9.Bölüm Yetememek

2794 Kelimeler
Saatlerce susmayan babam ve arkadaşımın sesi yerini sessizliğe bıraktığın da merak da etsem sorgulamak istemedim açıkçası bu benim için daha iyiydi, sessizce uyumak istedim yutkunduğum da kafamda hiç bir düşünce dönmüyordu zihnim ve bakışlarım bulanıktı. " Şeker portakalı? " Yanan göz kapaklarımı odamı dolduran sesi ile açtığım da kapımın arkasında ki sesi bu korkunç rüyadan beni uyandıran, güvenli hissiyatı verdi nefes aldığım da bile acıyan göğüs kafesimde ki his yerini huzura sesi ile bıraktığın da hızla yataktan kalktım. Bir kaç hızlı adımdan sonra kilitli kapımı açtığım da haylaz bakışları odamı bağlayan küçük koridorda karşıma çıktı, ve ben saatler sonra nefes aldığımı hissettim. Yıllarda büyüdüğüm oda yerine kendimi onun gözlerine bakınca evimde hissettim dudakların da ki hafif tebessüm kızaran gözlerimin içine, umut ışığı oldu yorgun bedenimi hangi ara kollarına attığımı bilmiyordum göğsüne sığındım. Ceketinin altına yüzümü sakladım kalp atışlarına kendimi bastırdığım da kolları aynı hissiyat ile sıkıca kendine bastırdı bedenimi, çenesinin altında ki saçlarıma burnunu gömdüğün de gözlerimi huzurla kapattım. Benim nereye gideceğim sorusuna bir yanıt bulduğum da bu şımarık adam hep vardı Refhan Araslan herkesten kaçtığım özel bir alan gibiydi, sadece benim için var olan özel bir alan gibi. Sıkıca bastırılmış kolları gevşemeye başladığın da ceketinin altında ki yüzümü açığa çıkardım bal rengi gözleri ile, gözlerim göz göze geldiğin de parmak uçları yanağımı nazikçe okşadı. Bal rengi gözlerin de ki ben seni anlıyorum bakışı rahat bir nefes aldırdı serbest hâlde ki parmak uçlarım yanağına uzandığın da, belirsiz sakallarını sevdim bu his kendini sıkan bedenimi saniyeler içerisin de baştan aşağı gevşetti sevgilim yine tam zamanında bal gözleri ile beni buldu. Büyüdüğüm odamın ortasın da birlikte bedenlerimiz yan yana dikildiğimiz de bakışları etrafı inceledi utanan bakışlarımı bedeninden kaçırdığım da, ne kadar dudakları gülümsese de gözleri korkmuş ve endişeliydi bunu görebiliyordum. Odayı incelemeyi bıraktığın da bal rengi gözleri kaçırdığım bakışlarım da sabitlendi parmakları parmaklarıma karıştığın da beni çektiği yere adımladım bedenimi omuzlarımdan tutarak yatağa yatırdığın da yutkundum, anlamayan bakışlarım ile hareketlerini izlemeye devam ettiğim de kırılmış sandalyenin ayağını sabitledi sandalyeyi özenle yatağın tam annemin beni izlediği yere koyduğun da oturdu. Şimdi o acı veren sandalye de artık sevdiğim adam oturuyordu bilerek mi yapıyordu bunu bilmiyordum ama basit bir sandalyenin verdiği acı hatıra yerini tebessüme bıraktı, tam gözlerimin karşısında ki sandalye de oturan bal gözleri gülümsedi. Parmak uçları alnıma düşen siyah kaküllerimi özenle çektiğin de boşta kalan eli ile de elimi tuttu işte şimdi dağılmış odamın, ortasında ki bu his o saniye yaralarımı sarmıştı bu şımarık adam böyleydi acı olan yeri saniyeler içerisin de yeni güzel hatıralar ile dolduran birisiydi. Uykusuzluk ile daha fazla mücadele edemeyen yanan göz kapaklarımı yavaşça bal rengi gözlerine bakarak, kapattığım da avucumun içerisin de sıcak elleri yerine soğuk bir metal bıraktı bilekliğini yeniden tenimde hissettiğim de uykuya dalıyordum bile... Ağzımda ki çok ama çok kötü tat yüzünden yüzümü ekşiterek gözlerimi açmaya başladığım da boğazım kurumuştu, çatlayan dudaklarıma parmak uçlarım ile dokunduğum da dağılmış yatağımdan bedenimi sandalye de uyuyan adama çevirdim. Çatlamış dudaklarımdan sıcacık bir tebessüm yayıldı bu sefer terk edilmedim ben o sandalyede sevdiğim adam, hâlâ yanı başımda duruyordu işte korkuyordum uyurken bile gitmesinden gece uyurken bile parmaklarını avucumun içerisin de tuttuğumu hissetmiştim. Bileğimde ki soğuk metal tenime çarptığın da yutkundum dağılmış yatağıma geri uzandığım da yüzünü izlemeye başladım, siyah saçları alnında resmedilmiş gibi yerini almıştı kiraz renkte ki dudakları solgundu. Ela bakışları masumca ve derince uyuyordu bana acı veren odada nefeslerimiz birbirine karışarak uyumuştuk, bu düşünce odayı acıdan kurtararak yerine huzur getiriyordu işte. Kimse beni anlayamadı bu yaramaz adamdan başka ona ihtiyacım olduğu an bunu hissediyor gibi yanı başımda bitiyordu teni, onun bana dediği gibi benim de kimim kimsem bu adamdı yıllar önce ki o otobüs durağında ki bal gözlerinin şimdi hayatım da bu kadar yer edeceğini nereden bilebilirdim ki. Tebessüm kendini dudaklarımdan bıraktığın da ela bakışlarının uyanması ile irkildim şimdi ona hangi cümleleri kurabilirdim ki? Ne diyebilirdim? Hangi kelime içimde ki tutuşan şeyleri açıklardı bilmiyordum açıkçası konuşmak istemiyordum kimseye tek bir kelime etmek, istemiyordum susmak istiyordum günlerce belki de aylarca susmak böylelikle acı giderdi böylelikle kalbim özgür kalırdı. Bakışları sanki bunu anlamış gibi hiç bir şey sormadı yalnızca kırık sandalyeden dikkatle ayağa kalktı yorgun bakışlarım onu takip ederken, dolabıma yöneldi bir kaç saniye oyalandığın da ince bir battaniye çıkardı. Ne yaptığına anlam veremezken seslice nefes aldım bedeni ve ela gözleri yeniden beni bulduğun da adım sesleri odunsu yerde yankılandı, battaniyeyi bedenime sardığın da beni dikkatle kucağına aldı bende hiç bir kelime söylemeden ve açıklama beklemeden göğsüne başımı yasladım. Ne yaptığını veya ne yapmaya çalıştığını anlamak istemedim yalnızca onun yanında olmak tam göğsünde ki kokuya bir ömür boyu, gömülmek istedim bedenimde ki yorgunluğa rağmen kollarımı boynuna doladığım da başımı göğsüne daha da sıkı bastırdım. Odamın kapalı kapısını açmayı başardığın da ahşap merdivenlerden dikkatle adımladı yorgun bakışlarım göğsün de etrafımda ki şeyleri boş boş izlerken, babamın salonda ki bakışları ile karşı karşıya kaldım gözlerimi hayal kırıklığı ile kaçırdığım da Refhan'a daha da sıkı sarıldım. Bir kaç saniye böyle durduğumuz da ela gözlerinin babam ile bakışlarla konuştuğunu anladım her iki erkek ne konuştu, bilmiyordum ama en sonunda babam yenilmiş şekilde gitmemize izin verir bakışlarla başını hafifçe salladı. Dış kapıdan küçük bahçemize ilerlediğimiz de titreyen bedenimi gözlerimi kapatarak geçiştirmeye çabalıyordum, yeşil gözlerim kucağında son kez büyüdüğüm eve bakıyorken aynı renge sahip olduğum zümrüt gözlere gözlerim denk gelene dek. Çocukken beni her zaman beklediği kötü ışıklı sokak lambasının tam önün de bedeni ile öylece karşımda dikilirken yalnızca boş boş, bakmaya devam ettim gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım buna gücüm bile yoktu. Karnım ağrıyordu ölmek üzere olan bir insan gibi tenimde ki solgunluğun yavaşça beni ele geçirdiğini hissediyordum, yutkunduğum da kendi hıçkırık seslerim daha yeni kulaklarıma geliyordu. Ağlıyordum ama neye? Ela bakışları baktığım noktaya bakarak sabitlendiğin de başımı göğsünden yavaşça kaldırdım boğazımda ki kuruluğu gidermek adına tekrar yutkunduğum da, Refhan'ın bakışları çocukluğum dediğim adam da bir kaç saniye kaldı baktığı noktada ki yeşil gözlere yeniden bakışlarımı çevirdiğim de kızının sesi yankılandı. " Baba " Bakışlarım o küçük kız çocuğuna kaydığın da kaderinin benim gibi olmasından korktum aşk evliliği olmayan bir anne ve babanın çocuğuydu o kız, tıpkı benim ailem gibi şimdi ise sanki o kızın yeşil gözleri gelecekte ki hâline bakıyor gibi bal rengi gözlerine ve bana baktı. İki yaralı insana sevimli bakışları bir kaç saniye kaldığın da dudaklarımı ıslattım bu görüntü sanki bir kâbus gibiydi, ben bitsin istedikçe herşey daha da üst üste geliyordu bu durumdan bıkmıştım. " Hicran hadi eve dön sen kızım " Filistin sokağının sessizliğin de zümrüt gözlerinin sesi yankılandığın da kendi ismim onun dudaklarından dökülen ismim, o kadar tuhafıma gitti ki bir an ela gözlerinin de bu ana tanıklık ettiğini unutmuştum. İşte şimdi herşey daha da uçuruma sürüklendi şu an beni burada terk edeceğinden o kadar emindim ki, haklıydı aynı durum içerisin de bende olsam çok farklı düşünceler içerisine girebilirdim bedenimde ki örtülü olan battaniye ile beni daha da sardığın da kaşlarımı çattım. Bir şey söylemeden öylece bedenime sıkı sıkı sarılmış kolları ile birlikte oradan uzaklaştık nereye gidiyorduk bilmiyordum bilmekte istemedim uzunca Filistin'in dar sokakların da birlikte yürüdük daha doğrusu o beni bir çocuk gibi sarmalayarak kolların da taşımaya devam etti bende bu durumdan şikayetçi olmak istemedim. Adımları uzun bir yürüyüş sonrasın da sabitlendiğin de beni kucağından dikkatle indirdi yorgun bedenimin üzerin de adımlarım dikildiğin de, karşımda olan manzaraya dikkatle baktım burası bizim küçükken geldiğimiz yerdi burası benim ayağımın kaydığı yeşil gözlerinin tuttuğu ve dans ettiğimiz yerdi. Burası nişan günü haykırarak ağladığım yerdi yanımda ki şımarık adamın ise bana sıkıca sarıldığı görüntüler gözlerim önünden geçiyorken, yutkundum neden buraya gelmiştik bilmiyordum ama yıllar önce ki o kıza söylediği sözler beynimde ki yankılandı. " En kötü anıları en iyiye dönüştürmek bizim elimiz de. " O gün platonik aşık olduğum adam beni tutmasa ölür müydüm? Bu düşünce arada sırada başka ülke de bile aklıma geliyordu, koca taşların üzerin de ki hatıralar denizin dalgasının vurması ile gün yüzüne çıktığın da tenimin daha da solduğunu hissettim. Yorgun bacaklarımda ki son güçler ile büyük koca taşların üzerine adımladım o gün ki ayağımın kaydığı nokta da, durduğum da uçurumda esen rüzgarlar yanaklarımdan süzülen yaşları ve saçlarımı etkisi altına aldı. Gözlerimi yavaşça kapattığım da derin bir nefes çektim acı ile ağrıyan göğüs kafesimin içerisinden, ciğerlerim havada ki boşluk ile dolduğun da içimin çok ama çok dolu olduğunu anladım. Yıllar önce ki ana döndüm sanki anne kelimesini duyduğum ve ağlayarak çıktığım arkadaşımın evinden geldiğim, 19 yaşında ki hicran gibi hissettim ama şu an o cahil kız değildim artık yine de aynı nokta da durmuş sessizce göz yaşı döküyordum. Ayaklarım altında ki sert kayanın kaydığını hissettiğim de gözlerimi açmadım yıllar önce ki gibi kendimi bıraktım bedenimi bu duruma özgür kıldım, ta ki sıcak teni belimde ki soğukluğa değene dek. Ayaklarımın altında ki eskimiş kayadan belimden tutarak kendi bedenine beni bastırdığın da yutkundum sırtıma değen göğsünde ki kalp atışlarını, hissettim kolları belimden daha da sıkı sardığın da uçurumun kenarında böylece kaldık rüzgârın ve dalganın verdiği hissiyat ile gözlerimi kapattığım da sessizce fısıldadı dalga seslerinin arasında. " Düşeceğine izin vereceğimi mi sandın juliet? " Sözlerinin derinliği ile karışık fısıltısı tüylerimi diken diken yapmıştı kendime yaslanacak bir omuz isterken onun ela renkteki gözleri, yine beni tam zamanında buldu sıcak parmakları tenimden kaymaya başladığın da gözlerimi saniyeler içerisin de açtım. Ardıma hızla döndüğüm de yorgun bakışlarım şımarık gözlerini arıyordu arabanın olduğu noktadan gelişini, izlemeye başladığım da ellerinde tuttuğu beyaz şey dikkatimi gözlerinden ona kaydırdı. Dudakların da ki o çok iyi bildiğim ukala gülüş dans etti yüzünde ve ben gözyaşlarını umursamayarak eskisi gibi, gözlerimi saniyeler içerisin de devirdim onun şımarık gözleri ise daha da çok bu anılar ile parladı. Adımları ve gülüşü benden bir kaç santim uzakta durakladığın da elinde tuttuğu beyaz duvakla birlikte bedenime yaklaştı, kaşlarımı çatmayı durduramadığım da ellerinde tuttuğu beyaz duvağı saçıma dikkatle yerleştirdi. Neden arabasında gelinlik duvağı olduğunu bilmiyordum açıkçası tuhafıma gitmiyordu ela gözlerinden artık her şeyi bekliyordum, bu yüzden galiba alışmıştım onun bu garip tavırlarına bakışlarım hareket jestlerini izlediğin de hayali kravatını bir kaç düzenleme ile çekiştirdi dağılmış siyah saçlarını özenle yana attığın da gülümsedim o çocuk gibiydi asla büyümeyen bir şımarık erkek çocuğu. İkimiz de çocukluğumun geçtiği kıyıda ki taşların üzerinde öylece durduk herşey sessizdi ne tek bir insan ne tek bir araba sesi duyulmadı küçük sokakta yutkundum, dün gece ki yaptığım şeylerden utanç duydum ben kendimi kaybetmiştim koca bir karanlığa kendimi kaptırmış gibi hissettim yalnız başıma o karanlığa yeniden girmekten korktum ben. Ama şimdi tüm bunları tersine çeviren karanlıktan ziyade başıma beyaz gelin duvağı yerleştiren adam gülümsedi, ve bu gülüş herşeyi sardı saniyeler içerisin de bedeni ve bakışları benden ayrıldığın da derin bir iç çektim bir kaç dakika sonra geldiğin de parmaklarını özenle parmaklarıma uzattı parmak uçlarımı sıcak avucunun içerisine koyduğum da yaprak sapından yapılmış yüzük şeklinde ki şeyi, parmağıma taktı ela gözlerine sabahın ilk ışıkları vurduğu için bal rengini alırken kalbim bu an ile huzurla attı. Parmağıma taktığı güya yüzük olan yaprak sapına baktığım da kıkırdadım bu adam deliydi gerçekten kafamda ki beyaz duvak ve yalandan yüzüğüm ile, onu izlemeye devam ettim ağladığım noktaya giderek kollarını bir kuş gibi özgürce iki yana açtığın da başını geriye atarak bal rengi gözlerini kapattı. " Evet! " Çatık kaşlarım yerini şaşırmaya bıraktığın da hayali düğünümüzde nikâh yapıyorduk bu evcilik oyunu kısa sürecek olsa bile, çok hoşuma gitmişti yaralı iki çocuk gibi evcilik oynuyorduk hayalimiz olan oyundu gerçek olmasını isteyeceğim ama herkesin karşı çıkacağı bir hayali oyun oynadık ikimizde bilerek. Gülümseyen dudaklarım bu gerçek ile karşı karşıya kaldığın da dudaklarım bu savaşı kaybetti biz doğru düzgün bir araya bile gelemiyorduk, ben onun ellerini tutarak sıradan şeyler yapamıyordum birlikte gezemiyorduk, birlikte eğlenemiyorduk, birlikte simit çay yapamıyorduk, birlikte yürüyemiyorduk sokakları birlikte hayal kuramıyorduk, birlikte kolunu omuzuma atarak dolaşamıyorduk biz birbirimize en yakın olarak birbirimize en uzak kılıyorduk bunlar canımı yakıyordu herkes bi şekilde yolunu bulmuştu bu hikâyede ama biz yolumuz bile yoktu ki nereye gideceğini bilmeyen iki kişiden başka bir şey değildik. Gözyaşlarımı görmemesi için hemen o bana dönmeden önce ardından bedenine sarıldım göğsünden kendime onun bana yaptığı gibi, bedenini çektiğim de başımı sırtına yasladım, boğazımda yükselen düğüm ile kokusunu ciğerlerime çektim korkuyordum birbirimizi yeniden kaybetmekten yeniden onu ararken çekeceğim özlemden çok korkuyordum. Kollarımın arasında bedeni olduğu halde korkudan titriyordum o hayaldi sanki kafamda yarattığım mükemmel adam hayali sanki her an kollarım arasından teni bakışları kayacak gibi hissediyordum bu his, beni hergün bitiriyordu ben iyi değildim hiç hemde bir şeyler yanlış gibiydi bir şeyler yanlış geliyordu uyuşmayan düşünceler birbirini izleyen ama bir yol bulamayan olaylar hepsi karışıktı. Herşey bir rüya gibiydi sanki bu rüyadan her an uyanacak gibi hissetmek doğru muydu peki? Birbirini çeken iki zıt kutup gibiydik ne ben gidebilirdim ondan ne de o gidebilirdi benden birbirimizin kutuplarının kıyısına muhtaçtık biz, ama zıttı işte adımız asla kavuşamayan ne olacaktık sonumuz yine mi kilometreler 'di? Bilmiyordum gözlerimi bu düşünceler ile sıkı sıkı kapamaya devam ederken kollarım arasında ki sıcacık teni sakinleşmemi sağlıyordu... Yol boyunca hiç bir şekilde gözlerimi açmayı tercih etmemiştim sanki gözlerimi açtığım da düşünceler beynimi yakacak ve benim canım, çok acıyacak gibi hissediyordum bu yüzden konuşmamayı ve uyumayı tercih etmiştim. Buna da yanımda ki ela gözleri katılmıştı ikimiz de susmuştuk ikimiz de tüm yaşanılan olayların ağırlığı kadar, susmayı tercih ettik yaşanılan ve hâlâ devam eden olaylar çok ağırdı çok kırıyordu, bazen nefes alma isteğini bile benden alıyordu sanki. Yoruluyordum tüm bu şeylerin ortasında kalmaktan tüm bu şeylerin içinde sürekli debelenmekten çok yoruluyordum tek kaçtığım nokta, yanımda ki adam olabiliyordu o da bir yere kadardı yine tüm herşey beni buluyordu. Sanki tüm bu saçma şeyler beni bulmaya ant içmiş gibiydi bende sürekli ortasında kalmaya yemin biçmiş bir salaktım. Arabanın durması ile irkildiğim de boğazımda sigara dumanı gibi dolan düğümü yutkundum arabanın arka koltuğun da yatan bedenimi doğrulttuğum da yorgun bakışlarım dikiz aynasından beni izleyen ela gözlerinde takılı kaldı, sanki demek istediği şeyler vardı ama diyemiyor çekiniyor ya da korkuyor gibi benden kaçıyordu ya da tam tersi ben kendimde onu görüyordum. Ben kaçıyordum belki de oraya tekrar dönerek ben kaçmıştım zaten belki değildi ben kaçmıştım her zaman ki gibi, ardımda onu bırakarak kaçan o değil bendim. Bu gerçekte bir kere daha yüzüme vurduğun da derin bir nefes alarak kendimi ve bedenimi ve duygularımı arabadan resmen attım, tüm bu herşey artık ağzımda inanılmaz