"
Neden beni terk ettin! Neden beni yeniden annesiz bıraktın Refhan Araslan? Söylesene!"
Bir cevap bekledim gözlerine özlemin verdiği delilik ile bakıyorken gözyaşları daha fazla aktı ona çok öfkeliydim o beni bırakmıştı, o benim kalbimi yok etmişti bir hiç miş gibi kalbimi ayakları altın da ezmişti. Adımlarım kitap raflarının ve bedeninin arasından uzaklaşmaya başladığın da çantamı ana masadan hızla aldım gözyaşlarım, hâlâ delice yanaklarımı yıkıyorken ağlamaktan bütün etrafımda olan nesneleri bulanık görüyordum canım yandı. Ve bu yangın gözyaşlarım ile bile sönmedi hâlbuki bir deniz kadar büyük ve yoğun yaşlar süzülürken yanaklarımdan, adımlarım olduğum nokta da sabitlendi ardım da şımarık ela bakışlarını bırakmak hiç istemedim aptal gibi neden gidiyordum neden duygularım karmakarışık olmuştu. Bilmiyordum bir şey hissetmeme noktasına gelmiştim sanki parmak uçlarım da tuttuğum çantamı ayaklarımın dibine bıraktığım da, aramızda olan kısa mesafeyi koşarak adımladım ve bedenini bedenime tekrardan sıkıca bastırdım. Dudaklarım da hicran öpücüğünün acısı, kalbimde büyük aşkla yandığım özlem, ve gözlerimde ela bakışlarını tekrar bulma mutluluğu kendini belli etti. Başım tekrar huzurla atan göğsüne kavuştuğun da gözyaşlarını umursamadım sadece ikimizde, sanki birbirimizi tekrar kaybedecek gibi bedenlerimizi sıkıca birbirimize bastırdık öylece kaç dakika belki de kaç saat durduğumuzu bile hatırlamıyordum. Hıçkırıklar ve gözyaşlarımız kütüphanenin sessizliğine karıştığın da ikimiz de sakinleştik ama yine de ikimiz de birbirimizin teninden kopamadık, o bir adım attığın da bile adımlarım hemen onu takip ediyor ve göğsüne sığınmama daha fazla sebep oluyordu. Bedenimi bedeninden yavaşça ve dikkatli şekilde ayırdığın da çenemden parmakları narince ona bakmamı sağlamak için, tuttu bakışlarımız birbirinde yıllar sonra bu denli uzunca durduğun da fısıldadı mahcup ve üzgün şekilde.
" Özür dilerim gitmek zorunda olduğum için kalbini kırdığım için bu güzel yüzüne gözyaşlarını koyduğum için annen olamadığım için ve hâlâ seni sevdiğim için çok özür dilerim"
Parmak uçları titreyen çenemden usulca ve sessizce kaymaya başladığın da ellerini hızla tuttum parmaklarını, parmaklarıma hızla karıştırdığım da yanağından sessizce süzülen yaşları parmak uçlarımın üzerinde durarak dudaklarım ile tenine öpücük ile geri bastırdım. Ellerimde olan elini bakışlarım izlediğin de yutkundum parmaklarını ve avuç içini, korkarak kalbimin olduğu noktanın tam üzerine bastırdığım da şımarık ela gözlerine baktım tebessüm ederek.
" Ve bende sana aşık olduğumu delice yüzüne bağırarak haykırarak söyleyemediğim için özür dilerim"
Düz çizgi duran dudakları yerini kelimelerin bittiği an tebessüme bıraktığın da kurumuş dudaklarımı ıslattım, yutkundu bakışları derince beni izlerken kütüphanenin loş ışıkları arasında bal rengi gözleri kendini belli etti ve ben bu şımarık adamı kalbime saklamak istedim. Dudakları aralandığın da boşta kalan parmak ucumu dudaklarına bastırdım ve bu yaptığım hareket, eski anılara ikimizi de hızla götürdü sanki içene aniden çekti ve ikimiz de merdivenli yokuşta ki görüntüler
ile gülümsedik.
" Güldürdün "
Dedim gülüşlerimizin arasında yankılandı gülme seslerine aniden sessizce söylediğim kelime ela bakışları ise, gözlerimi şaşkınlık ile izlemeye devam etti bu kadar açık sözlü olmamı ya da ona aşık olarak karşılaşmamızı beklemediğini anladım ve herşeyi ona sormak istedim. Geçmişimizi, annesini, babasını, annemi ve yıllardır yokluğum da bu koca şehirde tek başına neler yaptığını anlatmasını istedim. Ama şimdi sırası olmadığını anladım çünkü bakışları çok bitkin ve bedeni çok ama çok yıpranmış duruyordu, burada neden olduğunu bu üniversite de ne yaptığını merak ettim aynı zamanda. Ela bakışlarına soracağım o kadar fazla sorular vardı ki hangisinden başlayacağımı bilemedim yutkundum, kalbimde yıllardır birikmiş sözler boğazım da takılı kaldığın da onları yutmak için yutkundum. Sıcak parmak uçları çenemden kaydığın da üşümüş parmak uçlarımı sardı ellerimiz birbirine karışıyorken gözlerine baktım, kütüphanenin karanlığın da bile parlayan ela bakışlarına dikkatle baktım. Bu bakışları çok ama çok özlemiştim şimdi yılların acısını gözlerine uzun uzun bakarak çıkartabilirdim yalnızca kalbimde ki özlemle oluşmuş yaralar, böylece kapanabilirdi çünkü elleri ellerime daha da sıkıca karıştığın da parmaklarımız birbirine kenetlendi. Şımarık adamın ellerini özgürce tutmak o kadar güzel bir histi ki peşinden sürüklediği yere, sessizce gidiyordum nereye giderse gitsin nereye götürürse götürsün pesinden sonsuza dek gitmeye hazırdım. O saplantı dolu aşk hapishanesinden gözlerim, kalbim, saçlarım ve ellerim kurtulmuştu şimdi benim parmaklarımı sıkıca saran parmaklar özgürlüğümdü ben tekrar nefes aldığımı hissettim. Gerçek anlam da nefes almak onun ellerini tuttuğum da olacaktı biliyordum zaten ve bildiğim gibi gerçekleşti de ben onun, ellerinde yaralı ellerinde tekrar hayat buldum tutmaya kıyamadığım yaraları ellerine sıkıca sarıldım. Artık özgürdük tanımadığım bir ülke de gerçek aşkımın kalbimin tam ortasına taht kuran adamın ellerini tutarak peşinden götürdüğü yere gidiyordum, birlikte üniversite kampüsünden sessizce ve hızla ayrıldığımız da çantamı geride orada bıraktığımı hatırladım. Refhan'a söylemek için tam dudaklarımı araladığım da çantamın onun diğer omuzunda olduğunu anladım ve bu yüzümde aptalca bir tebessüm oluşturdu, ama bunu ona belli etmemek adına dudaklarımda ki tebessümü bastırdım yoksa çantayı geri oraya bırakırdı huyunu biliyordum. Üniversitenin kampüsünü bayağı bi mesafede ardımız da bıraktığımız da sessizce Oxford Street caddesi boyunca yürüyorduk, saat bayağı geç olacaktı ki normalde bir sürü insanların olduğu ve adım atacak yerin kalmadığı bu meşhur cadde boştu. Birlikte yan yana el ele gecenin karanlığına eşlik eden ay ışığı altın da sessizce nehir ve köprü boyunca yürüdük, ağaçların süslediği caddenin nehir kenarın da birlikte aynı sessizlikte adımlamaya devam ettik sanki birbirimizin varlığı hâlâ hayal geliyordu. İkimiz de her adım da parmaklarımızı birbirimize daha çok kenetleyerek yürüyorduk onu her an kaybetme korkusu, yalnızca bende değil haylaz ela gözlerinde de vardı açıkça bunu hissetmek mümkündü. Sessizce nehir boyunca yolun sonunun nereye götüreceğini tahmin etmeye çalışarak yürüyor gibiydik, adımları ve bedeni aniden olduğu yerde sabit kaldığın da gözlerine bakmama fırsat dahi vermeden bedenimi kendine çekti. Dudakları iki kaşımın arasında ki hayat damarım da durduğun da alnıma uzunca sıcak bir öpücük bıraktı, bunu en son gidiyorken yapmıştı ve şimdi o anı bile canımı yakmadı çünkü ben şımarık ela gözlerine kavuşmuştum ve asla bir daha gitmeyeceğine tüm kalbim ile emindim. Yutkundum alnımı dudaklarının sıcaklığından yavaşça çektiğim de gözlerimiz birbirini izlemeye devam etti ve ben hiç bilmediğim bir soğukluk içerisin de üşüdüm, üzerinde ki kaba siyah paltoya bedenimi çektiğin de vücudu ve paltonun içerisin de kaldım. Bir yandan bedeninin sıcaklığı diğer taraftan paltonun sıcaklığı tüm bedenim de yayılırken yanaklarımın yıllar sonra yandığını hissettim, o ve ben şu an koca sessiz caddenin lunapark ışıklarının yansıması altın da birbirimizi izliyorduk. Ve bu yakınlık parmak uçlarımı buz gibi yaptı kalbimi defalarca göğüs kafesim de çarpıttı, ve yanaklarım elma şekeri gibi olduğun da dudakları dudaklarıma daha da yaklaştı kuruyan dudaklarım titredi heyecan ile. Onun nefesi ile nefesim birbirine karışıyorken gözlerimi hızla kapattım dudaklarının sıcaklığının buğusunu tenimde hissettim, ve o dudaklarımı öpmek yerine gamzemde ki hafif belirgin çukura ufak bir öpücük kondurdu. Gözlerimin hâlâ kapalıyken onun izlediği gerçeğini çok iyi biliyordum yalnızca durdum ve bekledim.
" Kızardın şeker portakalı "
Sessiz gecenin karanlığına kelimeleri döküldüğün de gözlerimi saniyesin de hızla açtım yıllar önce ki anıyı hatırladığım da, gülümsedim gerçekten gülümsedim dudaklarım ve gözlerim yıllar sonra onun şımarık ela gözlerine bakarak gerçek anlam da gülümsedi. Paltonun içerisinde kalan bedenini sıkıca kendime bastırdığım da kollarımı sırtına bastırarak kalbini daha fazla, kalbimde hissediyordum onu hiç bırakmak istemedim sürekli ona yapışık bir koala gibi bedeninden ayrılmak istemiyordum. Ayaklarımın hızla yerden kesildiğini anladığım da kucağında olduğumu fark ettim paltonun sıcaklığı ve bedeninin sıcaklığı tenimden saniyeler içerisin de koptuğun da, kollarımı boynuna doladım ve başımı huzurla boynunun altında ki boşluğa koydum. Kokusunun en yoğun olduğu noktaya başımı gömdüğüm de ciğerlerime kokusunu Londra sokakların da kucağında gidiyorken, derin derin ciğerlerime çektim ve şimdi tüm bedenim yıllar sonra huzurla rahatladı tüm dertlerim ufacık oldu ve Londra caddelerinin rüzgarlarına karışarak yok oldu. Nereye gittiğimizi bile dahi bilmeden kucağın da gözlerimi kapattım eğer bu bir rüya ise uyanmak asla istemiyordum hatta şu an, ölebilirdim hiç sorun yoktu şu an ölmek için daha güzel bir zaman olamazdı çünkü onun kokusunun sarhoşluğu benim beynimi uyuşturdu sanki. İstanbul'da olan yaşadığım acı dolu hatıra kapalı gözlerimin karanlığın da ışıklı tabela gibi belirdiğin de, kokusunu hissetmek adına odasın da kokladığım kıyafetleri geldi aklıma ve şimdi o muhtaç olduğum huzurlu koku burnumun ucunda duruyorken ben yine de gözyaşı döktüm. Kollarım boynuna daha da sıkı dolandığın da başımı göğsüne daha da gömdüm kötü anılar onun kokusunda yok olacaktı olmalıydı zaten, ben gerçek aşkıma karşılıklı birbirimizi sevdiğimiz adamın haylaz renkli ela gözlerini bulmuştum. Düşünceler arasında yeniden kaybolmaya başladığım da başımı onları unutmak ve beynimden fırlatarak atmak için salladım, gözlerimi yavaşça açtığım da dudaklarımı kemirdim ahşap bir kapı tekmeleme sesi kulaklarıma geldiğin de sessiz olan caddede de aynı zaman da yayıldı ses. Kucağın da olduğum için bu şımarık adam beni yere indirmek yerine ahşap küçük kapıya tekme atarak açmıştı, dudaklarım yine sarhoş edici tebessüme eriştiğin de yorgun bakışlarım ile etrafı inceledim. Ahşap odun çerçevesi ile korumalık yapılmış küçük ama güzel bahçenin her detayını dikkatle şımarık adamın kucağın da inceledim, bakışlarım güzel çiçeklerin dolduğu bahçeden eve döndüğün de iki katlı geniş ve büyük bir beyaz renkte ev ile karşılaştım. Muhtemelen onun yaşadığı evi daha detaylı incelemeye başladığım da hâlâ beni kucağın da salonun ortasın da olmamıza rağmen, taşımaya devam ediyordu yeşil gözlerim evi incelemeyi bırakarak ela gözlerine baktığın da seslice bıkmış gibi nefes verdim. Onun dudakları ise haylazca yukarı kıvrıldı bu ukala gülüşü hemen tanımam saniyelerimi bile almadı gözlerinin bal rengi, yine şımarıklık ile küçük bir erkek çocuğu gibi parlamaya devam ettiğinde yavaşça adımladı ne yapmaya çalıştığını çatık kaşlarım altın da kalan bakışlarım ile anlamaya çalıştığım da beni bir un çuvalı gibi öylece kanepeye attı. Sinirle olduğum noktadan doğrularak bedenini izlediğim de kollarımı küsme anlatım göstergesi olarak göğsüm de bağladım, o ise umursamayarak o şişirilmiş egosu ile haylazca gülümsemeye devam ederek paltosunu çıkarırken ciddiyetle konuştu.
" Bu arada kek yapmasını biliyor musun?"
Sorusu ile göz kapaklarım birbirine şaşkınlıkla vurmaya başladığın da onun beyninde dolaşan tilkiler bana eskileri hatırlatmaya çalışıyor gibiydi, ve bende buna uyum sağlayarak hayali topuklu ayakkabıları ayaklarımdan çıkarmış gibi yaptım. Haylaz ela bakışlarına tekrar baktığım da kahkahası bütün evin duvarlarında yankılanarak kalbimde milyonlarca kelebek uçmasına sebep verdi, onun gülüşü çok özeldi çok güzeldi koltuktan bakışlarına dikkat ile yoğunlaşmış şekilde ayağa kalktığım da bedenine yaklaştım. Parmaklarını özenle avuçlarım içerisine aldığım da gözlerine baktım loş ışıklar altında kalan ela bakışları çok yorgun olsada, dudakları tebessüm etmesini geride bırakmadı parmak uçlarım bileğin de hâlâ takılı duran ışıklar altında bile metal rengini belli eden bilekliği yöneldi. O hâlâ benim bir parçamı bileğinde taşıyordu rahatlamış şekilde seslice nefes verdim onun aşkının kalbinde bitmemesine, kalbine bu aşkı karşılıksız sanarak gömülür yapmasına ve bir daha bu yaramaz bakışlarını görememekten çok korktum ama şimdi hiç birisi olmadı. Benim ondan vazgeçemediğim gibi o da benden geçmemişti benim onu sevdiğim gibi o da hâlâ beni seviyordu ve şimdi, ela bakışlarının bal rengi gözlerimin içerisine dünyada başka bir göz kalmamış gibi derinlikle bakıyordu. Dudakları aralandığın da bir şey söylemek istediğini hatta bir şeyler itiraf etmek gibi söylemek istediğini hissettim, ama şimdilik diyeceği cümlelerden vazgeçmiş gibi yalnızca parmakları parmaklarımı sıkıca sardı ve beni yine bilmediğim bir yere peşinden götürmeye devam etti. Güneş ışıkları kapısını açtığımız odanın penceresinden titreyerek içeriye doluyorken adımlarını sessizce peşinden giderek takip ettim, haylaz ama bir o kadar da yorgun bakışları ile yatağın ayak ucunda öylece duruyorduk ne ben bir kelime söylemek istedim ne de şimdilik kelimelerimi duymak istemedi. Çok yorgundum yıllardır ağlamaktan, özlemekten, acı çekmekten ve daha 6 ay öncesine kadar anneme kavuşmaktan ve aramızda ki daha büyük duvarı öğrenmekten çok ama çok yorgundum. Ela gözleri yine tam karşım da olmasına rağmen ikimiz de biliyorduk yeniden hissediyorduk aramızda ki görülmeyen bu duvarı yine kendini o duvar belli ediyordu bir şekilde, ve biz yine geçmiş duvarının adı altında ezilmeye başlıyorduk ama bu sefer buna dayanacak gücüm bile yoktu. Tüm duvarları, tüm engelleri düşünmek dahi istemedim sadece onun kokusunu ve tenini hissederek uyumak istedim yan yana uyumak nefeslerimizin birbirine karışarak yan yana uyanmak. Onun bedeninin sıcaklığı ile ısınmak ve onun iyi geceler öpücüğü ile tebessüm etmek istedim, onun her bir hareketi benim zaafımdı. Yorgun ve bitmiş halde ki bacaklarımın son güçleri ile kendini koca büyük yatağa zorla sürüklediğim de, yorgun bakışlar eşliğinde ki haylaz ela renginin bedenimi ve yaptığım hareketleri izlemesi eşliğin de yatağa uzandım. Bacaklarımı karnıma çektiğim de boşta kalan elimi yastığın kapadığı yanağıma bıkmış ve yorulmuş nefesim ile koydum, bekledim yanıma uzanmasını ve sıcaklığını tekrar hissetmeyi bekledim ama bunu yapmadı gözlerimin bakış alanı buğulanmaya başladığın da ardımdan sıkıca belimden kavrayarak bedenimi kendi bedenine çekti aynı zamanda çeken bedeninin huzurlu sıcaklığını tanıdım. Bedenlerimiz birbirine sıkıca kenetlenmiş şekilde yatakta sessizce uzandığımız da güneş ışıkları krem renginde ki uçuşan tüllerin arasından, üzerimize doğuyordu ve dudaklarının sıcaklığını omuzumda hissettim. Sanki bu şımarık adam omuzlarımda ki yükleri biliyor ve bunları hafifletmek adına öpücük konduruyor gibi hissediyordum, gözlerimi bu huzurluluk ve bedeninin sıcaklığının verdiği ev hissini hissederek kapattım. Sessiz odayı aydınlatan güneş ışığı gibi sözleri odanın içerisine fısıltı ile dolduğun da, parmaklarım belimde olan parmaklarına iyice kenetlendi.
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden yeşil gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..."
Bedenimi bu tanıdığım sözler ve her gece yokluğun da gökyüzüne bakarak söylediğim adama döndüm gözlerimiz de parmaklarımız gibi, birbirine kenetlendiğin de bal renginin içerisin de kendimi kaybettim aynı sessizlik ile yanı başımda ki yastıkta gözlerimi izleyen adama fısıldadım.
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden ela gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi..."
Ela gözleri kapandı ve dudakların da ve yanakların da en güzel kusur olan tebessüm ve gamzeleri belirdi ve ben, bu adamın o sarhoş edici tanıdık tebessümü içerisine kendimi bıraktım onun gözleri benim kıyıma sonunda vurmuştu. Şimdi o şımarık haylaz renkte ki ela gözleri kapalı olmasına rağmen beni gülümsetti bedenlerimiz ve parmaklarımız birbirine sıkıca kenetlendi, onun o yakışıklı yüzünü izlemeye devam ettim o hâlâ yıllar önce ki gördüğüm şımarık adi herifin tekiydi ve ben bundan şikayet etmek yerine daha da huzurlu hissettim. Hiç değişmemişti yalnızca saçları biraz daha uzun sakalları hafif kısaydı yüzünde ki o ukalâ tavır asla yok olmamıştı hâlâ ilk gün ki 21 yaşında ki, Refhan'ın ukalâ gülüşü ve ukala tavırları kendini korumaya devam ediyor ve bunu sürdürüyordu. İkimiz de büyüdük tamam dediğimiz de aslında hiç büyümediğimizi birbirimizi gördüğümüz de anladık galiba benim çocuk yanım, onun şımarık gözlerini gördüğün de yüreğimde koşuşturdu salıncağa bindi ve en yükseklere süzüldü mutluluk ile. Parmak uçlarım yastığın kapattığı yanağımdan sıyrılarak kurtulduğun da korkarak tenine değdim saçlarına, kiraz dudaklarına, ellerine, kirpiklerine korkarak sevdim her bir kirpik telini özenle sevdim. Yıllar önce ki gitmeden önce ki birlikte benim yatağımda uyuduğumuz anısı gözlerim önüne geldiğin de, aslın da benimle bile bile gideceğini bile bile uyuduğunu anladım o aslın da bana tam orada veda etmişti. Bi daha da beni o vedasından sonra görmeyi beklemiyordu belliydi o gün ki şaşkınlık ile ismimi ağlayan gözlerime bakarak, söylemesinden anlamam gerekliydi bu anılar kalbime ağrı saplamaya başladığın da yutkundum parmak uçlarım kirpiklerini özenle sevmeye devam ederken sessizce fısıldadım.
" Peki senin kaderin Davy Jones?"
Ela gözlerinin kapalı olduğunu bilmeme rağmen her gece sessizce fısıldadığım bu sözü ona söylemek yine de istedim, kurumuş dudaklarımı ıslattığım da teninden ve kirpiklerinden kaydı parmak uçlarım. Alnımı alnına özenle ve onu uyandırmamak için dikkatle yasladığım da gözlerimi kapalı olmasına rağmen ela gözlerine bakarak, yavaşça uykuya teslim etmeye başladım bu görüntü yıllar sonra huzurla uyumama sebep vermeye başladığın da gülümsedim kapalı gözlerim ile.
" Kalbim hep sana ait olacak"
Güneş ışıklarının yoğunlaşmaya ve üzerimize doğru doğmaya başladığı odanın içerisine onun uyku ile karışık tatlı sesi, fısıltı ile odaya karıştığın da repliği uykulu olmasına rağmen tamamladı ve ben şaşkınlık ile daha da tebessüm ederek uykuya kendimi teslim ettim bedeninin sıcaklığı içerisinde...
Gözlerimin kapalı olmasına rağmen güneş ışıklarının tam yüzüme veya bedenime vurduğunu o kadar fazla hissediyordum ki, bu his uykumu bölmeme yok açtığın da bıkkınlık ile nefes verdim ve beynimde rüyaymış gibi gelen görüntüler canlanmaya başladığın da gözlerimi hızla açtım. O kadar yıllar sonra huzurlu uyumuştum ki dün ki olan olayları bile unutmuştum bakışlarım yatağın boşta kalan tarafını süzmeye başladığın da, onun hayal olmasından yeniden korktum yanı başımda ki ela gözleri yoktu yıllar önce ki his boğazımı yeniden binlerce sigarayı aynı anda içmişim gibi sardığın da ve yaktığın da parmak uçlarım hızla atan kalbime dokundu. Üzerimde ki ince çarşafı hızla kenara ittiğim de elbisemin etek kısımlarını bile düzeltmek için umursamadım, çıplak adım seslerim evin içerisin de yankılanmaya başladığın da nefes nefese merdivenlerin tam başlangıç noktasın da durdum. Adımlarım hızla olduğu yere sabitlendiğin de ela gözleri ile bakışlarımız birbirini yeniden buldu ve ben rahat bir nefes aldım korkuyordum, onun ela gözlerini yeniden kaybetmekten aramıza yeniden bilmediğim kilometrelerin girmesinden aramız da yeniden duvarların mesafe duvarlarının girmesinden çok korkuyordum. O kadar korktum ki bedenim benden izinsiz titriyor dudaklarım bu titremeye burukluk ile eşlik ediyor ve gözlerimden yaşlar hafifçe süzülmeye başlıyordu. Alt katta ki salonun tam ortasın da ki ela gözlerine bakmayı devam ettirdiğim de aramızda ki bir kaç merdiven basamağını, hızla kapattı başım göğsünde tekrar bana ayrılmış gibi olan nokta da yerini aldığın da bedenini kendime bastırdım. Parmak uçlarının nazikçe ve şefkatle yıllar sonra saçlarım arasında gezdiğini fark ettiğim de rahat bir nefes aldım, gözyaşlarımı tenime bastırdım ve onun saçlarımı sevmesinin huzuru içerisine kendimi bıraktım.
" Yüzünü göster parlak ay, ışık ver yıldızlarına kov bulutları gözyaşlarımız dönüşsün mutluluğa"
Başımı göğsünden ve hızla atmaya devam eden kalbinden yavaşça çektiğim de ela gözlerine baktım tıpkı onun hayalinin parkta, dediği sözler şimdi gerçekten ela gözlerinin kiraz rengin de olan dudaklarından döküldüğün de öylece şaşkınlık ile bakışlarını izledim. Artık kaçacak bir nokta yoktu konuşmamız gerekliydi herşeyi tüm geçmişi ve benden sakladığı ama öğrendiğim sırrı, konuşmamız gerekliydi gözlerine kararlık ve bir şeylerin açıklamasını bekleyerek baktığım da bedeni bedenimden hızla koptu. Salona doğru yavaş adımlar ile ilerlemeye başladığın da yutkundum onun adımlarını ve bedenini izlemeye devam ederek, ardından peşinden bende ilerledim sustuk Londra caddelerinin insan sesleri ve araba kornaları evin içerisinde ki sessizliği doldurmaya devam ettiğin de bu durumdan sıkıldım.
" Herşeyi biliyorum "
Yutkundum ela bakışları bahçedeki çiçekleri ve gökyüzünü izlemeyi bıraktığın da kelimelerimin bitmesi ile bana döndü, bakışları da bedenide dudaklarımı gerginlik ile kemirmeye başladığım da bir şeyler demesi için tek bir kelime bile etmesi için gözlerine yalvarır gibi baktım o ise bedenini ve bakışlarını yeniden baktığı noktaya devam ederek durduğun da bunun kolay olmayacağını anladım.
" O gün fırının önünde sana çarpan çocuk bendim aslında o gün annemi kaybettiğim gündü o bileklik de annemin bana verdiği son hediyeydi"
Boğazımda sözlerinin verdiği her kelimesinin ağırlığı kadar düğüm dizildi yıllar önce ki bana çarptığı ve bilekliği düşüren çocuğun yüzünü, ellerini ve ismini tahmin etmeye çalıştığım o çocuk şımarık ela gözleriydi ve ben yıllardır onun annesinin verdiği en değerli anıyı bileğim de taşıdım. Bu durum çok ama çok karmaşık ve tuhaf hâle geldiğin de yutkundum bedenine yaklaşmak ona sarılmak çok istedim ama yapamadım çünkü bunların suçlusu, benim annemin kendisiydi bu durum ona sarılmak isteyen bedenimin adımlarını geriye çekti ve o duvar yine aramıza örüldü.
" Annem o gün bu ilişkilerini öğrendiğin de intihar etti "
Dudaklarım kurudu, parmak uçlarım üşüdü, bedenim hiç bilmediğim bir yangına esir alındı sanki ve ben onun sesinin titremesi eşliğinde ki, kelimelerin de öldüm yutkunmam veya gözyaşlarını durdurmak imkânsızdı şu an ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. Bunların sorumlusu annem ve onun babasıydı ve şimdi bunların sorumlusu olan kadının kızı tam arkasın da duruyordu, ben yine ona acıdan başka bir şey vermedim geçmiş yine benim geçmişim beni vurdu ve öldürdü. Tenine dokunmaktan yeniden çekindim ben, ela gözlerine bakmaktan yeniden utandım ben hakkım yoktu ki ona bu kadar acı veren kadının ölümüne sebep olan kadının kızını sevmesine nasıl izin verebilirdim. Ben öldüm annem beni yeniden öldürdü gözyaşlarını hıçkırıklar ile yanaklarıma bastırdığım da adım sesleri salonda yankılanan hıçkırık seslerime karıştı onun kırık kalbinin suçlusu annemdi benim annem de, onun kırık kalbinin enkazına yardım eden kişiydi sadece benim hayatımı değil sevdiğim adamın hayatını da mahvetti benim annem... Tüm bu düşünceler arasın da nefes alamadım gözyaşları, geçmiş yaraları ve hâlâ ona bitmeyen özlemim salonun her bir tarafına cam kırıklığı gibi dağıldın da başımı yine göğsün de buldum, tüm bu gerçekler ile titreyen bedenimi bedenine bastırdım hıçkırıklar daha fazla çoğaldı yaşlar hep göğsüne aktı.
" Suçlama yapma bunu bu gözyaşlarını görmemek için gitmeye kabul ettim ben şimdi bunu bana yapma hicran "
Hıçkırıklar nefes aldırmayacak kadar daha da fazla çoğaldığın da onun beni hâlâ kendinden çok düşünmesi canımı o kadar fazla yaktı ki, şu an ki acı iliklerim de hissettim tüm acıyı bedenim de hissettim onun ise parmak uçları yeniden saçlarım da özenle gezindi ve her telini koklayarak sevdi.
" Ben seni geçmişine bakarak sevmem ki ben seni sen olduğun için seviyorum hicran geçmişin hataların umurum da bile değil "
Gözlerim ağlamaktan kendini yanmaya bıraktığın da saatlerdir başım dizlerin de onun ise parmakları saçlarım arasında özenle geziniyordu, öylece duruyorduk ne o tek bir kelime söyledi ne de ben tek bir kelime söylemek istemedim. İkimize de ağır geldi geçmişin yaralı yükü omuzlarımıza bindi ve biz iki düşman ailenin çocuğu olarak birbirimiz de huzur bulduk, iki düşman ailenin çocuğunun birisi dizlerin de yatıyor birisi de saçlarını özenle okşuyordu. Tuhaftı çok tuhaftı sanki geçmişte olan acılar bizim kaderimizi birbirine böylesine aşkla bağlamak için yaşanmış gibiydi, düşündüm acaba durum gerçekten böyleyse bi daha seçme hakkımız olsa onunla yeniden tanışmak için bu acıları yaşamayı göze alır mıydım bilmiyordum. Yalnızca şu an uyumak istedim dizlerin de sadece uyumak ve hiç bir düşünce düşünmek istemedim o ve ben keşke zaman dursa, yıllarca böyle kalsak istedim parmak uçları her saç telimi özenle sevmeye devam ederken tüm kırıklıklar ve acıların içerisin de tebessüm etti dudaklarım. O böyleydi güldürürdü her fırsatta her yerde her acı da o güldürdü hiç bıktırmadı Refhan Araslan tuhaf çok tuhaf ama, kalbinin güzelliği kelimelere hatta kalbine sığmayacak kadar çok ama çok güzeldi... Ve ben bu adamın o güzel kalbini sonsuza dek kalbimde saklamak istedim bende bu göğüs kafesimin içerisinde ki yaralı kalbimi, onun saklamasını istedim ama zaten benim kalbim tam dört yıl önce onunla birlikte 3.940,4 km kadar uzaklaşmıştı benden...