Küçük balkonumun siyah demirliklerinden parmak uçlarım ve bedenim uzaklaştığın da tüm olayların üzerinden haftalar geçmişti, bu süre içerisin de birbirimiz de ki özlemi bol bol gidermeye çalışmıştık gözyaşları her ne kadar izin vermese de onun şımarık ela gözleri gözyaşlarını hep sildi. Bugün yine ilk baharın tam çiçeklerinin en güzel ve yoğun olduğu gündü ve bugün benim doğum günümdü, bugünü onun şımarık ela gözlerine söylememiştim zaten saatlerdir de konuşmuyorduk en son bana akşam üzeri lunapark karşısın da ki nehrin bankının orada beklememi söylemişti. Neden orada buluşmak istedi bilmiyordum açıkçası bilmekte istemedim çünkü meraktan ölürdüm bunu çok iyi biliyorduk ikimiz de, o da galiba meraktan ölmemem için bana bugün fazla mesaj atmamış ve de aramamıştı. Yoksa sürekli yeni sevgililer gibi birbirimize mesaj atıyor saatlerce yokluğumuz da telefon aramaları ile konuşuyor ve birbirimizle uyuyorduk bu durum açıkçası bayağı hoşuma gidiyordu. Birlikte Londra sokakların da gezmek el ele özgürce dolaşmak, gülümsemelerimizin eşlik ettiği konuşmalar ile biz birbirimizin yaralarını sarmaya çalışıyorduk sardık da o benim enkaz ile yıkık şehrimin tam ortasına lunapark kurmuştu. Küçük balkonumdan uzaklaştığım da hazırlanmaya çalışıyordum tüm bunlar açıkçası tam bir rüya gibiydi sanki benim, beynimde en gizli yerlerde yarattığım hayaller gibiydi ve öyleyse bile ben bitmesini istemedim. Çünkü bunlar gerçek olmayacak kadar güzel ve gerçek olmayacak kadar özeldi salonumun içerisine uçuşan balkon tüllerinin, ardından ekmek kokusu doluyorken ilk defa bu ekmek kokusunda kalbim yerinden çıkıyormuş gibi acımadı dudaklarım ilk defa tebessüm etti kokuya karşı. Üzerimde ki beyaz renkte ki elbisenin pileli kısımlarını düzelttiğim de derin bir nefes aldım onunla buluşmak, hâlâ beni heyecanlandırıyordu ilk gün ki heyecanla ve ilk gün ki aşk ile hâlâ ona hislerim ilk gün ki tazeliği ve heyecanı ile kendini koruyordu. Hızlı adımlar ile güneşin turuncu ve sarının karışımı olan gökyüzünü süslediğin de, tebessüm ederek dediği noktaya yürüdüm yine haylaz gözleri ne düşünüyordu ne planlıyordu bilmiyordum ama bu bilmeme durumu daha da hoşuma gidiyordu. Heyecandan parmak uçlarım elbisemin pileli etek kısmını avuçlarım arasın da sıkıyorken geriliyordum onunla aşkımı özgürce yaşamak, çok tuhaf geliyordu ama yine de ela gözlerine baktığım da tüm bu tuhaflıklar siliniyordu uçuyor ve gidiyordu beynimden. Neredeyse yarım saattir bu şımarık adamı beklerken sıkılmaktan ve karşım da ki akan nehri izlemekten bıkmıştım, yine beni bekletiyordu tıpkı yıllar önce ki merdivenli yokuşta ki akşam tam sekiz de dediği gün ki gibiydi. Şımarık adamla o kadar fazla anılarımız birikmişti ki ben bile fark etmemiştim her dediğimiz söz her yaptığımız hareketler, yaşadığımız ve acı dolu olsa da tatlı olan anılarımıza gidiyor ve yeniden bize o görüntüleri hatırlatıyordu. Bakışlarım nehirden ve ışıklarının süslediği görkemi ile muhteşem bir tablo gibi görünen koca dönme dolaptan kaydığın da saat kulesine bakmak istedim, ama göz kadrajıma giren ela gözlerini görene dek kaşlarımı çattığım da gözlerimi kısarak ellerinde ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sağ elinde büyük beyaz bir kutu tutuyor ve hemen diğer parmakları ile koca beyaz bir papatya buketi tutuyordu, diğer boşta kalan parmakların da ise kocaman siyah bir çanta vardı gitar şeklinde olan bu çantayı bakışlarım şaşkınlık ile izlemeye devam ederken adımları bankta oturan bedenimin ve nehrin arasında dikilerek durdu. Heyecandan şu an dilimi ısırabilirdim ama sadece yutkundum kaşlarım havada gözlerim ise şaşkınlık ile göz kırpmayı, unutmuş şekilde şımarık adamı izliyordum o ise haylazca gülümsedi ve siyah çantayı aynı zamanda diğer parmakların da tuttuğu beyaz büyük kutuyu bankın boşta kalan kısmına bıraktı. Bir tek elinde binlerce papatyanın oluştuğu buket kaldığın da ela gözleri dönme dolap ve hafif loş şekilde yanan, sokak lambalarının altın da bile güzelliğini belli ederek parladı. Bedenimi banktan onun gülüşüne hipnoz edilmiş şekilde kaldırdığım da haylaz renkte ki ela bakışlarına adımlayarak yaklaştım, dudaklarımı kemirme huyum yine kendini belli ederken gözlerine derinlik ve bir açıklama bekleyerek baktım o ise yıllar önce ki yaptığı hareketi tekrar tekrarladı. Papatya buketinden bir papatya alarak siyah uzun kaküllerimi kulağımın ardına yavaşça çiçek ile yerleştirdi, beyaz elbisem artık saçlarım da olan beyaz papatya eşlik ettiğin de yanaklarımın kızardığını ve elma şekeri rengine boyandığını yeniden hissettim. O ise bu durumdan memnun olmuş şekilde ukalaca durarak sırıttı o 21 yaşında ki şımarık adam ben ise, 19 yaşında ki o utangaç kız rollerimize hızla dönüş yaptık bu durum dudaklarım da tebessüm ettirdi. Bakışlarım ile dikkatle yüzündeki mimikleri ve hareketlerini izlemeye devam ettiğim de bankın üzerine bıraktığı büyük beyaz kutuyu aldı, akşamın karanlığın da bile belli dağınık siyah saçlarına tebessüm ettim şımarık adam hâlâ küçük erkek çocuğunu kalbinde taşıyordu ve biz böylece iyi olmaya devam ediyorduk derken gülümseyen dudaklarım yerini düz çizgiye bıraktı. Yutkundum beyaz kutu açıldığın da şımarık adamın haylaz ela bakışlarının ellerinde ki çilekli pastayı, gördüğüm de yutkundum anılar hızla beni içerisine çektiğin de gözlerimi kapattım...
Tezgahın üzerinde çilekli pastam olmadığı zaman yani annem gittiğin de...
Çatık kaşlarım altın da tekrar sıkıca kapattığım gözlerimi açtığım da yıllar önce ki kütüphanede ilk sarılmamıza sebep olan, kelimelerim beni tanımadığım bir ülke de tekrar buldu küçük hicran kalbimde yerini belli etti çilekli pastayı gördüğün de ben ise boğazımda oluşan çok anlamlı düğümü yutmak ile meşguldüm.
" İyiki doğdun hicran bundan sonra tüm doğum günlerini ve çilekli pastayı tekrar seveceksin birlikte tekrar iyi olacağız "
Sözleri bittiğin de galiba bende bittim bu adam, bu şımarık adam kalbimde ki küçük yaralı kız çocuğunun eksiklerini dolduruyordu hem de hiç bilmeden. Tebessüm ettim çilekli pastanın ardında kalan gözlerine tebessüm ve minnet ettim, Refhan benim yıllardır doğum günü kutlamasam bile dilediğim yine de dilek tuttuğum o hayaldi... Ve şimdi şımarık adamın gözlerine bakıyorken o dileğimin gerçek olduğunu anladım onun haylaz ela bakışları, benim hayatım boyunca istediğim dileğimdi ve şimdi ben hayatımı anlamlı kılan o gözlerine tekrar kavuşmuş şekilde çilekli pastaya bakıyordum. Başımı olumlu anlam da onay vererek salladığım da kiraz renkte olan dudakları gülümsedi sıcacık gülümsedi hem de, ekmeklerin verdiği o tanıdık sıcaklık gibi huzurla yayıldı gülümsemesi tüm sokağa ve nehrin gittiği yöne boyunca. Bedeni bedenime daha da yaklaştığın da burnumun ucunda duran çilekli pastanın üzerin de ki mumu üfledim, onun ela bakışları ile gözlerimi ve yüzümü bir tablo edası ile izler gibi izlemeye devam etti. Bankın yanında yan yana el ele nehrin aktığı yol boyunca oturduk parkta ki olduğu gibi yanaklarım yanmaya ellerim ise, üşümeye devam etti çilekli pastayı birlikte yemeyi bitirdiğimiz de mutluluktan sarhoş olma noktası gelmiştim. Acı veren hatıralar bu hayatta mutluluğa tekrar dönüşebilirdi çocukluk aşkımın tek iki tane doğru sözü vardı, bunu çok iyi anlamıştım.
Bazen en kötü anıları en iyiye dönüştürmek bizim elimiz de...
Hem belki babandan sonra hayatına seveceğin bir erkek daha girer...
