9. Bölüm

1413 Kelimeler
“Merhaba, Bayan Eden, şikâyetiniz nedir?” dedi Doktor Garic. “Merhaba Doktor Bey, biz eşimle çocuk sahibi olmak istiyoruz. Fakat bir süredir maalesef bu mümkün olmuyor.” dedim hüzünlü bir sesle. Doktor önce Zach’e sonra bana bakarak “Anlıyorum, daha önce konulan bir teşhis veya rahatsızlığınız mevcut mu?” dedi. “Benim yok Doktor Bey, fakat eşim...” diyerek Zach’e bir bakış attım. Zach gözlerini belerterek bana doğru döndü. Ölecektim. Bugün buradan çıktıktan sonra büyük bir ihtimalle ölecektim ama keyif aldığımı inkâr edemezdim. Doktor Zach’e dönerek “Beyefendi, siz de bir kısırlık mı söz konusu yoksa sperm sayınızda bir azalma mı mevcut?” dedi. Zach yüksek bir sesle “Bu saçmalık, ben gidiyorum.” dedi ayağı kalkarak. “Zach, niye böyle yapıyorsun. Bunda utanılacak bir şey yok, hayatım.” dedim tekrardan. Gülmemek için kendimi zor tutuyor bir yandan gözlerimle odayı tarıyordum. Doktor tekrardan Zach’e dönerek “Beyefendi, bunda utanılacak bir durum yok. Çok normal bir durum aslında. Bazı durumlarda insanlar çekinebiliyor fakat isterseniz size çok başarılı bir ürolog önerebilirim. Eğer çekiniyorsanız...” diye devam ediyordu yardım etmek ister gibi bir tonla. Zach bana doğru kötü bakışlarını iletiyor doğrusu beni biraz korkutuyordu. Sonrasında “Ben gidiyorum.” diyerek odayı terk etti. Doktor Bey’e dönerek “Bu hep böyle Doktor Bey. Asla ikna edemiyorum, kabullenmiyor. N’olur bir siz konuşup odaya getirir misiniz? Sizin bu konuda çiftlere çok destek olduğunuzu söylediler. Lütfen.” dedim yardıma ihtiyaç duyduğuma ikna etmek için yalvaran ve ağlayan bir ton kullanarak. “Aslında programım çok dolu ama...” dedi bana bir bakış atarak devam etti “...sizin için bir şansımı deneyeceğim.” “Çok teşekkür ederim, gerçekten size minnettarım.” dedim gerçekten minnet dolu bir sesle. Doktor odadan çıktıktan hemen sonra masasına giderek çekmeceleri karıştırdım. Hasta kayıtlarının olduğu defteri aldıktan sonra ‘Eden’ soyadına baktım. Çok fazla kayıt vardı. Bulamıyordum. Hastanenin açılışından neredeyse bugüne kadar gelmiştim fakat ‘Eden’ yoktu. Dışarıdan gelen seslerle beraber defteri yerine kaldırarak sandalyeye geçtim. Buradan bir şey çıkmamıştı. Doktor odaya gelerek “Maalesef eşinizi bulamadım.” dedi mahçup bir sesle. Teşekkür ederek odadan çıktım. Zach’i arıyordum. Hastaneden çıktıktan sonra arabaya doğru ilerledim. Zach arabanın içerisinde sinirli bir şekilde oturuyordu. Usulca yanına doğru ilerledim. “Bulamadım. Bu doktor değilmiş.” dedim temkinli bir sesle. Tek kelime etmeden arabayı çalıştırarak sürmeye başladı. Nereye gidiyorduk, ne yapacaktık hiçbir fikrim yoktu. Susmayı tercih ederek sinirinin yatışmasını bekledim. Bir süre geçtikten sonra arabanın yavaşça hızlandığını fark ettim. Zach bir dikiz aynasına bakıyor bir önüne bakıyordu. “Siktir.” dedi gergin bir tınıyla. “Bir şey mi oldu? Ne oluyor?” Çenesi gittikçe kasılıyor direksiyonu tutuşu sertleşiyordu. “Cevap versene!” dedim bu sefer bağırarak. “Biri bizi takip ediyor. Fark ettiğimi anladı. Siktir.” dedi. Sesi nefes nefese çıkıyordu. Yandaki aynadan arkaya doğru bakarken arka araçtaki adamın kafasını camdan çıkarttığını gördüm. Elindeki silahı çıkartarak bizim araca doğru doğrulttu. “Zach!” dedim telaşla. “Zach, silahı var...” derken patlayan silah sesiyle attığım çığlık birbirlerine karıştı. “Belle, eğil. Kafanı eğ! Hemen!” dedi Zach telaşla. Bir eliyle kafamı tutup aşağı eğiyordu bir eliyle arabayı kullanmaya çalışıyordu. Onun endişesi bana geçiyor benim korkum onu geriyordu. Birbirimize şu an hiç iyi gelmiyorduk ve bu, bu durumda olması gereken en son şeydi belki de. “Zach, dikkat et!” dedim ona dönerek. Zach eliyle torpidoyu karıştırırken “Karşılık vermem lazım, yoksa durmayacaklar!” dedi. Eline aldığı silahla nefesim kesildi. “Direksiyonu sabit tutman lazım. Zaten düz bir yol, bunu yapabilir misin?” dedi kararsız bir sesle. “Yaparım.” diyerek direksiyonu tutmamla o da camdan sarkarak ateş etmeye başladı. Arabaların lastiğini hedeflediğini umarak direksiyonu titreyen elimle tutmaya devam ettim. Tam kafamı biraz daha kaldırırken arka camdan girerek ön camı patlatan kurşunla direksiyon hakimiyetimi kaybettim. Attığım çığlıkla beraber refleksle ellerimi kulaklarıma kapayarak kafamı korumaya çalıştım. Zach telaşla bana dönüp direksiyonu kavradı. Gözleriyle üzerimi tarıyordu. Bir vücuduma bir kafama bakıyor, kan arıyordu sanki. Vuruldum sanmıştım. İyi olduğumu gördükten sonra verdiği nefesle ve ardından yaşadığı farkındalıkla “Siktir ya!” diye bağırdı. Ne olduğunu anlamaya çalışarak ona doğru döndüm. Arabanın savrulmasıyla elindeki silahı yere düşürmüştü. “Sana kafanı kaldırma dedim!” diye bağırdı bu sefer. Kafamı ellerimle dizime gömerek koltukta cenin pozisyonu alıp kıpırdamama kararı aldım. Zach süratle arabayı sürüyordu. İleride bir yol ayrımı vardı. Şansımız buydu. Dedektif aynadan arkadaki aracı kontrol ederek direksiyonu sıkıca kavradı. Yol ayrımına girerken sola girer gibi yaparak son anda sağa doğru kırdı. Arkamızdaki araç bunu yapacağımızı tahmin edemediği için sola doğru devam etti. Bir süre ilerledikten sonra arabayı yolun kenarına çekerek durdurdu. Kemerini açarak aşağı indi. Ellerini saçından geçiriyor derin derin nefesler alıyordu. Yavaşça kapıyı açarak indim. “İyi misin?” dedim sorgular bir tonla. Bana dönerek “İyi miyim? Sence iyi mi gözüküyorum, Belle? Dalga mı geçiyorsun? Şu halimize bakar mısın? Biraz önce kim olduklarını bile bilmediğim silahlı adamlar tarafından kovalandık. Vurulabilirdin. Farkında mısın? Ondan önce bineceğimiz araca bomba koydular, ölebilirdin. Carls ve Eric, ölebilirlerdi. Biri seni öldürmeye çalışıyor, bir şeyler dönüyor ve ben hala kim olduklarını bile bilmiyorum! Gelmiş burada, seninle doktorculuk oynuyorum.” dedi. “Evet, çok iyiyim.” Ona doğru yaklaşarak “Zach, ben...” deme niyetiyle ağzımı açmam faydasızdı. Üzerime yürüyerek. “Sen, ne? Yardım mı etmek istiyordun.” Her bir cümlesiyle bir adım atarak üzerime yürüyordu. “Yardım etmek istedin, öyle mi?” Adım. “Her zamanki gibi bir şeylere burnunu sokmadan duramadın.” Adım. “Hayatımın içine sıçmadan edemiyorsun.” Adım “Neden, Belle? Neden karşıma çıktın?” Ayağımın kaputa değmesiyle durdum. Fakat onun adımları durmamıştı. Devam etti sözlerine. “Benden ne istiyorsun?” derken bir elinin tersiyle yanağıma dokundu. Başparmağı ve işaret parmağı arasına sıkıştırdığı iki tel saçımı ovuşturuyor elinin tersiyle yanağımı okşuyordu. Yüzü yüzüme yaklaştıkça kaputa doğru eğilmeye başladım. Ben kaçıyordum, o geliyordu. Yüzüme dokunmayan eliyle belimi tutup hareket etmemi engelledi. “Hayatında biri var mı, Belle?” dedi bu sefer. Sesi yumuşamıştı. Burnu burnuma değiyordu. Gözlerim bir gözlerine bir dudaklarına kayıyor kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu. Yutkundum. “Ben...şey...ben...” dedim. “Benim...” Neredeydi bu kahrolası kelimeler? Dilim tutulmuş, ateş basmıştı. Kelimeleri bir türlü bulamıyordum. Beynim çalışmıyordu. “Senin ne, Belle?” dedi. Ses tonu gittikçe kalınlaşıyor genizden gelen bir sesle konuşuyordu. Her bir kelimesinde adeta nefesi yüzüme çarpıyordu. Belimdeki parmakları yavaş yavaş yukarı sıyrılan tişörtümden içeriye giriyor tenime değiyordu. Tanrım, boğuluyordum. “Özledin mi beni? Ben seni çok özledim.” dedi. Gözlerini gözlerime dikmişti bu sefer. “Eski zamanlardaki gibi sana dokunabilir miyim? Bunu ister miydin?” Kahretsin. Evet. İradem neredeydi benim? “Dudaklarını öperdim eskiden. Elimi vücudunda gezdirirdim. Sana neler yaptığımı hatırlıyor musun?” Sesi karanlıktı. Vaat doluydu adeta. “Ben, bana...şey, ben, eve-” Üzgün bir bakış esir aldı gözlerini. Keder düştü yüzüne. “Her zaman böyle miydin sen? Nasıl göremedim, çok pişmanım.” dedi Neler oluyordu? “N-nasıldım?” dedim titrek bir nefesle yine. Bir umut yeşermişti içimde nedense. Fakat bir şey oldu. Gözlerindeki yumuşak bakış soğudu. Ellerini çekti üstümden bir anda. “Ucuz.” dedi. Gözlerimi kırpıştırdım anlamaya çalışır gibi. “Gerçi senin biriyle yatman için hayatında birinin olmasının bir önemi yok dimi Annabelle? Sen seversin erkekleri.” dedi ellerini üzerimden çekip geriye çekilerek. - Annabelle nefes alamadı. Gözlerini kapattı ilk önce. Kulağındaki çınlamanın durmasını bekledi bir süre. Neredeyse evet diyecekti dedektife. Tek bir hareketiyle bütün her şeyini vermeye hazırdı. Titreyen sesiyle “Sen,” dedi ilk önce. Genzini temizleyerek devam etti “Sen, senin için yaptığım hiçbir şeyi hak etmiyorsun, Zach Stone.” “Ne yaptın benim için, Belle? Jacob’la yatmak dışında.” dedi iğrenerek. Dayanamıyordu, Annabelle. “Senin bir bok bildiğin yok!” diye bağırdı bu sefer. Ağlamaklı çıkmıştı sesi. Aşağılanmaktan sıkılmıştı. Zach bilmesi gereken her şeyi bildiğini düşünüyordu. Annabelle’e güvenmişti ama işte sonuç buydu. Bununla uğraşamayacaktı. “Arabaya, geç. Gidiyoruz.” dedi arabaya yürüyerek. Annabelle ağlamayacaktı. Tuttu kendini. Arabaya binerken kendine söz verdi sadece. Bir daha böyle bir şey yaşamayacaktı. Kendini ezdirmeyecekti. “Nereye gidiyoruz, ben Venicks’e gitmek istiyorum.” dedi sadece dedektife. Dedektif kinayeli bir gülüşle döndü. “İkinci doktoru buldum. Mesleğini bırakmış, bir bar işletiyor. Tam bir kadın düşkünü. En iyi yaptığın şeyi yapacaksın. Adamı etkilemeni bekliyorum senden. Etkileyerek ağzından bilgi alman gerekecek. Başka şeyler de yapabilirsin gerçi, orayı sana bırakıyorum.” dedi ima dolu iğrenç bir gülümsemeyle. “Yap şovunu, Bella.” dedi adını ‘Belle’ yerine ‘Güzel’ anlamına gelen ‘Bella’ diye söyleyerek. Tek özelliğinin güzelliği olmasını vurguluyordu. Yaptığı iğrenç imayla ve istediği görevle midesi bulanmıştı Annabelle’in. Bu adam nasıl böyle bir hale gelmişti aklı almıyordu. Fakat Annabelle kendine verdiği sözden emindi. Şov mu istiyordu? İstesindi bakalım. O zaman hakkını vermeliyim, diye düşündü Annabelle.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE