Toplantı salonundan herkes teşekkür ederek ayrılırken, olayların yükünün ve günün yorgunluğunun omuzlarımda yarattığı ağırlığı sonuna kadar hissettim. İki yanımda oturan Tekin ve Barlas’a bakartığımda onların da aynı durumda olduğunu gördüm. Tekin başını avuçlarının içine almış derin nefes alıp veriyor Barlas da kravatını gevşetiyordu.
“Ee beyler şimdi ne olacak?” dedim.
“Kutlamaya falan gidecek gücüm yok benim peşinen söylüyorum.” dedi Tekin arkasına yaslanarak.
“İnanın benim de yok. Zaten onu sormadım. Bu bütçe açığını nasıl kapatacağız onu soruyorum.” dedim.
“Allah aşkına senelerce finans eğitimi alan sen bunu bize soruyorsan biz ne yapalım?” diye Barlas isyan etti.
“Borsadaki hisselerimizi kurtardım uzun vadede hisse değeri düşüşü yaşamayarak bunu telafi ederiz. Ancak kısa vadede yeni bir yatırım yapma ihtimalimiz yok ve Ateş’in de durmaya niyeti yok. Yani sorunlarımız sona ermedi. Esas şimdi başlıyor.” dedim. Barlas gözlerini devirdi. Tekin sandalyemi kendisine doğru çevirdi. Yüzümü avuçlarının içine aldı ve gözlerime baktı.
“Bırak onu da Ateş düşünsün Ada. Her şeyi tek başına halledemezsin. Sen onun kurtarıcı meleği ya da mantığının sesi olmak zorunda değilsin. Profesyonel ol, fikrini ver ve çekil güzelim.” dedi. Gözlerimin içine kafamın içinden geçenleri okumak ister gibi bakıyordu.
“Anlaştık mı?” diye sordu. Gözlerimle onu onaylayınca geri çekildi.
“Haydi defolup evimize gidelim.” dedi. Hepimiz ceketlerimizi alıp odalarımıza yürürken son kalan işimizi yapmayı unuttuğumuz aklıma geldi.
“Beyler müdürü kovmadık.” dedim. İkisi birden durdu. Barlas lafa atladı.
“Ada sen hallet biz bekleyelim seni. Yoksa Tekin kafasına sıkar.” dedi. Haklıydı. Tekin haksızlığa gelemediği gibi başkalarına yapılan haksızlıklar konusunda da çok hassastı. İnsan kaynakları katına geldiğimde doğrudan müdürün odasına girdim.
“Ada hanım bir toplantının ortasındaydık.” dedi. Benden uzun zamandır nefret eden bu adam, en iğneleyici tonda konuşarak beni deli etmeyi her zaman başarabiliyordu.
“Toplantınız sona erdi.” dedim.
“Buna siz karar veremezsiniz. Departman sorumlusu siz değilsiniz.” dedi ve ayağa kalktı. Çelimsiz vücudu ve top sakalıyla tam bir kılkuyruk görüntüsü vardı. Kıvırcık saçları her uzunlukta kabarıyor, sinirlendiğinde tel tel ayrılıyordu. Yüzünde nur yok denecek türden bir adamdı. Tam o sırada misafiri her kimse o da ayağa kalktı. İnce beli ve bacaklarıyla fiziği mankenleri kıskandıracak türdendi. Siyaha boyalı saçlarıyla mavi gözleri mükemmel bir kontrast yapıyordu. Ancak bu kızda beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Bir daha görmeyeceğim için önemsemeden önüme döndüm.
“Yanılıyorsun. Hissedarlardan biri olarak aslında sorumlularından biri benim. Ve yönetimin ortak kararı ile kovuldun. Eşyalarını toplayıp çıkmak için yarım saatin var. Güvenlik sana eşlik ediyor olacak.” dedim ve odadan çıktım. Barlas a dönüp güvenliğe haber verin demek üzere ağzımı açıyordum ki Barlas elini kaldırarak beni susturdu.
“Ben hallettim birazdan buradalar.” dedi ve göz kırptı. Eşyalarımızı alıp eve gitmek üzere üçümüz birlikte şirketten ayrıldık.
Günün yorgunluğunu üzerimden atmak için bir duş alıp odama kahve istedim. Kahve eşliğinde kitap okumaya karar verdim. Kahve fincanını okuma köşemde duran sehpaya bırakıp kütüphanemde kitap aramaya başladım. Aşk romanlarından uzak durayım, ama polisiye başlarsam bitirmeden uyuyamam derken odamın kapısı çaldı. Kendime ait bir salisemin bile olmadığını hissetmek beni delirtmeye yetmişti.
“Gel!” dedim. Kapı hafifçe aralandı. O küçük aralıktan Tekin kafasını uzattı. Kütüphanenin başında beni görünce ciyakladı.
“Sen daha hazır değil misin!” dedi. Kapıyı sonuna kadar açmıştı. Açık gri pantolonun üzerine giydiği siyah gömleğinin yakasından iki düğmesini açık bırakmıştı. Harika görünüyordu.
“Bu yakışıklılığı neye borçluyuz?” dedim.
“Ada bugün cuma!!” diye inledi. Cuma günleri rutin kulüp ziyareti günüydü. Mafya dünyasında bir elin olmadıkça şirketinin büyüme ihtimali yoktu. Biz de her büyük firma gibi zamanla güçlenmiş, güçlendikçe bir ayağımızı yeraltı dünyasına atmak zorunda kalmıştık. Ama bir çok çetenin aksine biz sadece kulüp işletiyor, işlettiğimiz kulüplerin içinde dönen bazı şeylere göz yumuyorduk. Uyuşturucu ticareti, kadın ticareti bize göre değildi. Ateş in kadınlara olan saygısı zaten tartışılmazdır. Uyuşturucu getirip toplumu ve çocukları zehirlemeye de kökten karşıdır. O yüzden bunların hiç birine bulaşmamıştık. Var olan kulüplerin finansal dosyalarını toplamaya gitmemiz gerekiyordu ve ben hala hazır değildim.
“Tamam tamam terket odamı 20 dakikaya aşağıdayım.” dedim ve Tekin’i odamdan kovaladım. Hızlıca dolaptan bir elbise ve bir topuklu ayakkabı seçerek hazırlanmaya başladım. Saten, ince askılı bordo bir elbise ve uyumlu kalın topuklu bir çift ayakkabı seçmiştim. Gece kulüplerde olay çıkması ihtimaline karşı yakın korumalarımız ve adamlarımız her zaman hazırda olurdu ama ilk anda kendimizi de korumak zorunda olduğumuzdan rahat olmayı önemsiyordum. Bacak kılıfını bacağıma takarak silahımı yerleştirdim. Narin bir elbisenin içinde kendini belli ediyordu ama görünmesinin önemi yoktu. Kim olduğumuzu zaten herkes biliyordu. Konum takipli bilekliğimi de her türlü belaya karşı bileğime taktım. Saçlarımı ortadan ayırarak ensemde topuz yaptım. Kıyafetime uyumlu bordo bir ruj ve hafif bir göz makyajından sonra kıyafetime uyan ince bir trençkot giyerek aşağı inmek üzere odamdan çıktım. Normalde her cuma Ateş de bizimle gelirdi. Ateş, Tekin, Barlas ve ben bu ziyaretleri vakit geçirme rutinimiz haline getirmiştik. Ancak bu defa Gül’ü getiremeyeceğinden ve o cadı her yere gelmek istediğinden bizimle gelmeyeceğini tahmin ediyordum. Daha ilk günlerden 10 yıldır harika bir ekip işi yürüten ailemizin içinde çatırdamalar başlamıştı bile. Böyle olmasına gerek olmamalı diye düşündüm. Çatırdamalar olmadan da ilerleyebilir, hayatlarımıza birini alabilirdik.
Merdivenlerden indiğimde Tekin, Barlas ve Buğra’nın hazır olduğunu fark ettim. Son kontrollerini yapıyorlardı. Tekin ve Barlas’ta silahını beline sokunca artık hazırdık. Ancak hala bekliyorduk.
“Eee hadi çıkmıyor muyuz ya?” dedim.
“Beni almadan mı gideceksiniz?” diye Ateş salondan çıktı. Siyah kısakollu gömleğinin altına giydiği siyah kotla enfes gözüküyordu. Aklımı Ateş’ten uzaklaştırmaya çalıştıkça o, benim ona en çok yakıştırdığım kıyafetleri giyerek çıkıyordu. Hemen arkasından Gül de salondan çıktığında düşüncelerim Ateş’ten uzaklaşmış, heyecandan çarpan kalbim artık öfkeden çarpmaya başlamıştı. Burada olduğunu hatırlattığı için Gül’e teşekkür edebilir haldeydim. Yoksa sabahki fiyaskoyu çoktan unutmuş olacaktım. Tekin gülümseyerek
“Sensiz olur mu ya? Hadi yapalım şu işi!” dedi ve bana göz kırptı. Gül hazır görünmüyordu. Ama yine de onunla uğraşamayacak kadar yorgundum. Ateş’e trençkotunu giydirip parmak ucuna kalkarak yanağına bir öpücük kondurdu.
“İyi çalışmalar sevgilim.” dedi. Sevgilim kelimesinin üstüne basması ve ağzında bu kadar iğreti durması midemi bulandırsa da tepki vermemeyi tercih ettim. Ateş, her zamanki gibi yanıma gelip, koluna girmem için kolunu uzattığında göz ucuyla Gül’ün suratını süzdüm. Ne kadar benden hoşlanmasa da bunu belli etmemeye çalışıyor olduğu anlaşılıyordu. Görmezden gelerek Ateş’in koluna girdim. Barlas her zamanki gibi patavatsızlıkla bir ıslık çaldı.
“Her zamanki gibi Ateş ediyorsunuz be!” dedi. Tekin ve Barlas iki yanımıza geçince Barlas’ın omzuna vurarak “Salak” dedim ve güldüm. Gül’ün sahte iyi dilekleri eşliğinde kapıdan çıktık ve kulübe gitmek üzere arabalara yöneldik. Ateş kapımı açınca şaşırdım.
“Bugün pek bir centilmeniz.” dedim. Belli belirsiz gülümsedi. Arka koltuğa oturduğumuzda düğmeye basıp aradaki ses geçirmez bölmeyi kapattı.
“Bugün pek bir cüretkarız!” dedi.
“Anlamadım?” dedim. Gerçekten anlamamıştım.
“Diyorum ki elbisenin kalan kısmı nerede? Sen..” dedi ve lafını kestim. Gözlerimi devirerek
“Evet ben bir CEO’yum. Şöyle giyinmem uygun ama böylesi uygun değil falan falan falan. Hayır Ateş, ben kendimi neyin içinde iyi ve rahat hissediyorsam o uygun!” dedim ve kestirip attım.
“Ada senin neyin var?” diye sordu. Endişeli ve şaşkın gözüküyordu.
“Kendimi buldum Ateş. Senin yörüngenden çıkmaya ve kendim olmaya karar verdim. Neredeyse 30 yaşındayım ve artık bazı şeyleri kendi içimden geldiği gibi yapma kararı aldım.” dedim. Sakindim. Artık üzerimde bir etkisi olmadığını düşünmeliydi. Ancak ilginç bir şekilde sarsılmış görünüyordu.
“Pekala.” dedi ve önüne döndü. Konuşmamız böylece son bulmuştu. Kulübe kadar ikimiz de hiç konuşmadık.