“Kendime öyle kızgınım ki.” Cezvedeki kahveyi fincanlara boşaltan genç kız yüzündeki tebessümle kendiyle cebelleşen adama baktı. Konuşmadan kendisine bakan gözlerine baktı bir süre. Uzanıp tuttuğu yeşil fincanı kaldırıp ona uzattı. “Geçmişte yaşamaya devam edersen geleceğimizi kuramayız.” Eline aldığı fincanıyla öylece Gülüm’ün uzun kirpiklerine, minik çillerine baktı. “Ya sen, sen geçmişi unutabilecek misin? Yaşlandırdığım ümidini yok sayabilecek misin?” Bunu sorarken bile korkuyordu Erdem. Gülüm ise rahattı. Harelerinde herhangi bir duygu geçişi yoktu. “Kolay olmayacak. Üzüleceğiz hatta bıraktığı izlerin acısını hissedeceğiz.” Uzanıp elini yanağına değdirdi. “Ama geldin.” Dedi sessiz bir mırıltıyla. “Yanımda olacağını biliyorum. Hangi dert bizden büyük olabilir ki?” Erdem ağzın

