Dağılma

1508 Kelimeler
22 Dağılmak.. Ah be Müjdat Abi keşke sana dağılmayı anlatabilseydim. Babası ‘’Görüşmeyin’’ dediğinde bana kaçan kız, babası izin verdiğinde ve ben kendimden çok O’nu düşündüğümde telefonlarımı açmadı. Twitter’dan bana laf sokan tweetler paylaştı. Dağılmak mı? İşte dağılmak o zamandı. Anlam veremedim yıkıldım, yiyemedim, nefes alamadım ama her şeye rağmen yine de kızamadım. Onu da geçtim, bahsettiğim eski sevgilisinin ev arkadaşı Burak ile takılmaya başlamış diye haber geldi, Burak’ta bizim Ceyda’nın eski sevgilisi.. Ceyda bile kızdı Yaren’e ama ben kızmayın dedim, ‘’Döveceğiz’’ dediler, ‘’Ne olur dövmeyin’’ dedim. Duyduklarıma göre Burak ile birlikte oldukları gecenin sabahı, Burak okula geleceğini söylemiş ama ev arkadaşı (Yaren’in eski sevgilisi) Turgut ile okula giderek; Yaren’i rezil etmişler. Birde Yaren ağlarken fotoğraf çekip, Twitter’da paylaşıp kızı rencide etmişler. Bu durumdan haberi olan ailesi tekrar Amasya’ya giderek, benimle olduğu gibi Burak ile bir konuşma yapmışlar. Acı olan tarafı; ben böyle bir şey yapmadığım halde bana kaba olan Ümran Hanım, Burak’a karşı çok kibarmış ve Burak ne yapıp edip olayı benim çıkarttığımı söylemiş ve Yaren kendini rezil eden bu çocuğu savunurcasına onaylayıp beni kötülemiş. Al abi sana dağılma. O gün bana telefon gelip ‘’Abi ben senin alakan olmadığını söyledim ve Yaren ile Burak’a kızdım. Efe abi ile ne alakası var dedim. Ama ikisi de sıyrılmak için seni öne sürdü..’’ dediğinde ben sadece ‘’Yazıklar olsun, Tanrı’m bu kullarını sana havale ediyorum, ne olur hakkımı onlarda bırakma’’ diyebildim. Ben o gece çok ağladım be abilerim. Çok ağladım ve çok içtim, o gece ve sonrasındaki her gece… 23 Ah be kardeşim, ah be yazar kardeşim.. Mehmet ve Müjdat seninle çok sohbet etseler de, hikayeyi sanki ben dinlemiyormuş gibi olsam da.. Dinledim be. Keşke dinlemeseydim, keşke sende bu Aziz Abini üzmeseydin. Yüreğimi dağladın, birazdan gideceksin ama böyle veda olmaz be kardeşim. Bizi böyle üzgün mü bırakıp gideceksin? Neden böyle sevdin, onca olaya rağmen nasıl böyle sevebildin? Bu nasıl bir yürektir sendeki? Kıskandım, merak ettim ama çokça da üzüldüm. Şimdi ben seni böyle nasıl yolcu edeyim? Seni nasıl bu duygu haliyle göndereyim. Ah be yazar kardeşim ben şimdi ne yapayım. Yeterince derdimiz varken; bizi neden üzdün, neden hüznüne ortak ettin? -İrfan… -Buyur Aziz Abi’m. -Aziz Abisinin suç ortağı, hazırlan. Denetimli serbestlik çıkışları başlıyor. -İrfan bize mutlaka yaz. -Mehmet Abi bu kadar bu kısım. Aşkla Yaren olayı bu kadardı. Bitti. O günden bu güne bekliyorum. -Neyi? -Bir kez daha görebilmeyi.. -Umarım görürsün. -Umarım abi. -Ama bize öncesini de anlat, yaz bize. Özge’yi merak ettik. Onda ne oldu? Konu yarım kalmasın anlat.. Neden böyle olduklarını, neden bunları yaşadığını sen çözmüşsündür. Mutlaka yaz bize. İzinde de seni arayıp yanına geleceğiz mutlaka.. -Tamam abi.. 24 Ceza Evinden çıkmıştım ama gerçekten mutlu olmamıştım, çünkü bizim gibilere asıl ceza hayattı. Benim en büyük sınavım ve cezamda aşktı zaten. Gerçi ben bu cezayı çekmeye razıydım, çünkü babam içindi bu cezam ve ben bir ömür çekerdim. Babam için… Babam bu dünyada gördüğüm en kibar adamdır, çocukken tüm babalar öyle sanıyordum ama değilmiş. Gerçi babamın çoğu arkadaşı da kibar adamlardı. Devamlı ‘’Hayatım’’ diye hitap eden Hayatım Kemal Abi vardı, bana devamlı ‘’Doktor’’ diyen Adnan Abi mesela yada biz küçükken güzel horoz taklidi yapıyor diye Horoz Murat Abi. Babam matbaacı benim, iyi de matbaacıdır. Sanayi de elleri boya içinde çalışırdı (Hayatım Kemal Abi ve Adnan Kaymak da matbaacılardı), hep ayaktaydılar ve hep erkeklerin olduğu bir ortamdı. Buna rağmen çok kibarlardı ve çok seviliyorlardı. Ben her babanın bu kadar konuşkan olmadığını, çocuklarıyla arkadaş gibi olmadığını ve eşlerine babamın davrandığı gibi davranmadığını öğrendiğim yıllarda çok üzülmüştüm. Bu duygu çok güzeldi ve her aile yaşayamıyordu. Her evladına anne ve babanın bazı özellikleri geçer derler; kardeşim Erhan çok beceriklidir (eli titremez, tamir ve onarım işlerini çok iyi yapar), abim Ahmet çok sabırlı ve sakindir, ben ise çok konuşkan ve (kimse bilmese de) çok duygusal. Babam bizde böyle dağılmış. Bana sorsanız hem en şanslı benim, hem de en şanssız. Ben baba olsaydım en çok abimi severdim (hem ilk göz ağrı, hem de en terbiyelimiz), genelde de en çok küçük sevilir derler ama ortanca çocuklar için söylenen hiçbir teselli cümlesi yoktur. Bu beni çok yıkmıştı, zaten babamın takdir edeceği hiçbir özelliğim yoktu da… Bırakın takdiri, evdeki en berbat çocuk bendim, evin ve ailemin başına dert açmakta üstüme yoktu ve kardeşlerime kötü örnek oluyordum. Bunun herkes farkındaydı. Bu yüzden babam beni hiç takdir etmedi. Çok istedim ama hiç elde edemedim. Sonra üzerine çok düşündüm, ‘’acaba adam haklı mı?’’ dedim. Bende kendine ait iyi bir şey göremiyor muydu? Olabilir dedim. Çünkü babam terbiyeliydi ama değildim, babam aşırı milliyetçi bir adamdı ve ben Topsakal bıraktığım ve döğme yaptırdığım için bana kızardı. Babam tasarrufluydu, ben değildim. Babam sakin adamdı, benim ani sinir patlamalarım olurdu. Alimden zalim doğar derler ya; babam ve bana en güzel oturan cümleydi. Ama ben de babam gibi çalışkandım, iş ayırt etmez çalışırdım. Ne işler yapmış olduğuma şaşardınız ama babamdaki istikrar bende yoktu, o yüzden bu da olmaz dedim. Sonra buldum… Bende babam gibi seviyordum. Babam anneme hep aşk kelimeleriyle hitap eden, çiçekler alan, ev işlerinde yardım eden, hep kibar konuşan, her daim bir şeyler öğretmeye çalışan bir adamdı. Ben anneme bağırdığına hiç şahit olmadım. Bazı babalar eşlerine vuruyormuş bile, babamı görünce bu olayları hiç kabullenemiyordum. Bende babam gibi seviyordum ama babam bunu bilmiyordu, dedim ya evin dalgacı davutu bendim. Genelde duygularımı aileme belli etmezdim, acılarımı Onları üzmemek için içimde yaşardım. Beni güçlü görsünler isterdim. Konu sevgiydi ve bende anlatamıyordum. Yazmak istedim, yazarsam en azından masaya bırakırım ve belki babam okurdu. Okur ve beni anlardı. Belki beni takdir eder ve belki de daha çok severdi. Aslında babamın beni sevdiğini biliyordum, tüm arkadaşları baban seni çok takdir ediyor diyordu ama ben babamdan duymak istiyordum. İster takdir edilecek bir özelliğim olduğuna inanmadığım için; babamdan duymadan inanmayacağımı düşünün, isterseniz ‘’Babadan duymak farklı, çocuk haklı’’ diye düşünün… Ben nedenini bilmiyordum, sadece babamdan duymak istiyordum. Duyamadım, artık duyamayacağım da… 2020 ocak sonu, hayatında hiç hastalanmayan adam hastalandı, hem de öyle bir hastalandı ki; doktora gerek yok diyerek bir ömür geçiren adam ‘’Beni doktora götürün nefes alamıyorum’’ dedi. Zatürre başlangıcı dediler. Akciğerleri su toplamıştı. İlaçlar alındı, tedavi başlandı. Ben cezaevinden çıktığımda babam hala hastaydı ve bu hem üzücü hem de akıl almaz bir olaydı. Babam evden çıkmıyor, ilaçlarını alıyor ve dinleniyordu ama durumu daha kötüye gidiyordu. Bu sefer doktorlar Akciğerlerine bazı kitleler gördüğü gerekçesiyle hastaneye yatırdılar. Dünya’da Korona (Covid 19) virüsü vardı ve ülkemiz dahil tüm Dünya büyük bir sıkıntı içerisindeyken; hastaların sağlıkları için hastaneler boşaltıldı. Babamı eve gönderdiler. Ben hastanede yattığı süreçte de, eve gelme sürecinde de çok vakit geçiremedim kendisiyle; çalışıyordum ve eve geç geliyordum. Babama işi bırakıp yanında olmak istediğimi söyledim bir gün; bana ‘’İşi bırakma, sen çalış ve para biriktirip evlen.’’ Dedi. Ne diyecekti ki adam; hayatını hep geç saatlere kadar çalışarak geçirmişti ama buna rağmen eve gelir gelmez yatıp uyumak yerine; annemle saatlerce sohbet ederdi, annemin gönlünü hoş etmeden uyumazdı. Öğrendiklerini anlatır anneme öğretirdi yada annemin bilmediği ve kendi bildiklerini öğretirdi, işi anlatırdı, annemi dinlerdi, hep bir konu bulurdu. Yıllarca böyle devam etti, hiç eksilmedi, hiç aksamadı. Çalışmamı istiyordu ve evlenmemi. Belki de beni evlenmeye en yakın çocuğu olarak görüyordu. Doğruya, neredeyse emir vaki yaparak kızın ailesiyle tanışmak için maaile iki yüz kilometre yol gitmiştik. Hem de gece birde söylerken ‘’Sabah dokuz yada en geç onda yola çıkmamız lazım’’ demiştim. Ah be babam… Hastaneden eve gönderilmesinden bir iki gün sonra babamın dördüncü evre akciğer kanseri olduğunu söylediler bana, evdekilerin ne zaman öğrendiğini soramadım bile. Doktor ‘’dört beş ay yaşar, altı ay mucize olur ama yedi ay olmaz.’’ Demiş. Ben bir zaman yaratıp babamla vakit geçirme planları yaparken, kardeşim hep yanlarında hastanelerde geziyor, abimde matbaayı ayakta tutmaya çalışıyordu. 23 Mart 2020.. Işın tedavisi vardı babamın ve ben işteydim. Telefonda babamın aradığını görünce içim sızladı, o telefonu açmak istemedim. Arayan kardeşimdi ve babamın öldüğünü söyledi. Babası ölmemiş birine bu durumu anlatmak çok zor; hem içiniz yanıyor feryat figan haykırmak istiyorsunuz (BABAAA diye), hem de sesiniz soluğunuz çıkmıyor. Çünkü size ses, soluk, destek olan baş yapı taşını kaybettiniz. Eliniz ayağınız boşalıyor, olduğunuz yere yığılıyorsunuz ama bayılamıyorsunuz öyle filmlerdeki gibi; çünkü yaşam bulanıklaşırken, baktığınız her yerde babanızla olan anılarınızı görüyorsunuz. O anılar öyle bir acıtıyor ki canınızı, bayılıp sıyrılmak yok diyor size bedeniniz. Bu acıyı çekeceksin, pişmanlığı yaşayacaksın ve hatalarını yana yana anlayacaksın diyor. Ne o habere, ne olanlara inanmak istemiyorsunuz. Zaten babalar ölür mü? Ölmemeli. Çocuk dediğin anasız babasız nasıl yaşar ki? Ben bilmiyordum, öğrenmekte istemiyordum. O gece nasıl bir istekle uyuduğumu size anlatamam. Ne kaygısızlığımdandı uyumam, ne de abimin ‘’Yatın uyuyun, yarına dinç olmamız lazım, defin işlemleri yorucu olacak.’’ Demesindendi. O gece uyumamın tek bir nedeni vardı. Uyuyup uyanırsam, belki bu bir rüyaydı ve biterdi. Böyle bir durumu rüyanızda görseniz, kabus sayarsınız ama ben rüya saymaya bile razıydım. Yeter ki uyandığımda babam köşesinde oturuyor olsun, ‘’Baba çok saçma bir rüya gördüm’’ diye anlatayım O’na. Ama hala anlatamadım, hala gördüğüm bir rüyadır umuduyla uyuyorum her akşam, hala kalktığımda babamı görebilmenin umuduyla… Yazdıklarımı okuyamadı babam, nasıl sevdiğimi göremedi, evlendiğimi göremedi… Ama inanın tüm çabam, tüm sevmelerim ve tüm o ihanetleri affetmelerim; aptallığımdan değildi, babam ve annem gibi bir aşk yakalama isteğimdendi. O yüzden beni yadırgamayın; biz babadan böyle gördük.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE