Tekin , “Ada bütün AVM’yi alacaksan neden Buğra’yı yanına almadın!” diye inleyerek huysuzlandığı sırada yeni bir mağaza seçmiş giriyordum.
“Ağlayacaksan oynamayalım” diye kıkırdadım. Tekin arkamdan sızlanarak yürürken çoktan içeri girmiş kendime yeni takımlar ve bluzlar seçmeye başlamıştım. Çok güzel bir ceket elbise bulduğumda üstüme tutup Tekin’e döndüm.
“Nasıl? Efsane görünmüyor mu?” dedim. Alışveriş yaptıkça kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım. Ateş’in başkasıyla olması, yörüngesinden çıkmama sebep olmuştu. Ne kadar üzgün hissetsem de bana iyi gelmişti. Kim olduğumu ve neleri sevdiğimi yeni keşfediyor gibi hissediyordum.
“Bu kadar uzun ceket mi olur Ada?” diyince kıkırdadım.
“Ceket değil bu ceket elbise Tekin” dedim gülerek.
“O zaman soruyu değiştiriyorum. Bunun öteki yarısı nerede?” dedi. Sinirlenmiş görünüyordu. Gözlerimi devirip önüme döndüm. Görevli kıza dönüp “36 beden.” dedim ve kasaya elbiseyi gönderdim.
Yaklaşık 4 saat süren alışverişimizin sonunda Tekin gerçekten yorgun ve bıkmış görünüyordu. Saatin 12 yi göstermesi ile Tekin’i mutlu edecek cümleyi biliyordum.
“Gel sana yemek ısmarlayayım.” dediğimde gözleri parladı.
“Yemin ediyorum hiç yemek yemeyeceğiz sandım.” dedi. Ağlıyormuş gibi yaparak “Çok korktum Ada. Bizi açlık grevine sokacaksın diye ödüm koptu.” dedi. Omzuna hafifçe vurdum.
“Salak.” dedim. “Hadi gidip yemek yiyelim sonra da hazırlanayım da şirkete geçelim.”
Arabaya binip her zaman yemek yediğimiz restoranlardan birine geldiğimizde uzun zamandır dışarı çıkmadığımı fark ettim. Her zamanki gibi kapıda karşılanmıştık. Masamıza kadar bize eşlik edilmişti. İşe yeni başladığını tahmin ettiğim garsonlardan biri yanaşıp siparişlerimizi almıştı. Bunu yaparken Tekin’e hayran hayran bakmayı da ihmal etmemişti.
“Kızların hepsi peşinden koşarken yalnız olman da ne bileyim.” deyip bir yudum meyve suyu içtim. Gözlerimi Tekin’den ayırmıyordum. Muzipliğim üzerimdeydi.
“Höööö çok komik ya.” dedi en öküz tavrıyla. “Nasıl hissediyorsun Ada?” diye sordu. Endişeli gözüküyordu.
“Gayet iyiyim Tekin. Prangalarımdan kurtulmuş hissediyorum. Fark ettim ki her şeyi Ateş’in istediği gibi yapmaktan kim olduğumu unutmuşum. Neleri sevdiğimi öğrenmeye vaktim hiç olmamış.” dedim.
“Sevindim.” dedi. Hala endişeli görünüyordu. Yine de fazla bir şey söylememişti. Yemeklerimizi yedikten sonra oyalanmadan eve geçtik. Eve geldiğimizde Ateş çoktan şirkete gitmişti. Gül de evde yoktu. Buğra’yı görünce Barlas’ı sormuş ve şirkete geçti cevabını almıştım. Herkesin şirkette çalışıp kafa dağıtma günü olduğu belliydi. Tekin e seslendim.
“Tekiiin! herkes şirkete gitmiş hazırlan biz de gidelim!” dedim. Tekin odasının kapısını açıp bağırdı.
“Ben çoktan hazırım Ada! Sen de hazırlan da gidelim!” dedi. Yeni aldıklarımdan bir şeyler seçmeye kararlıydım. Beyaz bir crop gömlek seçmiştim. Yakasından iki düğmeyi açık bıraktım. Göbeği fazla açık olmadığı için yakasındaki dekolte rahatsız edici gözükmüyordu. Bu gömleği crop ceketi olan mavi bir palazzo pantolon ve takımla aynı tondaki mavi stilettolarla tamamlamıştım. Saçlarımın doğal dalgasından memnundum. Sadece biraz bakım serumu ile elektriklenmesini alıp, mavi tonlarında bir farla gözlerimi belli ettikten sonra imza kokum olan Versace parfümümü de sıkıp hazırlanmamı bitirmiştim. Çantamın içine telefonumu ve cüzdanımı atıp merdivenlere yöneldim. Tekin kapının önünde beni bekliyordu. Topuklarımın sesini duyunca bana döndü. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
“Olum sen ekmek kırıntılarının üstünde mi tepindin? Allah’a şirk falan mı koştun ne yaptın?” dedi. Üstümde garip olan bir şey mi var diye bakındım.
“Ne oldu ya kötü olan ne?” dedim şaşkınlıkla.
“Taş olmuşsun da ondan şey yaptım.” dedi gülerek. Ben de gülmüştüm.
“Ödümü kopardın Tekin ya!” diye ciyakladım.
“Haydi gidelim.” dediğimde ikimizin de yakın korumaları yerlerini alıp bizimle arabaya doğru yürümeye başlamıştı. Bugün nedense herkes korumasını alıp çıkmıştı. Ben silahımı yanıma almak istemediğim sürece silahım Buğra’da dururdu. Bu kadar yüksek topuklarla kendimi korumaya vakit bulamayacağımdan Buğra’yı yanıma almayı ihmal etmek istemiyordum. Arabaya binip şirkete doğru yola çıktık. Buğra sürekli telefonuna bakıp duruyordu.
“Bir yere mi yetişiyoruz yoksa birinden mesaj mı bekliyoruz?” dedim sataşarak.
“İkisi de değil prenses.” dedi. “En azından senin düşündüğün anlamda değil.” dedi ve göz kırparak önüne döndü. Anlaşılan yine Barlas’la ikisi bir şeyler karıştırıyorlardı ama bu defa neyin peşinde olduklarının peşine düşmeyecektim. Ne zaman neyin peşinde olduklarına burnumu soksam başıma iş almıştım. Bu defa uslu durmaya karar verdim.
Şirketin kapısına geldiğimde her zamanki gibi asistanım beni karşılamıştı. Günün özetini vermek yerine Buğra’yla konuşmaya dalınca, flört bile görmeye tahammül edemediğimi fark ettim.
“Özel hayatınız beni ilgilendirmiyor, ama işlerinizi aksatmayın.” diye çıkıştım. Buğra Burcu’dan, Burcu’da benden bir adım geride olacak şekilde yürümeye başladık. Burcu günün özetini geçmeyi bitirdiğinde odalarımızın olduğu bölmenin kapısına gelmiştik. Buğra çoktan önümüze geçip kapımızı açtı. Kendi kapıma doğru yöneldiğim sırada Gül’ün bana seslenmesiyle tüylerim diken diken oldu.
“Ay bu haller ne ayol sanki cumhurbaşkanı giriyor odasına.” dedi. Bu ukalalığı beni germişti. Burcu fısıltıyla sakin olmam için yalvarsa da sakin olabilecek psikolojide değildim. Ama haklıydı, yırtıcı olamazdım. Topuklarımın üzerinde arkama döndüm. Montumu Buğra’ya çantamı Burcu’ya vererek Gül’e doğru yürüdüm. 3 adım sonra Ateş’in de Gül’ün arkasında olup hiç bir şey söylemediğini fark edince daha çok gerilmiştim. En sahte gülümsememi takındım.
“Anlayamadım” dedim. Hala gülümsüyordum. Ancak gözümdeki alevi yalnızca beni tanıyanlar görebilirdi.
“Cumhurbaşkanı gibi diyorum arkanda bir ton adamla geziyorsun da. Şaka yapmak istemiştim.” dedi. Belli ki yaklaşımımdan korkmuştu. Ateş araya girdi.
“Koruması ve asistanıyla gezmesi zorunlu hayatım.”
Hayatım deyişi içimi acıtmıştı. Ama bunu belli etmeyecek kadar soğuk kanlı ve öfkeliydim. Ateş’e bir saniye kadar sert bir bakış atıp Gül’e döndüm.
“Türkiye’nin en büyük holdinginin finans CEO'su olarak konuşuyorum Gülcüğüm, başıma birşey gelirse şayet, evlendiğinde kartlarını umarsızca kullanacağın bu adamın kartlarını ödemek için ihtiyacı olan parayı yönetecek kimse kalmaz.” dedim. Bu savaşı bir cümleyle kazandığımı biliyordum. Gül de öfkelenmişti. Ateş şaşkındı. Buğra ve Burcu’nun korktuğunu durdukları mesafeden anlıyordum.
“Finans işini yapacak binlerce kalifiye eleman var” dedi gözlerini devirerek. Her şeyi çok bildiğini sanan bu ufak tefek kadının kuyruğu dik tutma çabası beni çıldırtıyordu.
“Benden bir tane daha yok.” dedim ve kulağına eğilip fısıldadım.
“Bana birşey olursa kimseye güvenemeyeceğinden sevgilinin seninle fingirdeşmek yerine geceleri her hafta bir gece, tüm kulüplerini teker teker gezmesi gerekir.”
Cümlem bitip doğrulduğumda suratı bembeyaz olmuştu. Bu savaşı uzatmayacaktım. Cümlem herkesin duyabileceği tondaydı. Ama eğilip kişisel alanını ihlal etmenin onu rahatsız edeceğini düşünmüş ve başarılı olmuştum. Sakince arkamı dönüp odama doğru yürüdüm. Burcu ve Buğra’nın ortasından geçtiğimde birbirlerine boş boş bakıyorlardı. Dört kapı ve dört odanın bulunduğu, camla çevrili bu geniş alan ilk defa böyle bir gerilim görüyordu. Genelde ortayı ortak toplantı alanı olarak kullanır, jaluzileri indirtirdik. Biz çalışırken korumalarımızın da dinlenebileceği şekilde tasarlanmıştı. Ayrıca misafir bekleme alanıydı. Huzurlu olması gerekiyordu ama bugün o salonda soğuk rüzgarlar esmişti. Üç tarafı camla çevrili odama girince inime çekilmiş gibi hissetmiştim. Ceketimi çıkarıp askıya astım ve telefonumu masaya attım. Büyük cama doğru yöneldiğimde kapı tıklanarak açıldı.
“Ada Hanım kahveniz geldi.” diyen Burcu’ydu. Bu halime ondan başka kimse kolay kolay yanaşmaya cesaret edemezdi.
“Jaluzilerimi de indir. Bugün olağan randevular dışında randevu kabul etmiyorum.” dedim.
“Emredersiniz Ada Hanım. Başka bir isteğiniz yoksa ben dışarıdayım.” dedi ve çıktı. Kahvemi alıp camın önüne geri döndüm. Bu defa kapım tıklanmadan açıldı. Omzumun üzerinden bakınca Barlas ve Tekin’i gördüm. İkisini birlikte görmek bana huzur veriyordu. Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Avcumun içine aldığım kahve bardağıyle birlikte onlara doğru yürüdüm. Barlas elimdeki kahve bardağına uzanıp aldı ve masanın üstüne koydu. Beni kendi etrafımda çevirdi. Bir ıslık çaldı.
“Bu ne güzellik hatun ateş ediyorsun.” dedi. Cümlesi beni güldürdü.
“Mersi şekerim.” diye cevap verdim. Abartılmış bir şaşkınlık ifadesiyle Tekin’e döndü.
“Kibarlaşmış lan bu. Eyvallah kral demesi gerekmiyor muydu?” dedi. Hepimiz gülmeye başlamıştık. Masamın üzerinden bardağımı geri alıp koltuğuma oturdum.
“Odamda aynı anda iki yakışıklı görmeme sebep olan olay nedir acaba?” dedim. Çenemi birbirine kenetlediğim parmaklarımın üzerine yerleştirdim.
“Bir şey yok ya Ateş’le Gül bağırışınca kaçıştık.” dedi Barlas en patavatsız haliyle. Söylediklerim yüzünden kavga ediyor olabilirlerdi ve bu zerre umrumda olmadı.
“Ne ısmarlayayım size? Kahve?” diye sordum. İkisi de beni başıyla onaylayınca Burcu’dan iki kahve daha istedim. Kahveler gelene kadar konuşmadan maillerimi yanıtladım. Kahveler gelince sordum.
“Evet beyler dünkü konuyu nasıl çözüyoruz?” dedim. Barlas kahvesini yutup cevap verdi.
“Aslında biraz gözlem yaptım. Bir kararım var ve toplantı talep edeceğiz.” dedi. Tekin gözlerini devirdi.
“Tabii Ateş bey işiyle aşkını birbirinden ayırabilirse.” dedi.
“Okeydir ben hallediyorum.” dedim ve Burcu’yu yeniden çağırdım. Burcu içeri girdi.
“Buyrun Ada Hanım.” dedi.
“Doğrudan Ateş’in odasına girip yarım saat içinde toplantı talep ediyorsun. Acil olduğunu söylüyorsun ve o toplantıyı onaylatmadan gelmiyorsun.” dedim. Çok kesin ve net konuşmuş olmam odadaki herkesi germişti. Ama Burcu’ya net konuşmazsan iş bitirici olmayabiliyordu. Bilgisayarda, biriken diğer talepleri ve maillerimi kontrol ederken Tekin ve Barlas tamamen sessizdi. Beş dakika kadar sonra Burcu içeri girdi.
“Ada Hanım, toplantı talebinizi onaylattım ancak..” dedi. Gözlerimi bilgisayardan kaldırıp, yavaşça Burcu’ya doğru döndüm.
“Ancak ne Burcu?” dedim.
“Ancak Gül hanım zorluk çıkarttığı için toplantıya..” dediği anda devamını dinlemeden ayağa kalkıp odadan çıktım. Doğrudan Ateş’in odasına yöneldim. Merve engel olmayı deneyecekti ancak ona attığım bakışlardan korkmuştu ve koltuğuna sinmiş durumdaydı. Kapıyı çalmadan içeri girince Gül ve Ateş her ne konuşuyorsa aniden sesleri kesilip bana baktılar. Gül her zamanki gibi ukala ve umursamazdı.
“Bu ne cüret!” diye ciyakladı. Gül’le kavga etmek gibi bir önceliğim olmadığından onu yok saymaya karar verdim.
“Bana bak Ateş, bu sorunu çözmek senin işin ve bunu o toplantıda görmeyeceğim!” diye kükredim. Bu adeta bir kükremeydi çünkü hiç bu kadar net ve sert konuşmamıştım. Daha geleli 24 saati doldurmadan ortalığı karıştırdığı için bu kızdan nefret etmeme ramak kalmıştı.
“Ben burdayım ve duyuyorum!” diye ciyaklasa da onu yok saymaya devam ettim. Ateş cevap vermek için ağzını açtığı anda yeniden cümleye girdim.
“Bu siktiğimin sorununu çözerken yönetim dahil kimse içeride olmayacak!” diye bağırıp odadan çıktım. Gerçekten sabrım taşmıştı. Bir saçmalığa daha tahammülüm yoktu. Bir kapris daha çekemeyecek haldeydim. Kapısını çarpıp çıktığımda Merve yerinden sıçradı. Ürkerek ayağa kalkıp arkamdan gelmeye başladı. Arkama bile bakmadan
“Dinliyorum Merve.” dedim.
“Şey Ada Hanım. Ben..” dedi. Durup arkama döndüm.
“Dinliyorum Merve.”
“Ben size karşı çok hatalı tavırlar gösterdim özür dilerim.” dedi.
“Düşmanının düşmanı dostun değildir Merve. Gül de düşmanımız değil. Ateş’in radarına hiç girmemiş olmanın sorumlusu Gül değil. Ama ben senin her zaman dostunum. Senden hiç nefret etmedim ve etmeyeceğim.” dedim omzunu tutarak. Daha çok gençti. Yirmili yaşlarının başında olan bu kıza ne kadar kızsam da sağlıklı düşünemeyecek yaşta olduğunu biliyordum. Başıyla beni onaylayıp yerine döndü. Sakince odama yöneldim. İçeri girdiğimde Tekin ve Barlas aniden ayağa kalktı. Barlas en patavatsız haliyle lafa girdi.
“Ateş ölü mü yaşıyor mu?” dedi.
“Herkes yaşıyor merak etme. Yarım saate toplantı var. Gül de toplantıya gelmeyecek. Gelirse istifa ediyorum.” dediğimde şaşırmışlardı.
“Bundan Ateş’in haberi var mı?” dedi Tekin.
“Hayır yok. Onun cevap vermesine fırsat verdiğimi kim söyledi? Net olarak gelmeyecek dedim ve kestirip attım.” dedim. Tekin ve Barlas ın oturduğu tarafa oturup oturmalarını işaret ettim.
“Pekala. Ama bu sertliğin başına iş açar benden demesi.” dedi Tekin ve ceketini çıkartıp askıma doğru yöneldi. Odamdaki her şeyi rahatça kullanması, aramızda gerçek bir abi kardeş bağı olduğu hissini bana veriyor ve beni mutlu ediyordu. Gülümseyerek Tekin’i izledim. Barlas her zamanki gibi oturduğu yere yayılmış, dirseğini masama koyup telefonuyla oynamaya başlamıştı bile. Tekin le ben de gündelik iş sohbetlerine dalmıştık. Tam o sırada odamın kapısı çarpılarak açıldı.
“Az önceki bağırmanın nelere mal olduğunu biliyor musun!” diye kükreyerek Ateş içeri girdi. Hepimiz aniden ayağa fırladık. Ateş öfkesinden deliye dönmüştü. Aralarında her ne olduysa öfkesini başkalarına kusmaya hazırdı. Yerimde başkası olsa öleceğinden korkar yaptığım hareketleri yapmaya bile cesaret edemezdi. Ama ben ölümden korkacak türden bir insan değildim. Bu yüzden güçlü olduğumu düşünseler de yanılıyorlardı. Ölümden korkmamaktaki en büyük nedenim kaybedecek hiç bir şeyimin olmadığını düşünme zayıflığımdan ileri geliyordu. Odama bu şekilde girmesi beni delirtmişti.
“Umrumda değil.” dedim. Yine en alaycı tavrımı takınmıştım. “Şirketin en gizli kalması gereken konusunu dün başkalarının yanında açtırdığın yetmiyormuş gibi bugün bir de toplantıya mi getirecektin. Oldu olacak şirketi devredelim hanımefendi yönetsin Ateş.”
“Başkaları dediğin benim müstakbel karım Ada!” dedi üstüne basa basa.
“Ama benim müstakbel karım değil. Ve bu bilgiler şirketin yatak odası gibi. Nasıl sen Gül’le her ne halt ediyorsan bunu kimse bilmiyorsa, biz bu şirkette her ne halt ediyorsak onu da kimse bilmeyecek!” diye geri bağırdığımda Ateş durakladı. Bundan faydalanarak Barlas araya girdi.
“Tam benim yapacağım türden patavatsızca bir benzetme. Ama doğru.” dedi. İki eli cebinde yanıma gelmişti. Omzumun üstünden Tekin’e baktığımda masama dayanmış gömleğinin kollarını katlamakla meşguldü. Ateş de Tekin’e bakıyordu.
“Sen de beni gömecek bir yorum yapmayacak mısın?” diye sordu alaycı bir tavırla.
“Biraz daha saçmalarsan ağzını burnunu kırmak üzere kollarımı sıvıyorum. Sana yıllar önce bu işe girerken saçmalarsan ağzını burnunu kıracağıma dair söz verdim.” dedi. Kafasını bile kaldırmaya tenezzül etmemişti.
“Ne bok yerseniz yiyin ben karışmıyorum!” diye kükreyerek Ateş odadan çıktı. Hepimiz birbirimize bakmaya başladık. Aklını kullanmakta zorlanan Ateş’in yerine yetkiyi ele alıp işleri çözmenin vaktinin geldiği ortak kanaati ile planlama yapmak üzere işe koyulduk.