Dudaklarımda ki çilekli pasta tadını hâlâ koruyorken düşünceler içerisin de kayboldum o ilk defa haklıydı, biz kötü anıları iyiye dönüştürdük ve ben babamdan sonra hayatıma babama benzeyen bir adamı daha aldım. Bir kaç insanın kaldığı meşhur Londra caddesin de bankta hâlâ oturuyorduk yıllar önce ki yaralı elleri ile, ellerimiz birbirine kenetlenerek duruyordu hâlâ lunapark ışıkları geç olmasına rağmen kapanmadığın da koca dönme dolabın ışıkları üzerimize ve cadde ki her noktaya vuruyordu. Bakışlarım yol boyunca akan nehri izlemeye başladığın da renkli renkli dönme dolap ışıklarının yansıması titrek şekilde, nehrin üzerine de vuruyordu o kadar güzel bir görüntüydü ki tebessüm ederek hava biraz estirse bile saatlerce oturmayı istedim. Ama bu şımarık adam tabi ki bedenini bi yerde yarım saatten fazla sabit tutamadığı için gülümseme ile karşılık, bıkkınlık ile nefes verdim elimi tuttuğu bileğimden ve elimden beni çekiştirmeye devam ederek kaldırdığın da hızlı adımlarımız koşmaya yerini bıraktı. Neden koşuyorduk nereye koşuyorduk bilmiyordum ama ben ardımız da bıraktığımız eşyalar için endişeleniyor, şımarık adamın ela gözleri ise bu durum hoşuna gitmiş şekilde katıla katıla gülüyordu ve bu durum sinir sistemlerimi harekete geçiriyordu. Bedeni hızla olduğu nokta da sabitlendiğin de nefes nefese kalmıştım sinirle burnumdan soluyorken, üşümüş eklem yerlerime rağmen elimi yumruk yaparak omuzuna vurdum o ise o merdivenli yokuşta ki anıyı hatırlamış gibi sıcacık gülüyordu. Bakışlarım öfkeden yerini hüzüne bıraktığın da köprüden bile nehrin üzerinden ne zaman geçmiştik bilmiyordum, bakışlarım kocaman gökkuşağı rengin de ki ışıkları yanarak sönen dönme dolaba kaydı. Biz şu an lunaparkın girişinde yan yana duruyorduk sadece lunaparka küçüklüğüm de bir defa gelmiştim, bi daha da ne gelecek isteğim ne de yanımda birileri yoktu hafsanur sürekli meşguldü ya da annesi izin vermiyordu. İlerleyen yıllar da ise bu duruma üzülecek zamanım bile yoktu hatta o kadar fazla olay olmuştu ki aklımdan ve düşüncelerimden uçup gitmişti, şimdi ise sevdiğim adamın ela gözleri ile buradaydım. Gözlerim saniyeler içerisin de bir sürü hüzün barındırsa da tebessüm ettim kötüleri iyiye çevirmek bizim elimizdeydi, ve biz tam da şu 'an onları yapıyorduk parmak uçlarım sıcak tenine değdiğin de ellerimiz birbirine karıştı ve biz yavaşça lunaparkın içerisine adımladık. Onun ela gözlerine hayran şekilde kalarak bir defa daha baktım bu şımarık adam bir kez daha yeniden kalbimde ki yarayı sardı, boğazını temizlediğin de kendinden emin ukalâ tavrı ile ince paltosunun yakalarını düzeltti kendini beğenmiş tavırla gözlerimin içerisine bakıyorken gözlerimi devirdim. Onun olmazsa olmaz şımarık tavırları tabiki kendini illâ ki bir yerde göstermek zorundaydı ve ben buna kızmış gibi yapsam da, içimden dudaklarım kocaman tebessüm ediyordu bakışlarımı haylaz ela gözlerinden çektiğim de karşımda ki pembe pembe dizili pamuk şekerlerde gözlerim takılı kaldı. Pamuk şekerleri görmem ile yerimde hoplamam bir olmuştu kocaman kadın olarak oradan oraya çocuklar gibi hopluyor ve ela gözlerinin, ellerini çekiştiriyordum o ise bu duruma şaşırmak yerine sadece umursamaz bir tavırla gülümsedi ve başını dertli şekilde salladı. Ben ise gözlerine kararlılık ile bakmaya devam ederken pamuk şekeri yemesi için onu en iyi yöntem yani bakışlar ile, etkim altına almaya çalışıyordum ve gözleri daha fazla dayanamayarak gözlerime yenildi. Zafer kazanmış bir kedi gibi kuyruğumu dik tutmaya özen göstererek adımladım, ellerimiz de kocaman pamuk şekerleri dudaklarımız da tebessüm dönme dolabın ışıkları altın da yürüyorduk. Kendim yediğim yetmezmiş gibi ona da pamuk şeker yemesi için resmen baskım altına alarak büyü gibi bir şey yapmıştım şımarık ela gözleri ise, bu savaşa mağdur gelerek elinde ki pembe renkli kocaman pamuk şekerini yemeye hak kazanmıştı. Dudaklarım da aptal pamuk şekerinin büyüklüğü kadar kocaman gülümseme vardı pamuk şekerimizi bardak tokuşturuyor gibi, birbirine tokuşturduğumuz da ben kahkaha attım o ise derince bir nefes çekerek haylazca gülümsedi.
" Bir daha asla beni terk etme "
Dudaklarımdan bu kelime döküldüğün de kendi söylediğim cümleye bile şaşırmıştım onun sürekli yine gitme düşüncesi, yıllar önce ki korkulu beni hatırlatıyordu yeniden onu kaybetme düşüncem beynimde istemesem bile sürekli dolaşıyordu. Bakışlarımız birbirini dönme dolabının ışıkları altın da tekrar bulduğun da yutkundum şu an parmaklarım da bile, keyifle tuttuğum pamuk şekerini yiyemedim hatta yemek istemedim içimden gelmedi bile. Onu kaybetme düşüncem gökkuşağı gibiydi onunla birlikte tüm renklerim tekrar hayat buluyor ama onun elleri ellerimde, bakışları bakışlarım da her olmaya devam ettiği saniye gitme düşünce tekrar kalbimde ki korku yerini belli ediyordu. Ve o düşünce beynime girdiği saniye tüm gökkuşağı renklerimin rengi yağmur damlalarına karışarak yüreğime akıyordu ve ben bundan tüm bedenim ile nefret ediyordum, yine o düşünce tüm renklerimi yüreğime akıttığın da pamuk şekerim sıkıca sardığım parmak uçlarımdan ayaklarımın dibine düştü. Yeşil yorgun bakışlarım tekrar ela gözlerine baktığın da dudakları ile birlikte çenesinin titremesini izledim ellerin de pek hoşuna gitmediği, pamuk şekerini yere fırlattığın da dizleri üzerine saniyeler içerisin de çöktü. Lunaparkı onun hıçkırık ile karışık ağlamalarına ev sahipliği yapıyorken olduğum yerde korkarak ve şaşırmış şekilde dondum kaldım, neden ağlıyordu neden şimdi hıçkırıklara boğularak dizleri üzerinde ağlıyordu. Kalbimin atışı her hıçkırık sesini duyduğun da daha da hızlandı sevdiğim adam yere çökerek dakikalarca hıçkırarak ağladı, ve ben sadece olduğum yerde kalarak öylece şaşırmış şekilde izlemeye devam ediyordum aptal gibi. Sudan çıkmış balığa döndüğüm de beynime sanki yeni kan akışı sağlanıyormuş gibi hemen bedeninin tam karşısına, dizlerim üzerine ben de çöktüm yüzünde ki gözyaşlarını hıçkırıklar eşliğin de haykıran adam parmaklarını yanaklarına bastırmış bunu gizlediğini düşünüyordu. Ne yapacağımı hangi kelimeleri kullanacağımı bilemedim dudaklarımdan ansızın dökülen kelimelerin onun canını bu kadar çok yakacağını, daha tahmin etmemiştim parmak uçlarım korkarak gözyaşları ile yıkanan ve bunu gizleyen parmaklarına değdiğin de irkildi. Parmaklarını yavaşça ve şefkat göstergemi belli ederek gözyaşlarını saklamaya çalıştığı yüzünden çektiğim de, haylaz ela bakışlarından eser yoktu o yine yıllar önce ki parktaki itiraf ettiği günde ki gibiydi gözleri. Parmak uçlarım onun güzel yüzünü kaplayan binlerce yaşlardan bir damlasını tenine şefkatle bastırdığın da, yutkundum ağlamamak için bedenimi ve düşüncelerimi o kadar fazla sıkıyordum ki sessizce içimden söylediğim kelimenin dışarıdan duyulduğunu bile tahmin etmemiştim.
" Ağlama lütfen ağlama "
Ela bakışları yutkundu parmak uçlarım hâlâ tenini seviyorken hıçkırık sesleri daha can yakıcı bir iniltiye dönüştü ve ben sevdiğim adamın, acı şekilde ki gözyaşlarının sesi her lunapark etrafından kulaklarıma ulaştığın da yanağını okşayan parmak uçlarımın ve kalbimin yandığını hissettim.
" Sana bu korkuyu tekrar yaşattığım için çok özür dilerim ben dediğin gibi şımarık adi kötü bir adamın tekiyim seni bu korkuya tekrar ittiğim için çok çok özür dilerim"
Hıçkırıklar arasında ki bir ışık süzmesi gibi sesi kelimeleri de titrediğin de gözlerimi sıkıca kapattım ağlamamak için, tek kaçış çözümüm şu an buydu çünkü boğazım da o çok iyi bildiğim acı tat yine kendini düğüm ile doldurmaya başladı ve ben onun ağlayan başını tam kalbimin üzerine göğsüme yasladım. O küçük erkek çocuğu yıllardır saklandığı kabuğundan sonunda özgür bırakıldı tıpkı benim kalbimde ki küçük hicran gibi, şimdi o erkek çocuğunun ruhu göğsüm de sessiz iniltiler ile hıçkırarak ağlamaya devam ettiğin de siyah dağınık saçlarının her telini ciğerlerime çekerek okşadım. Tıpkı onun benim her ağladığım da yaptığı gibi şimdi o küçük erkek çocuğunu iyileştirmek benim sıramdı, ve biz lunapark dönme dolabının ışıkları altın da birbirimizin yaralarını öperek tekrar sardık. Saatler geçmişti lunaparkın renkli ışıkları yerini gecenin karanlığına çoktan bırakmıştı ve biz şu an ölümüne sessiz cadde de ölümüne sessizlik ile yan yana nehrin karşısında ki bankta oturuyorduk, onun hıçkırık sesleri bankta bile kendini belli etmeye devam etmişti. Haylaz ela bakışlarını tekrar görmek istediğim için sakince kendini toparlamasına ve ona alan fırsatı vermeye devam ettim, işe yaradı da hıçkırık sesleri dakikalar içerisin de sessiz sokağın rüzgarına karıştı gözyaşları artık o güzel yüzünde kurudu ama biz yine de tek bir kelime bile etmedik.
" Bir daha o şımarık ela gözlerin şımarık oluşunu kaybederse seni bu nehre atacağım"
Bakışlarım ay ışığının yansıdığı nehre bakmaya devam ederken hiç düşünmeyerek bu sessizliği bozmak istemedim, ve dudaklarımdan kalbimden geçen kelimeler döküldüğün de gözyaşlarının hâlâ izlerini taşıdığı gözlerine şimdi bakmak istemedim eğer bakarsam biliyordum yüreğim parçalanır ve parçaları merdivenli yokuş mahallesine kadar giderdi.
" Yemin ediyorum bir daha beni nehre atmaman için gözlerime herhangi bir sıvı madde karıştırmamaya dikkat edeceğim "
Dudaklarım da buruk bir tebessüm oluştuğun da sokakta ince estiren rüzgarlar kaküllerimi alnımdan savurdu bakışlarım tablo gibi görünen nehirden, ona tekrar döndüğün de kalbime şımarık ela gözlerinin haylaz bal rengi aktı ve ben bu adamın o gözlerine bir kez daha aşık oldum.
" Yemininize güvenmediğimi söylemeliyim; Eğer aşkım uğruna- ki buna mecbur değilsiniz mutlaka bir şey yapmak istiyorsanız, vakit geçirmeden yaşamın tüm zevklerini bırakıp bir yana, herkesten uzak, sessiz bir yerde inzivaya çekilin."
Yıllar sonra dudaklarımdan tanıdık mısralar döküldüğün de şımarık bakışları ile bakışlarımız birbirine dünya da hiç bir nesne, yokmuşcasına sessizlik ve derinlik ile baktı ikimiz de bizim kitabımızda ki mısraların her dizesin de o anıların tatlı sarhoşluğu ile yutkunduk.
" Çekildim zaten "
Dedi hiç düşünmeden dudaklarından bu kelimeler aktığın da ne demek istediğini anlamadım haylaz ela gözlerinde ki gözlerim, çatık kaşlarımın altın da ne demek istediğini anlamak istercesine gözlerine bakmaya devam ettiğim de merak ile sordum.
" Nereye?"
Önce dudaklarını ıslattı sonra ise yıllar önce ki kütüphanenin rafları arasında ki haylaz gülümsemesi dudakların da alışkın olduğu konumu aldı, ve benim kalbim yine bu serseri hallerine karşılık hızla atmaya başladığın da bedenimin alevler içerisin de yandığını hissettim. Parmak uçları tenimde ki ince beyaz kumaşın üzerinden kalbimi bulduğun da avuç içinin sıcaklığını tam üzerine attığı noktaya bastırdı, ve kalbim sanki avuçlarının arasında atmaya başlamış gibi hissettiğim de yutkundum.
" Buraya"
Ela gözleri avuçlarının altında ki kalbimi işaret ettiğin de şu an alevlerin daha da arttığını hissettim haylaz dudaklarının gülüşü yetmez gibi, şimdi de yanağında olan o mükemmel kusur çukurları kalbimi eritmeye yemin etmiş gibi bakışlarım da belirdiğin de heyecan ile göz kapaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Önce nefesinin sıcak buğusu sonra ise sıcak parmaklarının tenini dudaklarımın üzerinde hissettim tıpkı gittiği gün ki gibi, parmaklarını dudaklarıma bastırdığın 'da dudaklarının parmaklarının üzerinden dudaklarımı öptüğünü hissettim. Ve bu dejavu ile kalbimde ki o acı dolu hatıralar yerini belirgin etti gözlerim hâlâ kapalıyken yutkundum, yakarış seslerim 3.940,4km uzaklıkta kalan anılarım ile birlikte beynimde dolaştı.
Lütfen beni bırakma annem gibi bırakma dayanamam!
Refhan lütfen gitme lütfen hayır gitme!
Göz kapaklarım sıkıca yumduğum yuvasından hızla açıldı gözlerimiz yine birbirini bulduğun da hızlanmış nefes seslerim, kulaklarım ile buluştu hâlâ acı dolu hatıralar bitmiyordu onunla kaderimiz acı ipliklerine sıkıca kör düğüm olarak bağlanmış gibiydi sanki dudaklarımdan parmak uçları kayarken hızla sordum.
" Ne hissettin "
Dedim kaşlarını çatarak açıklama bekler gibi cümleme devam etmemi istedi.
" O gün arabada gidiyorken bağırışlarımı duydun mu giderken ne hissettin?"
Bedenlerimiz bu anıyı aynı anda beynimiz de hatırladığın da geri çekildik birbirimizin bedeninden ve gözlerimizden irkildik sanki, şu an canımın bu denli yandığını yıllar önce ki terk ettiği gün ki kadar hissettim açıklama bekledim dakikalar geçti gecenin karanlığı kendini şafağa bırakmaya başladı ama o susmaya devam etti sanki sorduğum sorular onun da kalbini delerek geçiyordu ama yine de onun dudakları tebessüm etmeye ve şımarıklık maskesini takmaya devam etti.
" Duydum "
Bu kısacık kelime Londra caddesinin sessizliğine karıştığın da bu hicran dudaklarım acıdı öpücüğünün yaralı izi dudaklarım da, bu kelimesi ile kendini tekrar etti o gittikten sonra ki yaşadığım zorluklar aklıma geldi onun yüzünü unutmamak için yaptığım çabalar, onun sesini unutmamak için her saniye konuşmalarını içimden tekrar etmem, onun kokusunu unutmamak için bedenimin alevler içerisin de yandığını hissetsem bile evine girerek eşyalarının kokusunu ciğerlerime çekmem. Tüm bu anılar onun küçücük kelimesi ile aklıma geldiğin de sessizce yanaklarıma süzüldü gözyaşları, sessizce içimde binlerce haykırış koparken gözyaşlarımın süzülmesine izin verdim.
" Annem gibi beni bırakma dayanamam o sesin yıllarca beynimden gitmedi atmak için çok çabaladım bazen çok gezdim, bazen çok içtim eğer sarhoş olursam o haykırışı unuturum diye ama olmadı ben her baktığım yerde her göz göze geldiğim kadınların gözlerin de seni hatırladım yapamadım o sesin benimle yıllarca yaşamaya devam etti kendimi adi adamın teki gibi hissettim "
Kelimeleri bittiğin de öylece durdum kendimi boşlukta gibi hissettim yutkunmak, nefes almak, üşümüş ellerimi ısıtmak hiçbirisini düşünmedim.
" Arabadan inmek istedim bağırdım inmek için her yola baş vurdum ve ardıma baktığım da en son hatırladığım şey senin dizlerinin üstünde olarak benim gitmemi izlemendi işte o zamandan beridir sadece boş boş nefes aldım ama yaşayamadım "
Bir kelime dahi söylemek gelmedi içimden aslın da dilimin altın da yatan binlerce kelime olmasına rağmen yalnızca susmak istedim, şimdi yalnızca sessizlik içerisin de yan yana oturmak istedim yanımda ki şımarık adam da daha fazla konu üstüne gitmeyerek bana alan tanıdı hissettim. Yorgundum, yıpranmıştım, daralmıştım gözlerimi kapattığım da bedenimde ki yorgunluk hissi gidiyordu ama ruhumda olan sancılı yorgunluk ne yaparsam yapayım ister, kalbimi bile herkese kapatayım gözlerim gibi yine de geçmiyordu. Yorgun olan bakışlarım ile gökyüzünde yavaş yavaş kaybolan ve yerini güneşe bırakan aya bakarken, başımı yavaşça omuzuna koydum ruhumda olan sancılı yorgunluk hissini bir kaç dakika olsa bile onun omuzunda yatmam geçirmişti bunu anlamıştım. Onun geniş omuzunda ağrıyan baş ağrılarım ile yalnızca üzerimize ve nehre vuran güneş ışıklarını izliyordum, dudaklarım tıpkı kalbi durmuş bir insanın monitör de ki kalp atışlarının düz çizgi olması gibi duruyordu hiç bir tebessüm yoktu. Yalnızca öylece onun omuzunda başım yan yana saatlerce durduk ve durmaya devam ediyorduk yaşanılan şeyler, bizi bilmediğimiz bir şehir de yabancı bir bankta sabaha kadar sessizce yan yana oturttu. Kolay değildi ikimiz de biliyorduk herşeyin ikimiz de farkındaydık ailelerimizin aşkımıza karşı olduğunu ve ne yaparsam yapalım birbirlerine olan, nefretleri ve geçmiş olayların hiç bitmeyeceğini de çok iyi biliyorduk. Ve şimdi bunların ağır yüklerini onun omuzların da hafifletmeye çalışıyordum yatarak beyaz elbisemin kumaşı üzerinde, hareketsiz şekilde duran üşüyen parmaklarımı parmaklarının sıcaklığının sardığını hissettim. Gözlerimi huzurla ama aynı zamanda huzursuzluk ile kapattığım da derince bir iç çektim sesli şekilde parmakları parmaklarıma, daha da karıştı avuç içimde dudaklarının sıcaklığını hissettiğim de gözlerimi daha da sıkı kapadım. Onun dudakları avucumun içerisine öpücük kondurdu tıpkı aylar önce ki, hayalinin yaptığı gibi yutkundum beni avuç içlerimden öpecek kadar seven şımarık bir adamın aşkını hakkedecek ne yaptım diye düşündüm. Refhan Araslan sanki benim acılarımın üzerine gelen hediye gibiydi onun her hareketi, her sözleri, her bakışı bu yaralı hicrana merhem oluyordu. Ve ben bu adamın şımarık gözlerini o otobüs durağın da bulduğum için şükür ettim. Başımı yavaşça omuzundan kaldırdığım da özenle kalbimde ki aşkın yansıması ile güneşin vurduğu ela gözlerine baktım, o yine gülümsedi öyle güzel ben yine aşık oldum tüm acılar yine saniyeler içerisin de yok oldu ve kalbimde ki huzurlu sükunet kendini yeniden belirtti. Tebessüm eden dudaklarına ve gamzelerine karşı karşılıksız kalamadım dudaklarım düz çizgi yerine, kendini tebessüm etmeye bıraktığın da ellerinde olmayan parmaklarım ile siyah saçlarını küçük bir erkek çocuğu gibi karıştırarak sevdim tıpkı yıllar önce ki rüyam da olduğu gibi. Dudakları daha da fazla tebessüm etse de gözlerinde ki o kırgınlık kendini korumaya devam etti anlaşılan artık, bu haylaz adam da o şımarıklık maskesini kolayca takamıyordu yüzüne belki de yıllar bazı huylarımızı değiştirmişti mesela maskesini kolayca takamaması gibi. Artık karşım da gözlerime bakan adam haylaz bir genç değil bilinçli bir adam olmuştu ama, bu bal renkli gözleri ile gözlerime hiç sıkılmadan bakan adamın şımarık huyları hâlâ aynıydı. Arnavut kaldırımları el ele nehir boyunca sessizce adımladık güneş iyiden iyiye gökyüzünde ışıklarını daha fazla saçtı, ve ilk ışıkları üzerimiz de hâlâ bizimle birlikte gezinmeye devam etti. Sessiz sokağı insan ayak sesleri ve işe yetişmeye çalışan araba kornaları kapladı gecenin geç saatinden beridir şaka gibi, o bankta yan yana sabahlamıştık ikimiz de galiba bu yaşanılan ve açığa çıkan sırların yeni farkına vardık birbirimizden kavuşma mutluluğundan avare olmuştuk. Ama rüya bitti ve biz bu gece uyandık olayların ciddiyetinin boyutu bu gece güneş ışıklarının doğuşuna kadar kendini belli etti, ve biz yan yana oturarak sessizce anlamaya çalıştık derin bir iç çektiğim de başımda ki şiddetli ağrıyı ciğerlerime dolan ekmek kokusu ile saniyeler içerisin de unuttum. Adımlarım olduğu kaldırım da sabitlendi dudaklarım kurudu ve ellerim yeniden üşüdü. Kuruyan dudaklarımı gerginlik ile ıslattım boğazımda doluşan anlamsız düğümleri yutmaya çalıştım ama yapamadım, her nefes aldığım da ekmek kokusu ciğerlerime ve kalbime dolduğun da onun gözleri yanı başım da olsa da unutamadım acı dolu anıları unutamadım... Sıkıca yumduğum gözlerimi korkarak kulaklarıma gelen kendi nefes seslerim ile açtığım da yanı başıma bakışlarımı çevirdim, parmaklarımda ki sıkıca tuttuğum parmaklarının yerini boşluk aldı ve ben orada öldüm. Ela bakışları yanı başımda yoktu parmaklarım boşluğu tutuyordu durduğum nokta da, ardım da, yanımda, sağım da, solum da ela gözleri yoktu. Kalbim sıkıştı onun gözlerini beynimin içerisin de hayal etmekten kalbim sıkıştı, ellerim titredi, göğüs kafesim bir mezar gibi daraldı ve ben gözlerimden binlerce yaş akarken olduğum nokta da durduğum da bal rengi ela gözleri kucağın da elleri ile sıkıca sardığı ekmek paketi ile bedeni tam burnumun ucunda durdu.
" Nereden mi? Bütün ifade gücü gözlerinde toplanmıştı ve gizlice büyük bir arzuyla bana bakıyordu. Yüreğim üzerine siması, resmedilmiş bir akik taşıydı ve bununla iftihar ediyordu sanki. Gözlerinde gurur ifadesi vardı bütün duyuları bir nokta da, yoğunlaşmıştı o da güzellerin en güzelini görmek içindi. "
Gözlerimin içerisine daha da derin baktığın da yanaklarımdan süzülen yaşları nazikçe tenime bastırdı şair sesine devam ederek.
" Bana bütün duyguları gözlerindeymiş gibi geldi..."
Sözlerinin sessizliği cadde seslerine ve insanların uğultusuna karıştığın da birbirimize bakmaya devam ettik. Özlemiştim özlemden bu sözlere özlemden burnumun direklerinin sızladığını sözleri cadde seslerine karıştığın da anladım, bir yandan bu sözlere olan susuzluğum diğer yandan onu kaybetme düşüncesi gözyaşları ile birlikte tebessüm etmemi sağladı. Bu adamın varlığı çok tuhaftı gözleriniz bile ağlarken onun ela bakışları dudaklarınızı kolayca tebessüm ettirmeyi başarabilirdi, ve bu tuhaf bile olsa çok güzel bir histi, duyguydu. Güneşin vurduğu ve bal rengine yavaşça kendini bıraktığı gözlerine baktım ekmek paketinin ardında gizlenmiş haylaz bakışları, ona daha rahat bakmam için hafifçe sol tarafına kaydı kafası ve bakışları benim gözlerimde yaşlar tazeliğini korurken yine de gülümsedim. O küçük yaramaz erkek çocukları gibiydi resmen ve bunu paketin tam yanında olan haylaz gözleri bir kere daha onayladı, yıllar önce ki merdivenli yokuşta sabah karşıma çıktığı gibi ekmek paketini uzattığın da o tatlı anı ile tebessüm daha da sıcak bir hâl aldı. Eklem yerlerinin beyazladığı ve yıllar önce ki yaralı ellerine bakışlarım kaydığın da uzattığı ekmek paketini dikkatle ellerinden aldım, başka bir şehirde, başka bir kütüphanede, başka bir fırında biz yeniden 3,940,4km engelini aşmış olduk. Biz yeniden birbirimizi bulmuştuk her ne kadar bambaşka bir ülkede olsak ta, fırının hemen köşesin de kalan ve Oxford caddesinin bitişini temsil eden Arnavut kaldırım da kendimizi bulduğumuz da gözlerine baktım. Bal renginde olan ve güneşin siyah saçlarında gezindiği yüzüne baktım baktığım saniye ciddiyet ile olan gözleri ve dudakları aniden tebessüm etti, bal rengi haylaz gözleri yeniden yaramaz oldu ve o güzel dudaklarına öldürücü derecede güzel bir tebessüm koydu. Yanaklarında olan kusur çukurlar ahenkle dans etmeye başladığın da büyülenmiş şekilde gözlerine bakmaya devam ettim, tüm caddede ki kalabalık insanlar bakışlarının üzerimiz de gezindiği insanlar umurumda bile değildi. Şu an sadece ben ela gözleri ve ekmeklerimiz vardık ve tabi anlamı olan bir başka kaldırım midem de yine bir şeyler yer değiştiriyordu tıpkı yıllar önce ki olduğu gibi, yanaklarımın yandığını ve midemde karıncalanma hissetmeye başladığım da yutkundum. Bu şımarık adamın ela gözlerine saatlerce baksam o da aynı şekilde bakıyordu utanma duygusu asla yoktu, yeter ki karşısında ki insan da biraz cesaret olsun gerisini bu şımarık adam gayet hallediyordu. Gözlerimi gözlerinden boğazımda oluşan anlamsız düğüm hissi ve midemde ki karıncalanma hissi ile çektiğim de derin bir nefes aldım, ekmeğimi hiç nazik olmayarak yemeye başlarken bu bedenimde dolaşan elektriği atmak adına gözlerine bakmamaya tercih ettim. Ayaklarımın altında ki güneşin ışıkları ile sıcaklamış deniz kumlarını ezerken göğüs kafesimden yüreğime, nerden olduğunu bilmediğim bir huzur yayıldı sahil boyunca ki uzun köprünün yanı sıra sessizce akşamın karanlığına kadar yürümek istemiştim ela gözleri de buna karşı çıkmadı. Çünkü biliyordum ikimiz de evdeki sessizliğe adapte olduğumuz da geçmişin acı gerçekleri ve hatırları yüzümüze denizdeki dalgaların, kıyıya çarpması gibi şiddetle ve hiddetle yüzümüze çarpıyordu. Artık bu durum yalnızca beni değil yanımda ki en umursamaz adamın da canını bayağı sıkmışa ve onu yormuşa benziyordu, bunu anladığımdan dolayı sahilde yan yana sessiz bir yürüyüş yapmak istemiştim galiba o da bundan dolayı itiraz dahi etmeden kabul etmişti. Öğleden beridir insanların sahilde ki karışık sesleri ve çocukların neşe ile oynama sesleri etrafımızda dolaşıyordu, herkes mutluydu sahilde ki denizi izleyen ve yüzen herkes mutluydu ama biz hariç. Galiba yazın gelmesi bizim içimiz de diğer insanlar gibi mutluluk hormonu salgılamadı gözlerimi kapattığım da gecenin karanlığında ki denizin kokusuna karşı iç çektim.
" Eski bir inanışa göre her iç çekişte kalp bir damla kan kaybedermiş "
Sıkıca kapattığım gözlerimi ela gözlerinin sesi ile açtığım da bakışlarımı saniyede yanı başıma çevirdim daha yeni ki iç çekişim galiba, pekte içten değildi ki bu şımarık adamın kulakları işitmişti bakışlarım hâlâ gecenin karanlığında pek belli olmayan denizi izleyen adamın bakışlarını izlemeye devam ettiğim de bunu umursamadı bile. Yalnızca gecenin karanlığına karışan ve sadece dalga seslerinin duyulduğu denizi izlemeye devam etti bende sonunda pes ederek, onun bakışlarının izlediği noktaya odaklandım beynimin içerisin de oluşan dört yıllık anılarım ışıklı bir tabela gibi yanmaya başladığın da deniz kenarında yanımda ki adamı beklerken söylediğim şarkı aklıma geldi. Sessizce mırıldandım dalga sesleri ayaklarımızın ve taşların üzerine vuruyorken.
" Kalbim düştü artık aşka gözüm yok parlayan altınlarda beni avutacak kimsem yok cesur denizcimden başka..."
Boğazımda ki şarkının dizeleri ile doluşan her bir düğümü ve gözlerimden akmak üzere olan yaşları ustaca bastırdım, dudaklarım hicran isminin anlamı ile yanarken söylemeye devam etmek istedim denize karşı ama onun sesinde ki kırıklık beni durdurana dek.
" Yoksulluk içinde mi dönmeli uzak okyanustan hassas bağrıma basacağım cesur denizcimi..."
Bakışlarım yeniden görünmeyen denizin renginden bedenine döndüğün de sessizce yüzünde ki mimikleri izledim, korktum kalbimin atış hızı göğsüm de hızlanmaya başladığın da Davy Jones melodisinin hayali notaları kulaklarım da çaldı... Beril ismini duymaktan çok korktum ela bakışları boğazında ki düğümü zorla yutkunduğun da, bakışları yeniden gözlerimle buluştu...