Boynuna asılıp dudaklarımızı birbirine yapıştırdım. İlk başta karşılık vermese de birkaç saniyenin ardından öpüşüme derin bir arzuyla karşılık vermeye başladı. Bana doğru biraz daha eğilerek vücudumu arkaya yatırdı. Dudaklarımız birbirini keşfederken bir terslik olduğunu hissettim. Bu… bana doğru hissettirmiyordu.
Karnımdan aşağı doğru akan o sıcaklık yoktu. Kanım vücudumda patlayacak gibi dolaşmıyordu ya da… Ya da daha fazlasını istememe neden olmuyordu. Aklım başımdan gitmemişti. Bedenim yakıcı bir acıyla kıvrılmamıştı.
Bu sadece bir öpücüktü.
Hissettiğim şeylerin yalnızca Leomord’a has olduğu gerçeği yüzüme tokat gibi çarptı.
Öpüşüne otomatik olarak karşılık verirken birden öpücüğümüzü sonlandırdı ve kendini geriye doğru çekti.
‘’Leila…’’ derin bir nefes aldı. ‘’Bunu gerçekten istemiyorsun.’’
Ben titreyen bacaklarımın üzerinde yarım yamalak doğrulurken, bir adım geri çekilip yanağımı avcunun içine aldı.
‘’Bir gün beni yeniden görmek istersen arkadaşça ya da değil… sana her zaman kapım açık olacak. Ama aklında başka biri varken bunu seninle yapamam.’’
Yüzüme bu kadar anlayışla bakması sinirlerimi bozmaya başlıyordu. Bana kızmalıydı. Ya da yaptığım eylemin devamını getirmeliydi. Bu kadar iyi olmak zorunda değildi. Onu resmen kullanmış gibi hissediyordum ve bunu onun da hissettiğini tahmin ediyordum. Bana karşı çok iyi olan birine bunu yapmam haksızlıktı. Onu resmen Leomord’un izini silebilmek için öpmüştüm ve bunda da son derece başarısız olmuştum.
Boğazımdan küçük bir hıçkırık kaçtığında ağladığımı fark ettim. ‘’Özür dilerim.’’ O kadar zor söylemiştim ki bunu sanki ciğerlerim boğazımdan sökülüyor gibiydi.
‘’Dileme…’’ Beni kollarının arasına çekti ve sarıldı. Hıçkırıklarım göğsümü sarsarken sırtımı okşayarak beni sakinleştirmeye başladı.
Aradan geçen birkaç dakikanın ardından ‘’Sana biraz su getireyim. Beni burada bekle.’’ Diyerek az önce kalktığım yere beni geri oturttuktan sonra basamaklardan inmeye başladı.
Onun gidişini izlerken kendime lanetler okudum. Hayatımda neredeyse hiç arkadaşım yoktu. Natalie ve belki Robert dışında kimsem kalmamıştı. Ve ben az önce olası bir arkadaşlığın içine etmiştim. Her şeyi elime yüzüme bulaştırmıştım. Hem de neden? Aklımdan geçen o aptal düşünceler yüzünden. Hayatında tırnağının ucu kadar yer edinemeyeceğim birinin başka bir kadını öpmesi yüzünden. Aklıma sıçayım. Aklıma. Sıçayım.
Sakinleşen bedenim yeniden hıçkırıklara teslim oldu. Yaptığım şeyden o kadar utanıyordum ki elimle yüzümü gizleyince bu utançtan kurtulabileceğimi sandım.
Avuçlarım yanaklarımdan süzülen yaşlarla sırılsıklam olurken bir süre sonra omzumda minik bir dokunuş hissettim. Ellerimi yüzümden çektiğimde karşımda Daniel’ı bulmayı bekliyordum ama önümde diz çökerek benimle aynı hizaya gelen adam mavi gözleriyle tamda gözlerimin içine bakıyordu. Bulanık görüşümü netleştirmek için gözlerimi bir kez kırptım.
Yüzünde son derece ciddi bir ifade varken baş parmağıyla yanağıma yeni süzülen bir damla yaşı sildi. ‘’Ne oldu?’’ Sesi bir kılıç kadar keskindi.
‘’Neden buradasın?’’ Sesim o kadar güçsüz ve kırılgan çıkmıştı ki…
Sorumu duymazdan gelerek yeniden sordu. ‘’Ne oldu? Sana kötü mü davrandı?’’
İlk sorusunu sorarken ki endişeli sesi, ikincisinde öfkeyle dolmuştu. Bu adamı anlamak neden bu kadar zordu?
‘’Beni önemsiyor görünmekten vazgeç. Ayrıca bana kötü falan da davranmadı.’’
Rahatlamış gibi küçük bir nefes bıraktı. ‘’Öyleyse neden ağlıyorsun?’’
Senin yüzünden aptal herif! diye yüzüne bağırmak istesem de kendimi tuttum. Onun yerine ‘’Beni yalnız bırak.’’ Demekle yetindim.
Elini yüzümden dizlerime indirirken verdiğim cevabın hoşuna gitmediği belliydi. Bunu kaşlarının arasında belirginleşen çizgiden anlayabiliyordum.
Bana cevap vermek ya da gitmek yerine sadece yüzüme bakmakla yetindi.
‘’Beni duymadın mı? Seni burada istemiyorum.’’ Sesim bir fısıltı gibi çıksa da son derece tehlikeliydi.
Yüzünü benden biraz uzaklaştırıp soğuk ifadesini korudu. ‘’Sen odana dönmeden gitmem.’’
Ani bir patlama yaşadım ve bağırmaya başladım.
‘’Beni rahat bırakır mısın?’’ Derin bir nefes alarak devam ettim. ‘’Neden her kafamı çevirdiğim yerde sen olmak zorundasın?’’ İkinci cümlem dudaklarımdan adeta yakarış gibi çıktı.
‘’Seni bu kadar rahatsız ettiğimin farkında değildim.’’ Acı çekiyormuş gibi yüzüme baktı.
Bu görüntü içimde bir şeylerin kırılmasına sebep oldu. ‘’Senden uzak durmamı istedikten sonra sürekli etrafımda olarak bana yardımcı olmuyorsun. Bana nefes alacak bir yer bırak. Benden uzak dur.’’ Kelimeler ağzımdan çıktığında içimdeki acı git gide büyüyordu. Aslında ona sadece ‘nefes almak için sana ihtiyacım var’ demek istiyordum. Ama onun nasıl biri olduğunu bilirken bu sözleri söylemek idam sehpasına gülerek gitmek gibi bir şeydi.
Sözlerim işe yaramıştı. Ayağa kalktı ve bir elini yüzünden saçlarına doğru geçirdi. Bana sırtını dönüp geldiği yöne doğru bir adım attı. Tam gideceğini sandığım anda bana dönüp gür sesiyle konuşmaya başladı.
‘’Çünkü her baktığım yerde seni görürken senden uzak durmam imkansız bir şeye dönüşüyor.’’
Sözleriyle kafamın içine bir yıldırım düştü. Beynim bana oyun oynuyor olmalıydı çünkü duyduklarım gerçek olamayacak kadar ona aykırıydı.
‘’Son birkaç haftadır hayatımı boka çevirdin.’’ Bunlarsa gerçekten ona ait sözlerdi. ‘’Karşıma çıktığın ilk günden beri kafamı toplayamıyorum. Senden uzak durmaya çalışıyorum ama kendimi sahibine giden bir köpek gibi sana koşarken buluyorum.’’
Bana doğru yaklaşıp karşımda dikildiğinde bedenim benden bağımsız olarak kalkıp onunla göğüs göğüse geldi.
‘’Bunun hoşuma gittiğini mi sanıyorsun?’’ Kollarını iki yana açarak konuşmaya devam etti. Nefesimi tutarak onu dinlemeye devam ettim. ‘’Senden uzak durmamı mı istiyorsun? İnan bana bunu deniyorum.’’ Parmağıyla beni işaret etti. ‘’Sen bu gece o elbiseyle bir elmas gibi parlarken seni kaç kere herkesin içinde yiyip tüketmek istedim, sana bakan kaç kafayı koparmak istedim haberin bile yok. Kendimi tuttum Leila. Ama elimden sadece bu kadarı geliyor.’’
Şok içindeydim. Aklıma ona söyleyecek tek bir kelime dahi gelmiyordu. Tepkisizliğimi fark edip acı çeker gibi bir kahkaha attı ve konuşmaya devam etti. ‘’Lanet olsun. Kafamın içinde sürekli sana ait görüntüler varken kendi hayatımdan çok seninkini yaşıyor gibiyim. Ve senin bana söyleyecek tek bir cümlen bile yok.’’
İçimde hala tuttuğum nefesi güçlükle serbest bıraktım. ‘’Madem kafanın içinde sürekli ben varım o zaman neden o kadını öptün?’’
Kaşlarını çatarak neyden bahsettiğimi çözmeye çalıştı. ‘’Hangi kadını?’’
‘’Kucağına aldığın o kadını.’’
Şimdi kimden bahsettiğimi çok iyi bir şekilde anlamıştı. Tüm dişlerini sergileyen bir gülümsemeyle yüzüme baktı. Kesinlikle sinirden gülüyordu.
‘’O iş yaptığım birinin kızı. Ona kaba davranıp defolup gitmesini söylemeyi çok istesem de bunu yapmam mümkün değildi.’’
Bu hala onu neden öptüğünü açıklamıyordu. ‘’Sen iş anlaşmalarını böyle mi yapıyorsun.’’ Parmağımı kaslı göğsüne bastırdım. ‘’Bedenini kullanarak mı? O kızı öpmen de iş anlaşmasının bir parçası mıydı? Yoksa tüm o şeyler sadece gözüme sokmak için miydi?’’
Ben sorularımı artarda sıralarken gülümsemesi sinir bozucu bir kahkahaya dönüştü. Tıpkı bir histeri krizi yaşıyor gibiydi.
‘’Ben. O. Kızı. Öpmedim.’’ Kelimelerinin her birini güçlü vurgularla söyledi. ‘’Sen o adamla burun buruna dans ederken de, kahkahalar atarken de, onu burada öperken de onu öpmeyi bir an bile düşünmedim. Siktir Leila…’’ Bakışlarını gözlerimden yıldızlı gökyüzüne çevirerek sözlerine devam etti. ‘’Seni öpmenin ne kadar muhteşem olduğunu deneyimledikten sonra bunu bir daha kimse için isteyebileceğimi sanmıyorum. Hatta dakikalar önce bile başka bir adamı öptüğünü bilmeme rağmen içimde dudaklarına yapışmaya dair hala karşı koyamadığım bir arzu var.’’
