10.Bölüm Günlerden 12

4931 Kelimeler
Gözlerime bile ağır gelen göz kapaklarımı açtığım da kaşlarımın alnım ile birlikte gerginlik ile çatıldığını hissettim, bu gerginlik hatta başıma ağrılar sokmak üzereyken koltuğun diğer ucunda ki haylaz bakışlarına yöneldi yorgun gözlerim. İkimizin de en son bu koltukta tavanı izlediğimizi hatırlıyordum galiba günlerdir vücudumuz da gezen yorgunluk hissi, kendini tam da burada bırakmıştı ölümüne sessizlik olan evde sürgülü kapıdan gelen tıklama sesleri yankılandığın da irkildim. Kimseyi beklemiyordum kimin geldiğini anlamaya çalışırken kapattığım perdeleri bir kaç hızlı adım ile açtığım da, karşımda şımarık adamın babasının sinirli ve nefret besleyen gözleri ile gözlerim bir araya geldi. " Herşeyi berbat etmene izin veremem oğlumdan uzak dur ondan ayrıl eğer sen bu saçma ilişkiyi bitirmezsen belki de çocukluk aşkının o evliliği biter " Gözleri gözlerimi bulduğu saniye sözleri tokat gibi yüzüme çarpmıştı. " Bu saçma ilişkiyi bitirmezsen neler olacağını biliyorsun hicran az bir zamanın kaldı " Sözlerinin ağırlığı da adımlarının sesi gibi kalbime ve kulaklarıma dolduğun da parmak uçlarım tutunduğum sürgülü kapının kulpundan kayarak, boşluğa düştü tıpkı benim az önce babasının sözleri ile boşluğa düşmem gibi. Arada kalmıştım sıkışmış, üzgün, yorgun ve bitmiş şekilde nereye gideceğim sorusu bir kez daha kendini göstermişti. Onun evliliği zaten sallantıdaydı bunu o küçük kıza iyice yapamazdım hayır onun ailesini riske atamazdım, boğazımda bir yumru gibi dizilen düğümleri yutmaya çalışarak kalp atış hızımı kontrol altına almaya çabalarken onun uyuyan kapalı gözlerine baktım. Ben ne yapardım ben yine yıllar sonra aynı seçim içerisine düşmüştüm ya çocukluk aşkım ya da onun ela gözleriydi başka seçenek yoktu, ben yine iki kişi arasında kalmıştım yine kafayı yeme delirme noktama yaklaşırken gözlerimden yavaşça tenime süzülen yaşları hissettim çaresizlik yaşı. Gözlerimde ki yaşları ve sesimde ki titrekliği kontrol altına almaya çalışırken uyku ile karışık sesi soğuk salonun içerisine bir sıcaklık gibi yayıldığın da bu tehdittin canımı çok yakacağını hissettim. " Çimen göz? " Bakışlarımı benim yüzümü dikkatle inceleyen ela gözlerinden kaçırdığım da kendimi ağlamamak için sıktım kendimi ve duygularımı, bir ip ile boğarak asıyordum aslın 'da ama babasının dediği kelimeler ve gözlerinin ciddiyet ligi gerçekti kaçacak bir yerim yoktu o küçük kız çocuğu benim duygularımdan daha önemliydi. " Bitti " Uykulu şımarık bakışları birden söylediğim kelimeyi idrak etmeye çalışırken koltuktan destek alarak bedenini kaldırmaya çalıştı, yardım etmek için adım atmak üzere iken babasının dediği tüm sözler beynimde dolaştı. " Hicran az bir zamanın kaldı..." " Bu saçma ilişkiyi bitirmezsen neler olacağını biliyorsun..." Tüm sözlerinin ağırlığı nefesimi kesmeye başladığın da ne yapmam gerektiğine karar veremiyordum şu an hiç, sağlıklı düşünceler dönmüyordu şu an sadece babasının kelimeleri aklımda dolanıyordu tüm söyledikleri aklımda dolanıyordu. " Ney bitti ? " Sorusunda ki titrek sesi canımı öyle bir yakarken ela gözleri tam karşımda durdu varlığı bu kadar yakınken ben nasıl gidebilirdim, ben bunu nasıl yapardım ona herkesim sensin diyen o şımarık gözlerine nasıl bitti derdim. " Biz bittik ben yanılmışım " Yutkunduk aynı anda ikimizin de kalpleri üşüdü sanki ikimiz de biliyorduk birimizin gideceğini zaman bile durmuştu, duracağı zamanı bilmiş gibi herşey sessizleşti herkes sustu ve biz bu ayrılık konuşması içinde birbirimizi bakışlarımız ile öldürdük. " Ben sana bir şey hissetmiyorum hissettiğimi sanmıştım ama bunda yanılmışım " Gözlerimi beni gözyaşlarının sessizce akan bal rengi yaktığın da ağlamamak için tırnaklarımı bütün kalan gücüm ile avuçlarımın içerisine bastırdım. " Özür dilerim " Dudaklarımdan dökülen son cümle salondan yankılanan sesim ile tekrar kulaklarıma geldiğin de tenimin yandığını hissettim, bir kelime etmesini bekledim dudaklarından bir cümle etmesini bekledim gözlerine ne bakacak cesaretim ne de bakacak canım vardı artık. Ben şu an onu kendi ellerim ile öldürdüm onun susması ölümünün sessizliği oldu ölmeden önce ki sessizliği, tam tersi seslilik ile beni orada öldürdü geçti paramparça oldum ama bir damla yaş süzülmedi yorgun bakışlarımdan ve soğuk tenimden. Ne yapmam gerekliydi şimdi? Öylece karşısın da durmaya devam etmem mi yoksa gitmem mi? Bilemiyordum bulunduğumuz şartlar bizi seçim yapmaya zorluyordu, ve az önce ben bir aileyi tercih etmiştim neden yaptım bilmiyordum şu an bir şey bilmek istemedim sadece canım yanıyordu çok fazla hemde. Bir kelime duymak ve öyle gitmek istedim ama onun gözleri ne bir kelime etti ne de bir açıklama yapmadan gitmesi oldu sürgülü kapıdan, saniyeler içerisin de çıktığın da nereye gittiğini bilmiyordum canını yakmış olacağım ki bana ilk kez böyle davranıyordu sanki yıllar önce ki kütüphanede ki o çocuk gibiydi şimşek seslerinden gözlerini kapatan... Ve bu şimşek sesi bu sefer benim dediğim kelimeler olmuştu bile bile gözlerini kapatmasına ben neden olmuştum, canım yandı canını yaktım güldürür müyüm seni? Sorusu bir kez daha yanıt bularak zihnimde dolaştı. Güldüremedim bıktırdım özür dilerim. O şarkı gibi bizde eskimiştik şarkının melodisi gibi biz de o kadar dökülerek geldik ama şimdi ise birbirimizi kırıyor, ve ailemizin bu aşka ortak çıktığı her saniye canımızı yakarak ikimize de bilmediğimiz bir soğukluğa atıyordu. Onun gölgesinde üşüyordum oysa ki yıllar önce yaşamın yeniden sıcaklığını hissettiğim gözleri beni hiç bilmediğim bir soğuğa, atarak kalbimi soğuktan çatlatana kadar orada tutuyordu biz üşüyorduk birbirimizin uzaklığında ki soğuklukta donuyorduk ve bunu kimse ikimizden başka hissedemiyordu. Soğukluğu onun soğukluğu böylesine canımı yakabilir miydi? Onun evinde onun kokusu ile tek başıma koltukta saatlerdir oturarak düşünüyordum, belki de ağlamıştım hüngür hüngür hem de ama buna alıştığım için aldırış bile etmedim sadece düşünüyor ve düşündükçe saç diplerimi iyice kendime çekiyordum. Canım yanıyordu ama kafamdan düşünceleri atmak için sanki tek çarem buymuş gibi hissediyordum. Ağzımda ki kötü tat ile ve nefesimde ki yavaşlık ile göz kapaklarımı açmaya çalıştığım da midem bulanıyordu sanki çok fazla yemek yemişim gibi, karnım şişmiş ve parmaklarımın eklem yerleri hafif morarmaya başlamıştı sanki çok derin bir uykudan uyanmış gibi hissediyordum. Sanki hayatımda ki tüm güzel anları kaçırmışım gibi ben kendimi yetersiz hissediyordum dudaklarım susuzluktan kurumuştu gözlerim ise her kırptığım da yanıyordu, hissediyordum sanki gözlerime litrelerce kerosin doldurulmuş gibi hissediyordum karnım çok fazla şiddetle kasılıyor ve nefesim zar zor çıkıyordu. Bacaklarımda ki adım atma refleksi sanki yok gibiydi bacaklarımı bile hissetmiyordum sigara içen biri gibi ciğerlerim o pis duman ile dolmuş ve ben o ciğerlerimde iken yokuş çıkıyor gibi güçsüzdüm kendimi toparlamaya çalışıyorken, nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum son yaşadığım son hissettiğim şeyleri kavramaya çalışıyordum. En son o beni burada bıkarak gitmişti ayrılmak istediğimi söylediğim de şımarık ela gözleri çat kapı gitmişti ve ben burada, aptal gibi saatlerce onu beklemiştim. Hiç bir ses yoktu ta ki bahçenin oradan gelen şiddetle bağırma ve itiraz sesleri hariç ne olduğunu bile daha anlamazken, kendimi sürgülü kapıdan dışarı atmam bir olmuştu yorgun bakışlarım annem, babam, onun babası ve ela gözlerinde takılı kaldığın da şaşırmıştım ne yapacağımı şaşırmış ve donmuş şekilde izliyordum sadece olduğum yerde izliyordum. " Yeter artık bu kavga son bulmayacak hiç bitmeyecek birisine zarar gelmeden değil mi! " Annemin haykırışları bir taraftan annemle babamın aynı anda yılların acısını birbirlerine haykırışları bir taraftan ela gözleri ve babası, diğer yandan bütün birikmiş cümleleri birbirine dökerken boğazım yanıyordu sanki birine bir şey olacak hissi kalbimde alevle tutuşuyordu. " Sen bir katilsin! Annemi öldürdün sen benim annemi aldın benden bir kadın için! " Olduğum donmuş şeklimden sözleri ile kendime gelmeye çalıştığım da babası ile olan yaka paça kavgalarında aralarına girmek istedim, ikisi de birbirinin boğazına yapışıyor ve birbirlerinin üzerine şiddetle daha da yürüyordu. " Geldin tehdit ettin sevdiğim kızı bile tehdit ettin bunu duyamayacak kadar aptal olduğumu mu düşünüyorsun baba! " Boğuşmaları daha da sert olmaya başladığın da annem ve babama kaydı tüm bakışlarım birbirlerine öyle sözler ediyorlardı ki kalbim acıyordu, hangi birine yetişmem gerektiğini bilmiyordum tüm boğuşma sesleri durduğun da ne olduğunu