Ağustos aylarının sıcaklığı ve tatlı esintisi olmasına rağmen tenimde ki soğukluğa anlam veremedim dudaklarım bu soğukluğu kırmak adına, dudaklarına kavuştuğun da tatlı bir sıcaklık yayıldı kalbime ve tüm tenime. Önce kalbimde ki hasretin soğukluğunu daha sonra ise tenimde ki soğukluğa kırdı saniyeler içerisin de hemde, dudaklarımız gibi bedenlerimiz de bu anın sarhoşluğu üzerinde birbirinden ayrıldı gözlerimiz yine birbirine kenetlendi sözlerden çok gözlerinden anlatıyordu yine bana diyemediği şeyleri. Gözlerimiz tıpkı hikâyemizin müziğinin melodisi gibi sessizce birbirini dinledi.
Sen bilmezsin benim gözlerim nasıl büyütür olmayan işaretleri, nasıl net görür. Bir duvar üzerinden kaçak izlerken utanır, sıkılır, kapanır, gömülür...
Yutkundum o kadar fazla diyemediğim o kadar fazla, içimde biriken şeyler vardı ki hatalarımız vardı hemde çok fazla bu hataları görmek istemiyorduk ama hayat yine bir şekilde o hataların varlığını tam da oldu, tamam! Dediğimiz anda aramıza bir duvar gibi koyuyordu. Ve bu duvarın üstüne üstelik sesi bile vardı.
" Hicran! "
Babamın öfkeli sesi ismimi ikinci kez tekrar etmeye başladığın da balat kokan sessiz sokakları doldurdu sesi, biliyordum bu anı yine ona doyamadan ayrılmak zorunda olduğumuz yine geçmişin tüm kirli nedenleri bu tertemiz sevgimize bulaşmaya başlıyordu ve biz sadece öylece o yoldan ellerimiz cebimiz de yürümek zorunda kalıyorduk. Başka çare yoktu bir tarafımız sevdiğimiz kişi diğer yanımız da ailemiz vardı seçenek yoktu bunun varlığı sana seçenek hakkı vermiyordu bile, gitmek istedim belki de gitmek istedik birlikte o sokaktan yalnız ellerimiz cebimiz de değil de birbirimizin elinden tutarak gitmek istedik. Herşeyi, herkesi tüm bu yaşanılan lanet şeyleri bırakarak onun ellerinin ellerime karışmasını isteyerek gitmek istedim, kimsenin geçmişinin kötülüğü olmadan aşkımıza kimsenin kötü lekeler bulaştırmadan karşımda ki ela gözlerinin ellerini rahatlıkta tutarak " Seni seviyorum! " diye bağırmak özgürce onunla sokaklar da gezmek, birlikte en aptal şeyleri yapmak istedim ama kader bunu o kadar imkansız kıldı ki karşımda olmasına rağmen onun gözlerine bakamadım. Boğazım yine tüm bu gerçekler ile düğümlenmeye başladığın da konuştuğum da kendi sesim kulaklarımı tırmaladı.
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden ela gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi. "
Karşı evlerin bir kaç metre uzaklığını koşarak kapattığım da bedenimi çelik kapıma yasladım kapadığım saniye yorgun bakışlarım, altında ki gözlerimi kapattığım da göz kapaklarımın yandığını hissettim gözlerim kapalıyken bile yaşların şimdiden dolduğunu hissettim. Bir kaç ahşap merdiven basamağının gıcırdaması ile yaşlar ile dolmaya başlayan gözlerimi açtığım da babamın bakışları ile, karşılaştım ona bir açıklama borcum varmış gibi bu bakışmayı sürdürmeyi devam ettiğin de tek bir kelime bile etmek istemedim. Çünkü şu an babama bir şeyler açıklamak sağır bir insana konuşmaktan farksız bir şey değildi bunun farkına vardığım da, odama bile çıkmak istemedim küçük salonuma bakışlarımı kaçırdığım da babamın bakışlarını es geçtim. Hafsanur salonda ki tek koltukta uyuduğunu fark ettiğim de seslice burnumu içime çektim keşke onlara herşeyi anlatabilseydim, bu durumda ki verdiği baskının yükünü içimde birikmiş cümleleri birisine o kadar fazla bağırmak anlatmak istiyordum ki ama aynı zamanda saatlerce o kişi ile yan yana durarak tek bir kelime bile etmek istemiyordum. Garipti kendi düşüncelerime ve isteklerime bile artık anlam veremiyordum seslice iç çektiğim de hafsa nurun üzerine battaniye örttüğüm de, gülümsedi dudaklarım yorgun bakışlarım eşliğin de çocukluğum dediğim arkadaşımın sıcacık görüntüsü tebessüm ettirdi aynı sıcaklık ile. Düşünmem gerekliydi ama neyi? Daha doğrusu hangi birini? Annemi mi? Babamı mı? Geçmişi mi? Yoksa şımarık adamı mı... Bilmiyordum kendimi bu düşünceler ile o kadar fazla sıkıyordum ki herşeyi öğreneli yalnızca aylar olmasına rağmen Refhan herşeyi yıllardır biliyordu, tüm olan ve biten şeyleri bilerek yanımda kalması ve bunlarla nasıl savaş verdiğini bilemiyordum o çok güçlüydü yıllar önce bilmesine rağmen o benim yanımda herkese inat kalmıştı. Ama ben saçma platonik aşkım yüzünden her gitmesini istediğim de bile kaldı ve sonunda buna saygı göstererek gitmişti benden, tam da bakışlarımın karşısında olan arkadaşımın dediği gibi onu kaybettiğim de aşık olduğumu anlamıştım. Düşüncelerimi ve bedenimi sıkmayı bıraktığım da kendimi kanepeye attığım da bakışlarım tavanı izliyordu eski günlerde olduğu gibi, bazı şeyler olmamaya yeminli gibiydi mesela hayaller çok fazla hayal ya da bir hayalin olduğuna rağmen gerçekleştirmek