Yeniden gözlerimin içine bakmaya başladığında orada belki de ilk defa gerçek bir hayal kırıklığı gördüm. ‘’Sana nefes alman için alan tanımadığımı söylemiştin değil mi? Tüm bu duyguları yaşarken bile, o adamı öptükten sonra onunla buradan ayrılmaya karar verseydin seni kesinlikle durdurmayacaktım. Bu şekilde tek başına ağlamasaydın da arkamı dönüp gidecektim.’’ Yumruklarını sıktı.
‘’Neden?’’ Bu tek kelime bile dudaklarımdan çıkarken tüm gücümü emmiş gibiydi.
‘’Önce sen bana cevap ver. Onunla buradan ayrılmayacaktın madem neden onu öptün?’’
Sorusuna cevap vermemeyi çok istesem de bana o kadar şeyi itiraf etmişken, kendimi en azından bu sorusunu cevaplamak zorunda hissettim.
‘’Hissetmek istedim…’’
‘’Yeterince açık değil.’’
‘’Seni öptüğümde hissettiğim şeyleri yeniden hissetmek istedim.’’ Bunu söylemek benim için kolay değildi.
‘’Ve?’’ Kaşlarını kaldırıp yüzüme dikkatle baktı.
‘’Hissedebilseydim eğer en azından hüngür hüngür ağlamıyor olurdum değil mi?’’ Resmen onu tersleyerek konuştum ama yine de yüzünde tuhaf bir gülümseme oluştu. ‘’Şimdi sorumu yanıtlama sırası sende.’’
‘’Çünkü hayatı boyunca sürekli kendi yoluna devam etmesi engellenmiş birisini kendi karmaşık hayatımın içine dahil edip yeniden zincirlemek istemedim.’’
Ağzımdan çıkacak tek bir kelimeyi bile kaçırmak istemiyor gibi gözünü kırpmadan yüzüme bakıyordu. Bu söylediğine ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Sadece tek bildiğim şey ona dair olan her şeyi severek kabul edeceğimdi. O ne kadarını vermek isterse o kadarını. Sadece kalan son bir hafta kadar olsa da…
‘’Buradayım Leomord. Bir hafta daha. İkimizin de isteği buysa eğer en azından kalan günleri istediğimiz gibi yaşayamaz mıyız?’’
Avuçlarımla sıktığı yumruklarını kavrayıp gevşemesini sağladım. Yüzüne uzun uzun baktım ama şu an aklından geçenleri anlamak imkansızdan da zordu. Bana cevap vermediği her an kalbim duracak gibi hissediyordum. Ne olur evet desin. Kabul etsin. Ne olur sadece bir haftayla sınırlı kalmasın… İçimden sessizce dua etmeye başladım.
Nihayet konuşmaya başladı. ‘’Benden istediğin bu mu? Sadece bir hafta istediğimiz gibi yaşamak mı?’’ Sesinde hem sevinç olarak hem de üzüntü olarak adlandırabileceğim notalar varken adına ne koyacağımı bilemedim.
Onu doğru bir adım daha atarken kafamı sallayarak onayladım. Ama hala daha bir yanım temkinli davranıp reddedilmeye karşı kendini hazırlanıyordu. Ağzından duyana kadarda rahatlamayacaktı.
‘’Bana cevabını söyle Leomord. İstiyor musun, istemiyor musun?’’ Sorum bir fısıltıdan daha güçlü çıkmamıştı. Eğer kabul etmezse buradan koşarak uzaklaşacak bir hafta boyunca da odamdan çıkmayacaktım. Kalbim korku ve beklentiyle deli gibi atıyordu.
‘’Ben bencil bir adamım Leila. Seni incitmekten deli gibi korksam da bunu tüm varlığımla istiyorum.’’
Sözlerini dudaklarımın üzerine kapanan dudaklarıyla mühürledi. Sanki tüm ömrüm boyunca bunu bekliyormuşum gibi kucağına atladım ve kollarımı boynuna doladım. Beni çıplak kalçalarımın altından tutup kucağına iyice yerleştirirken öpücüğümüz itiraf ettiğimiz her şeyden daha yoğundu. Sıcaktı. Yakıcıydı. Ürperticiydi. Tarif edemediğim her şeydi. Bana yaşadığımı hissettiriyordu…
Dudaklarım ait olduğu yeri bulup iştahla onun tadına bakarken ona ne kadar da susadığımı bir kere daha fark ettim. Sanki kimseyi bu kadar muhtaç öpemeyecekmişim gibi… Ellerimi saçlarının arana sokup parmaklarımda çekiştirirken vücudum kucağında kıvrılıyordu. Hayatımda hiçbir an bundan daha iyi hissettiremezdi. Sırtımda parmaklarının dokunduğu her yer sıvı bir ateş gezinmiş gibi alev alıyordu. Nefes almak için ondan ayrıldığımda yanaklarıma, çeneme ve dudaklarımın kenarına minik öpücükler kondurmaya başladı. Tanrım! Sonucu ne olacaksa olsun, bunu istememek mümkün müydü?
Uzun süren tutku dolu öpüşmemizden sonra birbirimizin gözlerinin içine baktık. Sanki henüz birbirimize söylemeye hazır olmadığımız onlarca şey bu bakışlarda gizliydi. Kalbim onun güzelliği karşısında acımaya başladı. Hayatımın sonuna kadar bu gözlere baksam da bir an bile ona sıkılmayacağımı düşünüyordum.
Nefeslerimiz düzenlenirken ‘’Uzun bir gece oldu. Gidelim mi?’’ diye sordum.
‘’Benden her ne istersen yapmaya hazırım.’’ Diyerek merdivenlere doğru birkaç adım attığında onu durdurdum.
‘’Dur.’’
Kabahat işlemiş gibi çekinerek yüzüme baktı. ‘’Ne oldu?’’
‘’Bu şekilde değil. O otele bir kez daha kucağında girersem utançtan öleceğim.’’
Sözlerim onun gülümsemesine sebep oldu. Beni kucağından indirirken ‘’En sevdiğim kısım buydu ama. Yanakların kızardığında korkunç derecede güzel oluyorsun.’’ dedi.
Elimle karnındaki kaslara hafifçe vurup ‘’Başka türlü de kızarabilir.’’ Dedim.
İma ettiğim şey inlemesine neden oldu. ‘’Adil oynamıyorsun. Şimdi seni kucağıma alıp koşarak odama götürmeyi daha çok istiyorum.’’
Hafif bir kahkaha attım. Ayakkabılarımı bıraktığım yerden alıp bir elimde sallaya sallaya ona doğru döndüm. ‘’Hadi gidelim. Gerçekten çok yoruldum.’’ Deyip merdivenleri inmeye başladım.
Birkaç merdiveni yeni inmiştim ki yanımda bitip bir eliyle boşta kalan elimi avcunun içine aldı. Bu an kalbimin sıcacık olmasına neden oldu. Kendimi bulutların üzerinde uçuyormuş gibi hissediyordum. Umarım yere çakılmam çok acılı olmazdı. Ama şimdi bunları düşünüp yaşadığımız anı mahvetmek en son istediğim şeydi. Anı yaşamak çok daha doğru geliyordu.
Merdivenleri indiğimiz de elimi bırakmadı. Bende itiraf etmedim. Bir elimle ayakkabılarımı, diğeriyle onun elini tutarken çıplak ayaklarımla usul usul otele doğru yürümeye başladım. Bu tıpkı bir film sahnesi kadar gerçek üstüydü. Hatta hayal edebileceğimden bile çok daha iyisiydi.
‘’Bana ilklerimi yaşatıyorsun ve bu tuhaf derecede güzel.’’ Dedi yavaşça.
Söylediği şeye karşılık neşeli bir kıkırtı göğsümden koptu. ‘’Bu konuda benimle yarışabileceğini sanmıyorum.’’
Havuzun olduğu kocaman bahçeye girdiğimizde partinin çoktan sona erdiğini bir avuç insan dışında kimsenin kalmadığını gördüm. Tabi bunlardan ikisi de çok yakından tanıdığımız kişilerdi. El ele onlara doğru yaklaşırken kafaları son derece karışmış gibi birbirlerine baktılar.
Natalie’nin yüzü sevinçle aydınlandı. ‘’Ben de bunun ne zaman gerçekleşeceğini merak ediyordum.’’
Utanç yanaklarımı yakmaya başlarken, Leomord ‘’Kadınların altıncı hislerine her zaman güvenmişimdir.’’ Dedi.
Şükür ki benim bir şey söylememe gerek kalmamıştı. Yoksa kesin saçmalardım.
Robert’ta ise kız arkadaşının sevincinin tek bir gramı bile yoktu. Sadece sorgulayan ve tehditkar gözlerle yanımdaki adama bakıyordu. Onun kulağına yaklaşıp ‘’Umarım ne yaptığını biliyorsundur. Bu sefer seni kendi ellerimle parçalara ayırırım.’’ Dedi.
Sözleri Leomord’un gerilmesine neden oldu. Bunu elimi daha sıkı kavramasından anladım. Neyden bahsettiğini biliyordum. Bende biraz gerildim, konunun son bulmasını ümit ederek ‘’Çok yorgunum eğer tartışacaksanız ben kaçayım.’’ Dedim.
Natalie’de benimle aynı düşüncede olacak ki ‘’Hayatım onları rahat bırakır mısın? Hadi gidelim.’’ Deyip erkek arkadaşının koluna girdi ve önümüzden yürümeye zorladı.
Otelin lobisine girdiğimizde tüm çalışanlar -gerçekten hepsi- işlerini bırakıp sadece bize odaklandı.
‘’Çalışma arkadaşlarımın yanımda kalmasını tercih ediyorum. O yüzden işinize bakmanızı tavsiye ederim.’’
Leomord’un otoriter sesiyle hepsi bir robot gibi önlerine geri döndü. Asansöre bindiğimizde ikinci ve üçüncü katları tuşladık. Arkadaşım ona emanet ettiğim çantayı bana uzatarak iyi geceler dileyip sevgilisiyle birlikte asansörden indi.
Asansör benim katımda durduğunda Leomord elimi bırakmadan dördüncü katı tuşladı.
‘’Seni başka bir yere götürüyorum.’’
‘’Nereye?’’ Merak etmiştim.
Yumuşak bakışlarını yüzümde gezdirerek ‘’Kendi odama’’ dedi.
Dördüncü katın koridoruna çıktığımızda buranın alt katlardan daha farklı olduğunu fark ettim. Çok daha kapı vardı ve üzerlerinde ‘genel müdür’, ‘insan kaynakları müdürü’ gibi farklı unvanlar olduğunu gördüm.
Ama biz tam tersi yönde ilerlemeye başladık.
Diğer kanata girdiğimizde koridorda yalnızca tek bir kapı vardı. Kapının önüne geldik ve Leomord baş parmağını parmak tarayıcıya okuttu. Kapı bir klik sesiyle açıldığında bir malikane kadar geniş oda başımı döndürdü. Burada ‘oda’ demek bile haksızlıktı. Ortalama bir apartman dairesi kadar geniş olan mutfak ve oturma alanı lüksün ve kalitenin izlerini taşıyordu. Beyazın ve kremin tonlarından oluşan geniş oturma grubunun ortasında kocaman ahşap bir orta sehpa vardı ve tam karşısında büyük boy bir televizyon yerini almıştı. Mutfak da burayla uyumlu olacak şekilde sütlü kahve dolapları ve bembeyaz tezgahıyla bir inci gibi parlıyordu. Bir duvarı boydan boya kaplayan devasa camlar ise akşam olmasına rağmen eşsiz bir manzaraya sahip olduğunu gözler önüne seriyordu.
Ayakkabılarımı yere bıraktıktan sonra pencerelere doğru yürüyüp kuş bakışı bir şekilde sonu yokmuş gibi uzayan siyah sulara baktım. Yıldızlar o kadar parlaktı ki denizin üzerine serpilmiş elmaslar gibi parlıyordu. ‘’Burası çok güzel.’’
‘’Beğenmene sevindim.’’ Arkamdan sokulup bir elini karnımın üzerine doladı.
‘’Burada mı yaşıyorsun?’’
Yanağıma küçük bir öpücük kondurup ‘’Sadece çok uzun saatler boyunca çalışıp hemen kendimi yatağa bırakmak istediğim zamanlarda. Bu da oldukça sık oluyor.’’
Kendimi geriye doğru yaslayıp beni daha çok sarmasına izin verdim. ‘’Kalan zamanını tanıştığımız yerde mi geçiriyorsun?’’
O geceye dair anılar kendini hatırlatınca dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. O da aynı şeyi düşünmüş olacak ki hafifçe kıkırdadı. ‘’Orayı daha çok seviyorum. İstersen seni oraya götürebilirim.’’
Kafamla onu onayladıktan sonra gözlerimi kapatıp güçlü kollarına iyice gömüldüm. Eğer onunla yalnızca bir hafta daha geçirebileceksem bunu iliklerime kadar hissetmek istiyordum.
Boynuma ve omuzlarıma küçük öpücükler kondurmaya başladı. Dudakları dokunduğu her noktayı eritirken kalçamı karnının altındaki sertliğe doğru sürttüm. Bu hareketim inlemesine sebep oldu. Dudaklarının arasından kaçan ses içimde pusuda bekleyen bir şeyleri tetikledi. Kollarının arasında dönüp onunla yüz yüze gelmemizi sağladım. Yıldız gibi parlayan gözlerine bakarken bir elimle de göğsünün üzerinde yuvarlaklar çizmeye başladım. Bacaklarımın arasına dolmaya başlayan sıcaklık tüm vücudumu etkisi altına almaya başlıyordu. Dizlerim hafifçe titrerken ayak parmaklarımın üzerinde yükselip dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdum. Öpüşüme anında karşılık verdi. En az benimki kadar yumuşak ve acelesizdi. Islak dudaklarımız birbirini içine çekerken kollarımı boynuna dolayıp onu daha aşağı çektim. Öpüşümü derinleştirmek isterce alt dudağını sertçe ısırdım.
Bana gamzesini bağışlayan bir gülümseme attı. ‘’Şşşş… sakin ol.’’
Bu görüntü freni patlamış bir kamyon gibi kontrolümü kaybetmeme neden oldu. ‘’Sesini kes de öp beni Leo.’’ İstediğim şey dudaklarını parçalarcasına öpmek ve son günlerde bana yaşattığı her şeyin intikamını almaktı. Aramızdaki birkaç santimlik mesafeyi mümkün olduğunda çabuk kapattım.
Sözlerime itaat ederek aynı vahşilikle karşılık verdi. Ellerini belimden kalçama doğru kaydırdı ve eteğimin ucunu yukarı sıyırdı. Çıplak popomu avcunun içine alıp acıtacak kadar sıktı. Ağzının içine doğru inlediğimde dudağımı ısırdı. Dilime bakırımsı bir tat dolarken kendimi ona daha fazla sürtmeye başladım. Alev alan bedenim yalnızca onun tarafından söndürülebilirmiş gibi bir çaresizlikle ‘’Beni yatağına götür.’’ Dedim.
Sanki dakikalardır bu anı bekliyormuş gibi beni zıplatıp kucağına aldı. Dudaklarını benden ayırmadan aceleyle yürümeye başladı. Kontrolünü o kadar kaybetmişti ki yatak odasına gittiğini tahmin bir koridora girerken dresuarın üzerinde duran minik bir heykelciğe çarpıp bin parçaya bölünmesine sebep oldu.
Geniş yatak odasına girdiğimizde beni kucağında tutmaya devam ederken sertçe yatağa oturdu. Bu hareketiyle tam da olmam gereken yere iyice yerleştim. Vajinam aletinin sertliği karşısında kasıldı.
‘’Dinlenmek istediğini sanıyordum?’’ Boğuk sesi ve karanlık bakışları adeta aksini iddia etmemi istiyordu.
Şu an en çok istediğim şeye odaklanarak kalçamı öne ve arkaya kıvırıp ‘’İstediğim şey sensin…’’ sözlerimi derin bir inlemeyle tamamladım.
Kalçamdaki ellerinden birini yüzüme getirip baş parmağıyla öpüşmekten acıyan dudaklarıma okşadı. ‘’Seni nasıl reddedebilirim ki…’’ Son derece ciddi bir halde dudaklarımı inceledi.
İç çamaşırımın içinden taşan ıslaklığımın pantolonuna geçmeye başladığını hissederek tempomu biraz daha artırdım. Dudaklarımın üzerinde gezinen baş parmağını ağzıma alıp ısırdım ve emmeye başladım.
‘’Imm…’’ Göğsünden son derece hayvani bir mırıltı çıktı. ‘’Hayatımda karşılaştığım en tehlikeli varlıksın…’’ Gözlerimiz birbirine kenetlenmişken sözleri acı çekiyor gibiydi.
Kalçamı avuçlayan diğer elini de kaldırıp elbisemin ince askılarından birini omzundan aşağı kaydırdı. Beyaz dolgun göğsüm tamamıyla ortaya çıktığında bakışlarını gözlerimden ayırıp bu enfes görüntüyle kendine ziyafet çekti. Titreyen elleriyle beni kavrayıp sıktı. Parmak uçlarımdan saç diplerime kadar tüm sinir uçlarım elektrik şoku yemiş gibi titredi. Meme ucumu iki parmağının arasında ezerken kendimi sertliğine daha çok bastırarak hareketimi sertleştirdim. Aramızdaki kumaş parçalarının eriyip yok olduğunu düşündüm zira aldığım zevk çıplak penisine sürtünmekten bile daha yoğundu.
Eğilip meme ucumu dudaklarının arasına aldığında orada hissettiğim ıslaklık ve dil darbelerinden sonra sınırların ucunda gezdiğimi biliyordum.
‘’Daha fazla dayanamayacağım…’’ Nefeslerim çok düzensiz ve çok kesik kesikti. ‘’Becer beni Leo.’’ Sözler ağzımdan çıktığında ikimiz de öncü bir deprem etkisiyle sarsıldık. Avucunun içinde sıktığı mememi ısırıp emmeye başladı.
‘’Daha fazlasını keşfetmeme izin ver.’’
Emdiğim parmağını ağzımdan çıkartarak diğer askımı da itip beni tamamen ortaya çıkardı. Elbisem karnımın üzerine ince bir şerit gibi yığıldı.
‘’Tanrım…’’ hırıltılı sesi tüm odayı doldurdu. ‘’Bu kadar güzel olman içimdeki korkunç şeyleri açığa çıkarıyor.’’
Odada gezen hava akımı ve sözlerinin etkisi meme uçlarımın daha da sertleşmesine neden oldu. Onları iki eliyle kavrayıp canımı yakacak kadar sıktı. Hazzın acıyla karışması içimde çağlayan şelalenin kapılarını sonuna kadar açtı ve kalçalarımın hareketi düzensizleşirken tüm vücudum ani bir patlamanın etkisiyle sarsılırdı.
Güçlü bir çığlık attım.
Belim arkaya doğru yay gibi gelirdi. Elini çıplak sırtımda gezdirip ensemden saçlarımın arasına çıkardı. Parmakları topuzumun içine yerleşirken başımı sertçe kendine doğru çekti ve öptü.
Öpüşü tutkulu ama kısacıktı. Yeniden yüzüne baktığımda gamzesi ortaya çıkarmıştı. Yanaklarım yaşadığım patlamanın ve bu enfes görüntünün etkisiyle yanmaya başladı.
‘’Banyonu kullanabilir miyim?’’ Kalbimin durmaması için aklıma gelen ilk şeyi söylemek zorundaydım. O an aklıma bir tek bu geldi.
Kollarını üzerimden çekmeden düzgün dişlerini daha da açığa çıkaracak şekilde güldü. ‘’Bana ait olan ne varsa hepsini kullanabilirsin.’’
‘’Terbiyesizleşme.’’ İması beni utandırmıştı. Neden utanıyorsam? Sanki hiç kullanmamıştım…
‘’Az önce pantolonumun üzerine boşalırken terbiyesiz olan benden ziyade sen gibiydin.’’ Sesi kısık kahkahalarla süslendi. Bacaklarımın arasında yeni bir kasılmanın başlangıcını hissederken kendimi ondan kurtarmak için kollarını gevşetmeye çalıştım. Ama bu onda ters etki yaratmış olacak ki beni daha çok sıkıp kendine yapıştırdı. Dolgun dudaklarını alnıma bastırırken derin bir nefes aldı. ‘’Yanaklarında açan gülleri daha fazla görebilmek için seni daha sık utandırmalıyım.’’ Ardından ayağa kalktı ve beni bacaklarımın üzerine bıraktı.
Elbisem üzerimden tamamen kayıp beni yalnızca pembe küçük bir dantel parçasıyla bıraktı. Yakıcı bakışlarını çıplak vücudumda gezdirirken eliyle arkamdaki bir yeri işaret etti. ‘’Şuradaki kapı.’’
Arkamı ona dönüp banyoya yürüdüm. Ahşap kapıyı arkamdan kapattığımda sırtımı kapıya yaslayıp nefeslerimi düzenlemeye çalıştım. Onun yanında olmak bitiş çizgisi olmayan bir yarışta sonsuzluğa koşmak gibi bir şeydi.
Birkaç dakika süren sakinleşme çabam sonuç verince sırtımı kapıdan ayırıp lavabo aynasına doğru yürüdüm. Saçlarıma gömdüğüm tel tokaları tek tek çıkartıp aynanın önündeki tezgaha bıraktım. Beyaz vücudumda az önce yaşadıklarımızın gerçekliğine vurgu yapan küçük kırmızı izler kalmıştı. Neyse ki hiçbiri birkaç saatten fazla benimle kalacak gibi değildi. Yalnızca tek bir tanesi hariç… Sağ mememin ortasından ucuna doğru hafiften mora çalmaya başlayan bir ısırık izi vardı. Parmağımı üzerinde gezdirdiğimde dediğim noktada bir sızı hissettim. Ama buna kesinlikle değerdi…
Geniş duşakabine girmeden önce altımdaki ıslak külotu çıkartıp ayaklarımın arasından mermer zemine bıraktım. Suyu açıp birkaç saniye sonra altına girdim.
Kaynar su omzuma döküldüğü anda güçlü çığlığım banyo duvarlarında yankılandı. Bir elimle haşlanmaktan son anda kurtulan omzuma dokunurken banyo kapısı gürültüyle açıldı.
‘’İyi misin?’’ Karşımda yarı çıplak duran adam son derece endişeli görünüyordu.
Kaynar suyun altından elimi geçirip musluğu kapatma düşüncesi bile beni korkuturken ‘’Su çok sıcak.’’ Dedim.
Attığım çığlığın nedenini anlayınca endişesi dağıldı. Yerini tatlı bir tebessüm aldı. ‘’Öyleyse onu kapat.’’
‘’Elimi yeniden bu suyun altına ölsem de sokmam.’’
Kafasını yana yatırıp bana küçük bir çocukmuşum gibi baktı. Duşa kabinin içine adımını atıp geniş başlıktan akan kaynar suyun altına girdi. Önce suyu biraz kıstı sonra da sıcaklığını ayarlamak için musluk başlığını diğer tarafa çevirdi. Sular çıplak göğsünden karnına akarken altındaki pantolon neredeyse yeni yıkanmış kadar ıslandı. Lanet olsun. Bu adamın her haliyle nefes kesici olması ölümüme sebep olacaktı.
Ben duşakabinin köşesinde onu beklerken suyun sıcaklığından emin olup başlığın altından çıkarak bana döndü. Az önce fark ettiğim morluğa kaşlarını çatarak baktı. ‘’Canını mı acıttım?’’
‘’Hayır.’’ Elini tutup parmağını morluğun üzerine dokundurdum. ‘’Bak acımıyor.’’ Aslında tam olarak doğru sayılmazdı ama kesinlikle başa çıkamayacağım bir şey de değildi.
Parmağını morluğun üzerinde gezdirip bir anlığına meme ucuma dokundu. Bana doğru bir adım atarak bir elini arkamdaki duvara dayayıp vücuduyla beni köşeye hapsetti. Heyecandan kanım kaynamaya başladı.
Ellerimi ıslak karnına koydum. Oradaki her bir kas çıkıntısının üzerinde yavaşça dolaşmaya başladım. Bana doğru iyice yaklaşıp vücudundan sular damlarken beni öpmeye başladı.
‘’Seni bu duvara dayamak ve çığlıklarını tüm otele dinletecek kadar sert becermek istiyorum.’’ Sesindeki tehlike aklımı başımdan aldı.
Kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atarken, karnımın altındaki zonklama şiddetle kendini belli etti. Titreyen parmaklarımla acemice kemerini ve pantolonunun düğmelerini çözmeye çalıştım. Beni bekleyemeyecek kadar acelesi olmalıydı çünkü işi benden devralıp hızlıca tamamladı. Pantolonunu duşa kabinin dışındaki külotumun yanına fırlattı.
Kollarımdan tutup sertçe arkamı çevirdi. Yüzüm soğuk fayansa dayandığında kalçamı onun girebileceği pozisyonda havaya kaldırdım. Bir an penisinin başı vajinamın girişindeyken, diğer bir an testislerinin popoma çarptığında çıkardığı sesi duydum.
‘’Ah…’’
Hem çok canım yanmış hem de büyük bir zevk almıştım. Bir eliyle belimi diğeriyle saçlarımı kavrayıp vuruşlarını sıklaştırdı. İçime her girip çıktığında bedenim onun için daha da çıldırıyordu.
‘’Hoşuna gidiyor mu… Seni böyle sertçe becermem?’’ Sesi son derece boğuktu.
Öyle çok hoşuma gidiyordu ki her anını içimde geçirmek istese bunu seve seve kabul ederdim. Ama konuşup kendimi ifade edemeyecek kadar aklım başımdan gitmişti. Onun yerine kısık bir inlemeyle karşılık vermekle yetindim.
Kalçama aldığım darbeler etkisini artırırken buna daha ne kadar dayanacağımı bilemiyordum. Belimdeki elini karnımdan yukarı kaydırıp memelerime götürdü. Onları okşarken daha fazla dayanamayacağımı anlamıştım. Küçük çığlıklar atmaya başladım.
Kalın penisinin içimde oluşturduğu doluluk artık taşma noktama gelmemi sağladı. Hızlı ve sert gelgitlerinin arasında titreyerek penisinin üzerine boşaldım. İçimdeki sıcaklık ve ıslaklık miktarı arttıkça o da boğuk boğuk inlemeye başladı. Uzun bir süre daha testisleriyle kalçalarımı dövüp, girişlerini derinleştirdikten sonra ‘’Lanet olsun…’’ diyerek titredi ve içime boşalmaya başladı. Hiçbir şey bundan daha güzel olamazdı.
Nihayet titremeleri ve yavaşlayan girişleri son bulduğunda beni kendine çevirip yanaklarıma öpücükler kondurmaya başladı. Az önce vücudum, şimdi de kalbim eriyordu. Bir yanım bunun benim için son derece tehlikeli olduğunu haykırsa da o sesi duymazdan gelerek öpücüklerine karşılık verdim.
‘’Bu tapılası vücudu kendi ellerimle yıkayacağım.’’ diyerek beni hala akmakta olan suyun altına çekti. Avcunun içine biraz şampuan döktükten sonra saçlarımı köpürtmeye başladı. Hayatımda kimse saçlarımı yıkamamıştı. Buna annem bile dahil… Yani bebekliğim sayılmazdı ama çocukken çok hasta olduğum günlerde bile bunu benim için yapmamıştı. İçinde bulunduğum an kalbimin eksik bir parçasını dolduruyormuş gibiydi.
Saçlarımı yıkamayı bitirdikten sonra vücudumu yıkadı ve beni baştan ayağa tertemiz yaptı. Üzerinden sular damlayarak banyoya çıkıp dolaptan bir havlu getirdi ve etrafıma doladı. ‘’İşte şimdi oldu. Sıra bende.’’
Onu yanağından öpüp duşakabinden çıktım. Aynanın önündeki saç kurutma makinesiyle saçlarımı kuruturken, aynaya yansıyan enfes görüntüsünü izlemeye başladım. Onun da benden etkilendiğine emin olurken onu izlemek çok daha kolaydı.
İkimizin de işi bittiğinde beline bir havlu doladı ve yatak odasına çıktık. O yalnızca iç çamaşırı giyerek kendini sırt üstü yatağa attı.
Ben de havlumu çıkarıp bana verdiği tişörtlerden biri üzerime geçirdim. Ama tam olarak ne yapmam gerektiğini bilemeyerek olduğum yerde dikilmeye devam ettim. Artık kendi odama mı gitmem gerekiyordu, yoksa burada mı kalacaktım? Tanrı biliyor ya ondan bir saniye bile ayrılmak istemiyordum…
‘’Orada daha ne kadar dikileceksin?’’ Tuhaflığımı o da fark etmişti. Panikle yatak odasının kapısına doğru birkaç adım attım.
‘’Kusura bakma… Gidiyorum.’’
Hızlıca yatakta doğruldu ve oturur pozisyona geçti. ‘’Nereye gidiyorsun?’’ Kaşları çatılmıştı.
‘’Odama gidiyorum.’’ Sesimdeki kararsızlık havada asılı kaldı.
‘’Seninle sadece bir haftam varken gerçekten odana gitmene izin vereceğimi düşünmüyorsun değil mi?’’ Kaşları hala çatık olsa da yüzüne muzip bir gülümseme yayıldı. Eliyle yatağa pat pat diye vurdu ve yatağa geri uzandı.
Tüm vücudum rahatlamayla gevşedi. Yatağın diğer tarafından dolanıp temiz çarşafın altına girip yanına uzandım. Parmaklarımız birbirine değiyordu. Vücudunu bana dönüp beni kollarının arasına çekti ve saçlarımdan öptü.
İkimiz de hiç konuşmadan öylece yattık. Hızlanan kalp ritmini sırtımda hissedebiliyordum. Tabi bunu kafamdan uydurmuyorsam…
— — — — — — — — — — —
Selam! 😍
Buralar bir ısındı sanki? 🔥
Aklınızdan neler geçiyor bakalım… 😏😈
Buraya kadar geldiyseniz takiplerinizi bekliyorum artık. 🤭😍
Keyifli okumalar. ♥️
📖
💚