İnsan ilk aşkını, ilk saf hislerini ve ilk kalp çarpıntısını unutur muydu? Yoksa unutmak zorunda mı kalırdı? Ben unutmak zorunda kalmıştım peki ya sevdiğim adam? Karşımda bakışlarının bal rengi akarken gözlerimin içerisine dikkatle bakan adam? Bilmiyordum bu sorunun cevabı eminim Refhan'a bile soru işareti veya yaralar açardı, belki de ikimizde korkuyorduk birbirimize yine kısıtlı dokunabiliyor ve kısıtlı sevebiliyorduk. Belki de ikimizin de merak ettiği soru ilk aşkı unuttun mu? Evet. İkimizi de yiyerek bitiren ve her gözlerimize baktığımız da kendini tekrar eden soru şimdi göğsüm de tekledi ama ona belli etmek istemedim, bu anın büyüsünü bozmak anılar biriktirirken acıları katmamak istedim. Boğazımda ki yükselen düğüm hissini ustaca saniyeler içerisin de bastırdığım da yutkundum bakışlarım yeniden haylaz gözlerinden, karanlık denize yöneldiğin de ikimiz de konuşmadık. Çok şey yaşanmıştı, çok şey geride kalmıştı ama hâlâ bu şımarık adama olan kalbimde büyüttüğüm saf aşk filizi, yıllardır kendini koruyarak kocaman bir kök saldı yüreğime şimdi ise o kök kafamda ki düşünceler içerisin de günden güne soluyordu. Derin bir nefes çektim ciğerlerime denizin tuzlu meltem kokusu zihnimde ki kötü zehirli, düşünceleri denizin dibine atmaya çalışıyorken caddeye doğru ilerlemeye başladım eve gitmek istiyordum şımarık adama düşünce alanı yaratmak adına eve gitmek istedim ama adımlarım boğuk sesi ile olduğum nokta da resmen demirlendi.
" Evlen benimle "
Ne! İlk bahar aylarında vücudumun yandığını hissettim bu soru sanki sıradan bir şeymiş gibi öylece dudaklarından döküldü, ve ben olduğum nokta da düğümlendim kaldım parmak uçlarımın bile heyecandan uyuştuğunu yanaklarımın şeker pembesine boyandığını hissettim. Bedenimi ve uyuşmuş karıncalanma hissi olan bacaklarımı olduğum noktadan yavaşça kopardığım da boğazımda oluşan, doluluğu heyecanla ve gergin şekilde yutkundum. Gözlerimiz ve bedenlerimiz tekrar birbirine dönük olduğun da kuruyan dudaklarımı ıslattım, okyanusun kıyıya vurma dalga sesleri sessiz sahilde kendini belli etmeye devam ederken ellerim yeniden üşüdü. Dudaklarım sanki mühürlenmiş gibiydi bir tane tek bir kelime bile dökülmedi konuşmak istedim ama bu soruyu duymayı, en son beklediğim kişi karşımda duran şımarık adamdı. Refhan Araslan ve evlilik çok sıra dışı tanımlardı yıllar önce ki o üniversitede ki, tanıştığım en şımarık adamdan evlilik teklifi alacaksın deseler onlara deli olduğunu söylerdim ve buna çok gülerdim. Ama şimdi yıllar önce ki kütüphanede şımarıklık ve ukalalık ile
" Benimi özledin?"
Diyen adam bana gerçekten evlilik teklifi etmişti. Üşüyen parmak uçlarımı sıcak avuçlarımın içerisine sıkıca bastırdığım da şaka yaptığını anlamam haylazca gülümseyen dudaklarından olmuştu, sinirle ve içimde tuttuğum gerginlik ile bedenine yaklaştığım da gururla çenesine yetişmek için başımı kaldırdım. Gözlerimiz birbirine yine denk geldiğin de daha da gülümsedi dudakları ben ise gülümseyen dudaklarına karşı, gözlerimi devirdim kollarım göğsüm de dargınlık ile bağlandığın da gözlerine yeniden baktım.
" Sen gittin öylece gittin ben olmadığın yıllar içerisin de ölmeyi bile düşündüm ben senin sesini unutmaya başladım! Ben senin yüzünü unutmaya başladım! Ben senin kokunu bile unutmaya başlamıştım! Şimdi bir şey olmamış gibi umursamaz şekilde evlilik mi teklif ediyorsun! "
Yanaklarımdan süzülen yaşları daha yeni tenimde hissettiğim de kelimelerim havadaki rüzgâra ve deniz seslerine karışarak yok oldu, ama izleri kalbimiz de yara bıraktı ikimizin de biliyorduk içimde ki yeniden onu kaybetme düşüncem kafamda ki seslerden dudaklarıma dökülmüştü artık. Tek bir kelime bile söylemedi yalnızca bedenini benden uzaklaştırdı ve denizin en kıyısına doğru sessizce adımladı, her adımının altında ezilen yumuşak kum sesini dinledim. Adımları kıyıda durduğu zaman bakışlarım yeniden ela gözlerine kaydı o ise sanki söylediğim kelimeleri sindirmek için, kendi içinde ki ses ile çelişki hâline girmiş gibiydi.
" Kalpsiz olanlar bir zamanlar çok umursayanlardı "
Bu tuhaf çekime ve sessizliğe dudaklarından dökülen kelimeler eşlik ettiğin de az önce ki söylediğim sözlerden yerin dibine girmiştim, aramızda ki geçmiş bağı bize duvar olarak ulaşıyordu ve biz yine birbirimize en yakınken uzak kalmak durumun da düşüyorduk.
" Bunu benim de yıllardır düşünmediğimi mi sanıyorsun? Ya da denemediğimi? Hayat acımasızdır öbür dünya neden farklı olsun ki..."
Kelimelerinin her harfi kadar boğazımda düğüm dizilmeye başladığın da yine ona acı verdiğimi hissettim ama içimde ki ona olan, terk edilme öfkesi dur durak bilmiyordu sürekli içimde kendini yenileyen bakteriler gibi düşüncelere yeniden alev veriyordu. Yanaklarımda kurumuş olan yaşların izlerini tenime utanarak bastırdığım da onun kırık kalbini bi kez daha kırdım, benim gözlerim yaşlı onun kalbi ise kırıktı. Yıllarca sabır ederek beklediğim adama gurur yapıyordum unutuyordum aşkın en büyük düşmanı gururdu, gurur aşka yapılan en büyük ihanetti yıllar önce ben başkasını severken bile onun gurur yapmaması canımı o kadar fazla yaktı ki kalbimde ki suçluluk duygum başımı yere eğdirdi. Bedenine doğru korkak şekilde ve suçluluk hissi ile adımlamaya başladığım da öylece duruyordu bir zamanlar onun bana yaptığı gibi, ardından sarmak istedim onun beni iyileştirdiği gibi aynısını yapmak istedim kollarım bedenine ardından sarılmak için uzandığında havada boşlukta kaldı. Bedenini ve ela gözlerini bana çevirdiğin de yutkunduğunu boğazında ki düğümden anladım dudakları tebessüm ettiğin de bu sefer haylazca değildi, bu o kek getirdiği günde ki gibiydi kabulleniş gülüşü ve ben onun dudakları yüzüme tebessüm ederken öldüğümü hissettim.
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden yeşil gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi "
Kollarım boşlukta ki havayı sarmaya devam ederken adımlarının ve bedeninin benden uzaklaşmasını sessizce izledim, her adımının uzaklaşmasındaki ayaklarının altında ezilen kum sesleri de onunla birlikte uzaklaşmaya başladığın da yutkundum. Onun yaralarını ve bedenini sarmak için uzanan kollarım boşluktan yanlarıma düştü gözyaşlarının dolduğunu ve burnumun direğinin sızladığını hissettim, tek bir mimiği tek bir kelimesi kalbimi delerek geçti çünkü onun kelimeleri değil yüzünde ki kabulleniş mimikleri beni öldürüyordu. O sessizce kalbine gömdüğü kırıkları güzel yüzünde ki tebessüme saklıyordu ve ben o tebessüm de her defasın da zindana kısılmış gibi nefes alamıyordum. Yanaklarımdan süzülen yaşlarla buruk tebessüm kaplayan dudaklarım ile burnumu seslice içime çektim bağırmak istedim koskoca denize, karşı haykırmak istedim içimde ki birikmiş duyguları satırlarca yazmak saatlerce bağırmak, dakikalarca ağlamak istedim ben özgürce ağlamak istedim ama onu bile yapamadım. Yalnızca yürüdüm kalbimde ki acının dizlerime ulaşmasına kadar yürüdüm güneşin ilk turuncu renkleri gökyüzünü boyamaya başladığın da yürüdüm, biz hiç özgürce hislerimizi yaşayamadık diğer insanlar gibi ben hiç anne sevgimi normal şekilde yaşayamadım aylar önce ki terk eden anneme bile doğru düzgün sarılamadım. Sevdiğim adama kavuştuğum da doğru düzgün ellerini tutamadım ben, ben yine babamın yeni yeni belli ettiği sevgisine doyamadım ben yine yarım kaldım! Ben yine kendimi yalnız hissettim ben yine başka ülkenin caddeleri bile olsa ağlaya ağlaya boğazımda ki düğüm ile adımladım. Acıyordu çok acıyordu bir şeyler çok fazla canımı yakıyordu ama ben tek bir ses bile çıkarmamaya devam ettim ben herşeyden kaçtım yine, ben yine nefes alamadım hayatımın bir hiç üzerine kurulmasını aylar önce bir adam uğuruna terk edilme hissini ve o adamın hayatımda ki tek güzel