Zihnim boş bir tuval gibiyken sanki birileri kulağımın dibinde bir şeyler hakkında tartışıyordu.
‘’Sen ne yaptın sikik herif?’’
‘’Sonra. Robert.’’
‘’Bir… İki… Üç…’’ Göğüs kafesime yapılan güçlü baskılar… Dudaklarımın arasından içime doldurulmaya çalışılan bir nefes…
‘’Eğer ona bir şey olursa…’’ Cümlesinin sonunu anlayamadığım kulaklarımı kanatacak kadar ince bir kadın sesi…
‘’Bir… İki… Üç…’’ Baskılar ve nefesler…
‘’Lütfen uyan artık…’’ Tenimi okşayan kadife gibi nefesler… ‘’Leila hadi inatçı pislik…’’ Bu ses başıma her ne geldiyse onun öncesinde duyduğum sesin ta kendisiydi.
‘’Bir… İki… Üç…’’ baskı… nefes…
Ciğerlerim dayanılmaz bir acıyla sarsılmaya başladı. Ağzımdan ve burnumdan lav şelalesi kadar yakıcı sular dışarı çıkmaya başladı.
‘’Tanrıya şükür!’’
‘’Öhhöö öhöö öhhhöö…’’ Bana ne olmuştu tam olarak? Neden ciğerlerimi ağzımdan kusuyormuş gibi hissediyordum?
Güçlü sıcak kolların bedenimi kendi yanıma doğru çevirdiğini hissettim. Koma pozisyonu. Nedendi ki?
Öksürmeye devam ederken gözlerimi hafifçe araladım. Islak siyah saçlarından yüzüme su damlayan adamı gördüm. Göz bebekleri korkudan mavisini hiç göremeyeceğim kadar genişlemişti. Zaten beyaz olan yüzünden tüm kan çekilmiş adeta bir ölüye dönmüştü. Ama panikle üzerime eğilip benim yapacağım tek bir hareketi bile en ince dikkatiyle izliyor gibiydi. Yüzünden dehşetin pişmanlığın her türlüsü okunuyordu. Bir eliyle yüzüme yapışan ıslak saçları parmaklarıyla geriye doğru tarayarak beni rahatlatmaya çalışıyordu.
Öksürüklerim her geçen saniye hafiflerken ciğerlerimdeki yanma yerini oksijenin hayati rahatlatmasına bırakmaya başladı. Kesik nefeslerimin arasında ‘’Ne oldu… bana?’’ diye sorduğumu duyar gibi oldum.
Leomord’un arkasında diz çözmüş korkuyla yüzüme bakan iki çift göz daha vardı.
‘’Şşşş… İyisin tatlım. Biraz daha kendine gel.’’ Natalie’nin gözlerinin yaşlarla ıslandığını gördüm. Bu görüntüyle birlikte az önce yaşadığım her şey zihnime zerk etmeye başladı.
Leomord, telefon, ıslak sandaletim, suların içinde çırpınışım… O an yaşadığım tüm korku zihnime yeniden dolunca kesik nefeslerimin arasında hafifçe ağlamaya başladım. Aslında ağlamak istemiyordum. Sadece kalkıp buradan gitmek istiyordum. Başımdaki bu insanları kovmak beni yalnız bırakmalarını söylemek istiyordum. Ama dudaklarımdan kaçan hıçkırıklara engel olamıyordum. Suyun içinde kendimi bıraktığım an gerçekten öldüğümü sanmıştım.
Gözlerimi yeniden açabildiğimde Leomord’un gözlerinde bir sis bulutunun içinde yüzen bir üzüntü gördüm. İçimden onu suçlamak, ona bağırmak gelse de tek suçlunun o olmadığını içten içe biliyordum. O benimle kendince keyifsiz bir oyun oynamak istemişti bense rekabet duygusuyla sonuçları düşünmeden hareket etmiştim. Hata payı eşit gibiydi.
‘’Şşş… Sakinleş…’’ Leomord elini hala saçlarımın üzerinde gezdiriyordu. ‘’Daha iyi misin?’’
Kafamı ‘evet’ anlamında aşağı yukarı salladım.
Yerimden hafifçe doğrulup oturur pozisyona geçtiğimde Robert bir eliyle sırtımdan desteklemişti. ‘’Bizi çok korkuttun.’’
‘’Özür dilerim.’’ Sözler dudaklarımdan çok sessiz çıkmıştı.
‘’Özür dilemesi gereken sen değilsin Leila.’’ Öfkeli sesini dostuna karşı bir silah gibi doğrultmuştu.
Leomord suçluluğa benzeyen bir ifadeyle gözlerini benden kaçırıp ‘’Çok özür dilerim. Ben senin yüzme bilmediğini bilmiyordum.’’ Diye fısıldadı.
‘’Göt herifin tekisin. Yüzme biliyor olsaydı bile onu mertelerce yüksekten aşağı attığın gerçeğini hafifletmezdi.’’ Robert’ın sesi hiç duymadığım kadar şiddetli çıkıyordu. Kahverengi gözlerini görünmez bir alevle arkadaşının yüzüne sabitlemişti.
Leomord elini ıslak saçlarından geçirdi. Konuşmak için dudakları aralandığı sırada güçlükle söze girdim. ‘’Beni o atmadı. Ayağım kaydığı için düştüm.’’ Bu doğruydu ama neden onu koruma hissiyle dolup taşmıştım?
Yüzünü bana doğru çevirdiğinde şaşkınlığı yüzünden okunuyordu.
‘’Benim yüzümden oldu. Seni kızdırmasaydım, aptal gibi davranmasaydım bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.’’ Derin bir nefes aldı ve sözlerine devam etti. ‘’Senden çok özür dilerim. Gerçekten göt herifin tekiyim.’’
Natalie bana doğru biraz daha sokulduğunda kafamı ona doğru çevirdim. Bu konuşmaya devam etmek istemiyordum. ‘’Beni buradan kaldırsanız da odama götürseniz?’’
Arkadaşım hemen hareketlenip ayağa kalkarken beni kolumun altından destekledi. Yavaş adımlarıma eşlik edip sürgülü kapıyı benim için açtı. Ciğerlerime oksijenin yeniden dolması beni kendime getirmişti. Arkamızda biri çok öfkeli olan iki adamı bırakıp koridorda yürümeye başladık. Sabah girdiğim kırmızı tonlardaki odaya girip kendimi yatağa bıraktığımda Natalie’de benim yanıma uzanmış başını omzuma dayamıştı.
‘’Seni kaybettiğimi sandım.’’ Sesi bir fısıltıdan ibaretti.
‘’Benden o kadar kolay kurtulabileceğini düşünüyorsan büyük bir aptalsın.’’ Sesim yorgun çıksa da sözlerim onu gülümsetmeye yetmişti.
‘’Senden kurtulmak istemiyorum marul kafa. Sadece beni senin için endişelenecek bir duruma sokma yeter.’’ Sesli bir şekilde yutkundu. ‘’Biz geminin arka kısmında yüzerken Leomord’un kollarının arasında seninle bata çıka bize doğru yüzmeye çalıştığını gördük. O an beynimden vurulmuşa döndüm.’’
Arkadaşıma sessizce destek vermeyi amaçlayarak elini tutup sıktım.
‘’Seni sudan çıkardığımızda nefes almıyordun. Ben korkudan tamamen kendimi kaybettim. Senin öldüğünü sandım. Robert beni sakinleştirmeye çalışırken o sana dakikalarda kalp masajı ve suni teneffüs yaptı.’’ Burnunu gürültüyle çekti. ‘’Senden bir kıpırtı gelmeyince umudumu tamamen kesmiştim Leila.’’ Yine ağlamaya başlamıştı.
‘’Şşşş… Buradayım işte.’’ Ölmedim. Yaşıyorum.
‘’Biliyorsun, ben ailemin tek çocuğuydum. Onları da kaybettikten sonra tek ailem sen oldun…’’ Gerçek bir duygu patlaması yaşıyordu. Konuşmaya devam etti. ‘’Neyse, ben gideyim de biraz dinlen. Sık sık gelip seni kontrol ederim.’’ Yorganı altımdan çekip üzerime örttü. Elinin tersiyle yüzündeki ıslaklığı silip bana en sevdiğim gülümsemelerinden birini verdikten sonra sessizce odadan çıktı.
Yaşadığım korkudan dolayı vücudum tüm enerji kırıntılarını harcamış gibi yorgun düşmüştü. Gözlerimi kapattığım an derin bir uykuya daldım. Hiç rüya gördüğümü hatırlamıyorum. Tek görebildiğim kocaman bir karanlıktı.
***
Bir tıkırtıyla gözlerim sonuna kadar açıldı. Tehlikede olduğumu düşünerek yerimden sıçradım. Karanlık odayı taradığımda yarı açık kapının arasından içeriye giren bir silüet gördüm.
‘’Seni korkutmak istememiştim…’’ Sesi çok yorgun geliyordu. ‘’Gelebilir miyim?’’
Yatağın yanındaki komodine uzanıp gece lambasının sarı ışığını yaktım ve kendimi yatak başlığına dayadım.
‘’Gel.’’ Konuşmak çok güç gelmişti. Biri boğazımı sıkıp ses tellerimi kullanılamaz hale getirmiş gibiydi. Vücudum yorganın altında buz gibi olmuştu. Titreyerek kollarımı kendime doladım.
Leomord halimi fark edecek olmuş ki odayı birkaç adımda aşıp yatağın ucuna oturdu. ‘’İyi misin? Üşüyor musun?’’ Elinin tersiyle alnıma hafifçe dokundu. ‘’Ateşin yok.’’
Sesinde sabahtan kalan paniğin kırıntıları vardı. Neden üşüdüğümü anlamak için gözlerini üzerimde gezdirdi. ‘’Sen uyurken bir şey giymedin mi?’’
Bakışlarım yorganın dışına çıkardığım üst bedenime kaydı. Ciğerlerimdeki suyu boşalttıktan sonra direk yatağıma gelmiş üstümdeki azıcık kumaş parçasıyla yorganın altına girmiştim. Üstelik saçlarım da hala nemliydi.
‘’Aklıma gelmedi.’’
Birkaç saniye düşünüp ayağa kalktı koşar adımlarla odadan çıktı. Ben sırtımı kırmızı kadifeye yaslı halde beklerken çok kısa süre içinde elinde bir tişörtle yeniden odaya geldi.
Sırtımı yatak başlığından öne doğru çekip elinde tuttuğu lacivert tişörtü kafamdan aşağı geçirirdi. Zaten yakın olan vücutlarımız arasında mesafeyi iyice kapattı. Elini belimden tişörtün içine doğru kaydırırken yumuşak parmaklarının sırtımdaki okşaması omurgamda bir titreşime neden oldu. Bunu fark etmiş gibi mavi gözlerini gözlerime dikti. Sırtımdaki parmaklarını bana dokundurmamaya özen gösterirken bikinimin ipini bulup düğümünü çözdü. Ardından elleri enseme gitti. Aynısını bikinimi boynumda tutan iplere yaptı ve beni nemli kumaş parçasından tamamen kurtarıp, kırmızı bikini üstünü tişörtün boynundan yukarı çekip çıkardı. Aramızdaki mesafeyi yeniden açarak biraz geriye çekildi.
‘’Saçların da hala ıslak.’’ Sesindeki onaylamaz tonlamayla bikinimin üstünü komodinin üzerine bıraktı. ‘’Kurutmamız lazım.’’
Şu anki tavırları çok yüksek ihtimalle suçluluk duygusundan kaynaklı olsa da içimi jel gibi bir sıcaklık kaplamıştı. Güçlü bir yutkunmanın ardından kendimi konuşmaya zorladım. ‘’Teşekkür ederim. Ben hallederim.’’
Ne söylemesi gerektiğini bilemiyormuş gibi gözlerini üzerimde gezdirdi. ‘’Sana yardım etmeme izin ver.’’ Sesi daha önce hiç olmadığı kadar güçsüz çıkıyordu. O an onu reddetmek istemedim. Benim kadar onun da yardıma ihtiyacı var gibiydi.
‘’Tamam.’’
Ağrıyan sırtımı bir kez daha yatak başlığına dayanamaya çalıştığımı görmesiyle üzerimden uzanıp az önce kafamı yasladığım yastığı diğer taraftan alıp sırtıma koymaya çalıştı.
‘’Bu yastıkta sırılsıklam olmuş.’’ Ayağa kalkıp yatağın diğer tarafına aceleyle gitti. Yorganı kaldırıp elini yatakta bir şey arıyormuş gibi çarşafların üzerinde dolaştırdı. ‘’Yatakta öyle, burada uyumaya devam edersen hasta olursun.’’
Yeniden yanıma gelip hafifçe üzerime eğildi. ‘’Yürüyebilecek misin?’’
‘’Anlamadım.’’ Sesim boş çıkmıştı.
‘’Kuru bir yatakta uyuman gerekiyor Leila.’’ Sesinde güçlü bir kararlılık vardı.
‘’Tüm odaların dolu olduğunu sanıyorum.’’ Bu daha çok bir soruydu.
Yüzüme bakmaya devam edip konuştu. ‘’Evet. Ama benimkini senin için bu geceliğine boşaltacağım.’’ Elini bana doğru uzattığında hafifçe tuttum ve doğruldum. Lacivert tişört kalçalarımın altına kadar iniyordu. Çok rahattı ve kahretsin çok güzel kokuyordu.
Koridorda ses çıkarmamak için parmaklarımın ucunda yürürken o da elimi tutmaya devam ediyordu. Odasının kapısını sessizce açtığında içerinin loş bir ışıkla aydınlandığını gördüm. Aplikler odaya ayrı bir sıcaklık katıyordu.
Beni yavaşça yatağa oturttuğunda kendisi de aceleyle ayna kaplı dolabın yanındaki kapıyı açtı. Birkaç saniye içinde siyah bir saç kurutma makinesiyle odaya geri döndü. Yatak başlığına daha yakın olacak şekilde yanıma konumlanıp saç kurutma makinesini prize taktı.
‘’Sırtını bana dönebilir misin?’’
Sorusuna cevap vermeden ıslak saçlarımı rahatlıkla kurutabileceği bir pozisyona geçtim.
Makineden gelen uğultuyla birlikte buklelerimi tek tek kurutmaya başladı. Bazı bukleler parmaklarına dolanarak ona güçlük çıkarsa da bu işi gayet iyi bir şekilde idare ettiğini söyleyebilirdim. Bunu yaparken hiç acele etmiyor gibiydi, sanki sabaha kadar sürse bile hiç şikâyet etmeden görevini yerine getirmeye çalışacak gibi bir hali vardı.
Nihayet saçlarımın tamamen kurutmayı bitirdiğinde ‘’İşte oldu’’ diyerek yerinden kalktı.
‘’Teşekkür ederim.’’ Ona gülümsedim. ‘’Senden bir şey daha isteyebilir miyim?’’
Beklentiyle gözlerimin içine baktı. ‘’Tabi…’’
‘’Bana iç çamaşırı gibi bir şey de bulabilir misin?’’ Nasıl bulacağı hakkında bir fikrim olmasa da ondan da kurtulmak istiyordum.
Düşünüyormuş gibi kafasını hafifçe yana eğdi. ‘’Benim sana olabilecek kadar küçük bir şeyim olmayabilir.’’ Sözleri anıları gözümün önüne getirerek yanaklarımın ısınmasına sebep oldu. ‘’İstersen Natalie’ye sorabilirim?’’
‘’Hayır, hayır. Onları rahatsız etmek istemiyorum. O da yeterince zor bir gün geçirdi.’’
Sözlerimi tamamladığımda yüzünden geçen bir pişmanlık bulutu gözüme ilişti.
‘’Haklısın. En iyisi elimizdeki seçenekleri bir değerlendirmek.’’ Yataktan kalkıp aynalı dolabın bir kapağını açtı. Bir çekmeceyi biraz kurcaladıktan sonra elinde bir erkek çamaşırıyla yanıma geldi. ‘’Bunu bir dener misin? Olmazsa bakmaya devam edeceğim.’’
Siyah çamaşırı elinden alıp ayağa kalktığımda balkon kapısına doğru yürüyordu. Hızlıca bacaklarımın arasındaki nemli parçadan kurtulup kuru şortu bacaklarıma geçirdim. Beli biraz büyük gelse de ansızın düşecekmiş gibi durmuyordu.
‘’Baksana sence oldu mu?’’ sırtı bana dönük olan adam yavaşça arkasına dönüp bana doğru yürümeye başladı. Attığı her adımda yüzü keyifle ışıldıyordu.
‘’Harika olmuş.’’
Üzerimde tamamen onun kıyafetleri varken kendimi annesinin kıyafetlerini gizlice deneyen bir kız çocuğu hissediyordum. Sıcak gülümsemesi karşısında dudaklarım hafifçe yukarı kıvrıldı. ‘’O zaman uyku vakti.’’ Yatağa doğru yöneldim yorganı kenara kaldırıp mis gibi sabun kokan çarşaflara kendimi bıraktım.
‘’İyi uykular Leila.’’ Deyip kapıya doğru usulca yürümeye başladığında kendime bile şaşırarak onu durdurdum.
‘’Leomord.’’
Omzunun üzerinden yüzüme baktı.
‘’Burası oldukça geniş görünüyor. Uyumak için başka bir yer aramana gerek yok.’’ Onu yatağından etmek istemiyordum.
‘’Ben, şey… Zaten uykum yok o yüzden yukarı çıkıp bir şeyler içmeyi düşünüyordum.’’ Parmağıyla yukarıyı işaret ediyordu.
‘’Senin rahatını kaçırmak istemiyorum.’’ Sesim istekle dolu çıktı. Tıpkı birkaç gün önceki gibi bana sarılıp uyumasını istiyordum ama bunu ona belli etmekte istemiyordum.
‘’Endişelenmene gerek yok. Uykum geldiğinde her yerde rahatlıkla uyuyabilirim.’’ İyice bana döndüğü yüzünde anlayışlı bir ifade vardı.
Ama gitmeni istemiyorum ki! Bunlar tabi ki dudaklarımdan çıkmadı.
‘’Ben uyuduktan sonra gitsen olur mu?’’ Sesim bir fısıltı gibi çıktı.
Güçlü vücudunu tamamen bana dönüp sessizce yatağın diğer ucuna yaklaştı. O yatağın içine girdiğinde arkamda hafif bir sarsıntı hissettim.
Aradan geçen sessiz birkaç dakikanın sonunda parmaklarını hafifçe saçlarımda gezdirmeye başladı. ‘’Bugün yaptıklarımdan dolayı özür dilerim.’’
Yaşadığım korkunç dakikalar yeniden zihnime doluştu. Bunları uzaklaştırmaya çalışarak gözlerimi daha sıkı yumdum. ‘’Kendini kötü hissetmene gerek yok. Bilmiyordun.’’
‘’Sen sudan çıkmayınca ilk başta benimle oyun oynuyorsun sandım.’’ Güçlü bir nefes verip devam etti. ‘’Sonra yüzeye çıkıp yeniden dibe battığında bir terslik olduğunu anladım. Seni suyun altında hareketsiz bir şekilde bulduğumda kendime lanetler okumaya başladım.’’ Dişlerinin arasından konuşuyordu.
‘’Benim hatamdı. Sırf aramızdaki yarışı kaybetmemek için saçma sapan davrandım.’’
Karnının sıcaklığını sırtımda daha çok hissetmeye başladım.
‘’Seni buna ben zorladım. Kendimi aptal gibi hissediyorum. Sen bir türlü nefes almaya başlamadığında benim aptallığım yüzünden öldüğünü düşündüm. Çok korkunçtu.’’ Sesinde kırgınlık, üzüntü, pişmanlık ve bunlara benzeyen binlerce çeşit duygu kendini belli ediyordu.
Yüzümü oda doğru döndüm ve kafamı göğsüne gömdüm. Bugün hakkında daha fazla konuşmak istemiyordum. Ayrıca beni tüketen bir uykusuzluğun pençesindeymişim gibi gözlerim kapanmak için mücadele ediyordu.
‘’Tatlı rüyalar Leomord.’’
— — — — — — — — — —
Selam Çiçeklerim! 🌼
Sizce de Leomord biraz küstah ama çok tatlı değil mi? 🥹♥️
📖
🔥