Aynada ki yansımama baktığım da üzerimde ki mezuniyet cübbesi ve başımda ki mezuniyet kepi hayallerimin resmiydi resmen, ben 4 yıl önceki o üniversite 1 öğrencisinden mezun bir kız yarattım şu an tek eksik yine her zaman ki gibi annemin gururla bana bakmasıydı. Babamla sabahın erken saatlerin de konuştuğumuz da 1 veya 2 saat içerisin de burada olacağını söylemişti, Alçin ile hazırlanmış birlikte babamın gelmesini bekliyorduk. Keşke bu sevinçli günüm de annemin yokluğu bu kadar belli olmasıydı yaşım kaç olursa olsun annemi ben hep ilk gün ki, acı ile hatırlayarak seviyordum şimdi yine ne annem vardı ne de ben senin annen olurum diyen sevdiğim adam. O kadar isterdim ki annemle babamın yan yana el ele durarak bana gururla bakmalarını o kadar isterdim ki, sevdiğim adamın bu gurura eşlik eden aşk dolu bakışlarını ama gerçekler tek başıma boş odada kendi yansımama bakmaktı. Ne annem vardı ne de o şımarık adam yanaklarımdan ben fark etmeden süzülen yaşları ustalıkla tenime bastırdım, bu ülkeden 1 hafta içerisin de uzaklaşmak bana çok çok iyi gelecekti bunu biliyordum. Derin bir iç çektiğim de başımda ki kepi daha da sabitledim salon ile bitişik minik koridordan zil sesleri yükseldiğin de, babamın geldiğini hissettim bu his hüzünlü bakışlarıma buruk bir tebessüm kondurdu zaten hep böyleydi annem hüzünlü bakışlarım babam ise o hüzüne eşlik eden buruk tebessümdü. Alçin'in ismimi salondan bağırması ile kapıya doğru heyecanla koştuğum da babamın gözleri ile aylar sonra karşılaştım, parmak uçlarım kapının kulpun da heyecanla durduğun da gülümsedim babam da bu gülümsemeye yorgun bakışları eşliğin de eşlik etti. Birbirimize kaç saniye baktık bilmiyordum ama başım babamın huzur dolu göğsün de durduğun da, sıkıca sardı kolları bedenimi o kadar çok ihtiyacım vardı ki bu huzuru hissetmeye. Boğazımda ki yükselen düğümü bastırdığım da babamın güven dolu göğsüne kendimi daha da bıraktım, kokusunu içime çekebildiğim kadar çektiğim de parmaklarının saç tellerimde gezindiğini fark ettim.
" Güzel kızım benim hicranım "
Dudaklarından özlem ile birlikte sessizce dökülen kelimeleri kulaklarıma ulaştığın da tebessüm ederek yaşlar süzüldü, bu sarılmaları bu kelimeleri yıllarca o kadar çok bekledim ki bir gün babam bana sarılacak dedim hep umut tohumunu büyüttüm kalbimde. Şimdi ise bu hayalini kurduğum sımsıcak güven dolu kollar beni sarıyordu bunlar bir çocuk için, bir insan için hâyal olmamalıydı annenin sarılması, babanın sarılması bunlar normal şeyler olmalıydı bir hâyal değil. Ben ise doğduğumdan beridir bu ailenin özlemini çekerek hâyal kuruyordum bu hiç âdil değildi hem de hiç, ben sadece bir aile istedim ama benim ailem ben daha çok küçük yaştayken yok oldu. Ailecek hatırladığım tek bir anımız bile yoktu tek bir fotoğraf karesi bile yoktu bunlar benim canımı o kadar çok yakıyordu ki, 23 yaşında olsam bile hâlâ o 8 yaşında ki kız çocuğunun kırgınlığı vardı hayatımda. Bu kız çocuğu bana ne nefes aldırıyor, ne yemek yediriyor ne de kimseyi sevmeme izin vermiyordu. Haklıydı onun kalbini daha yeni oluşuyorken yeni yeni atmasını hissederken kırmışlardı o çok haklıydı, ben onu yıllardır kalbimin en kuytu parmaklıkları arasında tutuyordum bağırmalarını duymuyordum o kızın bastırıyordum. Babamın göğsünden ayrıldığım da gözyaşlarımı hemen tenime bastırdım görmesini asla istemiyordum bu gözyaşlarını, babamı incitme düşüncesi bile kalbimi acıtıyordu o benim tek ailemdi çünkü. Babam ile Alçin aşağıda üniversite mezuniyeti hakkın da konuşuyorken bende son kez valizlerimizi gözden geçiriyordum tören saatine az bir zaman kalmaya başladığın da, heyecanım git gide daha da yoğun olmaya başlıyordu. Bugün törenden sonra arkadaşlarım ile kutlama yemeği yiyecek ve akşam üstü herşeyi toplayarak gidecektik, ben daha fazla burada kalmak istemiyordum bugün babamla geri İzmir'e dönmeye karar vermiştim. Yemekten sonra babam hemen bizi alacak ve buradan gidecektik bir daha bu şehire bu zalim şehire adım atmayı bile düşünmüyordum, çünkü bu şehir artık Refhan Araslan kokuyordu. Ve ben daha fazla bu şekilde ölemezdim onun aşkı onun aşkının özlemi bana zarar vermeye başlıyordu kendimi kaybediyordum, onun özlemi ile ben kendimi bile bulamıyordum ela gözleri resmen hayatımın merkezi hâline gelmişti. Ahşap gıcırdayan merdivenlerden dikkatle üst kata çıktığım da yutkundum bu üst kata yıllar önce çıkmıştım, hemde onun kucağında bu anı anının görüntüleri zihnimde canlanmaya başladığın da gülümsedim. Anılar ölü birer insanın mezarlığı gibiydi ve ben her gün, her saat, her dakika ziyaret etmeden yapamıyordum. Refhan Araslan uzakta çok uzakta olsa bile yine beni gülümsetmeyi başarabiliyordu bu adam hâlâ beni güldürüyor ama aynı zamanda, çok fazla üzebiliyordu o çok farklıydı o çok özeldi hatta gerçekte olamayacak kadar çok güzel bir adamdı onun şımarık ela gözleri. Parmak uçlarımın üşümesi eşliğin de eski odamın kapısını açtığım da kalbim binlerce anıyı hatırlayarak ve hissederek parçalandı, onun kokusu, onun gözleri, onun uyuyan yüzü zihnimde bir ışıklı tabela gibi belirdiğin de düşmemek için kapıdan dengemi sağladım. Bu odaya veda etmem gerekiyordu artık bazı şeylerle yüzleşmem gerekiyordu yutkunmaya çalıştım, ama düğüm o kadar fazlaydı ki yalnızca boşuna yutkunduğumu anladım. Kapıyı yavaşça ardımda kapattığım da başımda ki kepi çıkararak bir kenara koydum yıllar önce onunla son kez, uyuduğum yatağıma baktığım da gözlerim doldu gözyaşlarının aktığını bile hissedemiyordum şu an. Gerçi ben yıllardır hiçbir şey hissetmiyordum ne bir mutluluk, ne bir hüzün, ne bir sevgi ben yıllardır o gittiğinden beridir kimseye karşı bir şey hissedemiyordum. Benim hislerim onun araba ile gidişini izlerken dizlerimin üstünde gitme deyişim ile, bitmişti benim hislerim o gün öldü o gitti ben sadece nefes alan bir ruh oldum. Kendi yavaş nefes seslerim odada yankılanarak kulaklarıma ulaştığın da onun yıllar önce uyuduğu yere oturdum dikkatle, onun bir zamanlar uyuduğu çarşafa parmak uçlarım dikkatle dokunduğun da irkildim. Onun sıcak teni yerine boş soğuk çarşaf yokluğunu bir kez daha dibine kadar hissettirdiğin de yutkundum, kendi acı dolu yakarış seslerim zihnimde canlanmaya başladığın da gözlerimi sıkıca kapattım.
" Refhan lütfen gitme annem gibi beni bırakma dayanamam! "
Gözyaşları yanaklarımdan usulca döküldüğün de tek dökülen şey yaşlar değildi emindim.
" Sana aşık oldum şımarık herif sana aşık oldum! "
Gözlerimi yuvasından yavaşça açmaya başladığım da dudaklarım titredi bedenimin bu yaz günün de üşüdüğünü hissettim, o gün onun gözleri kelimelerden daha fazla şey anlatıyordu sanki o dilinin ucunda ki cümleyi söylemek için deli oluyordu karşımda. Parmak uçlarım sol tarafıma giren ağrı ile kalbime gittiğin de kalbimin sanki bu anılar yüzünden hissettiğini, ağrımaya başladığını düşündüğüm de koridordan gelen odama doğru yaklaşan adım sesleri ile gözyaşlarımı tenime hızla bastırdığım da kendimi toparladım...
Uzun uzun süren konuşmalar sonunda keplerimizi gökyüzüne hediye ettiğimiz de gülümsedim binlerce öğrenci, kampüs bahçesinde aynı sevinci ve gururu paylaşırken gözlerim babamın gurur dolu bakışların da durdu. Bu bakışı karşımda gözlerimin içerisine bakıyorken görmek o kadar güzel bir histi ki bu his şu an tüm yaraları bir rafa kaldırdı, kampüs alanından babam ben ve Alçin çıktığımız da babam Merdivenli Yokuşa biz ise kutlama yemeği yemeye gitmek için ayrıldık. Refhanın evinin yakınlarındaki bir caddede küçük bir restorana girdiğimiz de bedenime artık ağır gelen, cübbeyi çıkardım cam kenarındaki masaya arkadaş grubumuz için oturduğumuz da içim ne kadar buruk olsada tebessüm ettim. Alçin erkek arkadaşı ve amfiden bir kaç arkadaşım ile birlikte sohbet etmeye başladığım da burnuma gelen o tanıdık, binlerce anılara ev sahipliği yapan ekmek kokusu tüm restorana yayılmaya başladığın da tırnaklarımı avuç içlerime gerginlik ile batırdım. Kutlama yemeğini asla mahvetmek istemiyordum hele ki arkadaşlarıma karşı mutsuz olumsuz bir tavır sergilemek asla ve asla, istemiyordum ama konu Refhan Araslan ve şımarık ela gözleri olunca istisnalar maalesef hemen bozuluyordu. Dudaklarımı kemirmeye başladığım da kalbimin heyecan ve acı içerisin de atmasına, Alçin'in erkek arkadaşının sorduğu soru ile kalbim daha da yerinden çıkmaya başlayarak attığın da yutkundum.
" Hicran ve Refhan aşkı nasıldı? "
Bakışlarım deli arkadaşımın bana soru ile parlayan gözleri ile karşılaştığın da hayır anlamında bakışlarımdan tavrımı sergiledim, ama Alçin bu soruyu sanki aylardır bekliyormuş gibi heyecanla yanıtladı.
" Şöyle düşün suyun yapısında bulunan hidrojen ve oksijenin ayrı ayrı, birer yanıcı ve yakıcı madde olmasına rağmen ikisi bir araya gelince dünyada ki en iyi söndürücü haline gelmesi bu aşktaki iki farklı insanın çarpışıp bu kadar mükemmel olabilmesine benzettiğim bir aşk hikâyesi "
Masada ki herkesin bakışları benim tepkimin ne olacağını kesinlikle izlemek için bana çevrildiğin de yalnızca yutkundum, Alçin'in dediği kelimeler ise özlemime daha da özlem ve aşkıma daha da anlam kattı. Bu hikâyede birimiz yanıcı birimiz yakıcı maddeydi ve biz Refhan Araslan ile ne kadar çok sarılırsak o kadar fazla yanıyorduk, doğruydu o yüzden her sarıldığımız da bir facia ile bitiyordu sonu tıpkı yanmak gibi... Benim aşkımı artık herkes biliyordu mahalledeki yaşlı teyzeler bile hafta da en az bir kere, " O seni üzen delikanlı oğlan geldi mi? " Diye soruyorlardı çocuklar beni üniversite çıkışı Merdivenli Yokuş sokağında gördüklerin de tüm oyunlarını bırakarak şarkı söylemeye başlıyorlardı o şarkı zihnimde canlanmaya başladığın da buruk şekilde tebessüm etti dudaklarım...
" Çocuklar bile biliyor hicran refhan'ı seviyor.
Çocuklar bile söylüyor hicran refhan'ı seviyor. "
Tüm bu düşünceler, bu sesler, bu konuşmalar, bu anılar, onu hatırlatan herşey sabrımı delice taşırmaya ve içimde 4 yıldır bastırdığım acı dolu duyguları dışarı vurmaya hazırlanırken cübbemi de varlığımı da hızla masadan alarak uzaklaşmaya başladım. Benim bir mercimek tanesi kadar bile dayanacak gücüm yoktu bunlara hatta benim bir canım bile yoktu yanacak artık, bedenimi ve yaşlar ile dolan gözlerimi onun evinin demirli kapısının önün de bulduğum da derin bir nefes aldım seslice. Parmak uçlarım demirli bahçe kapısını yavaşça ittiğinde kalbime bir bilmediğim özlemin sıcaklığı yayılmaya başladı, sanki yıllardır aradığım bir şey çok fazla yakınımda gibi hissettim bu his kalbimi aynı zamanda ısıttı bedenimi ise aynı zamanda buz gibi yaptı. Yanaklarım da kurumuş olan yaşları tenime bastırmaya ihtiyaç duyarak sürgülü kapıya ilerlediğim de içerideki, bağırış sesleri daha yeni kulaklarımla buluşmuştu. Adeta tüm bu düşünceler beni sağır kalbimi ise acıya boğuyordu sanki üşüyen parmak uçlarımı, avuç içime bastırdığım da sürgülü kapıdan hızla ve sinirle çıkan siyah saçlı kadının yeşil gözleri ile buluştu gözlerim ve ardından şımarık adamın babasının sesi eşlik etti bu tuhaf ana.
" Selma nereye gidiyorsun? "
Selma...
Annemin yıllardır duymadığım adı tüm bahçede yankılandığın da onun babasının bakışları ve yanında ki tanımadığım kadının bakışları, benim üzerimde buz kesildiğin de hızla nefes almaya başladım dudaklarım parmaklarım gibi titremeye başladığın da sendeledim. Kalbimde ki sıcaklık tüm herşeyi ve her yerimi yakmaya başladığın da gözlerimi kapattım sıkıca kapattım bu, hayır bu, bu bir rüyaydı değil mi? Evet... Evet bu bir rüyaydı.
" Sen bu kadın yüzünden benim kızımın hayatını mahvettin yetmezmiş gibi bir de torunumu bu kadın yüzünden gönderdin hâlâ bu kadının bir de peşinden mi gidiyorsun! "
Onun evinin bahçesinde anneannesinin sesi bu hareketsiz ve donmuş şekilde ki halimize eşlik ettiğin de düşünceler bazı parçalar, ve en büyük resim yerine yavaş yavaş oturmaya başladı.
Benim annem ela gözlü adamın babası için beni terk etmişti annemin çocukluk aşkı refhan'ın babasıydı...
Gözlerimi sıkıca yumduğum yuvasından açtığım da karşımda ki bana çok yabancı ama çok çok yakın kadının yeşil gözlerinin içerisine baktım, mezuniyet cübbem kollarımdan ayaklarımın ucuna düştüğün de yanaklarımdan sessizce süzülen binlerce yaşı özgür bıraktım 14 yıl sonra dudaklarımı yıllardır içten içe yakan o kelime döküldü aynı gözlere sahip olduğum kadına.
" Anne! "
Sessizce tek bir 4 hecelik kelime yüreğimi ve bedenimi yakıp geçtiğin de dizlerimin üzerine bile düştüğümü anlamadım, karşımda ki yıllardır yüzünü unutmayayım diye ezberlediğim yüz yanıma korkak adımlar ile yaklaşmaya başladığın da bedenim titredi.
" Hicran..."
Adım dudaklarından aynı sessizlik ile döküldüğün de gözlerimin yandığını hissetmeye başladım gözyaşları o kadar fazlaydı ki, annemin yıllardır özlemle yandığım görmek için resmen ölüp bittiğim yüzünü bile doğru düzgün göremiyordum. Dizlerimin üzerinden bedenimi kaldırmaya çalıştığım da yapamadım benim, benim annem kokusunu yıllardır bir kere bile koklayarak öyle ölmek istediğim annemin kokusu bir adım uzağımda duruyorken bedenimi kaldıramıyordum sanki tüm gücüm bitmişti. Adeta parmak uçlarımı bile hareket ettirmekte zorlanmaya başladığım da ince aynı ellerimin soğukluğun da olan parmaklar tenime dokundu, yanağıma parmakları 14 yıl sonra dokunduğun da yandığını hissettim parmaklarının altında kalan tenimin. Nefes seslerim daha da yoğunlaşmaya başladığın da son kalan güç ile titreyen parmak uçlarımı karşımda ki benim için hâyal olan, tene koyduğum da tüm bedenim benden bağımsız olarak titriyordu. Yaşların görmeme bile izin vermediği gözlerim karşımda ki yıllardır resimlerden baktığım, gözlerinin gerçekliğine bakmaya her devam ettiğin de etrafım daha da kararıyordu. Kalbimin attığını bile hissedemiyordum sanki yavaş yavaş ruhum bedenimden çekiliyordu, öyle hissediyordum titreyen ürkek parmak uçlarım teninden yavaşça kaymaya başladığın da tüm herşey tamamen karanlık olmadan önce duyduğum en son sesti annemin o kelimesine yıllardır muhtaç olduğum ses yankılandı ilk ve son kez kulaklarımda...
" Kızım! Kızım! "
Kaşlarımı gözlerimin kapalı olmasına rağmen sarı loş bir ışığın çatmama sebep vermesi ile gözlerimi açmaya çalıştım, etrafımda olan herşey, her nesne bulanık görünmeye başladığın da parmak uçlarımı hareket ettirdim işaret parmağımda bir soğuk cihaz hissettiğim de bakışlarımı elime götürdüm. Parmağımda nabız hızımı ölçmek için takılı olan cihaza baktığım da sanki az önce yaşadığım bir rüya çok gerçek gibi geldi, o rüyayı hatırlamak bile istemiyordum çok saçmaydı hemde çok saçma... Onun şımarık adamın babasının dudaklarından dökülen ismim kulaklarımda yankılandığın da yutkundum...
" Hicran..."
" Eğer bir kızın olursa ona hicran ismini ver lütfen senden son ve tek isteğim bu..."
Bu, bunlar gerçekti ne yani benim adımı Refhan Araslan'ın babası Barış Araslan mı koymuştu? Annemin beni ve babamı bırakarak gittiği terk ettiği adam Barış Araslan ismi miydi? Refhan herşeyi başından beridir biliyordu onun o parkta sinirle ve nefretle aynı zamanda hüzün ile dökülen cümleleri zihnimde canlandı.
" Sana her baktığım da hem sevdiğim kızın hem de annemin acısını hatırladığımı mı? "
Biz düşman ailenin iki çocuğuyduk resmen birbirimize aşık olan iki düşman ailenin iki çocuğu o bilekliğin sahibi kesinlikle şımarık ela gözlü adamdı, çocukluk aşkımın o kelimeleri birbirlerini tanıyormuş gibi sinirle birbirlerine bakmaları Refhan daha önce benimle aynı yerdeydi biz aynı yerde birbirimizi tanımadan büyüdük. En büyük resim hastane odasında soğuk yatak çarşaflarının üzerinde açığa çıktığın da onun gidiş sebebini, babasının gönderme sebebini anladım Refhan benim annemi benden çalan adamın oğluydu... Ve babasının yarattığı eksikliği ise bizzat kendi öz oğlu Refhan Araslan doldurmaya çalışmıştı, aslına bakarsan doldurdu da Refhan hayatımda ki bir çok eksiği sevgisi ile doldurmuştu. Ama yine o sevgiyi geçmişin en büyük yarası annem ve o adam tekrar aldı benden tüm anlamı sevgiyi, şimdi şımarık prensim nerede onu bile bilmeden bu hastane odasında gerçeklerle yüzleşmek canımı yakıyordu. Refhan belki burada yanımda olsaydı bu ikimizin geçmişinin yaraları ile yüzleşmek daha kolay olurdu her ikimiz içinde, şimdi biz iki farklı yerde iki aynı acıyla yüzleşiyorduk birbirimize aşıkken hem uzakta hem de aynı acıyla yaşıyorduk. Tek bir gerçeği biliyordum ama biz geçmiş yaralarını birlikte saracak birbirimize birlikte iyi gelecektik, benim onu bulmam onun ise bana kavuşmaya ihtiyacı vardı. Bakışlarım hastane odasının loş tavan ışıkların da durduğun da herşeyi düşünmeye başladım ilk baştan, ben aşık olduğum adamın babasının koyduğu ismi taşıyordum yıllardır annemin beni bile bırakmayı göze aldığı aşk onun babasıydı... Kader peki? Kader neden onun ela gözleri ile beni sürekli bir araya getirdi biz ne kadar kaçmaya çalışırsak, kadar bu imkansız aşkın içerisine attı ikimizi de. Şimdi ne olacaktı ben bu ortaya çıkan büyük tablo ile tek başıma nasıl savaşacaktım ben bunu bile bile, şımarık adamı nasıl bulacaktım bulduğum da ise nasıl gözlerine bakacaktım. Onun babası yüzünden ben annemden oldum benim annem yüzünden o hem babası hemde annesinden oldu, şimdi tüm bu gerçekler ile onun ela gözlerini bulsam da kokusunu doya doya içime çekerek nasıl sarılacaktım. Peki ya çocukluğumu zehir eden benimle aynı renge sahip kadının gözlerine nasıl sevgiyle bakacaktım, annem bir kere daha benim hayatımda ki gençlik dönemimi bile mahvetti... Şimdi anne kelimesine ölürken bu kelimeyi demek için ölürken özlemi ile yanıp tutuşurken bu nefret ile nasıl saracaktım kollarımı bedenine, nasıl dudaklarımı özlemle yakan kelimeyi haykıracaktım gözlerine. Ben resmen ikiye bölündüm iki ayrı renge bir yanım siyah diğer yanım beyaz o kadar zıt renkler bir araya geldi ki sevgim de, siyah renk nefretim ve sinirim beyaz renk ise özlemim ve sevgimdi. Yanaklarımdan tavanı izlerken bakışlarım yaşlar usulca süzüldü yutkundum tüm bu gerçekleri sindirmek için yutkundum, ama olmadı o kadar ağırdı ki bir yanım anne özlemi ile kül oluyorken diğer yanımın nefret beslemesi çok ağırdı kaldıramadım. Ölmek istedim ben şu an bu hastane odasın da ölmek istedim herşey, tüm herşey çok ağırdı çok büyüktü enkaz altında nefes alamadım sarılacağım o kadar insan kapının önün de olmasına rağmen kimsem yoktu. Beni anlayacak bana anlayarak sarılan kimsem yoktu derin bir nefes çektim ciğerlerime, kimsenin yüzünü görmek kokusunu koklamak kelimelerini duymak istemiyordum. Beni avutacak kelimeleri duymak istemiyordum gitmek istedim bu hastane odasından kapının önünde ki kavga seslerinden, uzaklaşmak istedim yok olmak istedim ben... 3,940,4km kadar uzaklaşmak istedim tüm yaralarım ile beni seven ve yaralarımı iyileştiren adamın kollarına koşmak istedim, ben onun kalbinin sesini hissetmek istedim yeniden ben o ekmek kokusunu tekrar koklamak istedim. Herşey, herşey yalandı dokunduğum, bildiğim herşey annem bile yalandı şu an hayatımda ki herşeyden şüphe ettim, tek gerçek benden 3,940,4km kadar uzakta olan aynı acıların içerisinde tek başına savaşan adamdı... Parmağımda ki kalp hızımı takip eden cihazı çıkardığım da gözyaşlarımı her zaman ki gibi usulca yanaklarıma bastırdım, ince hastaneye ait örtüyü bedenimden hızla çekip aldığım da hemen ayağımın dibin de olan ayakkabıları giydim gitmek istiyordum kimsenin yüzünü görmeden uzaklaşmak istiyordum. Ayağa hızla kalktığım da gözlerimin kararmasını umursamadım artık burada tüm bunların ortasında kalmak, beni en sonunda delirtecek ya da öldürecekti ince titreyen parmaklarımı izledi bakışlarım vücudum bile artık benden bağımsız davranıyordu. Kapımın önün de hemen 1 2 adım uzaklıkta ki seslere yükselen nefes seslerim ile yavaşça yaklaştım, titreyen ve bu titremeye eşlik eden kalbim ile yavaşça açtım kapıyı kavga sesleri benim kapıyı açmam ile birlikte resmen donduğun da yutkundum. Dışarıdan bile duyulan nefes seslerimin yavaşlığı ile beni izleyen herkesi süzdü bakışlarım yorgundum, bitkindim, bitiktim... Gözlerim gözlerimde olan karartı ne kadar izin veriyorsa o izinde babamın gözlerine baktım tek bir kelime etmedi, tek bir söz bile dökülmedi ama gözleri sözlerden çok şey anlatıyordu babamın gözlerin de o bakış yaralı kalbime son darbeyi koyduğun da dudaklarım titredi. Tüm bu yaşanılan karşılıksız aşkın yanlışı bendim annem ve babamın en büyük yanlışı bendim ve ismimin anlamı bir kere daha tekrar etti hayatımda kendini, acı bir kere daha göğsüm de tekledi herşeyin sorumlusu sarılmak için öldüğüm ama sarılmamak için de nefret ettiğim kadının annemin gözlerine baktım. O da babamı tekrar etti yalnızca baktı gözlerime uzun uzun kulaklarıma gelen nefes seslerim daha da yavaşlamaya başladığın da, gözlerim buğulandı yaşlar akmak için yalvardı ama izin vermedim. Şu an içime ağlıyordum içime kan kusar gibi ağlıyordum ama dışarıdan artık kimsenin beni acı içerisinde görerek, bakmalarını istemedim bakışlarımı annemin gözlerinden çektiğim de bana yaklaşması ile geriye adım atmam ve tekrar gözlerine bakmam bir oldu.
" Dokunma bana artık yalvarırım "
Dedim boğazımda ki düğüm ile bana artık acı ile dokunmasını istemedim artık tek bir yanacak külüm bile yoktu, benden sevdiğim adamı çocukluğumu aile sevgimi her şeyimi çaldı annem. Kalbim göğüs kafesimde titredi parmak uçlarım ve avuç içimi kalbime bastırdım o kadar acıyordu ki, nefes alamadım derin derin nefes almaya çalıştığım da babam korkarak elini uzattı ama ittim. Bıkmıştım artık ailemin bana verdiği acıdan ölüyordum beni öldürüyorlardı yavaş yavaş beni, ölüme itiyorlardı bakışlarımı tekrar karanlık ele geçirdiğin de ardımda hemen kalan duvara yaslandım. Yaralarımı saracak bir kişi ya da bir şey arıyordum yaralarımı saracak adama koşmak istedim olmamasına rağmen koşmak istedim, gözlerimden akmak üzere olan yaşları umursamadım yanaklarımdan sessizce süzülen yaşları parmak uçlarıma dikkatle aldım. Acının en sessiz çığlığı kendi parmak uçlarımda duruyordu işte yutkundum kalbimin et parmaklıkları ardında kalan, küçük kızın haykırışları canımı öyle bir yaktı ki o kız çıkmak için yüreğimi yakacak acı iniltiler ile öyle bir bağırdı ki titredim. Duymak istemedim o kızın yıllarca içinde bastırdığı iniltilerin sesini duymak istemedim öyle bir acı dolu yakarış ile bağırdı ki o kız, susması için kulaklarımı tıkadım gözlerimi sıkıca yumduğum da hâlâ kulaklarımda değil bedenimin içinde hissettim yakarışları. Dudaklarım titriyordu, kalbimin atış hızını tahmin bile edemiyordum, parmaklarım üşümüştü morgda ki bir insanın soğukluğu gibi parmaklarım üşüyordu, ve buna titremeler eşlik ediyordu. Bacaklarım titriyordu beceriksizce ayaklarımın üzerin de dursam da bacaklarım da bir şeylerin boşaldığını ve bu yüzden bacaklarımın daha fazla titrediğini hissediyordum her geçen saniye, parmaklarım yavaşça tıkadığım kulaklarımdan ve saç tellerimin arasından kaydı. Etrafıma baktığım da annemin bakışı ile son noktayı yaşadım o kız çocuğu etten örülmüş zindanı delip geçti göğsüm de, dayanamadım bu çok ağırdı çok ağır duvardan yasladığım bedenimi de alarak bacaklarımda ki son güç ile hastanenin çıkış kapısına nasıl koştuğumu hatırlamıyordum. Koştum dakikalarca, saatlerce koştum nereye gittiğimi bilmeden koştum gidecek bir yerim bile olmadan koştum, nefesimin yavaşça seslerini duyarak koştum sevdiğim adamın bana çok uzakta kalan kollarını bildiğim halde koştum. Gidecektim bende onun gibi bu aptal şehirden gidecektim herşeyi silerek bende gidecektim hayatımda, zaten bir anne kavramı bile yoktu olmayan bir şeyi silemezdim zaten kimseyi istemedim hayatımda. Hayatıma yeni insanların girmesini bile istemedim korkuyordum artık insanların benim canımı bir hiçmiş gibi yakmalarından korkuyordum, kalbimde ki yaralı küçük kız çocuğu hicran korkudan titriyordu avuç içimi onun yanında olduğumu bilmesi için kalbime bastırdım. Hissetti sanki korku dolu bağırmaları usulca sakinleşti ve bitti... Küçük hicran o salıncaktan düştü bunu hissettim yine o küçük kızın dizleri kanadı ve o dizlerinin kanı yüreğime aktı, acıttı hemde çok acıttı ama güçlü durmak zorundaydım çocukluğumun yarasını sarmak için sadece ben vardım kimse değil. Adımlarım yavaşladığın da koca yaprakların altın da kalan o parka geldiğimi fark ettim ürkek adımlarım halsiz bacaklarımın eşliğin de parka ilerlerken, bir kız çocuğunun parkın içerisinde gelen gülme sesleri ile durakladım olduğum yerde. Görüş acımı kapatan yaprağı usulca kenara ittiğim de en güzel tablo karşıma çıktı, parkın sadece bir salıncağı vardı eskimişti ama yine de iş görüyordu hâlâ biraz ve bu salıncağa küçük bir kız çocuğu oturmuş anne ve babasının sallaması eşliğin de gülüyordu. Bu manzaraya karşı içimde yangınlar kopsa da tebessüm etti dudaklarım boğazımda kalbimde ki küçük kızın acısı yükseldi, yüreğim yanarken birden buz kesildi sanki bu görüntüye o kadar hasret dolu olduğumu anladım ki. Yine yüreğim kan ağladı yine dudaklarım lâl oldu yine gözlerimden anlatmak istediğim kelimeler yaşlar eşliğin de süzüldü, o küçük kızın her gülüşleri parkı sardığın da biraz daha öldüm biraz daha nefes alamadım ben aile özlemi ile bir kez daha yandım...
Hicran...
Annemin sesi bedenimi üşüttü hani sıcacık evinden çıkarsın da dışarısı buz gibi kar kış olurda bedenin birden bilmediğin soğuklara itilir ya, şu an öyleydim öyle hissettim parmak uçlarımdan kenara ittiğim yaprak kaydığın da gözlerimi kapattım derin bir nefes çektim acı ile yanan ciğerlerime. Cebimde ki küçük kutuya parmak uçlarım hatırlayarak gittiğin de müzik kutusunu aldım Davy Jones yazısında parmaklarımı sakince gezdirdim, şu an beni tek anlayacak ve yaralarımı saracak ismi dudaklarım sessizce söyledi.
Refhan...
Gözlerimde biriken yaşlar adım sesleri ve korku ile yerinde donduğun da parktan o küçük ailenin ayrılmasını izledim, o küçük kız anne ve babasının ellerini tutarak parktan ayrılmaya başladığın da öylece durdum. Boşluk hissi kalbimi hatta midemi ele geçirdiğin de sadece bekledim bu hissin geçmesi için bekledim, avuçlarım içerisin de kalan müzik kutusunu her beklemem de daha da fazla sıktım dudaklarım titredi, bedenim üşüdü yine ve ben yine gömdüm içime yıllardır özlemini çektiğim annemi nefretle ardım da bıraktım. Babamın acı dolu bakışlarını ve bunlarla yüzleşmesini ardımda bıraktım kendi hesaplaşmamı ardım da bıraktım, artık bunları kaldıracak gücüm yoktu çünkü bunları kaldıracak canım yoktu işte. Avuçlarım da sıkıca sardığım müzik kutum ile parka ilerlediğim de hemen bankta takılı kaldı bakışlarım gözyaşlarını şimdi özgür bıraktım, onun bir zamanlar oturduğu yere baktığım da dudaklarım buruk bir tebessüm etti. Ben bir kere daha acıyı en derinlerde hissettim ben çok küçüktüm bunlarla yüzleşmek için ben daha çok küçüktüm, gözlerimden yaşlar bir nehir gibi akarken Sezen Aksunun o şarkısı aklıma geldi.
" Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün hatalarım
Övünmem bu yüzden, bu yüzden kendimi özel önemli zannetmem...
Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün saçmalamam..."
Bu şarkının sözleri sessiz parkın tam ortasına ateş gibi düştüğün de banka yaklaştım avuçlarım da tuttuğum müzik kutusunu, oturduğu bankın boşluğuna bıraktığım da ağladım hüngür hüngür ağladım dizlerimin üzerine oturduğu yerin tam yanına kendimi bıraktığım da parmak uçlarım oturduğu boşluğu sevdi. Başımı onun sanki kucağı varmış gibi hayal ederek dizlerine koydum ama başım o bankın boşluğunu yine de hissetti, içimde tuttuğum yakarışları özgür bıraktım ağladım onun hayaline ağladım saatlerce, dakikalarca devam ettim ağlamaya. Onu geri istedim onun şımarık gözlerini tekrar istedim tüm bu pisliğin içerisin de onun temiz saf aşkını tekrar istedim, ben aşık olduğum o adamı tekrar istedim saatlerce dizlerinde yatarak saçlarımı sevmesini istedim ama o yoktu onu kaybettim.
" Lütfen gel "
Titreyen dudaklarımdan sesim zar zor çıktı sesim bile titredi dudaklarım gibi onun gelme ışığı hiç yoktu hemde hiç, sanki bir daha hiç gelmeyecek bir hayal gibiydi Refhan Araslan... Ben de bunu bile bile kalbimin tam ortasında umut tohumları ekiyor ve büyütüyordum ben çok yaralıydım, bu şehirden bu ülkeden kaçacak kadar yaralı nereye gidersem gideyim sığamıyordum artık buraya. Herşeyden, herkesten uzaklaşmak benim için çok fazla iyi olacaktı beni yaralayan insanlarla arama mesafeler koymak çok iyi gelecekti bunu hissediyordum. Yeni bir ülke, yeni bir şehir ve kalbimde günden güne büyüttüğüm gerçek saf aşkım... Ben iyi olacaktım şımarık ela gözlü prensimi bulmadan önce ben iyi olmak zorundaydım beni iyi görmesini istiyordum, daha doğrusu beni güçlü görmesini istiyordum bir zamanlar onun duygularını gizleyen maskesine hayranlık duyardım. Şimdi o maske artık benim yüzümde de her saniye oluyordu ondan öğrenmiştim acılar çok olsada, gülmeyi unutmamayı kötü anıları iyiye dönüştürmeyi ondan öğrenmiştim. Şimdi ondan öğrendiğim sahte mutlu maskemi yüzüme geçirdiğim de ayağa kalktım parmak uçlarım, oturduğu boşluktan kaydığın da müzik kutusunu dikkatle avuçlarıma aldım. Gözlerimi kapattım dudaklarım Davy Jones yazısını öptü sessizce ve ben ölmeme rağmen o melodiyi açtım, önce tatlı bir esinti gibi başladı o melodi yine ama sonra şiddetle yükseldi acı ve nefret baş gösterdi ortalarında sonra ise bu öfkeden utanır ve özür diler gibi sakinledi tekrar eski hüzünlü ama çok tatlı melodisine döndü... Derin bir iç çektiğim de yavaş adımlar eşliğin de melodinin sesi ile parktan ayrıldım onu düşündüm her adım da, acaba şu an neredeydi? Kimler yanındaydı? Yemeğini yedi mi? Uykusuz mu? Yorgun mu? Ve en korktuğum soru hayatında biri var mı... Çok şey değişmişti 4 yıl geçmişti herşeyin üzerinden Refhan gittikten sonra çocukluk aşkım bana tam da onun dediği gibi, yüzüğü atmaya kararlı olarak geldi ama ben reddettim ve bir daha asla karşıma çıkmamasını istedim Serhat Meralden. Zaten bir kaç hafta sonra da evlendi düğüne gitmedim gidemedim hatta içimde kalbimde ona karşı en ufak bir şey olmamasına rağmen gitmedim, çünkü haylaz ela gözlü adama bu haksızlık olurdu bana haksızlık olurdu bize haksızlık olurdu. Hafsanur gitmişti benim yerime babama ise yaz okulunu bahane etmiştik şimdi ise o yeşil gözlü adam evli, ve bir çocuk babasıydı zaman hızlı geçiyordu geçmişti hatta. Şimdi ben mezun olmuştum Refhan belki de kendi iş sahibi olmuştu sahi biz büyümüştük, bu hikâye bizimle birlikte büyümüştü eski dediğim cümleleri düşündüm merdivenlerden çıkarken dik yokuş sanki anılarımı bana yokuştan aşağı gönderiyordu beynime. Şimdi ki aklım olsa asla o cümleleri ela gözlü adama kurmazdım pişmandım dediğim sözlerden çocukça hareketlerimden çok pişmandım, ama Refhan her seferinde çocukça laflarımı ve hareketlerimi sorun etmemişti bunu da yıllar içinde fark etmiştim. Şimdi herşey geride kalmıştı herşeyi geride bırakmaya hazırdım küçük pembe renkli evimin kapısının önün de durduğum da, acılar ile kendimi yıpratamamaya karar verdim çünkü her hikâyenin sonunda olduğu gibi bende kendi kendime kalacaktım yanımda başka kimse olamayacaktı. Davy Jones melodisini kapattığım da müzik kutusunu kalbime bastırdım boğazımda yükselen düğümü yutkundum, yeni hayatıma, yeni bir hicran olmaya ve tüm acıları geride bırakmaya kalbimin üzerinde olan müzik kutusunun üzerine yemin ettim. Ve bu kararla ve bu yeminle ela gözlerini o kadar yanımda hissettim ki varlığı sanki tüm merdivenli yokuşta kendini belli ediyordu tüm merdivenli yokuş sokaklarını doldurdu onun hissi, ve ben yıllar sonra içten gülümsedim o beni güldürdü bıktırmadı... O beni hep güldürdü bende şimdi ona hep aşık oldum aşık olmaya devam ettim çünkü hayatımda ki en büyük anlam, onun şımarık ela gözleriydi hayatımda ki tek neşe kaynağım olmasa bile onun ela gözleriydi. Kalbime sıkıca bastırdığım müzik kutusuna daha da sıkı sarılarak merdivenli yokuşun en son kalan merdiven basamağına baktım, orada ela gözlerinin hayali belirdi beni bekleyişi belirdi. Kendi yıllar önce ki görüntüm aklıma geldiğin de gülümsedim dağınık ev topuzum ve onun ölümüne yakışıklı hali aklımda resimlendiğinde gülümsememi tutamadım. Bakışlarımı onun hayalinden çektiğim de gözlerimi kapattım ben iyi olacaktım biz iyi olacaktık onu iyileştirecektim, bu yaralı kavuşamama hikâyesinin kaderini ben değiştirmek istedim yapacaktım. Ama önce kendimin iyileşmesi gerekiyordu bunu da bir an önce yapmam gerekliydi bir an önce her şeyimi alarak veda etmem gerekliydi anılara, derin bir iç çektiğim de evimin kapısını son kez açtım küçük koridora bağlı salona göz gezdirdim son kez bugün bu gece ben yeni hayatıma bir an önce adım atmak istedim müzik kutusunu kalbime daha da çok bastırıyorken derin bir iç çektim...