noktam sevdiğim adam ile bağlantısı olduğun da ben nefes alamadım. Biz birbirimize acı veriyorduk biz birbirimizi doğru düzgün özgürce sevemiyorduk kime anlatabilirdim ki tüm bunları, ben baba sevgisi bile görmemiş o küçük kız çocuğuydum ben sevgi arayan küçük kızın kalbini taşıyan koca kadının tekiydim. Geçmiyordu, bitmiyordu, olmuyordu... Ben iyi olamıyordum hayatımda bu kadar zehir varken temiz kalamıyordum beni boğuyordu herşey beni boğuyordu artık, kafamda dolaşan iğrenç düşünceler buna daha da sebep veriyordu. Ben nefes almayı ölüme bağlayan bir insana dönüşmüştüm ben sürekli ayarlanmış bir makina gibiydim, evden işe işten eve kafamda ki zehirli düşünceler ile ben avare şekilde öylece gezen dudakları bile buruk tebessüm eden biri haline gelmiştim. Evimin kapısını sertçe kapattığım da parkeye bedenim kapının ardında kaydı haykırarak özgürce ağlamaya başladım, daha fazla içimde tutamadım önceleri yalnızca süzülen yaşların sessizliği dairemin içerisin de yankılanırken şimdi onlar haykırışa dönüştü. Ben çaresizdim, ben yalnızdım bu sefer parmak uçlarım dudaklarıma bastırmadı küçük hicranın ellerini bu sefer ben, özgürce ağladım ne kadar gözyaşı döktüm kapının ardında kalan parkenin üzerinde bilmiyordum. Yorgun bedenimi kapıya yasladığım da derin bir iç çektim burnumun ucunun sızlaması başladığın da yalnızca, hâlâ ıslaklığını koruyan gözlerim ile pencereden uçuşan tülleri izledim. Hıçkırık sesleri dakika da bir dairemin içerisin de kendini tekrar etmeye devam ettirdiğin de babamı aramak istedim, sesini duymak istedim ama ağladığımı anlamaması için parmak uçlarım rehberdeki isminden usulca soğuk parkeye doğru kaydı. Yorgun bakışlarım hâlâ rüzgâr sayesinde uçuşan perdeleri izliyorken dairemin içerisin de adım sesleri yankılandı, kaşlarımı korku ile çattığım da kalbimin korku ile delice atmaya başladığını hissettim ama korkum ve kaş çatmam gömülür şarkısının melodisi ile kendini bıraktığın da ela gözlerine baktım. Parkenin üzerinde oturmuş bedenimin karşısında güzel yüzü belirdiğin de şaşırmaktan nefes almayı unutmuştum, kendi evine gittiğini zannederken başından beridir benim evimde oluşunda ki sessizliği ile garipsedim. Yüzünde hiç bir ifade olmayarak bedenime yaklaştığın da yutkundum. Elini uzattığın da yorgun bakışlarım gözlerinden parmak uçlarına ve avucuna kaydı gömülür melodisinin sözleri dairemin içerisine, ve bu ana doluyorken parmak uçlarımı kurumuş dudaklarımı ıslatarak avuçları içerisine bıraktım. Sıkıca avuçlarının içerisin de kavradığı elimden tutarak bedenine hızla çektiğin de az önce oturur vaziyetten kendimi göğsünde, başımı ise çenesinin hemen altında ki sıcaklıkta buldum. Kolları bedenimi o kadar fazla saklamak istercesine kendine bastırdı ki kokusu içerisinde kayboldum, tenlerimizin sıcaklığı birbirine karışıyorken parmak uçları saç tellerimden zarifçe ve şefkatle kaydı. Kafasını ve yüzünü saçlarımın içerisine gömdüğünü hissettiğim de gözlerimi kapattım yanaklarımda ki yaşlar kurudu, daireme eşlik eden hıçkırık seslerim kesildi ben yine bu şımarık adamın kokusunda huzur buldum. Bedenlerimiz şarkıya eşlik ederek soft şekilde rüzgârla birlikte titreyen başak taneleri gibi, yavaşça dans etmeye ve hareket etmeye başladı başımı kalbinde ki atışı daha da hissetmek için göğsüne gömdüm. Şarkının sözleri bizim için yazılmış bir büyü gibiydi melodisi sanki bizim için özenle yapılmış birbirine bu denli uyum içerisin de olan, notalar sanki rast gele bulunmuş ama en birlikte en eşsiz melodiyi oluşturmuş gibilerdi tıpkı ben ve bu şımarık adam gibi. Küçük hicran ve küçük refhan birbirlerine sarılarak onlara oyun gibi gelen dansı ediyorlardı yüreğimiz de ama bedenlerimiz büyük halinde ki, yaraları sarmak için dans ediyordu hissettim, artık ne düşüneceğimi kime ne söyleyeceğimi kimin yarasını sarmak için uğraşacağımı bilmiyordum. Bizim hikâyemiz de herkes kendince haklıydı herkesin kendince yaraları vardı bizim hikâyemiz de herkes yaralıydı, ve herkesin yarasının boş bir sebebi olamazdı hep bir açıklama hep bir neden vardı ve ben bu nedenler içerisin de boğulmaktan dönüp dolaşmaktan çok çok yorulmuştum. Nedenlere takılmak istemedim yalnızca anı yaşamak istedim şarkımızın melodisi dairemin içerisin de ki küçük salonun sessizliğine karıştığın da, buğulanmış gözlerimi açtım çenesinin altında ki sıcaklığa daha da sokulduğum da ikimizin de birbirimizden başka kimsesi yoktu. Onun sıcaklığı evinde ki yatağının tanıdık battaniye sıcaklığı gibiydi kendini o denli ait kendini o denli huzurlu tanıdık sıcaklığa bırakıyordun, hayatımı anlamlı kılan onun haylaz ela gözleriydi yıllar onun gözleri olmadan bir boşa yaşanmış günlerdi ama onun gözleri karşımda olduğun da her saniye bile anlamlı oluyordu. Bakışlarım ve tüm dikkatim gözlerinden salonun içerisine yayılan başka bir şarkıya kaydı Özdemir Erdoğan'a ait bana ellerini ver melodisinin naif sesi, kulaklarıma ulaştığın da bakışlarım yeniden ela gözlerini buldu yutkunduğum da kulaklarım da bu anlamlı şarkı tenimde sıcak teni ve gözlerimde ela gözleri vardı. Yıllar önce okuduğum bir kitabın kıymetli satırların da yazan kelimeleri hatırladım şu an o kelimeler doğru yeri beklermiş gibi, yıllar sonra kalbime ve zihnime düştüğün de ela gözlerine bakmayı sonlandırarak göğsüne tekrar sığındım o kelimeler zihnimde canlanırken.
" Derler ki kaderinizde ki kişi dünyaya geldiğin de gökyüzün de bir yıldız belirirmiş ve ta ki günün birinde siz, onu bulana dek o yıldız size ona giden yolu göstermek için tüm gücüyle parlamaya devam edermiş. Ve eğer sevilen taraftan birisi ölürse o yıldız kayarmış gökten..."
Ben kendi yıldızımı ona giden ışığı bulmuştum başkasına kör gibi aşıkken bile onu bulmuştum şimdi kendi yıldızım, tam baş ucumdaydı bu şımarık adam ona giden her yolu bana yıllarca gösterdi gerek bileklik olsun gerek sözleri. Refhan hep biliyordu birbirimiz için doğduğumuzu başından beridir anlamıştı ama ben buna inanmak istemedim ve de geç görmüştüm, onun bedeli ise ölümden farksız olmayan gitmesiydi o yıldız gidişi ile gökyüzünden kaymıştı yıllar önce. Ama şimdi ben bulmuştum bu sefer de onu şimdi ise yeniden korkuyordum ölüm gibi olan onsuzluktan o yıldızın gökyüzümden kaymasından yeniden korkuyordum, burnumun bu düşünceler ile acıyan ucunu göğsünde ki kokusuna daha da gömdüm biz yarın dönüyorduk. Türkiye'ye dönmemizi tamamen ona kavuşmuş olan mutluluğumdan unutmuştum son haftalardır adeta bulutların üzerinde gibiydim, ayaklarım ve acı dolu geçmişim yere bile basmıyordu bu durumdan ne kadar mutluysam da sonunda yine acı hatıralar zihnime ayaklarım ise yere basmak zorundaydı. Yarını düşünüyordum belki de dakikalar önce olan gözyaşları zihnimde unuttuğum bu geri dönmemize dökülmüştü, ama artık gitmek zorundaydık herşeyi yoluna koymak ve sorunları bir yetişkin gibi beraber el ele çözmek zorundaydık. Haftalardır karşımda ki şımarık adam bile bana belli etmemeye çalışıyor olsa da geriliyordu ve biz her kaçtığımız gün veya ay veya yıl, bu his bizi daha da içerisine çekiyordu yüzleşmek zorundaydık bunların hepsi ile karşı karşıya istemesek de gelmek zorundaydık. Kokusunu ciğerlerime çekiyorken saçlarım arasında narince dolaşan parmakları bile rahatlatmadı beni sanki merdivenli yokuşa geri döndüğümüz de, çok daha kötüsü olacakmış gibi hissediyordum ve bu his onun kokusunu ciğerlerime çekmeme rağmen beni hâlâ geriyordu...
Derin bir nefes aldığım da her iç çekişte gözlerim buğulandı mideme gerginlikten kramp girdi ve boğazımda çok iyi bildiğim, çaresizlik düğümü dizildi ne yapacaktık ne diyecektik yüzlerine baktığımız da hangi kelimeleri kullanacaktık. Binlerce kelime yıllarca kalbimiz de dolduğunda yine de bir kelime bile çıkmıyordu işte yüzleşmek zorunda kaldığımız da bir kelime bile, çıkmıyordu dudaklardan binlerce kelime olduğuna rağmen aylar sonra İstanbul'un şehir kokusunu ciğerlerime vücudum da dolaşan gerginlik içerisin de çektiğim de yanımda ki haylaz adamın varlığını yeni hissetmeye başlamıştım. Parmaklarımız birbirine karıştığın da onunda kalbinin korkudan vücudunun gerginlikten titrediğini çok iyi biliyordum, ama onun bal rengi gözleri yine de bana şımarıklık maskesini takarak bakıyordu ve ben yeniden kalbimde ki adamla bu balat kokan merdivenli yokuş sokaklarına tekrar döndüm. Alçin haklıydı ben bu şımarık adamla yeniden el ele merdivenli yokuş sokaklarına döndüm, boğazımda ki düğümleri yutkunmak adına bakışlarımı ela gözlerinden çekerek ana binanın ardında kalan merdiven basamaklarına baktığım da anılar ile dudaklarım tebessüm etti. Bu İstanbul boğazı yıllar önce ki haykırışlarıma yanıt verdi ve benim neşeli denizcimi kıyıma getirdi onsuzluk ile, esen rüzgârların mahallede ki kokusunu bile yeniden onun kokusu ve burnuma ulaşan ekmek kokusu ile geri verdi bana. Bakışlarım kaşlarım ile şaşkınlıkla çatıldığın da büyük ana binayı hemen ardımda da bıraktım, adımlarım hızlanmaya başladığın da bir kaç eski bina uzaklığın da kalan küçük fırında bakışlarım takılı kaldı. Fırın yeniden yıllar sonra açılmıştı... Gözlerimde ki birikmiş yaşlar usulca yanaklarıma düştüğün de umursamadım şımarık ela gözleri yokken, ben yıllar boyunca bu fırının açılmasını bekledim ben her üniversite çıkışı bu fırına bakamadım bile ama içimde ki yeniden açılma hissi umudumu hiç kaybetmedim. Ve şimdi hem merdivenli yokuş fırınına ben ise bu haylaz adama tekrar kavuştuk bu tesadüf kalbime tatlı ama aynı zaman da acı bir tebessüm verdi fırın bile sanki bu adamın dönmesini bekler gibi yıllarca kapalı kaldı. Tıpkı benim kalbim gibi bende yıllarca kalbimin kapılarını hep kapattım ta ki, onun ela gözlerini yeniden bulana dek şimdi ise onun ela bakışları yanımda yaralı elleri parmaklarım da ve burnuma ulaşan ekmek kokusu mahallenin dört bir sokağına kavuştu... Ilık gözyaşlarım bu düşünceler ile soğumuş tenime akmaya devam etti parmak uçlarının soğukluğunu tenimde hissettiğim de, gözlerimi kapattım tenime yavaşça süzülen yaşları bastırdığın 'da yıllar önce ki gördüğüm rüya zihnimde ışıklı tabelâ gibi parladı. Bunun da rüya olmasından korktum bunun da parkta ki gibi bir hayal olmasından çok korktum bu korku kalbimi, ve kirpiklerimi bile titretti sıkıca yuvasına yumduğum yeşil gözlerimi açtığım da bedenimin yanında ki duran parmaklarım ile bileğine dokundum. Bilekliğin soğuk metali tenime değdiğin de rüya olmadığını anladım artık her saniye karşımda ki adamın gerçekliğini sorgular hâle gelmiştim ve bu aylar sonra kavuştuğum balat kokan sokaklarda bile devam etti.
" Utançtan kızaran yanakları günahlarıyla beslenir ve korkulur solgun yüzünün altında gizlenir. Öyleyse eğer korkarsa ya da suçlanırsa, yüzünden anlaşılacaktır durumu bu renkler altında, çünkü borçludur doğaya yanaklarının pembeliğini ve renklerin güzelliğini..."
Kelimeleri merdivenli yokuştan ve dudaklarından kayarak gittiğin de sabah güneşinin vurduğu gözlerine baktım, bakışları bal renginden kehribar rengine dönüyorken parmak uçları yanaklarımda kalan son gözyaşlarını tenime bastırdı. Bedenim de dolaşan yorgunluk ve gerilme hissi adeta sözlerinin sihri ile uçarak bulutlara karıştı şair sesine, yıllar sonra merdivenli yokuş sokakları kavuştu özlemiştim bu sözleri bu balat kokusunda duymayı çok çok özlemiştim. Dudaklarım da aptal bir tebessüm oluştuğun da daha fazla ela gözlerine kayıtlı kalamadım ve gözlerimi çektim, bakışlarımı çektiğim an merdivenli yokuşun meşhur merdiven basamakların da hafsanur ve alçini bakışlarım yakaladığı saniye yutkundum.
" Hicran! "
Çocukluğum, saf mutluluğum... Yıllarımı geçirdiğim birlikte hüzünleri, acıları, mutlulukları, gözyaşlarını paylaştığım arkadaşımın dudaklarından ismim döküldü. Merdivenli yokuş boyunca ismim yankılandığın da daha fazla dolan gözyaşlarını, daha fazla kalbime dolan özlemi, daha fazla ayların acısını uzatmamak adına eski tuğlalı evin hemen bitişiğinde ki merdivenlere koştum. Kolları boynuma sıkıca dolandığın da bu deli arkadaşımı daha doğrusu arkadaşlarımı o kadar özlediğimi anladım ki, şikayet ettiğim ağır parfüm kokularını bile umursamadım. Açıkçası uçakta geliyorken ve de ilk gittiğim sıralar çok korkuyordum telefonlarına ve mesajlarına yanıt vermediğim de, benden kopacaklarını ve kırılacaklarını hissediyordum ama şimdi iki arkadaşım beni boğma tehlikesi içerisin de sarılmayı devam ettirdiklerinde yalnızca bu iki deli kıza da uymayı tercih ettim. Kaç dakika böylece kaldık bilmiyordum ama bayağı olmuş olacak ki şikayet ettiğim meraklı bakışlar eskimiş evlerin, pencerelerinden bizleri süzüyordu ama bunu bile fark ettiğim de özlediğimi yeni anlamıştım ben şikayet ettiğim ne varsa hepsine hasret kalmıştım. Gözlerimi rahatlamış şekilde kapattığım da derin bir nefes verdim bir nebze arkadaşlarımın bana sırt çevirmemesi kalbimi, rahatlatmıştı ama şımarık adama ait öksürük sesi sarılma özlemimizi bölene dek...
" Galiba birinizin kaburga kemikleri kırılmış olabilir "
Gözlerimde ki yaşları tenime hızla bastırdığım da bakışlarımı ve bedenimi yeniden ardımda kalan şımarık adama çevirdim, söylediği cümle aslında içimde kahkaha tufanı yaratırken gülümsememi bastırmaya çalıştım o ise haylaz gözlerini duvara yasladığı bedeni ile devirdi.
" Bu o şımarık adam mı! Hani şu sihirli kelimeyi söyleyen ve her gece uğuruna ağla- "
Parmaklarımı sertçe ve saniyeler içerisin de hafsa nurun dudaklarına bastırdığım da kelimesinin devamı, parmaklarım altında kaldı tüm gizliliği ifşa etmesinden dolayı tüm rahatlama ve özlem hissim saniyeler içerisin de buz parçası gibi eridi. Kötü anıları hatırlamak istemiyordum yıllar sonra onun şımarık ela gözleri Merdivenli Yokuşa kavuştuğun da kötü şeylerin aklımın ucundan dâhi, geçmesini istemiyordum arkadaşımın gözlerine yalvarır gibi baktığım da bakışlarımdan herşeyi anlayarak cümlesini tamamlamadı. Parmak uçlarım dudaklarından kaydığın da şımarık adamın yanına adımladım yıllar sonra merdivenli yokuşta bedeni kanlı canlı, karşımda duruyorken yutkundum anılar beni hızla içerisine çekiyorken kendimi bende çoktan anılara bırakmıştım bile...
Yağmurun altında ıslanmamız, merdivenin dik basamakların da beni omuzunda taşıması, iyi geceler dileklerimiz, gözyaşlarımız, gülüşlerimiz e bazen de sakarlıklarımız ile yanında durdu adımlarım. Bu denli anılar ile bal rengi gözleri daha da parladı sanki aynı anda aynı saniyeler de anılar ikimizi eseri yapmıştı, bizde buna kolayca teslim olmuştuk sabah güneşinin yeni doğan ışıkları geçmişi gün yüzüne çıkarana dek.
" Hicran! "
Boğazımda ip dizilimi gibi taneler tek tek dizildiğin de babamın sesinden ismim yankılandı dik yokuştan özlemi ile yanıp tutuştuğum, daha yeni sevgisini bulmuşken hissetmişken ayrı düşmek zorunda kaldığım babamın yorgun bakışları ile kafamı çevirdiğim de saniyesin de karşılaştım. Önce yaz aylarının rüzgârları parmak uçlarımı üşüttü sonra ise saçlarımı etkisi altına aldı ama umursamadım yalnızca, koşarak boynuna atlamak kokusunu içime çekmek istedim sığınmak istedim , sığınmak istedi kalbimde ki o yara ile korkmuş kız. Yüreğim de baba diye bağırdı o küçük kız sevgisizlik ile cezalandırılmış küçük kızın yüreği baba diye ağladı, ve ben babamın boynunda kendimi buldum ağladım sessiz sessiz ağladım soğuk parmak uçlarımı dudaklarıma bastırdım duymaması için. Küçükken olduğu gibi duymamasını üzülmemesini istedim kolları bedenimi daha da sıkı sardığın da, yaralı çocukluğum kanadı tam tersi iyileşmesi gerekirken boğazım da dizili kalan aile özlemi kendini daha da belli etti. Sol yanıma eksik çocukluğumun ağrısı girdi ve nefesimi kesmeye saniyeler içerisin de başladı kalbimde ki ağrı, dudaklarımda ki bastırılmış gözyaşları ile sessizce fısıldadı küçük hicran kalbimin en derinlerinden.
" Babam "
Ben babama söz vermiştim iyileşerek döneceğime ben söz vermiştim şimdi ise ağlayamazdım boğazımda ki özlemi tıka basa zorla bastırarak, sıcacık bedeninden bedenimi kopardığım da yorgun bakışlarına çatık kaşları eşlik etti bakışlarının muhatabın da kalan şeye bakışlarımı çevirdiğim de gözlerim Refhan'ın üzerin de durdu yanaklarımdan sessizce süzülen yaşlar ile gözlerimi, sıkıca kapattığım da olmasını korku ile beklediğim şey kulaklarım da yankılandı.
" Sen onun oğlusun "
Babamın ismimi söylerken ki sesinin burukluğu yerini öfkeye bıraktığın da gözlerimi yumduğum yuvasından sözleri ile, saniyesin de açtım şımarık ela bakışlarından eser kalmamaya başladığın da bakışlarını merdivenli basamakların taş sütunlarına indirdi sanki herşeyin suçlusu kendisiymiş gibi.
" Sen hangi yüzle benim kızımın yanında kalabiliyorsun? Yetmedi mi babanın yaptığı yetmedi mi verdiğiniz acı yetmedi de şimdi de kızımın canını mı yakacaksınız! Aşk saçmalığı ile kızımın gözlerini annesi gibi boyayacak mısınız! "
Babamın dudaklarından öfkeyle çıkan her kelime sokak da yankılandı her dediği kelime kalbimde ağırlık yaparken dudaklarım titredi, üşümüş parmak uçlarım babamın teninden kaymaya başladığın da merdiven basamakların da öylece duran gözlerine baktım. Eklem yerleri beyazlaşmaya başladığın da kendini ve bedenini o kadar fazla sıkıyordu ki resmen ellerinin titrediğini görebiliyordum, bu görüntü karşısında sevdiğim adamın acı çekmesinin dışa vurduğu görüntü karşısında yanaklarım da kuruyan yaşlar kendini tazeledi onu incitmekten korkarak bedenine yavaşça adımlamaya başladığım da babam sertçe bedenimi durdurdu. Merdivenin son basamakların da onun şımarık ela gözleri bir kaç öte de ise benim bedenim karşı karşıya durarak birbirini izliyordu, gitmek istedim ona sarılmak istedim ama boğazım da ki düğüm o kadar fazla büyüktü ki nefes bile alamıyordum doğru düzgün adımlarım yere sabitlenmiş gibiydi dudaklarım mühürlenmiş gibi açılmıyordu bile şımarık ela gözlerini merdiven basamaklarından kaldırdığın da gözlerini o şimşek sesi gelmiş gibi sıkı sıkı kapatıyordu. Parmak uçlarını sıkıca avuç içlerine bastırmayı bıraktığın da eklem yerlerinin beyazlığı kendini sararmaya bıraktı, kulaklarına avuç içlerini bastırmaya başladığın da kafasında ki sesleri susturmaya çalışıyor gibi görünüyordu. Şımarık adamın acısı yıllar sonra kendini dışa vurmaya başladığın da bunun sorumlusunun babam olmasın da canım yandı, gözlerimin önün de küçük korkmuş erkek çocuğu gibi titriyordu ve ben hiç bir şey yapamıyordum! Yuvasında sıkıca yumduğu gözlerinden birikmiş gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladığın da haylaz ela gözlerini açtı, boğazında ki belirgin olmaya başlayan adem elmasından yutkunduğunu anladığım da bedenini de gözlerini de hızla alarak uzaklaşmaya başladı. Ve ben terk edilme korkusunu yine yaşamaya başladım dümdüz çizgi bir ses önce kulaklarım da sonra ise tarihi sokaklar da, yankılanmaya başladığın da etrafımızda ki tüm sesler sustu sadece onun adım sesleri ve nefes seslerim yankılandı tüm sokak boyunca babamın ardında kalan bedenimi yavaşça adımlayarak öne çıkardığım da nefesimin son gücünün yettiği kadar bağırdım.
" Refhan! Bırakma beni bu sefer de bırakma ne olursun ! "
Adımları ve bedeni merdivenli yokuşun adına ilham olan merdiven basamaklarından kayarak kulaklarına ulaştığın da adımları saniyesin de, yerinde sabitlendi kendi ile o kadar fazla çelişiyor olarak görünüyordu ki sanki bedeni sokaktan gidiyor ruhu ise gittiği yol kadar geri dönmeye çabalıyor gibiydi bir şeyler acıdı ama bu sefer acıyı ne bedenim de ne de, kalbimde hissettim acı bu tarifi olmayan acı ruhumda ağrı yarattı ruhum bu bedenin görüntüsü içerisin de çığlıkla titredi ve ben yalnızca bir kaç damla gözyaşı ile belli edebildim bu acıyı. Acaba Juliet 'de Romeo'sunu kaybettiğin de böyle hissetmiş miydi? Ruhu yara almış da cezası ise bu beden de hapsolmuş ve acısını yalnızca bir kaç damla gözyaşına sığdırmış mıydı? Ruhum da ki o şarkı onu bulduğum andan itibaren çalan şarkı yerini sessizliğe bıraktı onun adım sesleri sokakta değil ruhumun içerisin de, yankılandı ve ben yine sevdiğim adamın gidişini izledim üzerimde ki tüm kıyafetler beni boğmaya başladığın da yutkunmaktan başka bir şey yapamadım o yine gitti ben yine ve yine öldüm. Dizlerim üzerine çöktüğüm bedenimi kollarım da hiç güç kalmamış gibi hissetmeme rağmen evimin kapısından destek alarak kalktım şu an babamın gözlerine bakmayı bile istemiyordum, yıllar sonra beni korumak adına yaptığı hareket de bile canımı yakmasını geçtim onun bile yarasına tuz basmıştı bu gerçekler geçmişin hataları bizi ayırmayı yine başardığın da merdiven basamaklarının sonunda kalan valizimi gözyaşları usulca süzülürken aldım, boynumda ki ince atkısının kokusuna ağlamaktan kızarmış burnumu gömdüğüm de kimseye aldırış etmeden evime girdim küçük koridora bağlı salonumun sıcaklığı üşüyen bedenim ile temas ettiğin de bunu da umursamadım. Valizi bir kenara bıraktığım da boynumda ki şalını çıkardım ince paltom ile birlikte onun kokusunu taşıyan şalı da alarak yukarıya adımladım, ardımda sessizce duymamam için konuşmalarını sürdüren arkadaşlarımı ve babamı şu an düşünmek istemedim kimseye tek bir kelime bile etmek istemedim yalnızca uyumak istedim. Bu kötü şeylerin rüya olduğunu umarak uyumak istedim İngiltere de ki ona kavuştuğum rüyalarına yeniden dönmek istedim, biliyordum ben işe gitmek için uyuya kalmıştım ve şimdi saçma rüyalar beni cezalandırmak için veriliyordu uyandığım da her şey geçecekti ben yine eski rutinime dönecektim. Ahşap kapının kulpunu kibar olmayacak hız ile açtığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime boğazımda hâlâ kendini sürdürmeye devam eden, düğüme bile alışmaya başladığım da ruhumda ki yorgunluğu atmak adına yatağıma uzandım bacaklarımı kendime çektiğim de gözyaşları yüzünden yanan göz kapaklarıma aldırış etmeden gözlerimi kapattım. Üşümüş parmak uçlarımın sıkı sıkı sardığı şalını yastığımın yanına özenle yerleştirdiğim de burnumun ucunu kokusuna gömdüm, bedenlerimiz ayrı olabilirdi ama ruhlarımız birbirine sıkıca sarılmaya devam etti ve ben bunun bilincinde olarak ruhlarımızın yaralarını sarmasına sessizlik ile eşlik ettim. Beynimde ki tüm dolaşan kötü anılara bir blok koymayı başardığım da onun ruhumda ki sızıları sarmasını hissederek, küçük de olsa yarattığım huzurun içerisine yatağımda kendini bıkarak uyumaya çalıştım... Kuruyan dudaklarımı ağzımda ki kötü tada rağmen ıslattım yutkunduğum da başımda ki keskin ağrı ile, gözlerimi açmam bir oldu yalnızca uzanmaya devam etmek istedim yorgun bakışlarım bıkkınlık ile tavanı izliyordu ve ben yine hayatımı sorgulamaya başlıyordum. Kafamda dolaşan düşünceler, sesler, anılar, yaşanılan olaylar herşey o kadar fazlaydı ki derin bir nefes çektim ciğerlerime bunlar o kadar ağır geldi ki yatakta ki bedenime yalnızca uyumaya devam etmek istedim. Ben artık tek bir kelime bile konuşmak istemedim insanlarla ben artık gitme diye bağırmak istemedim kimsenin arkasından ben artık terk edilmekten, bitmiştim, tükenmiştim, yorulmuştum. Boğazımda ki düğümden, geçmişten, gelecekten, şu an ki halimden herşeyden vazgeçtim ben yalnızca uyumak istiyordum kimseye hesap vermeden, kimseye ağlamadan yalnızca uzun süre gözlerimi kapatmak ve hiç açmamak istiyordum deliriyor gibiydim sanki herşey herkes beni delirmeye yemin etmiş gibiydi sanki.