bir tat duygusu bırakıyordu, merdivenli yokuş mahallesi şu an beni daha da boğuyordu nefes aldırması yerine herşeyden artık yorulmuştum herşeyden kurtulmak ya da bunun izahı ile ölmek istiyordum gibi birşeydi. " Yetmiyor " Merdiven basamağının tam başladığı nokta da düşüncelerimi toparlamaya çalışıyorken sesi tüm duygu ifadelerimi alarak, kendisine yönlerdir di bakışlarım gözlerine değdiği an devam etti demek istediği kelimelere. " Sana herşeyi veriyorum vermeye çalışıyorum her bir parçamı ama yetmiyor ben yetemiyorum " Tüm söylediği kelimeler beynimde dolaşıyorken ne demeye çalıştığını veya ne ima etmeye çalıştığını anlamaya çalışıyordum, ama ela gözleri buna fırsat dahi vermeden içinde ki birikmiş kelimeleri kusuyordu adeta. " Ben sana asla yetemeyeceğim değil mi? Çocuğunun ismi bile sana ait nasıl inanabildim ki beni seveceğine? Sadece unutmak için buradayım değil mi ? " Sözlerinin ağırlığı canımı yakmaya başladığın da parmak uçlarım ile duvara tutundum. " Sen hâlâ o yıllar önce ki platonik aşkın içerisin de dönüyorsun hicran oradan ne ben çıkarabildim seni ne de sen kendin " Tüm düşüncelerimi yerlebilir eden kelimeleri merdivenli yokuşun ortasına düştüğün de ikimize de sıçradı parçaları, ve ikimiz de o saniye orada öldük. İçini yiyerek bitiren kelimeleri sonunda açığa çıktığın da çok şey acıttı ve değişti düşüncelerim değişti, ben unutmuştum o aşkı ben iyiydim iyileşmiştim değil mi? Tüm bunları şüpheye attığın da gözlerimden akmak üzere olan sıcaklığı sinirle tenime bastırdım. Söylediği kelimelere değil benim bunu düşünmesini sağlayan hareketlerime sinirlendim haklıydı yetemiyordu ben, hâlâ aptal gibi yetmemesini istiyordum yıllar önce ki gibi yanlışlar kendini tekrar etti kavuşmak sadece yetmedi. Kavuşma ile sorunlar daha da çığ gibi büyüdü ve yükseldi biz de altında kaldık şimdi bu sözleri o hissi verdi, asla iyileşemeyen hasta gibiydim asla tamir olamayacak bir oyuncak ya da parça gibiydim. Hani bir yan olur ya asla tamir olamaz ve o parça yüzünden tüm çalışma mekanizması durur öyleydim ben onun hayatında buydum, kendimi keserek atmam gerekliydi ona çok ihtiyacım olmasına rağmen daha da uzağa itildik ikimiz de... Adımlarının sesi gibi gözleri de benden uzaklaşmaya başladığın da bir şey yapmalıydım gitmesine her zaman ki gibi gitmesine, izin veremezdim o hep benden bu şekilde kaçıyor ve bende buna sürekli izin veriyordum artık bıkmıştım benden kaçmasına gözyaşlarını sürekli benden saklamasına her geçen gün onu bile bile kaybetmekten çok bıkmıştım. Bu yüzden aklıma gelen ilk düşünceyi birden dudaklarımdan döktüğüm de adımları olduğu nokta da durakladı. " Randevuya çıkalım mı? " Aramızda ki sorunları ve bu uçurumu belki de gerçekten ilk kez sorunsuz ailemizin geçmişini düşünmeden geçmişte ki aptal aşkımı, düşünmeden gerçek bir çift gibi randevuya gidersek düzelebilirdi. Olayları bi yerden toplamaya başlamak bir nebze uzaklaşmak ikimiz içinde çok çok iyi olacaktı cevabını boğazımda yükselen heyecan düğümü ile, beklerken yıllar önce ki o şımarık genç adam parladı gözlerinde ikimiz de gerçekten bu gönül işlerini unutmuştuk çünkü yalnızca acı vardı daha fazla acı daha fazla gözyaşı başka bir şey yoktu hikayemiz de bizim. " Akşam sekiz de merdivenler de bekle "
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE