Bir kaç saniye daha birbirimize baktığımız da hızla uzaklaştı kelimeleri beni bir hatıraya iterken dudaklarım da zarif bir tebessüm yer aldı, yıllar önce ki kütüphane de yine saat sekiz de beni bekle demesi canlandı zihnimde ve ben 19 yaşında ki o hicran gibi heyecanlandım. Bu gece ona yetememe duygusunu hissettirmemek onun yaralarını sarmak yaralarımı sarmasına izin vermek istedim, tıpkı yıllar önce ki kütüphanede izin verdiğim gibi. Yutkundum bi yandan zihnimde dolaşan kötü yaşanılan olaylar diğer yandan bu randevu hangi birini düşünmeye çalışmaya hesaplamaktan yorulmuştum, kalbimde tekleyen buluşma heyecanına kendimi kaptırarak merdivenlerden hızla çıkmaya başladığım da midem de uçuşan kelebekleri tek tek akşama kadar saymak istedim. İlk gün ki gibi hâlâ ona aşık oluşumu hâlâ beni bu denli heyecanlandırmayı başardığını bilmek garipti sanki hiç yıllar geçmemiş gibiydi, sanki onun şımarık gözlerini bir kaç gün önce durakta görmüş gibiydim. Küçük evimin paslı kapısını kapattığım da derin bir nefes aldım evimin kokusunu özlemiştim bana merdivenli yokuş iyi geliyordu bunun farkına daha bir kaç saniye önce vardığım da, kuruyan dudaklarımı ıslattım onu düşündüm hayatında ki her detayı bilmiyordum sorduğum da ise kaçıyordu ya da kısa cevaplar veriyordu Refhan yaralarına dokunmama gözlerine uzun uzun bakmama seni seviyorum dememe bile karşılık vermiyordu. Sevgiyi unutmuştu kimseden sevgi görmemesi yüzünden unutmuştu babası ise yıllardır kavgalı hatta yumruk yumruğa birbirlerine girdiklerini daha yeni yeni öğreniyordum, sürekli babası ile arasında bir kaos vardı durmak bilmeyen bitmemeye yemin etmiş bir nefret vardı babası ile ve ben bu konuya el uzattığım an parmak uçlarım yanıyordu ya da geri çekilmem için tutuluyordu şımarık gözleri tarafından. Refhan o kadar fazla benden hayatını kaçırmaya çalışıyordu ki neden böyle bir şey yapıyordu anlam dahi veremiyordum anne konusunu yurt dışında açtığım gece, o kadar fazla susmuştu ki şaşırmıştım tek bir gözyaşı bile dökmemişti ama gözleri o kadar derin bir şey anlattı ki daha fazla sormamıştım. Üstüne gitmek istemiyordum babası ile sürekli kavga ediyor anneannesinden bir sürü laf yiyor ve babamdan da nefret alıyordu hangi birine nasıl dayanıyor bilmiyordum ama birlikte kaldığımız geceler uyuduğumu düşünerek hüngür hüngür içini döküyordu ağlayarak ve ben bir şey yapamıyordum. Yaraları olmasına rağmen yanımda ağlamamasına bana destek olmaya çalışmasın da kalbim acıyordu Refhan sürekli her gün, yeni bir olayın içerisin de kalıyordu suçu olmamasına rağmen sürekli suçlu konumdaydı. Üzülüyordum hemde çok ama o bu olayların dışında kalmam için bana hiç bir şey hissettirmemeye çalışıyordu ve daha bir kaç dakika önce, tüm bu şeylerin üstüne o kelimeleri demesi canımı daha da yakıyordu yanında olmak isterken kendi ellerim ile onu daha da itiyordum kendime kızdım hemde çok kızdım. Tek yaralı ben değildim ki şikayet edip duruyordum o da yaralıydı belki de benden daha çok onun annesi sonsuza dek gitmişti, hiç dönmeyecek bir yere en azından benim annem dönmüştü umudum vardı ama Refhan ağlayacak ne annesinin dizleri vardı ne de buna merhem olacak babası... Hatta babası durumu daha da beter yapıyordu sürekli her konuda şımarık gözlerini suçluyor ondan daha da fazla beklenti içerisine giriyordu kendi oğlunu sadece başarı için kullanan bir babaya hâlâ şımarık adamın kıyamaması bu durumu daha da berbat noktaya taşıyordu. Düşünceler o kadar fazla zihnim de dolaşıyordu ki öylece koridorun ortasın da durduğumu bile yeni fark etmiştim, saate bir kaç kaçamak bakış attığım da buluşma vaktimiz yaklaşıyordu...
Derin bir nefes çektiğim de üzerimde ki kırmızı elbisenin pileli kısımlarını düzeltiyordum dediği gibi tam sekiz de merdivenli yokuşun meşhur merdivenlerin de, onu bekliyordum yıllar önce ki topuzlu halim zihnimde bir resim gibi canlandığın da kıkırdadım zaman gerçekten hızlı geçiyordu ne o topuzlu halim ne de pencereden bizi dikizleyen teyzeler vardı. Ha bir de benim düşmem bu anı ile resmen dudaklarımdan kahkaha çıktığın da gözlerim loş ışıkların altın da gözlerini buldu yıllar önce ki gibi, ela gözleri merhaba dedi bana otobüs durağında olduğu gibi ikimizin de dudakları birbirini izledi ve aynı sıcaklık ile tebessüm etti. Utandım utandı gerçek bir randevuya çıkmak hissi ikimizde de biraz utangaçlık yapmıştı onu ilk defa şımarık edepsiz hallerinden uzakta, utanmış şekilde görmek tuhaf ama tatlıydı hiç görmediğim bir yanını açığa vurduğun da bunu anlamış gibi haylazca gülümsedi.
" Çok uyumlu elbisenin rengi ve yanakların "
Gözlerimi kelimeleri biter bitmez devirdiğim de kolumda ki çantayı karnına geçirdim o kıvranırken sözlerini geri yedirme gururu ile, öne doğru adımladım az önce ki dediği cümle daha da yanaklarımı kırmızıya boyarken ona belli etmemeye çalıştım. Birlikte yan yana yavaş şekilde adımlamaya başladığımız da nereye gittiğimizi önemsemedim onunla birlikte yan yana yürümek, yaz aylarının esintisi ile daha da dinlendirici oluyordu biz birlikte hiç sevgili olarak yürümemiştik İstanbul sokaklarını yeşil gözlerimi sokakta ki hızla yürüyen adamlara, kadınlara, trafiğe kaydırdığım da parmak uçlarım da soğuk bir ten hissettim. Bakışlarım yavaşça yanımda ki şımarık adama kaydığın da parmakları parmaklarıma sıkıca karıştı ve ben aynı saniyeler içerisin de bakışlarını, gözlerim de bulduğum da daha da yandım. Şu an biz gerçek bir buluşma içerisindeydik evet. Biz sevgili buluşmasındaydık ve bunu benim aptal kafam teklif etmişti bu düşünce daha da, beni utançtan yerin dibine sokarken adımlarımız el ele şekilde durdu aynı saniye de bakışlarını yüzümden karşı tarafına gelecek şekilde kaydırdığın da şımarık ela gözlerinin durduğu noktaya baktım.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Üniversitenin kampüs giriş kapısının önün de el ele durmaya devam ettiğimiz de tuhaf hissettim okula gelmeyeli yıllar olmuştu acaba, o ne hissediyordu burada neredeyse birlikte bir sürü anı, acı, gözyaşı geçmişti burası bizdik ben ve onun geçmişi bu kampüs içeride ki sıralar ve o kütüphaneydi... Parmak uçları sıkıca karıştığı parlaklarımı ardından çekmeye başladığın da üniversitenin kampüs giriş kapısının demirini ittik büyük bir ses ile kapı açıldığın da anılar hızla yüzüme tokat gibi çarptı.
Üzülme ben senin annen olurum...
Ben orada ki adamım...
Beni mi özledin?...
Tüm konuşmalarımız tüm attığım tokatlar nefesimin daraldığı gün tutunduğum duvar herşey zihnimde öyle bir döndü ki, nefes yine alamadım ama bu sefer hasta olduğum için değil heyecandan ve özlemden. 19 yaşında geldiğim ve büyüdüğüm okula bakarken yüreğim burkuldu burası benim gerçek aşkı, kendimi, olgunluğu bulduğum yerdi öylesine duygu yüklü öylesine hasret yüklü öylesine anlamlı. Şımarık adamın peşinden çekiştirdiği yere gidiyorken gözlerimin her değdiği noktayı inceledim fakülte hiç değişmemişti giriş büyük sütunlar bile aynıydı, güvenlik kulübesine geldiğimiz de güvenliğin kızacağını düşünmüştüm hatta burada bizi sorguya çekeceğini ama öyle bir şey yapmak yerine Refhan ile birbirlerine selam verdiler başlarını sallayarak neler döndüğünü anlamayarak kaşlarımı çatmaya devam ederken peşinden hâlâ sürüklenmeye devam ediyordum. Uzun amfilerin dolduğu koridorları ezbere bildiğimiz koridorları geçerken gözyaşlarını dökmemek için zor duruyordum, ama kütüphane yazısını gördüğüm dakika herşey yerlebilir olma noktasına zirve ile ulaşmayı başarmıştı. Yıllardır sadece o gittikten sonra bir kaç kere geldiğim adam şimdi tam yanımda benimle o kapının önün de duruyordu randevu yerimiz, kütüphane olamazdı diye düşünüyorken kütüphanenin anahtarları ile şımarık gözleri saniyeler içerisin de açarak içeri girdi. Göz ucu ile yeşil gözlerimi kütüphanenin çok iyi ezbere bildiğim içine ürkerek baktığım da dudaklarımı kemirmeye başladım kırmızı elbisemin pileli etek kısmını ölesiye gerginlik ile sıkarken, içeriye adımladım her adım sesim kütüphaneyi doldurduğun da göğüs kafesim hızla kalktı ve indi. Kütüphanenin büyük ana kapısının kapanma sesi ile ardıma baktığım da ela gözleri parladı ve dudaklarında ki o şımarık ifade kendini korumaya devam etti.
" Tam burada sana dediğim kelimeleri hatırlıyor musun? "
Her harfi beynime yıllardır kazıyordum hatta kazımıştım dediği kelimeler yıllar önce ki sarıldığım göğsüne ağladığım adam, şimdi yine tam anlam yüklü kütüphanenin tam ortasında benimle dururken tıpkı onun bana yaptığı gibi bende onun anne kabuğunu kırmak istedim. Adımlarım ana büyük masasının tam yanında durduğun da onun gibi sesime hiç bir duygu yüklemeyerek sordum.
" Hayatın da ilk kırıklığı ne zaman tattın? "
Bakışları ilk önce anlamayarak daha sonra sanki o yıllar önce ki bizi hatırlamış gibi yüzünde ki şımarık ifade kayboldu yutkunmasını resmen hissettim, dudakları aralandığın da bir umut bekledim kabuğunu benim gibi kırmasını yıllardır saklı tuttuğu duygunlarını benim gibi bir anda dökmesini istedim ama kendini sıktı. Vücudunu o kadar fazla sıktı ki gözlerinde ki buğulanmayı fark etmeye başladım kendi kabuğundan kendi ördüğü duvarlarını yıkması, onun için o kadar zordu ki işkence gibiydi belki saniyeler belki dakikalar geçti aramızda ki bir kaç mesafelik boşluğu koşarak adımladı ve beni kendi bedenine bastırdı. Ağlıyordu tıpkı yıllar önce ki ben gibi rolleri değişmiştik o hicran ben ise refhan olmuştum bekledim sakinleşmesini beni ne kadar sıkı sararsa, onu o kadar karşılıkla sardım sanki hiç bitmeyecek hiç dinmeyecek kadar ağladı ve ben yine beklemeye devam ettim onun bana yaptığı gibi.
" Onu çok özlüyorum herkes beni suçluyor bazen dayanamıyorum karşılıksız bir şey başarmadan kimse beni sevmiyor gibi hissediyorum korkuyorum bazen çok yalnız hissediyorum annemi arıyorum boşluğu öyle canımı yakıyor ki bazen, bazen kendimi öldürmek ve yanına gitmek istiyorum "
Tek bir nefeste tüm içini döktüğün de kelimeleri kütüphane de yankılandı kabuğunu kırmak onun için ne kadar güç ise benim de kelimelerini dinlemek, ve hazmetmek o kadar güç olmuştu şimdi kollarım da bir erkek çocuğu gibi bana sığınan adama nasıl teselli verirdim bu kadar büyük yaraları ben hangi sözüm ile sarabilirdim bilmiyordum ama öylece dökülmüştü dudaklarımdan.
" Üzülme ben senin annen olurum "
Titrek bir ışık süzmesi gibi kelimelerim boğazımdan çıktığın da ikimiz de sessizleştik tenlerimiz bir kaç dakika içerisin de birbirinden koptuğun da, gözyaşlarının tazeliğini koruduğu ela gözlerine baktım şefkat gösteren yanım parmak uçlarımı yanağına koyduğun da sakallarını sevdim. Kirpiklerini sevdim ellerini sevdim elleri, elleri çok güzeldi ellerinin güzelliği kadar nazikçe sevdim tenini başımı hızla atan kalbine koyduğum da kolları sıkıca sarmaladı bedenimi. Kendine saklamak istercesine kalbine bastırdı bedenimi, bedenim kolları arasında kaybolurken kokusunu ciğerlerime çektim gözlerimi sıkıca kapattığım da sözleri bir kez daha canımı yaktı yetememe duygusunu ona aşılayan kişi babasıydı yani benim adımı koyan adamdı. Saatler geçmişti elbisemin izin verdiği rahatlık ile kütüphanenin raflarına yaslanarak her ne kadar zemini soğukta olsa alışmıştım, dizlerimde küçük bir erkek çocuğu gibi yatan sevgilim ise hiç bir kelime etmemişti. Yalnızca saatlerdir saçlarının her telini özenle bir sağa bir de sola parmaklarım ile tarayarak seviyordum ela gözleri ise bundan gayet memnun şekilde, dizlerim de yatmaya devam ediyordu uyuduğunu düşünüyordum ama uyumuyordu yalnızca izliyordu ve düşünüyordu sanki ama neyi.
" Sence ben bir yanlış mıyım? "
Sessizliği sorusu doldurduğun da durakladım bu ne biçim bi soruydu böyle bilmiyordum ama, eminim bunu zihnine yerleştiren kişi belliydi saçlarını sevmeye devam ederken cevap verdim.
" Hayır "
Kısa ve keskin bir cevap verdiğim de saatlerdir dizlerimde yatak başını saniyeler içerisin de cevabım ile kaldırdı, ela bakışları yeşil gözlerim ile buluştuğun da kelimeler dudaklarından döküldüğün de gözlerini benden kaçırdı.
" Ama sen bile yıllar önce böyle düşündün Serhat Meral yüzünden "
Bakışlarım gözlerini kaçıran yüzünden kütüphanenin zeminine kaydığın da bu düşüncenin doğru olması yüzünden pişmanlık hissi, saniyeler içerisin de beni bulmuştu evet yıllar önce böyle düşünüyordum hayatımdan çıkarmak istediğim insan şimdi aşık olduğum kişiydi ama ona bunu nasıl söylerdim ki zaten kötüydü ela gözlerini daha da o çukura atamazdım daha fazla batmasını sağlayamazdım. Bir cevap vermek yerine bakışlarımı da bedenimi de ondan kaçırdım dikkatle oturduğum zeminden kalkarken, boğazımda yükselen düğümü bastırdım elbisemin pileli kısımlarını düzeltirken ona bakmak istemedim. Büyük beyaz renkteki üniversitenin giriş kapısında ki sütunları arkamız da bıraktığımız da sessizce yan yana adımlıyorduk pek fazla ikimizde de, konuşma hevesi yoktu anlaşılan ki yol boyunca sessizlik hâkim sürdü ortama. Yaz gecesi bile olsa üşüdüğümü hissettiğim de parmak uçlarım ile tenimi ısıtmaya çalıştım tıpkı yıllar önce ki, partiye giderken yaptığım gibi tam da yine aynı sokakta yan yanaydık ve ben yine üşüyordum. Bakışlarım merdivenli yokuşun karanlık sokaklarından ağaçların altında kalan parka yöneldi daha aylar öncesine kadar, ağladığım onun gelmesi için yalvardığım parkın tam da karşısında duruyorduk yan yana. Dudaklarımda ki aptal tebessüm yerini ince düz bir çizgiye midemde ki kelebekler ise ağır bir yumruya kendini bırakırken bakışlarımı parktan kaçırdım, acı veriyordu yaşadığım hisler hiç beni bırakmıyordu bir şeyler çok tersti ama ne tersti bilmiyordum. Yanımda varlığı olmasına rağmen eksik hissediyordum kendimi merdivenli yokuş benim canımı yakıyordu gitmek istedim eve girmek istemedim, şu an o parktan ve bu mahalleden ne kadar uzak kalırsam o kadar iyiydi benim ve onun için. Gözlerimde ki akmak üzere olan yaşları görmemesi için hızla yürüdüm onun evinin sokağına kadar konuşmak istemedim bu gece merdivenli yokuşa gitmek istemedim, aniden neden böyle oldum hiç bir fikrim yoktu yalnızca yürüdüm hızla daha da hızla yürüdüm canımı bir şeyler yakıyordu ama ne onu bile bilmemem beni çukura itiyordu hiç çıkamayacağım koca bir çukura. Adımlarım evinin çok iyi bildiğim bahçesinin demirli kapısı önün de durduğun da gözlerimi bile kırpmadım o terk ettiği akşam, hâlâ rüyalarıma giriyor kendi seslerim o andan korkmamı sağlıyordu ben her defasında ölüyordum. Acıydı ne kadar kavuşmuş olsak ta bitmiyordu kavuşma ile herşey sarılmamıştı aksine daha fazla gözyaşı ve haddinden fazla, acı vardı yaralar bitmek kapanmak bilmiyordu zihnimde dolaşan düşünceleri anlamış olacak ki ela gözlerinin adımları tam da yanımda durdu. Birlikte ikimizin de yaşadığımız anılar bahçede canlanırken gözlerimiz de sessizce izledik ikimiz de biliyorduk o akşamı, o terk edilme gecesini konuşmalarımızı ve son kez verdiğim ekmeğin sıcaklığı gibi kalbimiz de bu olayın soğumaması. O da haklıydı kendi hikâyesinde bende haklıydım kendi hikâyemde orta da bir haksız olmaması belki de bizi, bu duruma daha da itiyordu bir suçlu arıyorduk birbirimizde bir hata arıyorduk bunu bahane ederek kendimizi rahatlatmak adına ama ne o suçluydu ne de ben...
İkimiz de kendi anne ve babamızı hâlâ suçlu ilan etmek istemiyorduk bu yüzden yavaşça birbirimizi kaybediyor ve birbirimizden uzaklaşıyorduk, ikimiz de bize gelen zarara aldırış etmiyor anne ve babamıza ne kadar kızgınsak dahi korumak istiyorduk.
" Senin ne işin var burada? "
Annemin o çok iyi bildiğim sesi aramızda ki uçuruma dolduğun da birbirimizden adımlarımız anında ayrılarak mesafe koydu, boğazımda ki binlerce sigara içmiş duygunun yanmasını bastırmaya çalışırken gözlerine baktım. Kızgındı hemde çok fazla ama öfkesinin bana olmadığını karşımızda ki aynı renge sahip olduğum anneme olduğunu çok iyi biliyordum, bir kelime etmemesi için yalvararak gözlerine baktığım da yenilmiş ve kabul etmiş gibi başını ve bakışlarını yere eğdi.
" Önce baban sonra anneannen şimdi de hicranı mı düşman etmek istiyorsun bana? "
Duyduğum kelimeler ve annemin şımarık adamdan bu kadar nefret etmesine şaşkınlık geçiriyorken neden herkes onu suçlu yapıyordu, neden benim sevdiğim adam suçluydu neden herkes onun ela gözlerine nefret kusuyordu Refhan bunları hak edecek ne yapmıştı? Ne yapıyordu? O da benim gibiydi asıl onun ela gözlerinin sorgulaması nefret etmesi ve konuşması gerekirken neden susuyordu neden nefret etmiyordu bilmiyordum.
" Anne! "
Artık gerçekten yetmişti sabrımın en son yerine geldiğim de sertçe kelimelerimin üstüne bastırarak bağırdım zaten gergin ortam, sessizlik ile daha da gergin olduğun da şımarık ela gözlerinin yanına adımladım o zar zor nefes almaya çabalarken parmak uçlarım güçsüz kollarını sardı. Böylece beni terk etmiş bir anneme onun kalbini bırakamazdım zaten yaralıydı onu daha da yaralanmalarına izin veremezdim, daha da dibe çekmelerine izin veremezdim buradan gitmeliydik hem de hemen.
" Kızın beynini de kendin gibi yıkamışsın annesine karşı tıpkı annen gibisin Refhan Araslan onun gibi bir hatasın hayatım da "
Kollarını sardığım parmak uçlarım kaymaya başladığın da tenim bu sözler karşısında buz gibi oldu önce annem sonra, babası kelimelerin ağırlığını bilmeden öylece döküldü cümleleri ilk başta söylenen cümle önce kalbe sonra geceye karıştı ve yanımda ki adam daha da yara alarak dizlerinin üstüne çöktü. Ona onun haylaz ela gözlerinin ışığını aldılar elimden bir kaç cümle ile öldü onun şımarıklık yanı ve ben kurtarmak için hiç bir şey yapamadım, sadece damarlarım 'da öyle bir nefret gezdi ki ilk kez yaşadığım bir histi bu benim için herşeyim dediğim hayatıma anlam katan kişinin canı böylesine yanarken susamazdım onun ve kendim adına konuşmam lazımdı.
" Sen sana mı beni düşman edecek anne? Ben seni ne zaman sevdim ki düşman olayım ben senin yüzünü bile hatırlamazken sana nasıl düşman olabilirim söylesene! Beni sana düşman yapan kişi sensin zaten "
Gözlerimden soğuk tenime akan ılık yaşları umursamadan devam ettim.
" Ya sen? Sen onun hayatın da çok mu farklısın sürekli onu yaralayan onu çıkarlar için seven bir baba da hata değil mi! Ben ve o suçsuz bir hata arıyorsanız kendi geçmişinize ve şimdi ki halinize bakın "
Yanaklarımdan usulca süzülen yaşları annemin yeşil gözleri beni izlerken tenime bastırdım annem ise aynı karşılık ile, gözyaşlarını tenine bastırmaktan vazgeçerek gözlerime bakmaya devam etti canını yakmıştım ama o da benimkini yıllar önce kül etmişti zaten. Ödemiştik ben bu sözler ile annemi kendimi ve küçük hicranı öldürdüm o saniye pişman değildim bunları duyması gerekiyordu, sanki terk eden kendi değilmiş gibi haklı ve yüzsüz olmasına tahammül edemezdim. Ela bakışlarının sanki yaralı gibi kanadının altına girerek bedenim ile destek oldum demirli kapıyı sertçe ittiğim de öfkemi dışarı vurma şeklim, hâlâ çocuk gibi devam ediyordu sürgülü kapıyı yavaşça ittiğim de ağırlığını verdiği bedenimden onu nazikçe koltuğa oturttum. Elbisemin pileli etek uçlarını düzelttiğim de ardımda ki bizi izleyen gözleri umursamadım sürgülü bahçe kapısını yüzlerine kapattığım da, benim için perde bile sayılmayan ince perdeleri onların yüzünü görmemek için kapattım. Daha fazla bakışlarını görmek ve yüzlerine bakmak istemiyordum daha fazlasını midem kaldırmıyordu artık ikisinden de tiksinmiştim, bu düşüncelere iç çekerek ara verdiğim de haylaz bakışlarından eser kalmayan gözlerinin yanına oturdum. Hiç bir tepki vermedi yalnızca tavanı izlemeye devam etti tıpkı eskiden olduğu gibi ellerinin yaralı olduğu an gibi, ama bu sefer yara ellerinde değil kalbinin tam ortasındaydı ulaşamadığım nokta da yani. Sessizdik, yorgunduk bahçe de söylenilen kelimeler ölmek üzere olan bir kişiyi daha da çabuk öldürmek isteyen kişi gibi öldürdü beni ve onu son bir kez daha öldük gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi. Şimdi ne olacaktı ne yapacaktı bilmiyordum herkes suçlu ve günah keçisi yanımda ki hiç bir suçu olmayan adamı yaptığın da yüreğim sızladı, bende onun şımarık gözleri gibi başımı geriye yasladığım da tavanı izlemeye başladım. Acaba şu an hangi kelimeler zihnin de dolaşıyordu çok merak ediyordum ne zaman düşmanlık bitecekti ne zaman tüm bu saçma ve akıl dışı olaylar son bulacaktı bilmiyorduk ikimiz de her geçen gün, her geçen saniye, her geçen saat kayboluyorduk siliniyorduk bu düşünceler ve olaylar içerisin de biraz daha kendimizi ve birbirimizi kaybetmeye daha da yaklaşıyorduk. Bir geleceğimiz yoktu düşünebileceğimiz bir ortak geleceğimiz yoktu bunu ikimiz de biliyorduk sanki kader bizi birbirine mahkum etmiş, ama asla kavuşturmamaya yemin etmiş gibiydi ve ikimiz de bu yeminin içerisin de günden güne tükenirken hangimizin önce öleceği belli bile değildi...