Sıcaktan beynim kafatasımın içinde buharlaşıyor gibiydi. Uzandığım şezlongun üstü büyük bir şemsiyeyle örtülmüş olsa bile bu nemli ve alevli havada gölgede kalmak bile kesinlikle bir işkenceydi. Elimdeki kitabın sayfalarının arasına bir ayraç yerleştirip doğruldum. Yanımdaki sehpanın üzerinde buzları tamamen erimiş ve muhtemelen bir idrar kadar ısınmış olan kolaya göz ucuyla bakıp serinlemek için bir yol düşündüm.
Plajda gezen görevliden buzlu bir içecek daha isteyebilirdim ama o içeceği boynumdan tüm vücuduma dökmeden serinlemem mümkün değildi. Güneş kremiyle birlikte havadaki nem birlik olup tüm vücudumu bal gibi yapış yapış bir hale getirmişlerdi. Yerimden yavaşça doğrulup güneş gözlüğümü sehpanın üzerine bıraktım ve sıcak kumların üzerinde denize doğru yürümeye başladım.
Suya ayağımı soktuğumda bacaklarımdan beynime kadar yayılan soğuk akımla zihnim açıldı. Gerçekten de beynimi kaynatmama son on dakika falan kalmış olmalıydı. Belime kadar suyun içine girdiğimdeyse neredeyse yenilenmiş hissediyordum.
Gözüm benden epey uzakta olan arkadaşlarımı buldu. Robert, Natalie’yi sırtına alıp ters yöne takla atmasına yardımcı olurlarken oldukça eğleniyor gibi görünüyorlardı. Natalie sudan ıslak bir sıçan gibi her çıktığında gözlerini ve burnunu silip güçlü bir kahkaha atıyordu. Onların bu ikili anını bozmayı hiç istemediğim için biraz daha ilerleyip boynuma kadar suyun içine girdim. Keşke yüzmeyi biliyor olsaydım diye düşündüm. Şimdi bu masmavi suların içine dalıp dipteki altın rengi kumları görerek yüzmek ne güzel olurdu. Bu düşünce aklımdan geçtiği gibi yattaki ilk günüm zihnime dolup içime tuhaf bir ürperti yaydı.
Minik adımlarla yerimde küçük daireler çizmeye başladım.
‘’Sence de bugün olağanüstü sıcak değil mi?’’
Arkamı döndüğümde sarışın, kahverengi gözlü bir erkekle karşı karşıya geldim. Tabi onun boyu benimkinden oldukça uzun olduğu için su onun yalnızca göğsüne kadar geliyordu.
Bana gülümseyen sevimli adama baktım. ‘’Kesinlikle çok sıcak.’’
‘’Ben Daniel, seni yalnız görünce gelip sohbet etmek istedim.’’ Gülümsemesi oldukça içtendi. Suyun biraz üzerinden elini uzatıp sıkmamı bekledi.
‘’Merhaba Daniel. Ben Leila.’’ Diyerek gülümsemesine karşılık verdim. Bundan birkaç hafta önce olsa şüphesiz hiç tanımadığım bu adama arkamı dönüp giderdim ama artık kalıplarımın dışına çıkmıştım bir kere. Ve bunu bozmaya hiç niyetim yoktu.
‘’En az sahibi kadar güzel bir isim.’’
Benimle flört mü etmeye çalışıyordu? Utanarak acemice gülümsedim. Ya da gülümsediğimi sandım. Bilmiyorum, belki ona bir deve gibi geviş getirmiş olmalıydım ki yüzüme dikkatlice bakmaya başladı.
‘’Yüzümde bir şey mi var?’’
Elini suyun içinden çıkarıp burnumun üzerindeki bir noktayı sildikten sonra ‘’Şimdi oldu. Sadece biraz güneş kremi.’’ Dedi.
Oh, içim rahatlamıştı. Sonuçta burnumun üzerinde güneş kreminden farklı bir şey de olabilirdi.
‘’Bu kadar güneş kremi sürmene rağmen yanakların kıpkırmızı olmuş. Hayatımda senin kadar beyaz tenli birini çok az görmüşümdür.’’ Bu bir iltifat mıydı yoksa hasta göründüğümü mü ima ediyordu?
‘’Çok mu kötü?’’ Endişeyle iki elimi de yanaklarıma götürdüm.
‘’Bence muhteşem duruyorsun. Ki bunu pek sık söylemem.’’ Düzgün dişlerini sergileyen bir gülümsemeyle yüzüme baktıktan sonra suyun içinden askıları görünen yeşil bikinime doğru bakışlarını kaydırdı. Gerçekten de çok yakışıklı bir adamdı.
‘’Teşekkür ederim.’’ Başka ne söyleyebilirdim ki? Sonuçta her gün birileriyle flört etmiyordum ya…
‘’Biraz yüzmek ister misin?’’
‘’Ben yüzme konusunda pek iyi sayılmam. Bensiz yüzsen iyi olur.’’ Onu başımdan savıyormuş gibi hissetmemesi için yüzüme sıcak bir ifade yerleştirdim. Sonuçta arkadaşlarım baş başa güzel bir geçiriyorken bulduğum tek arkadaşa da kaba davranacak değildim.
‘’Çok derinlere gitmezsek bence problem yaşamazsın.’’ Yalnızca kötü bir yüzücü olduğumu düşünüyor olmalıydı. Keşke öyle olsaydım.
‘’Ben hiç yüzme bilmiyorum. Buradan bir metreden fazla uzaklaşırsam muhtemelen beni bulmaları için sahil güvenliği devreye sokmanız gerekebilir.’’ Sesim şakacı çıksa da bu konuda ciddi olduğumu anlamış gibiydi.
‘’Nasıl yani? Çocukken baban da mı öğretmedi?’’
Çok hassas bir konuya parmak basmıştı ama hayatımı bilmeyen biri için bu söyledikleri sadece meraktan sorulmuş bir soruydu. Altında kötü bir niyet olmadığını bildiğim için kafamı iki yana ‘hayır’ anlamında salladım. Ama ne yalan söyleyeyim kalbimin bir ucu da hafifçe ezilmişti.
‘’İstersen sana öğretebilirim.’’
Cazip bir teklif olsa da reddetmek zorundaydım. Kendimi nasıl yüzdüğünden emin bile olmadığım birinin kollarına atmayacaktım, hem de birkaç gün önce ölümden dönmüşken. ‘’Muhtemelen seni de tehlikeye atmış olurum. O yüzden unut gitsin.’’
Sözlerim ona komik gelmiş gibi sesli bir şekilde güldü. Bu hali bana çok sevimli olan tüylü, yumuşacık oyuncakları anımsattı. ‘’Ben profesyonel bir yüzücüyüm. Emin ol sırtımda otursan bile yüzlerce metreyi serbest stille hiç zorlanmadan yüzebilirim.’’
Kendinden oldukça emin görünüyordu. Sözleri daha on beş dakika önce tanıdığım bu adama karşı güven duymama yeterli olmuştu. En azından beni yatın ikinci katından aşağı atıp sonra da kahkahalarla beni izlemezdi bence.
Leomord’un aklıma sızmasıyla midemde bir çalkantı hissettim. Onu oradan kovmak için kafamı meşgul etmem gerekiyordu. ‘’Madem öyle diyorsun… Ne yapmam gerekiyor?’’
Teklifini kabul etmem yüzünün ışıldamasına sebep oldu. ‘’Yüzmenin ilk adımı suyun seni kaldıracağına güven duymaktır. Genelde önce sırt üstü durmaya alışıp bu güveni kazanmak hedeflenir. Senin için sakıncası yoksa eğer seni kollarımla desteklerken vücudunu suyun üstünde gevşetmeni sağlayacağım.’’
Daha önce birçok kişiye yüzme öğretmiş gibi konuşuyordu. Heyecanla kafamı salladım.
Gülümsemesini bozmadan bana doğru yaklaşıp suyun içine hafifçe eğildi. Kollarını popomun altına ve sırtıma dolayıp beni kucağına aldığında vücudunun ne kadar kaslı ve sert olduğunu hissettim. Ve bu bana yeniden birini hatırlattı…
‘’Şimdi kendini yavaşça bir yatakta yatıyormuş gibi suyun üstüne bırakmanı isteyeceğim. Suya alışmaya başladığında yavaşça kollarımı gevşeteceğim ama sakın korkma. Kendini güvende hissetmezsen seni yeniden tutacağım.’’ Bir elim omzunda bir elim göğsündeyken yüzlerimiz birbirine çok yakın duruyordu. Gözlerinin kahverengi değil de yeşile çalan bir ela olduğunu yeni fark etmiştim. ‘’Hazır mısın?’’
‘’Evet.’’
Kollarımı vücudundan ayırdım ve suyun üzerine doğru kendimi sakince uzatmaya başladım. Sırtımın ve bacaklarımın altında onun kolları varken bunu yapmak oldukça kolaydı.
‘’Derin bir diyafram nefesi alıp karnını şişirmeni istiyorum. Böylelikle suyun üzerinde durman çok daha kolay olacak.’’
Dediğini yaptığımda karnım yerine göğsüm şişti. ‘’Yanlış alıyorsun. Nefesi ciğerlerine değil karnının içine toplamanı istiyorum.’’ Rahat görebilmem için vücudumun üst kısmını suyun üzerine doğru kaldırdı. Yeniden nefes alırken gözlerinin birkaç saniye göğüslerimde oyalandığını hissettim ama bakışlarını yeniden düz karnıma çevirdi. Bu seferki nefesim doğru gibiydi.
‘’Daha iyi. Biraz daha tekrarla. Yavaş ve derin nefeslerle. İstersen gözlerini kapatabilirsin.’’
Başımı yeniden suya doğru yatırdım, kulaklarıma kadar suyun içindeyken gözlerimi kapattım. Nefeslerim derinleşirken sanki vücudumun altındaki kolları biraz gevşemeye başlamıştı.
‘’Bacaklarını daha düz uzatman lazım. Dizlerini kırma, dengede durmanı zorlaştırır. Kollarını da iki yana açabilirsin.’’
Dediğini yaptım. Gözlerimi açıp dikkatle bana bakan adama gülümsedim.
‘’Harika gidiyorsun Leila.’’
‘’Teşekkür ederim.’’
Yeniden gözlerimi kapattım ve suyun üzerinde pamuk bir yataktaymışım gibi rahatça uzandım. Gerçekten de ben bir şey yapmadan su beni kaldırıyor, hafif dalgalarla vücuduma masaj yapıyordu. Rahatladığımı ve alıştığımı fark edince kollarını biraz daha gevşetti. Şu an neredeyse bana hiç temas etmiyordu.
Bu şekilde gözlerim kapalı dakikalarca uzandıktan sonra suyun içinde hafif bir kıpırtı hissettim. Ne olduğu umurumda değildi, bu an çok güzeldi ve gözlerimi açıp bozulmasına müsaade etmeyecektim.
‘’Canım, sana yüzmeyi öğreteceğimi söylemiştim. Bu acelen neden?’’
Aşina olduğum sesin kulaklarıma dolmasıyla gözlerimi açtım ve dengem bozuldu. Daniel beni göğsüne yapıştırdığında kollarımı boynuna doladım ve birkaç metre uzağımızda dikilen Leomord’la göz göze geldim.
‘’Sen nereden çıktın?’’
‘’Olmam gereken yerlere çekilmek gibi bir huyum var.’’ Yüzüme sinir bozucu mükemmellikte bir gülümsemeyle bakıyordu.
Daniel rahatsız olmuş gibi gerildi. ‘’Tanışıyor musunuz? Seni rahatsız ediyorsa onu buradan gönderebilirim.’’ Yüzlerimiz arasında minicik bir mesafe varken sinirli ifadesiyle ağzımdan çıkacak bir onay bekliyor gibiydi.
Bu sözleri Leomord’un kahkaha atmasına sebep oldu.
‘’Evet, onu tanıyorum.’’
Daniel hem rahatlamış hem de daha gerilmiş gibi görünüyordu.
‘’Kahramancılık oynamayı bırakıp da vücudunu ondan ayırsan mı acaba?’’ İşaret parmağıyla birbirimize yapışan vücutlarımızı işaret ederken bize doğru yaklaşmaya başladı.
Daniel kafası karışmış bir şekilde yüzüme bakıp ‘’Erkek arkadaşın olduğunu bilmiyordum, özür dilerim.’’ Deyip beni nazik bir hareketle bacaklarımın üzerine indirdi.
Aramıza bir adım mesafe koyduğunda utangaçça ‘’O benim erkek arkadaşım değil. Asıl ben onun kabalığı için senden özür dilerim.’’ dedim.
‘’Aşk olsun, kabalık demek…’’ Leomord sevimsiz bir şekilde Daniel’a sırıtırken karnı sırtıma değecek kadar yakınıma geldi. İki erkeğin de fazlaca sinirlendiğini görebiliyordum. Bu duruma acilen son vermem gerektiğini fark ettim.
‘’Daniel nazik arkadaşlığın için çok teşekkür ederim. Bize biraz izin verir misin? Eğer hala buralarda olursan seni mutlaka bulacağım.’’
Gerçekten çok mahcup olmuştum. Bunu hissettiğini fark ettirerek ‘’Tabi, kumsalda olacağım.’’ Diyerek arkamdaki adama hiç bakmadan suyun içinde yürümeye başladı.
‘’Bu kadar kaba olmak zorunda mıydın?’’ Öfkeyle yüzümü ona döndüm.
‘’Kabalık etmedim Leila. Seni ondan kurtardım.’’
‘’Sana kurtarılmaya ihtiyacım olduğunu düşündüren şey neydi?’’ Sesim kontrolsüzce yüksek çıktı.
‘’Adam çok klişe bir numarayla sana yaklaşmıştı. Amacının ne olduğunu görmemen için aptal olman gerek.’’ Sesi oldukça ölçülüydü ama altındaki öfke kendini açığa vuruyordu.
‘’Belki de aptalım. Sana ne Leomord?’’
‘’Gerçekten aptalsın. Çünkü onun amacının ne olduğunu anlamadın.’’
Konuştukça sinirlerim geriliyordu.
‘’Bana karşı son derece arkadaşçaydı ve bunu göremediğin için asıl sen aptalsın.’’
Kaşlarını çatarken yüzünü yüzüme doğru eğerek bana tepeden baktı. Artık o da son derece sinirli görünüyordu. ‘’Arkadaşa ihtiyacın varsa Natalie’yle Robert’ın yanına gitseydin. Seni yatağa atmak isteyen birinin yanına değil.’’
Kan beynime sıçradı. Kim oluyordu da benimle böyle konuşmaya cüret ediyordu? Onu göğsünden sertçe ittim. ‘’Belki de istediğim şey buydu. Leomord. Sana. Ne?’’ Son kelimelerimi adeta bir yanardağ gibi patlayarak söyledim.
Tepkim karşısında irkildi ve kendini benden uzaklaştırdı. ‘’Haklısın. Özür dilerim. Hayatına karışamam. İstediğin kişiyle istediğini yapmakta özgür bir kadınsın.’’
Arkamı ona dönüp mümkün olduğunda çabuk kıyıya çıkmaya başladım. Gözlerimle kumsaldaki yüzleri tarayıp Daniel’ı bulmaya çalıştım.
Nihayet benimkine oldukça yakın bir şezlongda elinde bir birayla oturan sarışın adamı gördüğümde yanına doğru adımlamaya başladım.
‘’Gerçekten çok üzgünüm.’’
‘’Özür dilemene gerek yok. Otursana.’’ Yanındaki boş şezlongu işaret etti. ‘’Sanırım beni yanlış anladı.’’
Oturur pozisyonda uzanıp vücudumu hafifçe ona doğru çevirdim. ‘’Ne gibi?’’
‘’Sen çok güzel bir kadınsın. Bu yüzden erkeklerin sana yaklaşımları fark olabilir ama seni temin ederim ki sana son derece arkadaşça yaklaştım.’’ Birasından bir yudum alıp konuşmaya devam etti. ‘’Tabi aksini isteseydin asla reddetmezdim.’’ Göz kırptı.
‘’Benimle flört mü ediyorsun?’’ Elimin tersiyle geniş koluna yavaşça vurdum.
‘’İstersen edebilirim. Ama o adam varken isteyeceğini pek sanmıyorum.’’ Gülümsemesi son derece içtendi.
‘’Emin ol onunla aramda duygusal bir şey yok. Ama bir arkadaş edinmeyi daha çok isterim.’’
‘’Bende arkadaşlarım tarafından ekildiğim için senin için biçilmiş kaftanım. Peki sen neden yalnızsın? Seni de mi ektiler?’’
‘’Hayır, arkadaşlarımın romantik bir anını bozmamak için tek takılıyordum. Bilirsin işte, yancı olmak her zaman zordur.’’
Onunla sohbet etmek gerçekten çok keyifliydi.
‘’Seni en iyi ben anlarım çünkü bende kendi tatilimin yancısıyım. Kader bizi boş yere bir araya getirmedi sanırım.’’ Sözleri hafif bir kahkaha atmama neden oldu.
‘’Ee yeni arkadaşım, bana biraz kendinden bahseder misin?’’
‘’Profesyonel bir yüzücüyüm. Hayatım olimpik havuzlarda ve ödül kürsülerinde geçti. Evde madalyalardan ve kupalardan oluşan devasa bir koleksiyonum var ama çok tozlanıyorlar ve ben temizlik yapmayı hiç sevmiyorum.’’
‘’O kadar ödülün var ama evini temizleyecek bir yardımcın yok mu?’’
‘’Hayır. Kardeşim bu konuda biraz pimpirikli. Çok fazla suç belgeseli izliyor.’’
‘’Kardeşinle birlikte mi yaşıyorsun? Ne kadar tatlı.’’
‘’Evet ama ben bu durumu daha çok cinnet hali olarak tanımlardım. Evde tam bir parti kızıyla birlikte yaşamak bazen tam bir kabusa dönüşüyor.’’
‘’Hahahh… Çok şanslısın bence.’’
‘’Peki sen? Bende yeni arkadaşımı biraz tanımak istiyorum.’’
Ona ne söyleyeceğim hakkında çok fazla fikrim yoktu. Daha önce insanlarla böyle rahat sohbetler yapmak için çok fırsatım olmamıştı. Onun söylediklerinden yola çıkarak bir özet geçmeye karar verdim.
‘’Psikiyatristim. Birkaç hafta içinde görev yerim belli olacak ve bir hastanede işe başlayacağım. Artık ailemle yaşamıyorum. En yakın arkadaşım Natalie’yle birlikte yaşamaya başladım…’’ Daha çok zorunda kaldım…’’Benimde bir abim var. Ama onunla aramız biraz mesafeli.’’
‘’Doktorsun demek. Çok havalı… Peki buralı mısın?’’
‘’Hayır, Snakemountain’de doğup büyüdüm. Buraya geleli çok olmadı.’’
‘’Orası gibi tutucu bir yerden ayrılmak verdiğin en doğru karar olmuş olsa gerek.’’
Kafamla onu onaylayıp önümdeki dalgaları izlemeye başladım.
Sarışın bir kız koşarak yanımıza gelip ‘’Dan, eksiğiz hadi gel artık.’’ Derken bakışları ikimiz arasında geziniyordu.
‘’Nina, burada yeni arkadaşımla vakit geçiriyorum. Bensiz oynayamaz mısınız?’’
‘’Hadi ama buraya oturmaya mı geldin? İstersen arkadaşın da bize katılsın. Bu arada ben Nina, onun kardeşiyim.’’ Derken bana gülümsedi.
‘’İsmim Leila. Tanıştığıma memnun oldum. Tam olarak bahsettiğin şey ne?’’ Kız da en az abisi kadar sıcakkanlıydı.
‘’Voleybol oynuyoruz. Birisi yorulduğunu söylüyor. Aslında iki kişiye ihtiyacımız var çünkü bir kız da biraz sarhoş ve topa vurmayı bırak geldiğini bile göremiyor.’’
Kısa boyuma rağmen voleybol oynamayı severdim. ‘’Peki bana uyar.’’
Yerimden istekle kalkınca Daniel yüzüme bakıp kafasını iki yana salladı. ‘’Siz kızların enerjisi hiç bitmezmiş gibi.’’ Söylenerek ayağa kalktı.
Heyecanla oyunun oynandığı yere gittiğimde heyecanım birden delinmiş bir balon gibi sönüverdi. Karşı takımda devasa vücuduyla filenin önünde pozisyon almış olan Leomord’u görmeyi hiç beklemiyordum. Beni görünce şaşırarak tek kaşını kaldırdı.
‘’Bence sen daha çok olmaman gereken yerlere çekiliyormuş gibisin.’’ Diyerek denizde söylediğine karşılık ona sataştım. Ama o sadece omuz silkip cevap vermemeyle yetindi.
Daniel’da onu görünce biraz gerilse de bunu bana yansıtmamaya çalıştığını fark ettim. ‘’Hangi pozisyonda oynamak istersin?’’
‘’Bence benden muhteşem bir smaçör olmaz.’’ Diyerek onu yumuşattım. ‘’Libero’da iş yapabilirim.’’
Bana gülümsedi ve filenin karşısında Leomord’un karşısındaki yerini aldı.
Kum saha sadece eğlence amaçlı yapıldığı için normal boyutlardan biraz daha büyüktü. Bu yüzden profesyonel plaj voleybolunun aksine takımlar 5’er kişiyle kurulmuştu. Oyun başladığında oyuncuların oldukça iyi olduğunu fark ettim. Neyse ki bende kısa boyum sayesinde yetişilmesi zor olan toplara atlayıp kurtarmakta fazlasıyla iyiydim. Leomord ve Daniel’da oldukça sert smaçlar vurarak birbirinin sınırlarını zorluyordu. Sanki az önce yaşanan olayın rövanşını alıyorlar gibiydi.
Oyun bir süre hızlı tempoda akarken sayılar arada farka müsaade etmeyerek birbirinin ardına akıyordu. Toplara her zıpladığımda giydiğim bikiniye lanet ediyor ama yine de oyunu bırakmadan takıma destek oluyordum. Leomord’da kaçamak bakışlarla beni izliyordu.
Skorda iki fark öndeydik. Ve setin bitmesine son sayı kalmıştı. Karşı takım sessizce kendi aralarında konuşarak ufak bir plan yaptıktan sonra oyun yeniden başladı. Onların attığı her topu bir şekilde çeviriyorduk ama bir türlü sayıya dönüşmüyordu. Oldukça uzun süren bir ralli olmuştu. Kumların üzerinde koşmak yeterince zor değilmiş gibi bir de nefesimiz düzensizleşmişti.
Herkesin enerjisi bittiği anda karşı takım sahanın önünde boşta kalan bir yeri değerlendirmeye karar verdi. Top filenin üzerinden orta hızda bizim sahamıza geçerken hızla koşup sıçradım ve yalnızca parmak uçlarımla topa dokunup bir plase yaptım. Karşı takım benden bunu beklemediği için oldukça hazırlıksız yakalandı ve top tam filenin önünde kumlarla buluştu.
Sevinçle bir çığlık atarak en yeni arkadaşım Daniel’a doğru koştum ve birbirimize sarılarak seti kazanmamızı kutladık. ‘’Harika iş çıkardın Leila.’’ Daniel beni kollarının arasında birkaç tur döndürdüğünde ayaklarım yerden kesildi. Birkaç saat içinde nasıl onunla bu kadar yakın olduk bilmiyorum ama kendimi yanında son derece rahat hissetmeye başlamıştım.
Beni yavaşça yere geri bıraktığında Leomord sinirden parlayan gözlerini tam üzerimize dikmişti. Onu görmezden gelerek ikinci sete hazırlanmak için biraz su içtim ve kumların üzerine oturarak soluklandım.
‘’Vay be, arkadaşın tam bir sporcuymuş ha?’’ Nina hala çok enerjik görünüyordu.
Daniel gülerek cevap verdi. ‘’İnan bana bende küçücük boyuyla nasıl devleştiğine şaşırıp kaldım.’’
‘’Hey belki beni göremeyecek kadar yukarıdasınız ama ben hala buradayım.’’ Diyerek onlara takıldım ve ikinci set için pozisyonlarımızı aldık.
Karşı takım bu sette çok daha sert oynamaya başlamıştı. Özellikle de Leomord. Uzun boyu ve atletik vücuduyla toplar daha karşı sahaya geçmeden öldürüyor, topu sert smaçlarla kumlara gömüyordu.
Filenin diğer köşesinde de benden az 15 santim uzun olan başka bir kadın duruyordu. Onun da smaçları en az diğerininki kadar sertti. Kadına bakınca hayatının sporla geçmiş olduğunu yalnızca karnındaki kaslardan bile anlayabilirdiniz. Ve hiç acıması yok gibiydi çünkü attığı smaçları karşılamaktan manşet aldığım yerler kıpkırmızı olmuştu.
‘’Sence de eğlence amaçlı oynanan bir oyun için fazla agresif değil misin?’’
Sorumu direk ona sorduğumu bilse de omuz silkip duymazdan geldi. Karşıladığım her sayısı kollarımdaki kızaran yerlerin yanmasına neden oluyordu. Kadının attığı topların acısı beni artık oyunu bırakma raddesine getirmişti. Ama sinirden devam ettim. Bu seti de kazandığımızda yüz ifadesini görmek istiyordum.
Arka arkaya attığı her topu kurtardım ve takımım birçoğunu sayıya dönüştürdü. Böylelikle farkı kapatıp yeniden öne geçtik. Sarf ettiğim çabayla tüm vücudum terlemiş ve yer yer kumlarla kaplanmıştı. Bacağıma yapışan kumlar tenimi kaşındırmaya başladığında eğilip onları silkelemeye başladım. Tam kafamı kaldırdığımda yüzüme doğru şiddetle gelen topa yalnızca gözlerimi kapatarak ve kafamı hafifçe yana çevirerek karşılık verebildim.
Top kulağımın üst kısmına mermi gibi çarptığında her yer kapkaranlık oldu ve vücudumun kontrolünü kaybettim.
***
‘’Leila, gözlerini açar mısın? Endişeleniyorum.’’ Yanaklarıma hafifçe vuran parmaklar beni kendime getirmeye başladı. Gözlerimi araladığımda karşımda endişeyle bana bakan bir çift ela, bir çiftte mavi gözle karşılaştım.
‘’Tanrım. Öldüğünü sandım be.’’ Daniel espriyle anı yumuşatmaya çalışsa da Leomord ciddiyetle yüzüme bakmaya devam ediyordu.
Leomord’un yardımıyla kontrolsüzce yattığım sıcak kumların üzerinden sırtımı kaldırıp doğrulmaya çalıştım. ‘’İyi misin?’’
‘’Kaybettiğim milyonlarca beyin hücremi saymazsak iyi gibiyim.’’
Oyun oynadığımız insanlar başımda toplanmıştı. Topu bilerek kafama atan kadınla göz göze geldiğimde eğleniyormuş gibi sırıttı.
‘’Neden bunu yaptın? Alt tarafı bir oyun be!’’ Sesim sinirden çatladı.
‘’Bu kadar narin olabileceğini düşünemedim. Çocuk gibisin.’’ İnsan en azından üzgün olduğunu falan söylerdi.
‘’Siktir git. Yenilmeyi hazmedemeyen aşağılık kompleksli kaltağın tekisin.’’ Ağzımdan çıkan sözler çevremdeki herkesin nefesini tutmasına neden oldu. Daniel ağzı yarı açık kalmış bir şekilde bana ve ayaktaki kadına bakıyordu. Leomord ise söylediklerime şaşırmamış gibiydi. Aksine dudağının bir kenarı hafifçe yukarı doğru kıvrılmış, sözlerimden keyif almış gibiydi.
‘’Bana kaltak diyene bak…’’ üzerimdeki bikiniye iğrenir gibi baktı. ‘’Senin gibi ucuz bir oros…’’
‘’Kes sesini!’’ Leomord’un sesi onu anında susturdu. Gözlerinden ateşler saçarak kadına baktı. ‘’Buradan defol git Sharon!’’
Kadın uğradığı gazaba şaşırarak öfkeli gözlerle bana son bir kez bakıp arkasını dönüp gitti.
‘’Hadi seni dinlenebileceğin bir yere götürelim.’’ Daniel beni kibarca kolumun altından destekleyerek kaldırdığında Nina’da endişeyle yüzüme bakıyordu.
Yavaşça ayağa kalktıktan sonra başım dönerek dengemi kaybettim. Daniel beni belimden destekledi ve düşmeme engel oldu.
‘’Özür dilerim. Gelmenizi istemeseydim bu yaşanmayacaktı.’’ Nina oldukça üzgün görünüyordu.
Onu yatıştırmak için konuşmaya başladım. ‘’Sorun değil. Çok keyifliydi. Buradan ayrılmadan yeniden tekrar edelim.’’ İçtenlikle gülümsedim.
Gülümsemem ona iyi gelmiş olacak ki kolunu bana dolayarak samimi bir şekilde bana sarıldı. ‘’Seni yeniden görmeyi çok isterim.’’
‘’Bende.’’ Derken acelesiz bir şekilde ona arkamı dönüp Daniel’ın desteğiyle yürümeye başladım.
Nihayet gölgelik bir yere ulaştığımızda Leomord boğazını temizledi. ‘’Ona bundan sonrası için ben yardımcı olurum. Teşekkür ederim.’’
Daniel kararı benim vermemi istermiş gibi yüzüme baktı. Bu davranışı adeta ne kadar beyefendi olduğunun bir kanıtıydı. Elimi kaslı koluna koyarak ‘’Çok teşekkür ederim Daniel. Leomord’la giderim.’’
‘’Sen nasıl istersen.’’ Kafasıyla beni onayladı.
‘’Yarın yeniden görüşelim olur mu? Akşam yemeğinden sonra saat 10’da, havuz barında?’’
Söylediğim şeye mutlu olmuş gibi gözlerinin içi gülümsedi. ‘’Tabi, çok isterim. Güzelce dinlen.’’ Deyip yanağıma küçük bir öpücük kondurduktan sonra yanımdaki adama bakmadan arkasını döndü.
‘’O da neydi öyle be?’’
‘’Ne neydi?’’ Sinirli yüzüne bakıp gözlerimi devirdim.
‘’İnsan birkaç saattir tanıdığı birini nasıl öpebilir?’’ Kıskanıyor muydu bana mı öyle geliyordu? Çünkü beni kıskanması ortada hiçbir sebep yoktu. Sebep olabilecek her şeyi birkaç cümlesiyle yıkmıştı.
‘’İnsan birkaç saattir tanıdığı biriyle sevişebilir bile Leomord.’’ İma ettiğim şeyi hemen yakalamıştı. Tepkisizliğini korumaya çalışsa da içinden çıkan dumanları görebiliyordum.
‘’Bazen o kadar düşünmeden konuşuyorsunki…’’
‘’Böyle davranmaya devam edeceksen buradan gitsen daha iyi olur. Tek başıma da dönebilirim.’’ Kolumu parmaklarının arasından çekip birkaç adım atmamla yeniden başımın dönmesi bir oldu. O lanet top saatte kaç kilometre hızla kafama çarpmıştı?
Dengemi koruyabilmem için beni destekledi ve ayakta durmayı başardığımda eğilip beni kollarının arasına aldı.
‘’Kendim yürüyebilirim Leomord. İndirir misin?’’
Otele doğru geniş ama acelesiz adımlar atmaya başladı.
‘’Yürüyemeyeceğini söylemedim zaten. Sadece düşüp kendini yaralamandan endişe ediyorum.’’ Sesi duygusuz bir tonda çıkıyordu.
‘’Benim için endişelenmeni gerektirecek bir şey yok.’’ Nefesim boynuna çarparken sakin kalmaya çalıştım.
‘’Kafatasında çirkin bir dikiş iziyle yaşamak isteyeceğini sanmıyorum.’’
‘’Neden bu kadar ilgileniyorsun? Kısa bir süre sonra senin için otelinde kalan herhangi bir müşterinden farklı olmayacağım.’’
Sözlerim dikkatini çekmiş olacak ki adımını yavaşlatıp yüzüme baktı. ‘’Biz seninle arkadaşız Leila. Her zaman benim için otelimdeki bir müşteriden farkın olacak.’’ Nötr sesinin ardında bastırmaya çalıştığı bir duygu var gibiydi. Bunu sesini kısarak konuşmasından anlamıştım ama o duygu neydi hiç bilmiyordum.
Lobiye girdiğimizde güvenlik görevlilerinden, bellboylara, resepsiyonistlere kadar herkes patronuna ve kucağında taşıdığı neredeyse çıplak kadına şaşkınlıkla bakmaya başladı.
‘’Herkes bize bakıyor. İndirir misin lütfen?’’ Utançtan yanaklarım kızarmaya başlamıştı.
‘’Bunu ilk defa görmüyorlar.’’
Demek ki çalışanlar bu manzarayla sık sık karşılaşıyorlardı. ‘’Bu senin bir alışkanlığın mı? Otele kucağında sürekli kadın getirmek?’’
Anlamamış gibi yüzüme baktı. ‘’Ne saçma bir soru bu böyle.’’
‘’Az önce tam olarak bunu söylediğini sana hatırlatmak isterim.’’ Midemde garip bir bulantı oluşmaya başladı. Vereceği cevabın benim için bir önemi olmaması gerekiyordu ama duymaya korktuğum cevap midemi bulandırmaya başlamıştı bile.
‘’Sana evime gelip ortalığı çılgın bir sirke çevirdiğin ve sarhoş olup şezlongumda sızdığın geceyi hatırlatmama gerek var mı?’’ Dudağı hafifçe yukarı doğru kıvrılmıştı. ‘’ Seni odana kimin taşıdığını sanıyorsun? Kargo şirketinin mi?’’
Ah, tabi ya… Üzerimde onun tişörtüyle gözümü açmıştım.
Asansöre binip 3. Katın düğmesini tuşladı. Kapı kapanıp asansör hareketlendiğinde bu sahne bana çok tanıdık geldi. Karnımın alt kısmından bacaklarımın arasına doğru sıcak bir sıvı yayıldı. O da benimle aynı şeyi düşünmüş gibi yüzüme bakıp gözlerimi yumdu ve hafifçe yutkundu.
Halı kaplı koridora çıktığımızda odama doğru ilerlerken ‘’Kendini nasıl hissediyorsun?’’ diye sordu.
‘’Kafamda hafif bir ağrı var ama bir problem olduğunu düşünmüyorum.’’
‘’Doktor çağıracağım.’’
Bu söylediği şey oldukça komikti çünkü doktor tamda kucağında duruyordu ve bir problemim olmadığına çok emindim.
‘’Sana bir şey hatırlatabilir miyim?’’
Kafasını eğip gözlerime baktı. ‘’Evet?’’
‘’Şu an kollarının arasındaki kadın bir doktor.’’
‘’Biliyorum ama bir laf vardır bilir misin? Terzi kendi söküğünü dikemez.’’
Göğsüm kahkahalarla sarılırken kafamı arkaya attım. ‘’Ben iyi olduğuma gayet eminim.’’
‘’İtiraz istemiyorum.’’
Odanın kapısını açıp klimalı serin odaya girdiğimde vücudumdaki tüyler ürperdi, göğüs uçlarım soğuktan sertleşti. Beni koltuğa bırakırken küçücük kumaş parçasının altından gördüğü manzara tam olarak buydu işte. Gözlerini panikle yüzüme çevirip ‘’Önce duşa girsen iyi olur.’’ Dedi ve banyoya doğru hızla adımladı.
Banyodan gelen su sesiyle dolu olan bir sessizliğin ardından gelip ‘’Senin için küveti hazırladım’’ dedi.
Temkinli bir şekilde ayağa kalktım. Beni kolumdan destekleyerek küvetin içine girmeme yardımcı oldu.
‘’Dışarıda bekliyorum. Banyon bittiğinde seslenirsin.’’
Cevap vermemi beklemedi. Banyodan hızlıca çıkıp kapıyı kapattı. Suyun içine girince üzerimdeki bikiniden tamamen kurtuldum ve küvetin içinde uzun dakikalar geçirmeye başladım.
Tüm bu davranışları bana çok saçma geliyordu. Önce benimle flört ediyordu, sonra bana bunu sonlandırmamız gerektiğini söylüyordu. Sonra araya mesafeye koyuyordu ama daha sonra yeniden benimle ilgilenmeye başlıyordu. Ona verdiğim sözü tutmamda hiç yardımcı olmuyordu. Tıpkı bir hacıyatmaz gibi bir o tarafa bir bu tarafa savruluyordum. Mağarada söylediği şeyden sonra birbirimizden uzak durmakta anlaştığımızı sanıyordum ama o oyunu kurallarına göre oynamıyor, sürekli çevremde dolanıyordu. Kafamdaki soruları susturmaya çalışarak vücudumu köpüklemeye başladım.
Yaklaşık yarım saatin sonunda çilek kokulu şampuanımla saçlarımı da yıkadıktan sonra ona seslendim.
Banyoya girdiğinde kapının yanındaki dolaptan temiz havlu çıkarıp omzuna attı ve yanıma geldi. Uzattığı elinden destek alarak, karşısında çırılçıplak bir şekilde dikildim. O oyunu kuralına göre oynamıyorsa bende oynamayacaktım. Gözleriyle vücudumdan damlayan suları takip ederken bakışları karardı.
‘’Çıplak olduğunu söylesen fena olmazdı.’’
‘’Giysilerimle mi banyo yapacağımı düşünüyordun? Daha önceki tecrübelerime dayanarak bundan rahatsız olmayacağını düşündüm.’’
Gözlerini kapatıp açtı, derin bir nefes verdi. Omzunda asılı duran havluyu alıp vücudumun çevresine doladıktan sonra beni tekrar kucağına alıp yatağıma götürdü.
Doktor gelmeden önce seni giydirelim. Muhtemelen on dakikaya burada olur.
Giysi dolabıma yönelip iç çamaşır çekmecemi açıp karıştırmaya başladı. Aradığını bulamamış olacak ki elinde bir düzineden fazla küçük dantel parçasını avuçlarının arasına alıp ‘’Cidden sadece bunları mı giyiyorsun?’’ diye sordu.
‘’Evet. Bildiğin üzere…’’
Birbirinin takımı olan pudra renkli, dantel külot ve sütyenle bana döndüğünde mavi şortunun önünde kendini belli eden ‘hatrı sayılır’ kabarıklığı gördüm. Bu görüntü nedense keyfimin yerine gelmesine sebep olmuştu. Güzel, şimdi ikimiz de eşit derecede dengesizliğe maruz kalıyorduk.
Çamaşırları bana verdikten sonra yeniden dolaba gitti. ‘’Senin giyecek hiç pijama takımın falan da mı yok? Buradaki her şey bir denizanası kadar şeffaf.’’
‘’Hayır, yok.’’
Yataktan kalkıp bana verdiği çamaşırları giymeye başladım. Dolabın altını üstüne getirmesine daha fazla katlanamayıp yanına gidip onu kenara ittim. ‘’Her şeyi darmadağın ettin. Bırak da giyecek bir şeyler bulayım.’’
Bir adım geri çekilip benim için seçtiği iç çamaşırının içindeki vücuduma bakmaya başladı. Ne yazık ki kendisi için en kötü tercihlerden birini yapmıştı çünkü tenimin rengiyle neredeyse bütünleşen ve her şeyi -gerçekten her şeyi- belli edecek kadar ince kumaşa sahip olan bir takımdı bu.
‘’Siktir. Bunu bilerek mi yapıyorsun?’’
Vücudumu tamamen ona dönerek ifadesine baktım. Sanki acı çekiyor gibiydi. ‘’Neyi?’’
Eliyle vücudumu gösterdi ve ‘’Bunu işte…’’ dedi. ‘’Beni her defasında zorlamak hoşuna mı gidiyor?’’
‘’Bazı şeyleri atlıyorsun. Buraya gelmeni isteyen ben değildim. Bu takımı seçen de. Dolabımın altını üstüne getiren de… Kasıtlı olarak yapıyor gibi değilim sanki, ha? Ayrıca seninle yaptığımız o konuşmayı da unutmuş değilim.’’
Elini siyah saçlarının arasından geçirip ‘’Peki…’’ diye fısıldadı.
Başka bir şey söylemeye fırsatı kalmadan kapı iki kez tıklatıldı. Önce kapıya sonra da ‘neredeyse’ çıplak vücuduma kaydı. Odanın içine hızlıca baktıktan sonra hala koltuğun üzerinde duran tişörtünü görüp aldı ve kafamdan aşağı geçirdi.
Neyse ki bu birçok şeyi kapatmaya yeterliydi.
Ben yatağa otururken o da kapıyı açıp doktoru içeriye aldı.
Yaşlı doktor bana ‘’Geçmiş olsun küçük hanım.’’ deyip yatakta yanıma oturdu. Önce kafamda bir şişlik olup olmadığını kontrol etti. Sonra işaret parmağını takip etmemi isteyip elini sağa-sola doğru hareket ettirdi. En son olarak göz bebeği reflekslerimi de kontrol ettikten sonra ‘’Endişelenecek bir şey yok gibi görünüyor ama isterseniz hastaneye gidip görüntüleme talep edebilirsiniz.’’ Dedi.
‘’Bence gerek yok. İyi olduğumu söyledim ama inandıramadım. Hem ben de doktorum, bir şey olsaydı anlardım.’’ Deyip hastane fikrini Leomord’un aklına girmeden defetmeye çalıştım. Hastaneye kesinlikle gidemezdim çünkü gittiğim an babam anında başımda belirirdi. Onun Ulusal Bilgi Sisteminde bana dair olası herhangi bir hareketliliği bile izlediğinden emindim.
Yaşlı adam anlayışlı bir gülümsemeyle önce bana sonra da Leomord’a bakıp ‘’Erkekler bazen aşık oldukları kadınlar söz konusu olunca fazla korumacı olabiliyorlar. Onu mazur gör.’’ Dedi.
Ne? Tamamen yanlış anlamıştı. Tam ağzımı açacağım sırada Leomord’a dönüp ‘’Bir şeyi olmadığına eminim. Bence onu hastaneye götürmek yerine onu güzelce uyutsan daha faydalı olur.’’ Dedi.
Leomord’da en az benim kadar şaşırmış görünüyordu. Ama doktora aksini iddia edecek bir şey söylemek yerine yerinden kalkıp onun elini sıktı ve teşekkür etti.
Doktor odadan çıktığında az önceki yanlış anlamayla ikimiz de dut yemiş bülbül gibi birbirimize bakmakla yetindik.
— — — — — — — — — — — —
Merhaba Kurabiyelerim! ♥️
Sizce Daniel, Leomord’a rakip olabilir mi? 😌🔥
Bu arada bence Daniel çok tatlı. 😍
Leomord’dan yükselen kıskançlık kokusunu benden başka alan var mı? 😈
Düşüncelerinizi merak ediyorum… 🤔
📖
💚