Ashan’ın Anlatımı
Koltukta yayılmış bir şekilde, Teodor’un çenesini çekiyordum. O kadar çok boş konuştu ki başım ağrıyor.
Teodor’la akşamları genelde iş konuşuruz. Bu defa da öyle başladı: yeni bir yetenekli, yeni bir zihin yeteneklisi… Masada sigaralar, keskin kokulu içkiler… Ve onun o bitmek bilmez fikirleri.
Ama aniden… Teodor’un sesi kesildi. Boşluğa bakmaya başladı. Gözleri bir anda bembeyaz oldu; ışıksız, dipsiz bir kuyu gibi…
Biliyordum. Bu, onun lanetli armağanıydı. Bir kâhin gibi geleceği gören, olasılıkların iplerini parmaklarında oynatan zihin yeteneği. Teo, benim yeteneğimi öğrendiğimde gittiğim kampta tanıştığım ve sonra kopamadığım tek arkadaşımdı. Ona da benden başka tahammül eden yok. Onun yeteneği ise böyle saçma anlarda ortaya çıkar ve seni gelecekle korkutmaya çalışır.
Bu zamana kadar hiç yanılmamıştı. Dikkatle onu dinlemeye başladım.
Teodor’un sesi derinleşti, tınısı metal gibi ağırlaştı. Kalın bir sesle:
“Bir kadın… Ashan… Yakında bir kadınla karşılaşacaksın. Hayatını değiştirecek. Seni, hiç olmadığın birine dönüştürecek… Dönüştüğün adama sen bile inanamayacaksın.”
Kahkaham, içimde buz gibi yankılandı.
– Sen de bilirsin ki, Teodor, kadınlar sadece kirli mendiller gibidir. Kirlenince atılırlar. Ben asla değişmem. Bunu sen çok iyi bilirsin. Bir kadın mı beni değiştirecekmiş… Hah hah!
Ama Teodor beni duymuyordu. Bembeyaz gözleri, kâbus gibi bana bakıyordu.
“Bu kadın… Senin bambaşka yönünü açığa çıkaracak. Bu kadın özel biri. Senin gibi yetenekli.”
Sigarayı masanın kenarına ezdim. Damarlarımda kanım buz gibi akıyordu.
Kadınlar… Sevgi… Aşk. Bunlar güçsüzlerin icadıydı. Benim dünyamda sevgi bir zehirdi. İhtiyacım olan tek şey kontrol ve güç. Kadınlar… Onlar benim oyuncağım, benim egomu besleyen bir araç. Ama asla kalbime dokunamazlar.
Teodor’un sesi tekrar normal hâline döndü, gözleri eski çimen yeşiline kavuştu. Yavaşça başını sallayıp derin bir nefes aldı. Bana bakmadan, içkisini yudumladı.
Ama ben onun az önce gördüğü geleceği unutmadım. Çünkü bu bir tehdit değildi benim için. Sadece onun bana söylediği en saçma kehanetti. Hiç yanılmamış olsa da bu defa yanılacak.
Ben Ashan Zariel’im. Değişmem.
Bu güç kolay elde edilmedi. Çocukluktan beri özel olarak kötü olmaya itildim.
O saray gibi evde bile her nefesim cezaydı. Annem, en ufak bir hatamda soğuk bakışlarını üzerimden çekmezdi. Gözleriyle beni öldürürdü. Babam… Babamdan kalan tek hatıra, kemerinin tenimde bıraktığı izlerdi.
Ashan yere su dökerse, diliyle o suyu yalayarak temizlerdi. Ashan bir şey kırarsa, kırdığı her ne ise onunla koluna kesik açılırdı. Ashan sınavlarında başarısız olursa, aç kalırdı. Bazen babam, sigara tablasına uzanmaya üşenir, kolumda sigara söndürürdü.
Hastalandığımda hastaneye götürürler, iyileşene kadar yanıma uğramazlardı.
Bir keresinde… İyi bir şey yaptım. Yemeğini unutan bir arkadaşıma tüm yemeğimi verdim. Kalemi kaybolan arkadaşıma yedek kalemimi hediye ettim. Heyecanla eve geldim. Annem mutfaktaydı. Ona bu yaptıklarımı gururla anlatacak ve “Aferin oğlum” demesini bekleyecektim. Arkadaşlarımın annesi böyle söylerdi…
Ama annem yüzüme bir tokat indirdi.
“Seni aptal çocuk. Sen enayi misin? Neden eşyalarını başkasına veriyorsun?” dedi ve beni bodrumdaki kilere kapattı. O kilerde öldürdüm içimdeki çocuğu. O kilerde kaybettim iyi olmayı.
Ama durmadım. İçimde bilmediğim bir yerde… İyilikle mutlu olan bir yanım vardı. Mutsuz ve şiddet dolu evimde tek huzur bulduğum şey, birine iyilik yapmaktı.
Bu defa anneme söylemeden yaptım. Ağaçtaki bir kediyi indirmek için ağaca çıkmıştım. Oraya nasıl çıkmıştı, bilmiyorum. Tek bildiğim, onun kahramanı olmak istememdi. Ağaçtan inerken yanlış bir dala bastım ve yere düştüm. Kolum kırılmıştı.
Babam, alçılı koluma rağmen sırtımdan kemerini eksik etmedi. Duymadığım hakaret kalmadı.
Büyüdüm. Güçlendim. Zayıf olanı ezerler. Güçlü olanın sesi daha çok çıkar. Babam kemeriyle beni dövdüğünde, acı çığlık atmadım. Kıstım sesimi ve dişlerimi sıktım. Babamın nefretini, kendi kanıma işledim. O gün anladım ki; iyi olmak, zayıf olmaktır.
Ve ben… zayıf olmaktan ölesiye nefret ederim.
Sevgisiz ve şiddet dolu bir ailede büyümek, bir çocuk için ne kadar ağır bir yük. Ben bu yükle büyüyerek güçlendim. Bir süre sonra da vazgeçtim iyilik yapmaktan. Kötülüğün ateş gibi sıcak olan tarafı, bana inanılmaz bir güç hissettirmişti. İçimdeki o iyi ve zayıf çocuğu yok ettim. Zayıf olanı ezerler. Güçlü isen sana boyun eğerler. İşte benimsediğim yeni hayat, bu haliyle şekillendi.
İyi olmak… Kötü olmak… Hepsi aynıydı o evde. Sevgi yoktu. Sadece emir ve ceza vardı.
Ben de öğrendim.
Sevgi zayıflatır. Acı güçlendirir.
Teodor’la yaşadığımız o komik olaydan sonra, bir haber geldi. Türkiye’deki güvenlik şirketlerinden biri. Bu şirketin benimle ortaklığı vardı. Gerçi hangi güçlü şirketin benimle ortaklığı yoktu ki? Benim yetenekli aradığımı ve özellikle zihin yeteneği olanları tespit ettiklerinde mutlaka nerede olurlarsa olsunlar bana haber vermelerini istemiştim.
Onlar da bir olayla karşılaşmış ve bana atmışlardı. Videoyu izledim. Görünmez olan iki kişiyi gördüm. Evet, onlar dikkatimi çekmişlerdi. Ama asıl öğrendiğim şey, bunu yapmalarını isteyen adamın tüm ekibe zihin kapatmayı öğretmesi ve zihinlerini kapattırmasıydı.
İşte aradığım şey buydu. Zihin yetenekli kişiler, sizin zihninize girebilir ve sizi ikna edebilir. Bu yüzden de “zihin kapatma” dediğimiz işlem yapılırsa, zihninize giremezler. Bu bir nevi zihni koruma bariyeridir.
Öğrendiğim kadarıyla, kadın zihin yetenekli. Kaçırmak istedikleri kadın, bir şekilde adamların elinden kurtulmuş ama yerini tekrar tespit etmişler. Bunun üzerine adam, tekrar aynı işi yapmalarını istemiş. Yani kadın ve bebekler kaçırılacak, kocası ise vurulacaktı.
Kadın zihin yetenekliyse ki öyle görünüyor, tabii ki o kadını bu adama bırakmayacaktım. Bebekleri alması onun için yeterli olurdu. Bu şekilde kadın benim için çalışabilir, hatta arada tadına da bakabilirdim.
Bir süre adamın yanında, kadın korumamı gönderdim. Tüm konuşmaları gizlice dinledi. Evet, bu kadın kesinlikle zihin yetenekli.
Sonra, bir gece ekibe emir verdim: “Artık benim olanı bana getirin.” dedim. Akşam saatlerinde kadın, adam ve bebekler arabadayken operasyona başladılar. Adam sadece kadının kocası ölsün istiyordu. O yüzden de diğerleri sadece bayıltıldı.
Kadın ve adam, ekibi bir hayli zorlamış. İyi derecede dövüş yetenekleri varmış. Tüm adamlarda maske vardı ve aynı maskeden, bu işi yapmamızı isteyen adamda da vardı. O adam, bebekleri almış. Bizimkiler adamı vurmak üzereyken, adam kalkan kullanmış. Ama bebeklerin tarafına bilerek patlama göndermemiş.
Ekipten arka taraflarda olan, beni arayıp haber verdiğinde, kesinlikle vurmamalarını, ikisini de bana getirmelerini söyledim. Benim yeteneğim gibi biri vardı ve ben bunu asla kaçıramazdım.
Ama gerizekâlı adam, kıskançlığından bir çuval işi bok etti. Kalkanı olan o adamı vurdu. Bizimkiler de kadını bayıltıp “mahzen” dediğimiz yere götürdüler.
Ben kadını hiç görmedim. Görmeme de gerek yoktu. İkna olduğu taktirde, nasılsa görürdüm. Ama bu kadın asla ikna olmamış. Para ve güç tekliflerini elinin tersiyle itip, “Beni öldürün,” diye yalvarıyormuş. Sanırım eşini çok seviyordu.
Sevgi… Ne kadar da zayıfça. Sonra bizimkiler diğer ikna yöntemlerini kullanmış. Önce beynine elektrik verildi. Yine ikna olmadı.
Sonra vücudunun her yerinde küçük ama can yakıcı kesikler açıldı. İşaret parmağına elektrik verildi. Daha bir sürü yöntemden sonra, hâlâ ikna olmamıştı. Son çare ise özel geliştirdiğim makineyle zihnine girip onu manipüle ederek ikna etmek olacaktı. Ayrıca zihninden anılarına bakabilecektik. Ama ilk kez cihaz hata verdi. Zihni bomboştu. Sanki bir güç, tüm anılarını silmişti.
İşkencenin dozunu ayarlayamadıkları için çok kızdım adamlara. Sonra beklemediğim bir şey oldu. Birileri kadını kaçırıp mahzeni yerle bir etmişlerdi. Bu bana büyük zarar verdi. Maddi zararı asla umursamam. Ama benim olanı kimse benden alamazdı. Kimse “Ashan bir kadını elinde tutamadı” diyemezdi.
Öğrendim ki, her yerde beni arıyorlarmış. Özel jetle bizzat gittim. Kendimi bilerek onlara sundum. Tabii öncesinde kadını kimin kaçırdığını da öğrendim: Lior Nassar.
Bu kahramanlığının bedeli çok ağır olacak. Ama benim kadını kendim görmem gerekiyordu. Beni biraz bekletti Lior ama önemli değil. Zor işleri severim. Daha zevkli olur.
Sabah saatlerinde geldi Lior. Yanında bir kadınla. Bu kadında değişik bir şey vardı. Nasıl desem… huzur. Çok masum bakıyor ve korkuyordu. Güzel bir kadındı ama çekiciliği değil de masumluğu dikkat çekiyordu.
Lior’la Arapça konuştuk. Kadın ise Lior’a Türkçe konuşuyordu. Ama söyledikleri çok masumdu. Aptalcaydı. Bana bir şey yaptığı için kaçırıldığını ve işkenceye uğradığını sanıyordu. Diğer kadınlardan farklıydı. Bebek kadar saftı.
Bu kadını tanımış olsaydım, onunla özel ilgilenirdim. Benim Türkçe bildiğimi öğrenince, benimle Türkçe konuşmaya devam ettiler. Kadın çok korkuyordu. Yaşadıklarını düşündüğümde bu çok normaldi.
Ama benim bu kadınla ilgili farklı planlarım var. Onu ancak güzellikle ikna edebilirim. Hiçbir kadın ilgiye ve hediyelere hayır diyemez. Eğer bana âşık olursa, işte o zaman her istediğimi yapan bir kuklaya döner.
Ben de istediğimi almış olurum. Ama Lior… O bu kadına âşık. Önümdeki engel belli. Bu defa Lior’a zarar vererek diğer adamda yaşadığımız olayı yaşamayacaktım. Aksine Lior’a zarar vermeyecek, bu kadının yanında melek gibi davranacaktım.
Tabii attığı yumruk hariç. O yumruğu iade etmeliydim. Kalkanı kullanıp ellerimdeki kelepçeden kurtuldum. Sonra da suratına bir yumruk yerleştirdim.
Tam o anda çok tuhaf bir şey oldu. Sanki kadına yumruk atmışım gibi, yüzünü tutuyordu. Bu çiçekte değişik bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Ama tanımak için daha çok vaktim olacaktı. Elimi kolumu sallayarak yanlarından ayrıldım. Lior’u öldürmek ve orayı yerle bir etmek için gelmiştim ama elim boş dönüyordum.
Hedefime ulaşmak için zamana ihtiyacım olacaktı. Sonra bu çiçek, benim kuklam. Her zaman istediğimi aldığım gibi, yine alacaktım.
Aklıma gelen şeyle durdum. Teodor’un bahsettiği kadın bu olabilir mi? Hayır… Kimse beni değiştiremez. Hele ki onun gibi zayıf bir kadın asla.
Ben Ashan Zariel’im. Bu dünyanın karanlık sofrasına oturanlardanım.