anlamlandırmaya çalıştım bakışlarım ellerim kadar soğuk olmaya başladığın da tüm sesler kesildi sokakta ki insanların sesleri bile yer yarıldı içine girdi sanki. Tüm yapraklar kıpırdamayı bıraktı tüm insanlar sustu bahçede ki az önce ki kavga seslerinden bir kaç saniye içinde eser kalmadı, ne oluyordu bilmiyordum bakışlarımı korkarak babası ve ela gözlerine çevirdiğim de şımarıklık ile parlayan gözlerinin ışıltısı kayboldu ve bir kaç saniye bakışları bakışlarım da kalarak ayaklarımın dibine yıkıldı bedeni. Ne oluyordu? Hayır! Rüya bu kesinlikle bedenim daha önce hiç ama hiç bilmediğim bir yangının ve soğukluğun ortasına atıldı sanki aynı anda hem üşüyor hem yanıyordum. Ellerim buz gibi olmuştu dudaklarım bir kaç saniye içerisinde morarmaya başlayarak uyuştu zaman durmuştu, yorgun gözlerim ayaklarımın dibinde bedeni yatan şımarık adama bakmaya korkuyordu korkuyordum baş başa kalacağım manzaradan çok korkuyordum beni neyin beklediğini hissetmekten ödüm kopuyordu. " Refhan! " Tüm sessizliği acı bir feryat deldi geçti ölüm sessizliğini o bağırış bozduğun da bedenine bakışlarım bir kaç saniye de kaydı... Ela gözleri kapalıydı yüzünde ki şımarıklık rengi atmıştı sanki kendini dudakları kurumuştu bir kaç dakika içerisin de, sevmeye kıyamadığım saçları bahçede ki betonda kendini süzüyordu elleri hareket etmiyordu emindim elleri sıcaktı hâlâ elleri sıcaktı. Bakışlarım karnından bahçenin mermerine akan kanların süzülmesini izlerken o kan beynime sıçradı sevdiğim adam, benim sevgilim az önce gitti mi benden sonsuza dek? Dizlerimde ki tüm yorgunluk o kanın akışı gibi boşaldı dizlerim üzerine başının tam yanına çöktüğüm de boğazım daha önce hiç yanmadığı gibi yandı şu an gerçek dışıydı bu biliyordum rüyaydı muhtemelen uyanınca bana kızacaktı, saçma sapan rüyalar görmeyi bırak diye bilekliğim takılı koluna baktım bileklik bile sanki son kez baktı bana veda eder gibi. Sanki bu gerçekliğe beni inandırmak ister gibi baktı ama ben defalarca bu gerçeği reddettim ilk başta kalbime sanki, birisi bir sürü darbe yapıyor gibi hissettim daha sonra parmak uçlarım uyuşarak üşümeye başladı sanki onun bedenine saplanan bıçağın kını benim kalbimden akıyor gibiydi. Renkler vardı onunlayken bir sürü renkler vardı ama şu an bir kör gibi sadece siyah rengi görebiliyordu gözlerim, kalbim ve hayatım sadece siyaha boyandı. Üstelik bir kaç saniye içerisinde. Bu kadar kolay mıydı ölmek? Bu kadar basit miydi birini ardında bırakmak ben sadece bir kişiyi kaybetmiştim, önce annemi sonra çocukluk aşkımı şimdi de beni yeniden hayata döndüren yaşama isteğimi arttıran adamı yeniden sonsuza dek mi kaybetmiştim? Bu bir şakaydı ciddiyim onun yine klasik kötü şakalarıydı Refhan böyleydi işte çocuk şımarık bir çocuk gibiydi bakışlarım, kapalı ela gözlerinden babasına döndüğün de kanlı ellerinde tuttuğu bıçak kendini ben buradayım diye parlattı sanki. Ama bu bir yalandı rüyaydı zaten biliyordum bu yüzden umursamadım bu yalan şeyleri uyanınca ona yeni açılan fırından ekmeye almaya, gidecektim bunu hatırlamıştım zaten aklımda bir kaç gündür o fırına gitmek vardı. Üzerimde ki kan kırmızısı elbiseyi düzelttiğim de gülümsedim gözlerimden bir damla yaş bile akamadı deliriyor gibi hissetmem normal miydi? Evet! Ben iyiydim bu saçma rüyalar hep oluyordu işte yıllar önce ki gibi mesela yıllar önce kalbinden kanlar aktığı gibi şimdi de karnından akıyordu kafamın, içerisi iyi değildi galiba sürekli onun şımarık gözlerini bu halde görüyordum evet. Düşüncelerime siren sesleri bir mola verdirdiğin de sanki o ambulans sesleri bile gerçek gibiydi anlamamıştım bu kadar gerçekçi rüyaları nasıl, görüyordum bilmiyordum ama bu rüyadan uyanmam gerekliydi onun da uyanması gerekliydi bu haylaz adamın uykusu çok ağırdı biliyordum sürekli yurt dışındayken bile onun ela gözlerini uyandırana dek bir sürü çile çekiyordum ama bunu şu an sorun etmedim. " Refhan kalk hadi artık yeter bu şaka ya da uyku biliyorsun ağır şakaların hoşuma gitmiyor " Tebessüm ettim soğuktan uyuşan parmak uçlarım avuçlarının içerisine gittiğin de tebessüm eden dudaklarım daha geniş bir gülümsemeye bıraktı kendini, elleri düşündüğüm gibi sıcaktı yüzünün aksine yüzü beyazdı dudakları ise kiraz renginden eser kalmamış gibi soluk bir beyaz ve mor bir renk arasında gidip geliyordu sanki. Haylaz renkteki bal bakışlarını açmadı demiştim ya uykusu ağır oluyor diye genellikle evde olmadığım zamanlar onu, uyandırmamı isterdi sanki düzenli bir alarm gibi onu galiba en az 10 kere aradığım da uyanırdı. Evet madem bu şımarık adam böyle yapmaya devam ediyordu onun alarmı olmak yine bana düşüyordu, telefonu açtığın da ona kızacaktım hem de bir sürü beni bu kadar bekletmesine kızacaktım öylece çekip gitmesine kızacaktım. Sürgülü açık balkon kapısından bir hışım ile salona koştuğum da çantamı arıyordum nereye bıraktığım hakkında, şu an en ufak bir fikrim bile yoktu derin bir iç çektim burnumun direkleri bile sızlarken sanki göğsüm çok acı bir şey varmış gibi sızladı. Çantamı sonunda salon ile bitişik mutfak tezgahında bulduğum da parmaklarım titriyordu ne oluyordu bedenime? Bilmiyordum muhtemelen o saçma rüyanın etkisin de kalmıştım başka açıklaması olamazdı çünkü. Telefonumu bulduğum da şımarık adam yazan adlı kişinin üzerinde durdu soğuk ve titreyen parmak uçlarım, sanki bu kötü rüya gerçek gibi geldi bir kaç saniye içerisin de ama kendimi bu saçma inanmadan kurtardım arama tuşuna bastığım da derin bir iç çektim. Muhtemelen 10. Aramam da sonunda uyanacaktı beyefendi dışarda ki tüm bağırmalar ve siren seslerini umursamadım hâlâ aklım bulanıktı bence, aramaya devam ettim siren sesleri yerini acı bir iniltiye bırakırken bağırış sesleri uzaklaşmaya başlarken aramaya devam ettim 10. Aramamda bile o telefon açılmadı. Muhtemelen duymuyordu evet sanırım çok yorgundu ela gözleri yoksa kesinlikle 10. Aramam da açıyordu biliyordum tanıyordum ben sevgilimi, soğuk tenimden ılık bir kaç gözyaşı süzüldü neden ağlıyordum? Neden boğazım acıyordu neden üşüyordum neden titriyordum? Neden bacaklarım bile adım atamıyordu neden kalbim yanıyordu bilmiyordum, bilmek istemiyordum sessizlik daha da fazla hâkim oldu acıttı bu sessizlik bile tenimi yaktı sanki, sanki hiç bilmediğim bir soğukla yüzleşmek ve baş başa kalmak zorunda gibi hissettim kendimi kimse yoktu bu soğuğa yardım edecek kimsem yoktu. Telefon aramalarıma bir yanıt bulamadım tıpkı şu an içerisin de olduğum duruma yanıt bulamamam gibi o bahçeye çıkmaktan korktum, neden korktum neden sanki o bahçede yüzleşmem gereken bir şeyler var gibi hissettim neden ağlıyordum neden gözyaşları durmuyordu boğazımda ki yanma hissi kadar adımlarımın acısı her bahçeye yaklaştığım da titredi. Bedenim üşüyordu, kollarım inanılmaz şekilde ağrıyordu bacaklarım gibi tıpkı dudaklarımın rengi bile soldu, kanım çekildi gibi hissediyordum her adım attığım da kalbime bir ilmek ip geçirildi öyle hissettim. Sanki ben iki kişiydim diğer yanım sonsuza dek benden ayrılmış gibi öylesine etimden canımdan birden kopmuşta onun acısının sessiz çığlığı içerisin de yürüyor, gibi hissediyordum sanki kalbim çok acıyor gibi oluyordu sanki içimde ki kalbimin kırılma sesini bile duyuyor gibi hissediyordum. Ben, ben daha çok küçüktüm bunlarla yüzleşmek için daha çok küçüktüm tüm bu yaraları almak için ben daha çok küçüktüm... Ama kimse dinlemedi yaradan yürüyemez hale bile geldim ben artık vücudum bile ruhumda açılan delikleri hisseder gibi kendini bırakıyordu, ben nefes aldığımı bile dakikalardır hissedemiyordum neydi bu his? Daha önce ki canımın yanmasını bile özler oldum bu kadar yakan neydi beni? Bilmiyordum sorunun cevabını duymak, görmek, bilmek istemiyordum hayır! Ağlamak ağlayamazdım ortada ne vardı ki? Ben, ben bu saçma rüyadan uyanacak ve onunla barışma konuşmaları yapacaktım herşeyi düzeltecektim biz küs ayrılamazdık, hayır biz ayrılmadık o sadece uyuyordu o bahçede uyuyordu. Şımarık adam böyle çocukça oyunları seviyordu biliyordum artık buna alışmam lâzımdı ama neden canım daha önce ki yanmalarıma bile hasret şekilde tutuşuyordu neden, gözlerimde batma hissi dudaklarım da uyuşukluk dilimin altında kötü bir tat ve tenim de inanılmaz bir üşüme vardı. Bilmiyordum karnım ağrıyordu ölmek üzere olan bir insanın ağrısı gibi karnıma sancılar giriyordu her aldığım nefes, göğsüme batıyordu göğüs kafesim kırılmış gibi tenime işliyordu sanki bahçeye adım atana kadar bu hisler beni izledi bende onları... Kan, bıçak, bileklik, ela gözleri, ekmek, üniversite, çocukluk aşkı, İzmir, Merdivenli yokuş, kampüs ve dediği tüm kelimeler yaptığı tüm hareketler zihnimde saniyeler içerisin de hepsi aynı anda dolaştı. Sesi söylediği tüm kelimeler tenime bir dövme gibi kazındı adeta. Sence ben bir yanlış mıyım? Ben Refhan, Refhan Araslan... Yeminlisin o aşka... Özür dilerim annen olamadığım için... Hatta gitme dedim senin kalbimde kırdığın tüm cam parçalarına sarılıyorken... Her kelimesi kulaklarım da yankılandığı saniye bedenim titriyordu yaşadığımız anılar hepsi, hepsi şu an canımı öyle bir ateşe veriyordu ki sesim bile çıkamıyor gözyaşlarım bile sönmesine yardımcı olamıyordu. O...o, hayır konduramadım, inanmadım, inkar ettim gözlerim gördüğü görüntüyü inkar etti tüm kalbimle, zihnimle, bedenim ile inkar ettim ben hayır! Bu kadar basit olmamalıydı bu kadar kolay gidemezdi yine beni bırakamazdı! Hayır! Hayır! Hayır! Buna izin veremezdim hayır gidemezdi beni böylesine yakarken gidemezdi. " Hayır! Hayır! Hayır! N' olur Ölmesin! Ölmesin..." Bağırdım tüm ses tellerim kopana kadar sertçe avuç içlerime baskı uygularken göğüs kafesime yumruklar vura vura, bağırdım ben bedenimin dibinde ki kanları bakışlarım izleyerek kül oldum ben. " Nolur ölmesin nolur ölmesin nolur ölmesin Allah'ım lütfen ölmesin yalvarırım canımı al ölmesin yalvarırım beni al " Her bağırmamda boğazım yanıyordu ama bu bile acı vermedi gözyaşları acının zirve yerine ulaştığı zaman akmazmış derlerdi de inanmazdım, şu an bir damla yaş bile akamadı tüm gözyaşlarını içime akıttım ben bağırdım sesimin son gittiği yere kadar yalvardım ben. Ölmeyi diledim çünkü kendim intihar edemeyecek kadar korkaktım ben bir korkaktım tüm herşeyden kaçan bir korkak... Gözlerimde ki yanma hissine eşlik eden hastanenin beyaz gıcık ışığına sinir olmakla meşguldüm adımlarım kaç kere gitti geldi, koridorda sayamıyordum artık bile ama her adım da umut biraz daha azalıyordu tıpkı zayıf bir ışık süzmesi gibi yavaş yavaş sönüyordu gidiyordu ışığım. Ve ben gitmesini izlemekten başka ve bu aptal koridorda yürümekten başka bir şey yapamıyordum bacaklarım dizlerimden kopmuş gibi yanıyordu ama onu bile umursamadım. Sanki yürüyen bir kül parçası gibiydim oradan oraya savruluyor ve her engebeye çarptığın da biraz daha ufalarak, kayboluyordum sanki kalbimde bir şey soluyordu kalbim de bir şey yanıyordu ve bu boğazıma kadar vurarak düğüm yapıyordu. Saatlerdir bir haber bekliyordum ama ne haberi onu bile bilmiyordum ne duymak istiyordum ne istiyordum ben? Neden birden kendimi bu aptal hastane de buldum neden herkes üzgündü neden herkes tek bir kelime etmiyordu, neden bu lanet yerde volta atıyordum düşüncesi tak etti beynime adımlarım çıkış kapısına koşarak ilerlediğinde sürgülü kapı açılma sesi beni soğuk suya sokmuş gibi şok vermişti olduğum yerde adımlarım yapıştı ve beynim, kalbim o beklediği açıklamayı dinlemek için beni resmen zincirledi. " Çok üzgünüm tüm müdahaleye rağmen kaybettik " Koridorun sessizliği sağır edecek dereceye bu sözler ile ulaştığın da gözlerimi bile kırpamadım boğazım düğümden konuşamıyordum, dudaklarımı bile aralayamıyordum sağır edici sessizlikte sağır edici bir feryat koptu tam da sol yanımdan kopan feryadın sesi o kadar ince ve sessizdi ki. Ama acısı öylesine derin ve seslilikte yaktı ben alevlerin içinde yandığımı hissettim burnumun ucu acıdan sızladı, gözlerimde ki batma hissi kör etme noktasına çıkarak titrememi sağladı. Derin derin nefes almaya çalıştığımı bile yeni hissettim ben kulaklarım sağır edici bir alarm sesi gibi sesi dinlemeye maruz kaldı öyle bir tarifsiz kelimelerin hiç bir anlam ifade etmediği bir yara oluştu ki saniyeler içerisin de. Saniyeler içerisin de oluşan bu yara hayatımın sonsuza dek parçası olacaktı işte bu hayatın acımasız cezasıydı saniyeler içerisin de duyduğum kelimeler, saniyeler içerisin de olan bu olay ömrüm boyunca yanacağım bir ceza olamazdı bu âdil değildi hiç değildi. Benim, benim yanacak tek bir canımı geç külüm bile kalmadı ki ben nasıl yanardım ben nasıl dayanırdım ben, ben nasıl onun şımarık ela gözleri olmadan ayakta durabilirdim ben nasıl gülebilirdim ben nasıl ekmek alabilirdim? Ben nasıl o şarkıyı açabilirdim... Bugün günlerden 12 Ruhumun bile acıdığını hissettiğim canımın daha önce ki yaralara hasret kaldığı bir annenin terk etmesine karşılık bin annenin terk etmesi kadar acı verdiği, çocukluğumun yarasından bile daha derin iz bıraktığı şımarık adamın ela gözlerini o bal rengi son kez gördüğüm gün. Ben, ben tüm 12'lerden şu an nefret ettim tüm on ikili günlerden iğrendim benim ruhum bugün kan kustu, ben bugün büyüdüğümü hissettim! Ben bugün küçük kız çocuğunun kalbimde ölmesini hissettim kalbimde yok olmasını hissettim, ben bugün ölmek için yalvarmak istedim! İçimde kopan fırtınalar onun gözlerinde yıllar önce ki gördüğüm kütüphanede bedenini bile titreten o fırtına ben, ben şu an onu yaşıyordum kahretsin! Ben şu an o yıllar önce ki haylaz gözlerinin yaşadığı acıyı iliklerime kadar yaşıyordum üstelik sesim bile çıkamıyordu sanki ağzım bıçak açmamaya yemin etmiş gibi tek bir kelime dahi etmeme izin vermiyordu yalnızca durdum. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm bekledim, durdum koridordan geçen insanları izledim, duvarları izledim, soluk beyaz ışığı izledim ve o ışık süzmesi yavaşça sönerek gitti gözlerim önün de. Ben ise aptal gibi durarak buna katlandım bununla yüzleştim ben bugün büyüdüm o küçük kırılmış kızı ben bugün gömdüm ardında bıraktığı enkaz bile canımı yakmadı ki, ela gözleri kadar şu an ne kadar cümlesi varsa ne kadar gülümsediği kareler varsa hepsi zihnimde bu aptal yerde sıkışmışım gibi yankılandı. " Hicran " O kadar düşüncelere dalmışım ki adımın seslenilmesinden bile irkmiştim babamın parmakları omuzumu sardığın da yutkunduğunu, adem elmasından bile fark ettim sanki söylemek istediği tüm kelimeler boğazından işkence yolu ile çıkıyormuş gibi bakıyordu gözleri bana tebessüm ettim konuşmasına fırsat dahi vermeden parmak ucumu yavaşça dudaklarına bastırdım. " Sessiz konuş baba Refhan uyanacak " Tebessüm eden dudaklarım karşısın da babamın dudakları katı kesildi ve dudaklarımdan dökülen cümle ile teni birden sarıya dönmüştü, beti benzi attı kelimesini resmen gözlerim önün de bir kaç saniye de yaşamıştı neden gözlerime delirmişim gibi bakıyordu bilmiyordum. Ama bakışlarından rahatsız olmuştum haylaz gözlü şımarık Romeo'nun bilekliğini avuçlarım da sıkarak tebessüm etmeye devam ettim. " Sen burada kal baba benim eve gitmem lazım orası soğuktur montunu getirmem lazım " Üşüyen parmak uçlarım arasında sıktığım bilekliği sıcacık olmuştu montunu almam lazımdı unutmuştu o uyurken hemen sokağa, koşarak giderdim fark etmezdi bile çok kızıyordum son zamanlar da montunu bile dışarı çıkarken giymeyi unutuyordu her ne kadar bahar ayında olsak bile üşümesinden korkuyordum. Tebessüm eden dudaklarım babamın bakışları karşısında adeta eridi dümdüz stabil bir çizgiye dönüştüğün de yutkundum, bu bakışmalara annemin de yeşil gözleri eşlik ettiğin de deliriyorum gibi bakışların altında ezildim ve avucumda tuttuğum bilekliğe sığınarak bir güç aradım bir kaç kelime aradım. " Söyle baba ne görüyorsun yüzüm de? Çıldırmış biri mi? Ya da sizin yaptığınız yanlışlar içerisin de ölen bir çocuğun gözlerini mi? " Bakışları, bakışlarımdan kaçmak için yer aramaya başladığın da annem olan kadının küçükken aşık olduğum yüz hatlarına çevrildi, gözlerim acıyordu sanki son kalan güçlerimi son kalan dudaklarımda dolaşan cümleleri söylüyor gibiydim. " Söyle anne ne görüyorsun? Bir adam uğuruna ayağımda ki terliğin boşluğunu mu kalbimde ki en büyük yaralardan birisini açtığın beni mi ? " Açıklama bekledim yine az önce ki gibi bir kelime bekledim beni tatmin edecek kulaklarımın duymayı beklediği kelimeleri bekledim, ama kimse bu koridorun rahatsız edici sessizliğini bozmak istemeyerek sustu sanki. Bende daha fazla nereye hangi yarayı alabilirdim ki zaten bunun için daha fazla üstelemedim bende sustum susmak istedim herkes gibi artık daha fazla, o kalbimde ki küçük kız çocuğunun hakkını araya araya canımın yanmasını hissetmek istemedim ben artık ayağında terlik bile olmayarak annesini peşinden koşan o kız olmak istemedim. Ben kimse olmak istemedim ben insan olmak istemedim insanlar kalbi yoktu bu dünya da annesinin bile terk ettiği çocuklar varken ben sevilmeyi bekleme yemezdim ben yok olmak istedim ben bir hiç olmak ve yok olmak istedim. Çünkü bu sözlerin yükü çok ağırdı kendi başıma kaldırmama imkan olmayan yük ve bana yardım eden adamın ölü bedeni bir kaç adım uzağım da dururken ben nasıl kafayı yemezdim? Herkesi ardımda bıraktım bırakmak istedim daha fazla bu mide bulandırıcı aile tablomuz arasında kalmak istemedim herkes suçluydu annem terk etmiş olabilirdi ama babam bunun öfkesini, henüz 8 yaşında ki benden çıkarmaya bilirdi. Ne anne sevgisi ne de annemin terk etme acısına merhem olacak baba sevgisi görmedim ben kimse sevemedi saçlarımı kimse bir çorba kasesi koyarak gel kızım sofraya diyemedi bana, kimse beni parka götürmedi, kimse benimle oynamadı, kimse bana oyuncak almadı, kimse benim doğum günümü kutlamadı. Ben ne annemin ne de babamın ellerinden tutarak hayatta dik durmayı öğrenemedim ben nasıl aile olunur bilmiyorum bile ben nasıl, bir baba kızını sever nasıl bir anne kızının saçlarını okşar ben bilmiyordum. Benim bildiklerim bir annenin terk etme travması bir babanın sevgisiz yüzü bir masum aşkın gözlerim önün de nişan takmasıydı, tüm bunların üstüne ben ilk kez bir ölüme şahit olmuştum gözlerim önün de beni yeniden çocuk hissettiren tüm bu boşlukları dolduran adam gözlerim önün de öldü. Ben sevgilinin ölmesi ne demek onu tattım ben ölmek için yalvarmak ne demek anne ve babanın yanın da olmasına rağmen dokunamamak bir şey diyememek, ne demek bunları öğrendim bu kadar yara, bu kadar yarayı ben nasıl sarardım ben nasıl kendimi ayakta tutabilirdim. Onun bilekliği avuçlarım da gözyaşları sessizce tenimden akarken onun bedenini görmek için adımlarken ben nasıl son kez veda edilir bilemedim, ben nasıl son kez öpülür bilemedim ben nasıl son kez kokusu koklanır bilemedim. İçeriye adım attığım gibi bedeni yeşil gözlerimin tam önüne bir ok gibi sabitlendi sanki hayat gerçek acıyı bak burada işte der gibi gözlerime sokmak istiyordu, ve ben bununla yüzleşmek zorunda kalıyordum acıyordu hem de çok acıyordu daha saatler önce bileğin de olan bileklik avuçlarım arasında dururken onun cansız bedenine bakmak yakıyordu bile yakarak soğuklara atıyordu garipti aynı anda üşüyor ve yanıyordum. Adımlarım ileri gitmek istemiyordu gitmek istiyordum buradan hemen çıkmak istiyordum hayır ben daha o kadar büyümedim ben daha, sevgilimin yüzünü soluk yüzünü şımarık gözlerinin ışıltısını kaybetmesini ben daha göremezdim hayır ben o kadar güçlü değildim. Hayır ben o kadar büyümek istemedim kızdım sinirlendim ona çok kızdım neden beni bu durumun içerisine attı diye ona çok kızdım ama gidemedim. Yalnızca hıçkırık seslerim sessiz ve soğuk odada yankılanarak beni geri buldu. " Kalk hemen Refhan Araslan! Herşey yolunda biz kesinlikle buluşacağız tamam mı? Söz ver beni bulacaksın! " Adımlarımı resmen soğuk mermere sürükleyerek yürüdüm siyah saçları özenle yatırılmış ve taranmış gibi duruyordu, yüzünde ki ışıltı yerini soğuk bir beyaza bırakmış gibiydi. Gözlerinin altında ki mor halkalar canımı bakar bakmaz yaktı onun haylaz gülümseyen dudakları mordu mor ve renksiz gülümsemedi, gülümsemiyordu ela gözleri kapalıydı kirpiklerinin güzelliği bile aynı duruyordu daha öylece uyuyordu sessizce yüzünü inceledim soğuktu teni soğuktu. Montunu getirmeyi yine unutmuştum buradan çıktığımız da kesinlikle ona trip atacaktım montunu unuttuğu için, çocuk gibiydi küçük yaramaz bir erkek çocuğu ama onun bu hâli çok hoşuma gidiyordu onun küçük erkek çocuğu hallerinin ellerini tutmak bana iyi geliyordu. Tıpkı şu an buz gibi olan parmak uçlarını sıkıca sarmam gibi elleri hâlâ çok güzeldi, uzun ince parmakları buz kesilmiş gibiydi onun bedenini de kendi bedenimi de bu soğuk odasının buz gibi olmasını da kırmak isteyerek mırıldanmaya başladım. Güldürür müyüm seni bıktırır mıyım bilmem baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem. Gözün değse kanatlanır uçar bakışlar dağılır zihin toz bulutu üflersen uçar... Boğazımdan zorla çıkan kelimelerim o kadar ağır geldi ki zihnime kalbime hatta bedenime hatta bu odaya sanki acı, o kelime sanki canlı kanlı bir insan gibi odada bizimle gibi his verdi. Şarkının kelimeleri bu odayı ısıtmadı ne beni ne onu ısıtmadı o uyanmadı şarkıya eşlik etmek için uyanmadı şarkımız gibi gömülür mü oldu aşk hikâyemiz? Erken değil miydi? Birbirimizi yeni bulmuşken hasretin demlerini bile çıkaramamışken birbirimize doya doya sarılamamışken, onun teklifine evet bile diyememişken çok erken değil miydi? Onun bu yaşta ölmesi çok erken değil miydi? Onunla yaşlanmak onun haylaz bakışlarına bakarak nefes almak onunla uyanmak onunla uyumak, onunla bizim evimiz diyeceğimiz çatı altın da yaşamak onunla küçük kızımıza göremediğimiz sevgiyi vermek hepsini yapamamışken sonsuza dek terk etmesi adil miydi? Soğuk ince parmaklarını tenime bastırırken avuç içlerini öptüm ısınması için teninin soğukluğunu kırmak adına göğsüne başımı koydum kalp atışını hissetmedim bu sefer, her zaman heyecanla vuran atış sesi yoktu adeta soğuk bir metale sarılır hissi gibiydi ne gözleri açıktı ne de kalbinin sesi ben bu odada öldüm. Ruhumdan kan çekilmiş gibi hissettim ölmesini hisseder gibi bir insan son dakikaları içine doğar gibi hissettim ben ölmeyi bekledim, onun göğsün de gözlerimi kapayarak ölmeyi bekledim ben şu an ölmek için gitmek için daha uygun bir zaman olamazdı. Evet, bana kızardı kesin aklından saçma düşünceleri çıkar diye ama benim aklım da, kalbim de, nefesim de her aldığım nefes te her attığım adım da kendisi olmuşken ben nasıl yaşayabilirdim? Ben buna dayanacak güç ya da birini nasıl bulabilirdim? Gitmek istemedim onu burada bu soğuk odada nasıl bırakırdım üşürdü çok üşürdü zaten sürekli üşüyordu hep geceleri üstünü uyurken açıyordu bende her zaman örtüyordum, ben nasıl mezarlıkta üstünü her gün örterdim ben nasıl yanına yatabilirdim ben nasıl onun uyuyan yüzünü izleyebilirdim. Ben o mezara onunla birlikte girdim hiç çıkmamak üzere tüm neşem tüm renklerim ölmüş gibiydi dışlanan siyah gibiydim dümdüz tüm renklerin günahını kendinde toplamış siyahtım ben, o ise tüm renklerim şarkılar vardı bizi anlatan kelimeler şiirler şu an hiç ses yok, şu an hiç bir şiir anlatamazdı bu acıyı bugün günlerden 12 renklerin hislerin, şarkıların, ruhumun öldüğü gün düşündüm onu burada ardım da bırakarak nasıl gitmem gerektiğini bilemedim ben. Nasıl son kez sevdiğinin yüzünü unutmamak için ezberlenir bilemedim ben nasıl son kez elleri tutulur bilemedim ben, ben nefes alamadım ben üşüyordum onun bedenin yerinde ben yatıyordum söz vermişti o benim için ben onun için yaşıyordum. Ama o sözünü tutamayarak beni öldürdü beni cehenneme beni canlı canlı o toprağın altında atarak gitti, hıçkırıklar o kadar fazlaydı ki nefes bile alamıyordum ağlamaktan. " Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi " Binlerce yaştan birisini tenime bastırdığım da sesim titriyordu tıpkı bedenim gibi hareket etmeyen parmak uçları avuçlarımdan hızla kaydı, ve ben ruhumu bıraktığım odadan koşarak uzaklaştım onun bilekliğini taktım bir kaç saniye o olabilmek için şimdi aramız da 3,940,4 kilometreyi geç uçsuz bucaksız kilometrelerin yetmediği bile mesafe kaldı aramızda bizim hikâyemiz yarım kaldı daha saatler öncesine yan yana uyuduğum adam şu an o soğuk odada tek başına uyuyordu. Gelecek haftaya, gelecek yıllara planlar yaptığım haylaz gözleri şu an o odada uyuyordu sonsuza dek uyuyordu canım yandı gelecek plânların da olmaması canımı yaktı koştum nereye koştum bilmiyordum nereye gitmem gerek nereye adım atmam gerek, ne yapmam gerek ne konuşmam gerek bilmiyordum yalnızca ekmek kokusu şu an yalnızca ekmek kokusu sızlayan burun ucum da dolaşıyordu. Koşmaktan yanaklarımın yandığını bacaklarımın ise koptuğunu hissediyordum ama pes etmedim koştum bugün günlerden on ikiydi. Merdivenli yokuşa ne zaman hangi ara geldi adımlarım bilmiyordum bile yalnızca takip ettim onun kokusunu hatırlatan binlerce anıya ev sahipliği yapan, ekmek kokusunu takip ettim kuruyan dudaklarımı ıslattığım da hava yeni yeni aydınlanıyordu. Güneş bile yüzünü göstermiyordu bugün hava bile küsmüştü aydınlık olmaya sanki tıpkı benim gibi tüm renklerini bıraktı gökyüzü siyaha çaldı kendisini, tıpkı bugün benim yaptığım gibi ikimiz de acıyorduk ben içime o ise üzerimize ağlıyordu gökyüzü bile ağlıyordu bal rengi gözlerine. Yürüdüm yürüdüm fırının tam eskimiş kırmızı renkte ki kapısının önün de durdu adımlarım ekmeğin sıcak buğusu gibi vurdu yüzüme anılar, onu zorla buraya sürüklemem onun kapıya yaslanarak beni izlemesi ekmek yememiz ilk öpücük hepsi yüzüme tokat gibi çarptı. " İki tane ekmek birisi bana diğeri de paket o şımarık oğlan paketi almaya gelecektir " İçimde binlerce fırtına koparken dudaklarım tebessüm etti kendi ekmek paketimi alarak çıktığım da onun ekmek paketini, kendisinin alması için bilerek tezgaha bıraktırdım. Ölümünün soğuk kucaklayışı bedenimi sararken ekmeği hıçkıra hıçkıra ağlayarak yedim başka bir fırında, başka bir şarkı da başka bir sokakta buluşmak üzere onu bekledim... 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE