Üzerinden haftalar geçmişti. Rıza’nın ölümüyle birlikte kasabaya sessizlik çökmüştü. Ama o sessizlik, Elif’in karnında büyüyen minik kalp atışlarının yankısına karışıyordu. Sabah güneşinin altın ışıkları pencereye vururken Elif aynaya baktı. Karnında belli belirsiz bir kıvrım… hayatın mucizesi. Eliyle dokundu, gülümsedi. “Aslan, seni bekliyor,” diye fısıldadı. O sırada kapı çaldı. Aslan, elleri çamurlu ve yorgun halde içeri girdi. Yine limanda çalışmış, ama aklı her an Elif’te kalmıştı. “Elif,” dedi sessizce, “doktor bugün nasılsın dedi mi?” Elif gülümsedi, gözleri parlıyordu. “İyiyim. Ama senden bir şey isteyeceğim. Artık ailene söylemeliyiz.” Aslan bir anda sustu. O konu, yüreğinin derinlerinde bir yaraydı. “Henüz zamanı değil,” dedi. Elif’in yüzündeki gülümseme dondu. “