adına herşeyi yapsan 'da olmuyordu. Ve ya gerçekleştiği zaman hayal ettiğin gibi olmuyor bu sefer de beklenti kırıklığın ile yaşamak zorunda olmak gerçekten derin bir kırğınlık yaratıyordu. Yorgun yeşil gözlerimi sıkıca kapattığım da uyumak istedim beynimde dolaşan düşünceler yüzünden ağrılar girmeye başladığın da, çatık kaşlarım altında bu durumların ne olduğunu düşünemeye çalışsam bile düşünerek uykuya dalmaya başlamıştım bile. Gözlerimi kulaklarım da yankılanan sesler ile açmaya başladığım da kaşlarımı çattım sabahın en erken saatlerin de evin içerisin de yankılanan ses, neydi veya kimlere aitti bilmiyordum dış kapının kapalı olmasına rağmen sesler sanki salonumun ortasın da yükseliyormuş gibi geliyordu ve ben bu durumdan bıkıyordum. Üzerimde ki battaniyeyi hızla savurduğum da sinirden burnumdan soluyordum bıkmıştım artık olaydan sabahın en erken saatlerin de bile, kavga sesleri ile uyarmaktan çıplak adım seslerim dış kapıya yönelmem ile yankılanmaya başladığın da İngiltere'den hiç gelmek istemedim saniyeler içerisin de bu düşünce beynimde yer edinmeye başladığın da kapalı olan kapıyı hızla kendime doğru çektim. Çektiğim saniye tüm kavga sesleri mahallenin balat kokan havasına karıştığın da beni izleyen 3 çift gözle bir araya geldim babam, o adam ve annem... Annemin varlığı burun direklerimi bile sızlatacak hâle gelmeye başladığın da boğazımda ki düğümü bastırmaya çalıştım. Bir açıklama bekleyen bakışlar ile hepsine bakmayı devam ettirdiğim de bunu ilk bozan kişi yine kendim oldum annemin bir kaç adım ötede ki, bakışları kalbimi deldiğin de içimde ki özlem adeta dışarı kendini vurmak adına yanaklarım da birikti izin veremezdim bu özlem yaşlarının dökülmesine şu an hiç izin veremezdim. Ama içimde ki kırgın kız çocuğu bağırdı her bağırmada boğazım da ip gibi sıra sıra düğüm dizildi derin bir iç çektiğim de, yutkundum parmak uçlarım avuç içlerime kendimi ağlamamak için sokulurken vücudumu da gözyaşlarını da sıktım daha fazla anlamsız gözyaşlarına ihtiyacım yoktu. Adımlarım yine geriye doğru evim yuvam olarak belirlediğim alana doğru geri geri gitmeye başladığın da bu üçlü geçmiş çemberinin içinde kalmak istemedim, yorgunluk nefesi ile yutkunmaya başladığım da tüm bunların rüya olması için dua ettim ama değildi işte. Kuruyan dudaklarımı hafifçe ıslattığım da salon ile birleşik kısa koridorunun hemen duvar kenarında ki, hazırlanmış valizleri yeni fark ettim anlaşılan babam dediklerin de gerçekten ciddiydi. Dün konuşulan konuların hiçbirisine inanmamıştım ama şimdi gerçekler bu valizler ile daha çok kendini belli etti, babam bu şehire gelmeden önce ki hayatımızı tekrar yaşamamız için İzmir'e geri dönme planları yapıyordu herşeyi tekrar eskisi gibi yapma umudu besliyordu. Annemin dönmesini, çocukluk aşkımın acısını, platonik sevdamı ve en önemlisi onu kaybettiğim ve yeniden kavuştuğum Refhan Araslan 'sız yeni bir dünya kurmak istiyordu ikimize. Ama her şey yaşanmıştı işte terk edilmiştim hem de iki defa annem geri dönmüştü tüm gerçekleri ile ve ona aşıktım bunları nasıl ardımda bırakırdım bilmiyordum ama, babamı ve kendimi tüm bu yaşanılan olaylardan biraz uzak tutmam gerekiyordu. Babamın Refhan'a anlamsız öfkesinin dinmesi için uzaklaştırmam ve gerçekleri anlamasını sağlamam gerekiyordu, ve bunu yalnızca İzmir'e dönerek yapacağımı çok iyi biliyordum bu gerçek burun direklerimi sızlatmaya yettiğin de ondan yeniden nasıl ayrı kalacağımı düşünmek bile tenimi yaktı. Tüm bu yaşanılan şeyler berbattı zaten ona kavuştuğum zaman yoluna gireceğini sanıyordum ama yanılmıştım bizim bir araya gelmemiz sorunları daha da arttırdı, bir yanımda babam diğer yanımda sevdiğim adam ikisinin de bunda suçu yoktu nasıl seçim yapardım nasıl bunu yapabilirdim babam terk edilen bir adamdı Refhan ise annesinin ölümünün gerçekliği ile büyümüş bir çocuktu bunu babam anlamıyordu o kadar öfke doluydu ki bu gerçeği görmek bile istemiyordu. Kapımın arkasında ki meraklı gözleri ve sessizliği umursamadığım da askılıkta, asılı olan ince hırkamı sırtıma geçirdiğim de benim için hazırlanmış valizin demir kulpuna parmakları doladığım da hislerimi umursamadım artık bıkmıştım nereye gideceğimi bilmemekten, nerede duracağımı tahmin edememekten ve bu aptal şehirden ve bu aptal belirsizlikten çok yorulmuş ve sıkılmıştım kapımın hemen önünde ki meraklı bakışlarının yanından geçtiğim de valizimin sürgülü tekerlek sesi yankılandı sadece mahallede. Balat kokan sokaklara yeni kavuşmuşken tekrar uzak kalmak bir şeyleri acıttı yıllar önce ki hayal ettiğim balat sokakları şu an canımdan bir parça olmuş gibi yaktı bedenimi, yıllar önce ki yatakta ki kızın dudaklarından dökülen mahallesi ismi bu sefer güldürmedi.
Merdivenli yokuş...
Eski büyük mahallenin simgesi hâline gelen tuğlalı eve baktığım da tabelada ki yazı kalbimi kırdı buradan sonsuza dek, uzak kalacakmışım hissi bedenimi korku ile sardığın da yalnızca dudaklarım tebessüm etti. Yıllar önce merhaba dediğim tabelaya Hoşçakal tebessümü borçluyum gibi hissettim fırından gelen o çok iyi tanıdık koku burnuma, dokunduğun da yüzleşmek zorunda kaldım bu his ile Filistin sokaklarına dönmek beni niye bu kadar tedirgin ediyordu bilmiyordum ama yıllar sonra çocukluk aşkım dediğim kişi ile yüzleşmek onun gerçekleri ile yüzleşmek galiba bunlar ağır geliyordu. Ciğerlerime kendimi toplamak adına temiz hava çekmeye başladığım da balat kokusu ile onun sesi çoktan bedenimin içerisine dolmuştu bile.
" Gitme "
Puslu sesi ekmek kokusu gibi canımı yaktığın da yıllar önce ki kendi sesimi hatırladım bu sefer giden ben, boğazından zorla çıkan hırıltı ile konuşmaya çalışan ela gözleriydi. Şu an perde ve sahneler tersine döndü bizim hikâyemiz de bu sefer ilk kez terk eden ben oluyordum terk edilme acısını yaşatmak bana göre değildi kesinlikle değildi bunu onun şımarık halinden eser kalmamış ela gözlerine bakmaya devam ettiğim de anladım. Merdivenin en son basamağında adımlarım olduğu yere mahkûm kalmış gibi adım atamadı aramızda ki bir kaç santimi kapatmak adına yaklaşmak istedim, ama yapamadım eğer onun yanına yaklaşırsam buradan asla ve asla gidemezdim biliyordum dudaklarım bunun verdiği çaresizlik ile titrediğin de boğazımda ki düğüm gözlerimde kendine yaşlar ile kavuştu. Adımlarım terminale giden fırının hemen solunda ki sokağa doğru ilerlemeye başladığın da gözlerine bile bakmak istemedim eğer bakarsam, o küçük erkek çocuğu bana bakacaktı gözlerinden bunu çok iyi biliyordum içimizde ki çocuklar birbirine tutunmak için herşeyi yaparlardı çok çok iyi biliyordum. O yüzden gözlerimde ki çocuğu onun yaralı gözlerinde ki çocuktan uzak tutmak için bakmaya direndim bir kaç adım zorla, adımlarım yere kazınıyormuş gibi hissederek gitmeye koyulduğum da sırtımda ki ani hareket ile olduğum yerde durakladım onun kolları sıkıca sırtımdan bedenimi sardığın da parmak uçlarım sıkıca tuttuğum valiz demirinden kayarak boşluğa düştü.
" İzin veremem herkesi kaybettim annem sevdiğim tek kişi ve şimdi de sen kimsesiz kalamam benim kimim kimsem sensin "
Kelimelerinin fısıltısı canımı o kadar yaktı ki nefes alamadığımı hissettim kulaklarım da gezinen telaşlı soluğu ve kelimeleri, adeta canıma işledi kolları teni sanki o değilmiş gibi sanki bir zincir gibi tenimi o denli yaktı. Bir şey demek istedim bir kelime söylemek istedim ama dudaklarım aralandığın da yalnızca bir kaç hıçkırık sesi yankılandı burun direklerim onun kolları bedenimi kendi bedenine daha da sıkı bastırdığın da sızladı, ama bunu bizim için yapmam gerekliydi bu hepimiz için sakinleşmemiz için en iyisiydi. Buğulanan bakışlarımı fırın sokağından zorla aldığım da merdiven başında ki duran üç çift göz ile göz göze geldim hepsi nefessiz kalmış şekilde ikimizi izliyordu, kendi yarattıkları iki kişinin kaderini izliyorlardı ve ben bu durumdan nefret ettim. Ardımda hâlâ kolları beni saran şımarık sevgilimin kollarını tenimden söktüm direndi çok direndi her kenetlediği parmaklarını, çözmeye çalıştığım da durum daha da kötü bir hâl alıyordu. Dakikalar sonra kollarından istemeye istemeye ayrıldığım da ağlamamak için kendimi o kadar fazla sıktım ki, boğazımda dizilen binlerce düğüm varmış gibi hissettim adımlarım yeniden valizimi sürükleyerek terminale giden yola yürümeye başladığın da derin derin nefes almaya çalışıyordum. Sanki o bana ardımdan sarıldığında nefessiz kalmış gibi hissetmiştim şimdi ise onun teni ve kollarının sıcaklığı tenimden uzaklaştığın da dudaklarım titremeye devam etti.
" Beni kimsesiz bırakma "
Balat kokan sokakta onun titreyen sesi yine kulaklarıma ulaştığın da bunca dakikadır tuttuğum gözyaşları sessizce yanaklarıma döküldü, tüm bedenim onun sevgisiz erkek çocuğu tarafından dökülen kelimeleri ile titrediğin de omuzumun üzerinden ela bakışlarını aradım. Gözlerimiz saniyesin de birleştiğin de ela gözlerine sıkıca tutunmak ve onunla gitmek istedim yutkundum, zor bela yutkundum bakışlarımı omuzumun üzerinden geri çevirdiğim de koştum bacaklarımı hissetmememe rağmen koştum çünkü durursam gidemezdim hayır. Tüm bunlara son vermem adına biraz uzak kalmam gerekiyordu ama şimdi neden sanki yanlış bir şey yapıyormuş gibi hissediyordum bilmiyordum, yalnızca bağıra bağıra ağlamak istedim ama terminale giden sessiz adımlarım gibi gözlerimde ki yaşlar da aynı sessizlik ile süzülüyordu. Yol boyunca şerit çizgilerini saymaya devam ettiğim de saatlerdir yoldaydık en kısa molalar da bile inmemiştim, babamdan ve arkadaşlarımdan gözlerimi ve sözlerimi kaçındırmaya devam ediyordum. Konuşmak bilmiyorum artık benim hayatım da ki sorunları çözmeme yardımcı olmuyordu susmak istedim bu da açıkçası işime geliyordu, yaşanılan geçmiş ve şimdi ki olayların acısı kadar susmayı tercih ettim babam ve arkadaşlarım da bu duruma daha sıcak yaklaşım da bulunmuşlardı. Yani her iki tarafta bu durumdan mutluydu ama sanki yine de yanlıştı ne yapacaktım ki? Babamın peşinden sürüklediği yere gitmek zorunda hissediyordum belki de şimdi bu yolculukta yanında olmasam yeniden babamı kaybederdim, ela gözlerine şu an en son inanacak kişi babamdı bu durum artık çıkmaza sokuyordu beni ve onu. Refhan Araslan'a kavuşunca herşey çözüme ulaşır zannederken tam tersi herşey daha da çıkmaza ve çözülemeyen bir boyuta ulaşmıştı, gözlerimde ki ve bedenimde ki yorgunluğa kalbimin sızlaması eklenince durum daha da berbat bir hâl alıyordu sadece. Şeritleri saymayı bıraktığım da derin bir nefes aldım umut nefesi bundan yıllar önce aynı otobüs yolculuğunda bana eşlik eden, umudum şimdi bir parçası bile içimde değildi artık ben İzmir'den İstanbul'a gelen o 19 yaşında ki hicran değildim artık. Kafamda dolaşan sesler, yüzler, olaylar bunları bastırmak istedim onu ardım da bırakmanın suçluluk duygusu omuzlarıma, ağır geldiğin de otobüsün içerisin de nefesimin sıkıştığını hissettim nefes bile alamadığım yerde onsuz kalmayı düşünmek bu tamamen aptal oluşumdan kaynaklıydı. Köşeye sıkışmış dört duvar arasına zorla hapsedilmiş ve o karanlık odaya güneş ışığının umut gibi yansımasını beklerken, asıl ben soluyordum tüm bunlar tüm geçmişim ile birlikte canımı yakıyordu küçük hicran hep yaralı kaldı asla iyileşemezdi biliyordum. Bunu bile bile hâlâ bir umut beslemek çocukluk yaralarımın sarılacağına umut beslemek aptallıktan başka bir şey değildi, ne ben kimseye ne de bana kimse iyi gelmiyordu olmuyordu tam iyi geldi iyileştim derken daha beter yara alıyordum. Artık küçük hicranın yara alacak yeri yoktu o kıza ne kadar çok iyi gelmeye çalışırsam fazla sulanmış çiçeklerin solduğu gibi, ellerim de soluşunu izledim çocukluğumun. İndiğimiz de garip hissettim sanki artık İzmir benim için yalnızca bir rüya gibiydi yalnızca bir kaç acı hatıra ve yalnızca çok çok nadir güzel anlarım hepsi yabancıydı, ya da kalbimin en derinlerine gömdüğüm hatıralardı. Yorgun yeşil gözlerim ile doğduğum büyüdüğüm mahalle arasın da bakışlarımı gezdirdim dudaklarım tamamen beynimden koparak kendi kendine, tebessüm etti o kötü düşünceler yerine çocuk seslerinin anısı yankılandı kulaklarım da tam evimizin önün de ki dar sokağı 3 yerden birleştiren ana yolda çizili seksek anılarım da merhaba dedi bana.
" Hile yaptın serhat abi! "
Küçük hicran, serhat, hafsanur yorgun bakışlarım eşliğin de seksek oynadılar bu anılar tamamen silinmiş ama buraya geri döndüğüm an, yeniden hafızama yüklenmeye yemin etmiş gibi gözlerim önün de canlandı eskiden olsa kalbim sızlar avuç içlerim üşür ve dudaklarım da acı bir tebessüm kol gezerdi ama şimdi öyle olmadı sanki bu anıların sıcaklığına muhtaç gibi hissettim kendimi.
" Hicran! "
Bakışlarım ismimin yankılandığı sokağa dönerken dudakların da çok saf bir tebessüm ve kahve gözlerinin içi gülen bir, kadınla bakışlarım karşı karşıya geldi yüzü biraz tanıdık gelse de eminim kadını tanımıyordum eski komşulardan kesinlikle değildi. Bakışlarını gözlerimden çektiğin de ikinci kere seslendi ismimi.
" Hicran hadi gel kızım artık "
Yutkundum neden yutkunma hissi nereden geldi bilmiyordum kadının seslendiği çocuğa bakışlarımı yönelttiğim de tıpkı çocukluğum da oynayan, küçük hicranın seksek oynaması gibi oynayan saçları simsiyah gözleri yeşil küçük bir kız çocuğu gördüm. Parmak uçlarım evimin karşısında ki sokakta valizimin kulpun da öylece asılı olduğun da nişan gününü hatırladım, kızına benim ismim ile hitap eden kadının gözleri serhat ile birlikte yan yana canlandı hafızım da. Onun bir çocuğu olduğunu duymuştum ama kız olduğunu arkadaşlarım bana asla dememişti karşımda ki seksek oynayan, aynı babasının göz rengine sahip olan kız çocuğuna hicran ismini mi vermişti? Göğüs kafesim de bir ağrı hissettim boğazım yandı adımlarım olduğum noktaya sabitlendi kızına benim ismimi veremezdi... Bu ağırdı onu seven kadın için beni seven ela gözleri için ağır bir hareketti emin değildim belki de yanılmıştım bu o kız değildi, bilmiyordum kendimi kandırmaya çalışmaya başladığım da bu görüntüye daha fazla katlanamadım bu iğrençti gözüm de. Bakışlarımı ve içimde ki tuhaf tiksinme duygusunu ardım da adımlayarak bıraktığım da şimşek hızı ile, kendimi küçük bahçemize oradan da evime attım az önce yaşanılan iğrenç olay kafama ağrı gibi girmeye başladığın da salonda ki meraklı bakışları bırakarak üst kata yöneldim. Cidden şu an ne babam ne de arkadaşlarım ile konuşacak durum da değildim bunu nasıl kelimelere dökerdim ki bu bana göre iğrenç bir durumdu, beni severken korkak gibi tekrar reddedince aynı kişiye dönmesi ve çocuklarına bunun devamı gibi bakan bir adamdan iyice tiksindim. O benim küçükken aşık olduğum ve kusursuz gördüğüm adam yanlışlar ile çevriliydi o benim aşkımı göremeyecek ben ise onun yanlışlarını göremeyecek kadar kördük, kapımı hızla kapattığım da kalbimin sıkışmasını durdurmak adına avuç içimi göğsüme sıkıca bastırdım bacaklarımda ki yorgunluk ve şimdi bu durum canımı yaksa da bedenimi duvardan destek alarak ayakta tuttum. Yorgundum çok yorgun anne nasihatine ve anne sıcaklığına çok çok ihtiyacım olmasına rağmen o kadına tek bir kelime söylemek istemedim, sevdiğim adamı aramaya ise yüzüm yoktu şimdi olduğum nokta da ölmek üzere olan bir kuş gibi çırpınmak hangi kelimeye sığardı bu acım nerede kimde dururdu bu sızı bilemiyordum. Gözlerimi sıkıca yumduğum yuvasından hiç açmak istemedim boğazımda ki dizilmeye başlayan o tanıdık düğümü hissetmemek adına, cebimde ki küçük Davy Jones kutusuna ulaştığım da ahşap kapağını zarifçe açtım. Yine aramıza kilometreler girmesine rağmen küçücük bir melodisi bile kalbimde ki sızlamayı saniyeler içerisin de aldı, kiraz rengi dudaklarından dökülen ve benim umursamadığım sözler yine yerini almaya başlıyordu.
" Başkalarının yüzünden duyduğun acı ile kendine acımayı bırak herkes bir şekilde hayatına devam ediyor sen ise onun verdiği acı yüzünden kendine acımaya devam ederek hayatından her dakika çalıyorsun "
Duvardan destek alarak duran bedenimi soğuk yüzeyden çektiğim de melodinin tatlı hüzünü odama yayılmaya devam etti, haklıydı onun gözleri ne kadar şımarık ise de o hep haklıydı onun yanımda olmamasına rağmen sözleri yine beni ayağa kaldırmayı başarmıştı. Sabahın en erken saatlerin de İzmir sıcaklığından biraz olsa da kurtulduğumuz esinti de yürüyüş yapmak çok iyi gelmişti, zaten yılların özlemini bu şekilde çıkabilirdim büyüdüğüm şehirden önceleri İzmir'den asla ayrı kalamayacağı mı düşünürdüm ama hayat beni yıllarca uzak tutmaya itmişti. Garipti bir zamanlar asla dediğim şeylerin şu an yaşanmış ve üstüne bitmiş olması dağılmış düşünceleri mi toplamaya çalışıyordum, hangi sokağa gittiğimi bile fark ettiğim de bakışlarımı ve zihnimi kendimden uzaklaştırdım. İki veya üç bina ileri de olan evinin tam sokak lambasının altında zümrüt gözleri ile gözlerim bir araya geldi, birbirini çok iyi tanıyan hatta huylarını ezberlediğim kişi ile şu an uzaktan öylece bakıştık. Küçüklükten beri hayalini kurduğum gelinlik ve yanımda durmasını istediğim adamın parmağın da yüzük üstüne üstelik, bir çocuğu vardı herkes kendi yolunu çizmişti abi kardeş ilişkimiz ya da tek ya da benim tek sandığım sevgimiz hepsinin bir anlamı yoktu. Sanki geçmişte sadece güzel ya da acı hayallerimi süsleyen bir görüntüydü gözleri hâlâ sabahın en erken saatin de, fırından ekmek alma alışkanlığını bırakmamıştı ufakta olsa tebessüm ettirdi bir kaç saniye bu anı. Şimdi ikimiz de başka kalpler ile mühürlendik bu yanlış düşünceleri kafamdan atmam gerekliydi benim şımarık bir sevgilim vardı evet, ama neden hâlâ aklımdan çıkamıyordu o nişan günü o gün ki gözleri bilmiyordum buna açıklık getiremiyordu ne beynim ne de dudaklarım. Onun fark etmemesini dileyerek derince bir nefes çektim ciğerlerime yutkunduğum da yanından öylece geçerek gitmeyi düşünüyordum.
" Tek bir kelime etmeyecek kadar düşman mı olduk? "
Sabahın soğuk meltemi mi üşüttü bedenimi yoksa dediği sözler mi? Bilemiyordum benden bir kaç metre uzaklıkta olan bedenine, bakışlarımı çevirdiğim de zümrüt gözlerinin ışığı yoktu adeta sanki hayatın ki tüm renkler çekilmiş gibiydi.
" Kardeşler arasında düşmanlık olmaz serhat abi "
Yüzümde ki ifadeye zorla bir tebessüm koyarak karşılık verdiğim de yalnızca o da aynı tebessüm ile karşılık verdi, gözlerine bakamıyordum bakışlarımı kaldırım da gezdiriyorken sıcak ekmek kokusu gibi acı verdi uzattığı ekmek parçası. Yutkundum alamazdım onun gözleri beni yeniden beklerken bunu yapamazdım kibarca hayır anlamın da, başımı salladığım da yalnızca kabullendi ve gözlerime bakmaya devam etti.
" Nasıl geçti hayatın neler yaptın? "
Nişan olayından sonra karşıma buraya dönene dek çıkmayan adamın bu sorusu biraz garipti ya da bana aşık olduğunu, söyledikten ve ben reddettikten sonra geri aynı kız ile ilişkisine devam eden ve üstüne çocuğu olan bir adama acı çektiğimi söyleyemezdim bu yüzden yalan söylemeyi istedim ilk defa hem onun söylediği yalanlar arasında benim yalanım çok çok hafif kalırdı.
" Bazı zorluklar oldu elbet ki ama Refhan ile yeniden kavuşunca hepsi uçtu gitti şu an mutluyum ve de nişanlı "
Nişanlı olayını abartsam da yine de geri adım atmak istemedim bir bakıma doğruluk payı da vardı hem o şımarık adam, bana öylece evlen benimle demişti kalbimde binlerce evet sözünü tekrar etsem de bir şey söyleyememiştim çünkü ona çok kızgındım ve bu kızgınlık ikimize de zarar verdi o gün. Bu düşünce mi bir kenara bıraktığım da yeniden çocukluk aşkımın bitmiş gözlerinde ki gitmiş sevgime baktım yalnızca yine gülümsedi.
" Demek o serseri herif dediği şeyi başardı "
Kaşlarımı anlamayarak çattığım da ne demişti hatta ne zaman demişti onu bile bilmiyordum bir açıklama bekler gibi, gözlerine kararlılık ile baktığım da kabullenme gülüşünü bir kez daha sergiledi dudakları.
" Yıllar önce ki o aptal kavgamız da dediği evlenme teklifini aslın da öyle bir adamın teklif edeceğini ve ciddi olacağını düşünmezdim şaşırdım "
Açıklamayı duyarsam netliğe kavuşur dediğim olay daha da cümlesi ile karıştığın da kaşlarımı çatmaya devam ettim, ne yani ela gözleri evlilik teklifini yıllar önce mi düşünmüştü? Ve bunu bana hiç belli etmemişti biz daha çok gençken onun benimle evlenmek isteyecek kadar ciddi düşünmesi midem de kelebek hissi yarattı.
" Mutluluklar dilerim çimen göz "
Midemde ki kelebek hissi kendini yumruk yemiş hissine bırakırken öylece gidişini izledi bakışlarım sabah yürüyüşü zihnimi açsın derken, zihnimi daha da karmaşa haline soktuğun da kendimi iyi hissetmiyordum. Zihnimde dolaşan düşüncelerden gerçek anlam da çok çok bıkmıştım hemen bir cevap bulmak istedim bu olayın bu sözlerin doğruluk payını, ölçmek adına şımarık adama sabahın en erken saatin de mesaj yazdığım da ne kadar vücudum ve hislerim gergin şekilde beklemedim bilmiyordum. Mesaj bildirim sesi geldiği saniye o çok bilmiş güzel kelimeleri dudaklarımdan döküldü.
" Aşkın ya da evlenmenin yaşı olmaz "
Kaşlarımı çatmaya devam ettiğim de ikinci mesajını okumaya devam ettim.
" Juliet aşık olduğun da 13 Romeo ise 15 yaşındaydı ve birbirleri için öldüklerinde de "
Ne cevap vereceğim konusun da hiç bir yanıt aklıma gelmiyordu onun sözleri ve yaptığı hareketler karşısın da ne yapacağım ne diyeceğim, bilemiyordum daha fazla üzerine gitmek istemedim gitmem konusun da kızgın mı onu bile bilmiyordum. Yalancı nişanlım olan şımarık adam şimdi de yine Shakespeare üzerinden kelimeler ile yıllar önce ki gibi, konuşuyordu benimle açıkçası bu huyunu çok seviyordum hatta aşıktım onun kalbine, onun fikir yapısına, onun inceliğine aşıktım... İzmir'in dar tarihi sokakların da adımlamaya devam ediyorken az önce ki yorgun zümrüt rengi gözler zihnim de canlandı neden, bana bunları sordu neden bu kadar yorgundu gözleri merak ediyordum ama fazla da bu olayın üzerine gitmek istemedim onu düşünmesi gereken bir karısı vardı zaten. Küçük bahçemizin demirli kapısının önün de dursam da eve girmek istemiyordum açıkçası babamın tavırları şu an, görmek isteyeceğim en son şeydi o yüzden yürümeye devam ettim çocukken üçümüzün oynadığı parka ulaştığım da yutkundum şu an yalnızca gözyaşı vardı mutluluk değil.
" Ama siz hep hicranla eş oluyorsunuz ben oynamıyorum "
Arkadaşımın sesi küçük salıncakları eskimiş parkta yankılandığın da şikayet etmesini hatırladım her evcilik oyunun da, biz zümrüt gözleri ile eş olurduk hafsa da bundan şikayet eden kişi olurdu açıkçası şikayet etmesi umurum da bile değildi. Onunla yalandan bile olsa eş olmak yalnızca oyun oynarken olabilirdi bende bundan yararlanırdım elimden geldiği kadar. Gözlerim de biriken sıcak yaşları aynı tazelikte geri tenime bastırdığım da bir şeyler canımı yakıyordu parkın hemen bitişiğinde ki evime baktığım da, annemi, babamı, kendimi bir aile olarak zihnim de canlandırmaya çalıştım tüm bu olaylar bir yana ikisini yıllar sonra yan yana kavga ederken bile görmek canımı yaksa da mutlu hissettirdi. Ben bu aile görüntüsüne muhtaçtım ben anne ve babamı yan yana görmeye çok açtım, anne sevgisizliği annemi bulmama rağmen kalbimde ki boş yerini doldurmadı benim hâlâ ne kalbim ne de telefonda ki rehberim ne de evim anne kelimesi ile dolmadı. Boğazım da ki çok çok canımı yakan anıların ve gerçeklerin parçalarını yutkunmaya çalıştığım da nefes alamadım, üzerimde ki tüm giydiğim şeyler, düşünceler, yıllar sonra ki karşılaşmalar, bana yapılan haksızlıklar, çocukluğumun çalınması, ailemin çalınması her şey o kadar ama o kadar fazla geldi ki. Dizlerim üzerine ne zaman çöktüm bilmiyordum yalnızca parkın ortasında olmama rağmen haykırmak istedim o kadar fazla, kendi duygularımı ittim ki içime hepsi bir yük olarak beni ezdi ezmeye de devam etti kendi canımın yanmasını hiç düşünmedim hep başkalarını düşünmekten başkalarının acılarına yara bandı olmaktan çok çok nefret ettim. Dudaklarım kapalı olmasına rağmen hıçkırıklar içim de yankılandı ağlıyordum içimde tuttuğum ne varsa bu eskimiş parkta döküyordum ve yine yanımda kimsem yoktu, yorgunluk ve bitmişlik artık beni tamamen ele geçiriyordu her gün yaşayan bir ruh gibi olmaya devam ediyordum. Hiç bir his duygum yoktu çocukluktan kalan yanım biraz da olsa çocuk yanım varken şimdi hepsi tükendi, gülmeyen gözlerimin içi kan ağlayan dilinde artık yapmayın yalvarırım diyen bir kişiye dönüştüm. Bana bunu yapan ailemdi bana bunu yapan çocukken sevdiğim masumca sevdiğim adamdı bana bunu yapan beni ikinci kere terk etme hissine atan, sevdiğim adamdı herkes suçluydu herkes benim hayatsız gibi gezmeme hayatsız gibi yaşamama bir pay kattı şimdi artık bunları kaldıracak gücüm yoktu tükenmiştim. Babamın yüzünden buraya gelmekten onun dediği sözleri sürekli düşünmekten arkadaşlarıma bir kelime bile edememekten, çocukluk aşkımın evlilik düzenini izlemekten annemin yaptığı hatalar ile yüzleşmekten adımın başka bir adamdan bile koyulduğu iğrenç hissi taşımaktan ben çok yorulmuştum! Mutlu olmayı bende bir aile kurmayı hak ediyordum benimde ailem olması ben bunları hak ediyordum ama neden? Neden olmuyordu neden hep karşıma engel çıkıyordu neden sanki yaşanılan herşey benim kaderimmiş gibi hissediyordum. Neden cevaplar yoktu sorular milyon tane olmasına rağmen neden tek bir cevap yoktu bilmiyordum düşünmekten artık beynimi doğru düzgün, çalıştıramıyordum bile sevdiğim adamın yanında bile gülücük maskesi takmaya zorlayan sebeplerin cevabı neredeydi? Neden kimse bana bir şey demiyordu? Neden herkes beni çektiği yere kolayca götürüyordu neden çocukmuşum gibi bana acınıyordu bilmiyordum. Kendimi ve duygularımı toparlamaya başladığım da güneş iyiden iyiye kendini belli etmişti biraz daha eve gitmezsem evde ki iki göz her yeri aramaya başlardı anne olayından sonra daha çok üzerime düşmeye başladığın da kendimi bir küçük kız çocuğu gibi hissediyordum, eskimiş parktan çıktığım da dudaklarım kuruyordu günlerdir mideme bir şey girmemişti yaşanılan şeyler yüzünden canım hiç bir şey istemiyordu.
" Hicran "
Tiz bir kadın sesi evimizin sokağın da yayıldığın da midemde ki açlık seslerini bastırarak gözlerine baktım kahve gözleriyle, beni dikkatle izlediğin de yutkundum karısı şu an tam karşımda durarak benden ne istiyordu bilmiyordum ama gözlerimi gözlerinden hiç ayırmadım.
" Buradan git "
Dudaklarından dökülen kelimeleri kaşlarımı çatarak anlamaya çalıştığım da neden birden bire böyle bir cümle kurdu anlamamıştım, şaşkınlığı mı gizlememeyi tercih ettiğim de açıklama bekler gibi gözlerine baktım sanki binlerce yol yürümüş gibi yorgun bedeni ile bedenime yaklaştığın da yutkunduğunu gördüm.
" O bana hiç aşık olmadı "
Evimizin küçük bahçesi bu ana tanıklık ederken susmayı tercih ettim.
" Kızımın ismi bile senin ismin bunu anlamadığımı mı düşünüyorsun bu çok, bu çok canımı yakıyor ve sen şimdi buradasın hicran bu işleri daha da zora sokuyor o yüzden "
Kahve gözlerinden akan yaşları tenine bastırdığın da tekrar yutkundu sanki onun için bu kelimeleri söylemek yıllarını almış, ve kelimelerin her biri boğazına düğüm oluyormuş gibi gözlerime bakmaya devam ettiğin de sustum.
" Git buradan eskiden olduğun yere git hicran "
Karşımda ki kadının çaresiz bakışları yeşil gözlerime hüzün verdiğin de benimle sakince konuştu karşımda ki yaşlı bir kadının, gözlerine bakarken nerede kalacağımı nerede duracağımı ne yapacağımı bilemedim. Bu sözlere sinirlenmek yerine kadının gözlerinden yanaklarına sessizce akan yaşlar bir şeyleri acıttı bir cümle söylemek istedim ama dudaklarım, açılmamaya yemin etmiş gibi tek bir kelime etmedi daha fazla karşımda ağlayan gözlerine bakamadım bedenimi de duygularımı da gizleyerek evime koştum. Kalamazdım buraya gelmem bile bir hataydı buraya neden geldim ki? Neden bu iğrenç durumun içerisine attım kendimi hepsi babamın fikir yapısını değiştirmek içindi ama artık yorulmuştum birilerine doğruyu gösterirken kendime zarar vermekten ciddi anlamda bıkmıştım. Ait olduğum yere yani onun şımarık haylaz gözlerine gidecektim başından beri onun kalbine ve şımarık bakışlarına destek olmam ve sığınmam gerekirken ben yine kaçmayı tercih ediyordum. Ahşap merdivenlerden hızlı adımlar ile çıkmaya başladığım da salonda ki babamın konuşmalarını duymamaya çalıştım, odama bir hışım ile girdiğim de vücuduma ateşler basıyordu artık vücudum bile bu olaylar karşısın da tepkisini gösteriyordu. Arkadaşımın kilitli kapı ardında ki ismimi bağırmasını duymak istemedim yalnızca kendi bildiğimi okumak istedim bu sefer kimsenin kararı yüzünden, oraya buraya giden hicran olmak istemedim bıkmıştım son bardağı taşıran olay ise o kadının çaresizliği olmuştu bu iğrenç konuşmayı yapacak kadar çaresiz. Dakikalardır valiz arıyordum sinirden ve sinirden ellerimin titremesi eşliğin de kuruyan dudaklarımı ısırdığım da ağlamamak için bedenimi sıkıyordum, odamın altını üstüne getirdiğim de boğazımda ki düğüm ağlamama hissi ile daha yükseldi. Tüm karışıklık ve dağınıklık içerisin de odamın tam ortasın da durduğum da gözyaşları ile buğulanan gözlerim ile yatağımın kenarında ki sandalyede bakışlarım durdu. Annemin gitmeden önce ki yıllar önce ki görüntüsü gittiğini bilerek beni izlemesi kalbimi kırdı kuruyan dudaklarım acı ile inledi, ağlamamak için sıktığım avuçlarım özgür kıldı kendini ve ben tabir-i caize yere sürüne sürüne yatağıma ilerledim. Yatağa yorgun bedenimi yıllar sonra attığım da gözlerimi kapadım yeniden çocuk olmak için dilek diledim nefes alışım hızla arttığın da, bakışlarımı sol yanıma çevirdim annemin boş sandalyede ki gitmeden önce ki uyuyuş şeklini hayal ettim. Ben şu an ölmek istedim nefesim kesildi göğsüm ağrıdı kalbim titredi kafesin içinde canım o kadar fazla yandı ki, kafamı duvarlara sürtmek istedim kendimi öldürmek istedim!