘’Hayır canım. Değildi.’’ İfadesindeki kendini beğenmişlik söylediği şeyden emin olduğunu gösteriyordu. ‘’Nedir o? Rubysa?’’ Meraklı ifadeyle bir kaşımı havaya kaldırdım. ‘’İnsanları oldukça etkileyen bir çelik türünün özü.’’ Çilek olduğunu zaten biliyordum ama normal çilekten farkı neydi? ‘’Nasıl etkiliyor ki?’’ Sorum karşısında hafif bir kıkırdamayla gözlerini yüzümde gezdirmeye başladı. O an zihnimde yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya başladı. Limonatayı yaptıktan sonra bazı tuhaflıklar olmuştu. Onu ilk gördüğüm andan itibaren hissettiğim şeyler, içtiğim bardağın yarısından sonra dizginleyemediğim coşkulu bir arzuya dönüşmüştü. Gerçi hiç dizginlemeye de çalışmamıştım ya! ‘’Afrodizyak gibi bir şey mi?’’ Sesimdeki merak boğazından boğuk bir kıkırtının çıkmasına sebep oldu. ‘’Evet canım. Ta kendisi…’’ İlk gördüğüm andan itibaren onu hoş bulsam da limonatayı içtikten sonra ona karşı daha yoğun şeyler hissetmemin nedenini anlamaya başlıyordum. Sanki bana ihtiyacım olan şeyi vermezse oracıkta ölüp gidecekmişim gibi bir histi… Normal bir zaman olsa beni odada tek başıma bırakıp giden birinin peşine düşüp kendimi onun yatağında çaresizce tatmin etmeye çalışmazdım. Aklımdan geçen düşünceler kasıklarımın arasının tatlı bir şekilde sızlamasına neden oldu. ‘’Peki sana neden bir şey olmadı?’’ İnsanları oldukça etkiliyor demişti. Sorum karşısında yüzünde ufak bir ciddiyet oluştu. Boğazını temizledi. ‘’Şey, sanırım ben tadına bağımlı olduğum için bende artık o kadar da etki yapmıyordur. Alkol gibi düşün.’’ Beynimde yeni bir soru dalgası oluşmaya başladı. ‘’Neden böyle bir şeyi yatında tutuyorsun ki?’’ Ya da bunu kimin yanında içmeyi tercih ediyordu? Soruma alacağım cevap yersizce endişelenmeme sebep oldu. Cidden çok yersizdi… ‘’Birçok sebebi olsa da…’’ Gözlerini çıplak bedenimde gezdirirken ‘’ yine de en baskın nedeni tadını sevmem.’’ Diyerek az önce yaşadığımız şeyleri kastedip arsızca gülümsedi. İma ettiği şeyle yanaklarım alev almaya başladı. Hızlı hareketlerle yatakta hareketlenip karşısında dizlerimin üzerinde oturur pozisyona geçtim. Bunu yaparken de altımdaki çarşafı çekiştirerek üzerimi biraz olsun gizledim. ‘’Arsız…’’ Derken sözcükler ağzımdan bir tıslama gibi çıktı. Yeni halim onda büyük keyif yaratmış gibiydi. ‘’Az önce bu kadar utandığını hatırlamıyorum.’’ Ukala. ‘’O az önceydi. Şu an o anda değiliz. Ayrıca garip bir şeyin etkisinde olduğumu hatırlatırım.’’ Garip bir tınıyla söylemiştim. Fark etmiş gibi yüzündeki gülümseme silindi. ‘’İstersen Rubysa’dan litrelerce tüket, çekim hissetmediğin kimsede işe yaramaz.’’ Ukala ukala konuşmaya devam ediyordu. Ondan hoşlandığımı mı ima ediyordu? Aklıma gelen şeyleri söylemeye başladım. ‘’Senden hoşlandığımı falan ima ediyorsan kafayı yemiş olmalısın. Evet, seni gerçekten çok seksi bulduğumu kabul etmem gerek…’’ Telaşım karşısında git gide gülümsüyordu. Kahretsin! Saçmalıyordum ama dudaklarım bir türlü susmuyordu. ‘’Çok seksisin. Ama sadece bu kadar. Sana karşı cinsel bir çekimin dışında hiçbir şey hissetmiyorum.’’ ‘’Bende öyle tahmin etmiştim zaten. Bu beni baya rahatlattı.’’ Gülümsemesi tüm yüzüne yayılmıştı. ‘’Ayrıca sende benimle seks yapmak için içten içe yanıyor gibiydin…’’ Aptal kafam. Bunu neden söylemiştim ki? Gözlerinde hafif bir karartı görür gibi oldum. Sırtını yasladığı yerden kaldırıp bağdaş kurarken kendini bana doğru yaklaştırdı. Yakınlığı karşısında çarşafı tutan parmaklarım terlemeye başladı. Yüzü nefesini hissedebileceğim kadar dibimdeyken şampuanının nane ve yeşil elmayı andıran kokusunu alabiliyordum. Midemde bir kıpırtı hissettim. ‘’Evet canım, senin için içten içe yanıyordum.’’ Sesi ciddi olduğunu belli eden bir tonda çıkmıştı. ‘’Kendime de en çok kızdığım nokta bu. Seni arzulamaktan kendimi alamıyorum.’’ Dudaklarımızın arasındaki mesafe git gide azalıyordu. Sıcak nefesi benimkine karışırken omurgamda beklentiyle bir titreme peyda oldu. Leomord bebekleri büyüyen gözleriyle beni adeta içerken sırtımdaki bu kıpırtının sebebini anlamış gibi dudaklarını dudaklarımın üzerine kapattı. Öpüşmemiz oldukça yavaş ama bir o kadar da tüketiciydi. Dudaklarımın üzerinde dilinin dokunuşlarını hissederken istemsizce kendimi ona doğru yaklaştırdım. Karşılıklı oturur pozisyonda bir eli ensemden saçlarımı kavrıyorken diğer eli de çarşafın örtmediği çıplak kalçamdaydı. Ondan yine daha fazlasını istedim. Elimle bedenimi örttüğüm çarşafı yavaşça bıraktım. Çarşaf bir kuş tüyü gibi üzerimden süzülüp bedenimi açıkta bıraktı. Öpüşüne daha sert karşılıklar vererek bir elimi göğsünden boynuna, diğer elimi de çoktan hazırlanmış olan penisine götürdüm. Parmaklarım kalın sertliği tutup yukarı aşağı hareketlerle üzerinde gezinmeye başladı. Bu, onun hararetini artırmış olacak ki dudaklarımı daha sert içmeye başladı. Kalçamdaki elini karnıma kaydırıp beni yatağa sırt üstü itti. Dudaklarım onun eksikliğini hissederken muazzam vücudunda gözlerimi gezdirmeye başladım. Neyse ki birkaç saniye içinde üzerimdeki yerini alıp dudaklarımın ızdırabına son verdi. İki eliyle kollarımı başımın üzerinde sabitlerken göğüs uçlarım birer boncuk gibi sertleşti. Bacaklarımın arasından karnıma sürten sertliği hissedip kalçalarımı beklentiyle ona kaldırdım. ‘’Hep bu kadar talepkâr mısın?’’ Yüzümde gezinen dudaklarının arasından kesik kesik sordu. ‘’Bilmiyorum ama üzerimde oluşturduğun etki bu.’’ Tam kulağına fısıldadım. Kelimelerim harekete geçmesi için sihir etkisi yaratmıştı. Ağırlığıyla bacaklarımı iyice ayırıp penisinin başını içime itti. Altındaki vücudum yay gibi gerildi. İçimdeki oyuktaki ıslanma sanki akan bir lav gibi beni yakıyordu. ‘’Benim için hazırsın…’’ Yüzünü saçlarımla kulağım arasında bir yerlerde gezdiriyordu. ‘’Ama hala çok darsın.’’ Yavaşça içimde kaymaya başladı. ‘’Ve ben, seni parçalarına ayırmak için tutuşuyorum…’’ Sözleri bedenimde bir yangının fitilini ateşledi. Ellerim avuçlarının içindeyken kendimi ona daha çok bastırmaya başladım. Arzumu anladı. İhtiyacımı fark etti. Kafasını boynumdan ayırıp sızlayan memelerime getirdi, diliyle okşamaya başladı. Ama alt kısımdaki hareketleri hala çok yavaştı. ‘’Hızlan Leomord.’’ dediğimde gözlerimiz buluştu. Emrime itaat etmeyeceğini belli eden çarpık bir gülümsemeyle ‘’Şşşş…’’ deyip kollarımı bırakmadan üzerimde hafifçe doğruldu. Hareketleri bir çin işkencesi kadar yavaş ama bir o kadar da etkiliyken gözlerini gözlerime kilitledi. Hafif inlemelerimden ve suratımın her bir ifadesinden büyük keyif aldığını belli ederek kalçalarının hareketini devam ettirdi. Daha fazlası için sessizce yalvararak bakışlarına karşılık verdim. Ne halde olduğumu umursamıyor gibi içimde kımıl kımıl hareket etmeye devam etti. Sabrım taşmak üzereydi. Kollarımı avuçlarından kurtarmak için çekiştirdim. Parmaklarını biraz gevşetse de kurtulmama izin vermedi. Hareketini birazcık hızlandırdı. Sadece birazcık… Bundan daha fazlasını istiyordum. Kollarımı yeniden kurtarmaya çalıştım. ‘’Ben istemediğim sürece kurtaramayacağını biliyorsun, değil mi?’’ Boğuk sesi bir fısıltıdan ibaretti. Kendinden oldukça emin çıkmıştı. Sorusu karşısında kafamı salladım. Gerçekten de o istemediği sürece ondan kurtulmamın imkanı yoktu. Hareketlerinin yavaşlığına tahammülüm kalmayarak ‘’Ama bırakmanı istiyorum.’’ Dedim. Birkaç saniye yüzümdeki kararlı ifadeyi izledikten sonra parmaklarını nazikçe bileklerimden çekti. Sonunda aklımdan geçeni yapabilecek kadar özgürdüm. Ellerimden destek alarak kendimi doğrulttum. Dudaklarımı dudaklarına yaklaştırdığımda onu öpeceğimi sanarak gardını indirdi. O an tüm gücümle onu göğsünden itip sırt üstü yatağa devirdim ve kucağındaki yerimi sağlamlaştırdım. Yaptığım şey karşısında hem şaşırmış hem de heyecanlanmış gibi gözlerini açtı. Yüzüne yerleşen gülümseme düzgün dişlerini ortaya çıkarıyordu. ‘’Tanrım… Leila, beni gafil avlamaktan hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?’’ Sorusuna kibirli bir gülümsemeyle karşılık verip penisinin üzerinde hareket etmeye başladım. Şimdi o benim altımda olduğuna göre tüm kontrol bendeydi. Bir elimi karnındaki kasların üzerine koyup dengemi buldum ve benim istediğim hızda üzerinde zıplamaya başladım. Altımdaki görüntüsü enfesti. Elleri kalçalarımı okşamaya başladı. Gözleri zıplamalarımla hareket eden göğüslerim ve saçlarım arasında bir yerlerde dolanırken halinden memnun görünüyordu. Mavi gözleri zevkle kısılmış, biçimli dudakları hafifçe aralanmıştı. Yükselen nefeslerinin arasındaki ufak inlemeleri duyabiliyordum. Beni eliyle durdurup içimden çıkmadan doğruldu. Yatak başlığına dayanmak için geriye kayarken beni de kucağında kendisiyle birlikte kaydırdı. Artık yüzlerimiz birbirinin tam önündeydi. Nefeslerini dudaklarımda hissederken hareketlerimi hızlandırdım. Gözleri beni mahveden bir arzuyla parlıyordu. Yavaşça dudaklarına yaklaşıp onu öpmeye başladım. Parmaklarını bir kuş tüyü kadar hafifçe dolaştırdığı bedenim ufak ufak titremeye başladı. Titremenin verdiği zevkle daha derin hareket etmeye başladım. O da beni ensemden tutup öpücüklerini derinleştirdi. Bir eli karnımın üzerini okşamaya başladığında, hissettiğim depremle kendimi daha fazla tutamayarak kollarına bıraktım. Zevk tüm bedenimi dolup taşırmıştı. Ben hala artçı şoklar yaşarken, Leomord kendi depremine hazırlanıyormuş gibi kontrolü ele aldı. Güçlü kollarıyla beni kucağında zıplatmaya başladı. Jöle kıvamına gelmiş bedenim tamamen onun kontrolündeydi. Dudaklarımı sertçe tahrip ederken güçlü soluklarla altımdaki güçlü titremelerini hissettim. Sonunda ikimiz de zirveye ulaşmıştık. Eli kalçamdan sırtıma doğru kaydı, yüzümü boynuna gömdü. Saçlarıma minik öpücükler bırakırken nefeslerini dizginlemeye çalıştı. Birbirine yapışık göğüslerimizdeki kalp atışları yerini zamanla sakin tıpırtılara bıraktı. Aynı gecede yaşadığım iki yükselişten sonra oldukça yorulmuştum. Kollarım Leomord’un belinin iki yanında yatağa düştü. Bir eli saçlarımı, bir eli belimi okşayan ‘’Çok mu yoruldun?’’ diye sessizce sordu. Ağırlaşan gözlerim boynundaki karanlığa çok alışmıştı. Bu karanlıktan ayrılmamak için boynunun arasından konuştum. ‘’Evet.’’ ‘’Artık uyuman lazım, neredeyse sabah olacak.’’ ‘’Beni odama götürür müsün?’’ Kendim gidemeyecek kadar uyuşmuştum. ‘’İstersen burada uyuyabilirsin.’’ Cevabı yorgun bedenimi heyecanlandırmaya yetse de kafamı kaldırıp yüzüne bakamadım. ‘’Bu sefer bir bahanen olmayacak ama.’’ Deyip topu ona attım. Kucağı o kadar rahattı ki ayrılmak istemiyordum. Parmaklarının üzerimdeki hareketi beni iyice mayıştırmaya başlamıştı. ‘’Haklısın. Sen uyu, seni sonra götürürüm…’’ deyip bir eliyle yatağın kenarındaki çarşafa uzandı. Beni bir bebek gibi tutmaya devam ederken, çarşafı sırtıma nazikçe örtüp kollarını belime doladı. — — — — — — — — — Ufff… Ekranım binbeşyüz derece falan oldu. 😅🔥 Yeni bölümü yazmaktan daha çok istediğim bir şey varsa o da birazcık ‘Rubysa…’ 😈 Umarım beğenmişsinizdir. ♥️ 📖 💚
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE