Bölüm 10

1041 Kelimeler
Kulübün kapısına geldiğimizde hala birbirimize karşı buz gibiydik. Aramızdaki gerilimi anlamak için alim olmaya gerek yoktu. Her iki taraftan da yakın korumalarımızın kapılarımızı açmasıyla arabadan indik. Ateş her zamanki gibi girmem için kolunu uzattı. Kulübün kapısından içeri doğruca VIP bölüme doğru gidip oturduk. Bize özel olan bu VIP alanın en sevdiğim yanı kulübün yüksek sesinden uzak olmasıydı. Kulüp müdüründen dosyaları ve bize servis yapması için bir garson istedikten sonra Barlas’ın sorgulayıcı bakışlarıyla karşılaştım. “Yine niye birbirinizi yediniz?” dedi. “Bir şey yok gayet iyiyiz.” diye tısladı Ateş. Böylece saçma bir diyalog başlamadan bitmiş oldu. Dosyalar geldikten sonra garson içeceklerimizi getirdi. Finansal raporlarda sorun gözükmüyordu. Ateş’e her şeyin tamam olduğuna dair işaret verdim. Dosyanın bir kopyasını şöförle araca gönderdikten sonra birer içki daha söyledi. “Biraz deşarj olmayalım mı bugün çok gerildik?” dedi. Anlaşılan sorunların üstesinden tek başına gelmek zorunda kaldığımız için pişmanlık hissediyordu. “Olur” dedim ve içkimi fondipleyerek bitirdim. Günün değerlendirmesini yaparken başımın dönmeye başladığını hissettim. Kontrolümü kaybediyordum ve bu elimde olmayan bir nedenden ötürüydü. Gözümün önünden görüntüler kayarken, son gücümü toparlayıp Ateş’e döndüm. “İçkide bir şey vardı.” dedim. ATEŞ “İçkide bir şey vardı.” dediğini zar zor duydum. Saçma bir hareket yapmaması için bir elimle Ada’yı tutarken gözüm masanın üzerine kaydı. Yanlışlıkla benim içkimi içmişti. Ada’nın başına her ne geldiyse benim başıma gelecek olması da sorunun ne olduğunun araştırılması için daha dikkatli olunması gerektiği anlamına geliyordu. Tekin’e baktım. “Hemen Ada’yı alıp arabaya geç. Barlas, hemen güvenlik kamerası kayıtlarını al ve bize içki hazırlayan barmen ve getiren garsonu da sorguya al. Buğra, eve doktor çağır.” dedim. Tekin ve Barlas hızla harekete geçtiler. Tekin’in Ada’ya iyi bakacağından emin olsam da içimdeki endişe bitmiyordu. Ama önce bu sorumsuzluğun hesabını işletme müdürüne sormazsam gece rahat uyuyamazdım. Üst kata çıkıp işletme müdürünün odasına hiç beklemeden daldım. İçeride bir kadınla yakınlaşmak üzereyken yakaladığımda ikisi de irkilmişti. Kadının yanında silahımı göstermeyecek kadar efendi bir adam olsam da bu adamı yok etmeden bana huzur yoktu. Kadına çıkmasını işaret ettim. Yüzüme boş boş bakınca bağırdım. “Çık dışarı!” dedim. Müdür korkmuş vaziyette karşımda duruyordu. Kekeleyerek konuşmaya başladı. “Ateş bey sorun mu var efendim?” dedi. Titriyordu ve titremesi de gerekiyordu. Bu olanlardan haberi varsa ölecekti. Yoksa kovulacaktı. “İçkimin içine ilaç karıştırmaya kim cüret etti.” dedim. Söylediklerime anlam veremediği her halinden belliydi. Ancak iyice korkutmadan emin olamazdım. Silahımı çekip alnına dayadığımda titremesi iyice artmıştı. “İçkimin içine kim ilaç karıştırdı!” diye yeniden kükredim. “Ben yem.. Yemin ederim ki bilmiyorum.” dedi. Koca adam korkudan ağlayacak hale gelmişti. “Burda karı kovalayacağına işinin başında ol it.” dedim ve kafasını silahın namlusuyla ittim. Kapıdaki korumalarıma “Bu iti dışarı atıp bu gece burayı kapatın. Yüzünü de iyi ezberleyin. Bir daha buraya girmeyecek!” diye emir verdikten sonra arabaya yöneldim. Sadece Tekin ve Ada’nın olduğu araba kalmıştı. Diğerleri çoktan söylediklerimi yaparak eve doğru yola çıkmışlardı bile. Ada’nın arka koltukta oturarak uyuduğunu gördüm. Uyurken o hırçınlığından eser kalmıyordu. Bütün masumiyeti ile savunmasızca yatıyordu. Bu kadar güçlü bir kadının, uyurken bu kadar sakin ve savunmasız olabilmesinin hayranlık uyandırıcı olduğunu bir kez daha düşündüm. Buğra şöför koltuğunda, Tekin de ön koltukta beni bekliyorlardı. Ada’yı rahatsız etmeden arabaya bindim. Tekin aynadan bana baktı. “Hallettin mi?” dedi. “Hallettim. Gözümüz yine de o itin üzerinde olsun.” dedim. Ada kıpırdandı. Bir şeylerden huzursuz olduğu belliydi. 18 inde onunla ilk tanıştığım zamanda böyleydi. Huzursuzlanınca hareket ederdi. Aklıma yazlıkta beraber uyuduğumuz son gece geldi. Saçlarının kokusu huzurun ta kendisi olan bu kadından uzak durmak zorunda olduğum aklıma gelince silkelendim. Baktıkça içimde bir şeylerin kıpırdandığını hissedince camdan dışarıyı izlemeye karar verdim. Ancak Ada’nın sesini duyunca bunu yapmama izin vermeyeceğini anladım. “Ateeeş” dedi. Sesi hiç duymadığım kadar masum geliyordu. Her zaman bana kükremeye cesaret edebilen bu kadının yalvarırcasına sesini duymamla içimdeki tüm ihtirasın da tetiklendiğini hissetsem de derin bir nefes alıp sakinleştim. “Efendim Ada.” dedim. “Bana sarıl.” dedi emreder bir tonda. Uyurken emretmeye çalışması fazlasıyla tatlı ve komikti. Hali beni güldürdü. “Gülme sarıl ama camı da kapat tamam mı?” dedi. Tekin bize doğru dönüp baktı. “Allah muhammed aşkına ne diyorsa yap. Arabaya gelene kadar çekmediğim dertle çile kalmadı.” dedi. “Tamam tamam.” dedim. Zaten yapacak olduğum için kabul etmekte hiç zorlanmamıştım. Tam camı kapatmaya uzandığım sırada Ada kafasını omzuma bıraktığında kalbimin yerinden çıkacak gibi çarptığını hissettim. Camın düğmesine basıp, Ada’nın başını omzumdan aldım ve göğsüme yerleştirdim. En sevdiğim parfümünü sıkmıştı. Kokusu beni geçmişe, ona bu parfümü ilk aldığım güne götürdü. Üniversitesinin ilk yıllarında, Monaco’da okurken doğum günü için özel uçağımı hazırlatıp yanına gitmiştim. Yolda bu parfümün ona çok yakışacağını düşünerek ona almıştım. Hediye ederken bu senin imza kokun olsun demiştim. Aynı yaz, ona evlenme teklifi etmeyi de planlamıştım. Ama çok küçüktü. Okuması ve kendi geleceğini inşa etmesi lazımdı. Ona hiç onu sevdiğimi bile söylememiştim. Geçen yaz evlenmeye karar verdiği zaman içimin nasıl acıdığını hatırladım. Çenemi sıktığımı fark edince bu düşüncelerden uzaklaşmaya karar verdim. Ada beni, benim onu sevdiğim gibi sevmiyordu. Sevse de, onun zaafım olduğunu bilenler onun üzerine oynardı. Bu ilişkinin hiç bir oluru olmadığı gün gibi ortadaydı. Ben de seçimimi yapmış, çocukluk arkadaşım olan Gül’le yeni bir yolda yürümeye karar vermiştim. Tüm bunları düşünürken Ada’nın ellerinden biri boynumu, boynumdan çenemi bulunca kalp atışlarıma söz geçiremediğimi anladım. “Ada n’apıyorsun?” dedim fısıltıyla. “Şşşşşş bi daha sana sarılıp uyuyamam sus.” dedi. İşaret parmağını dudaklarıma bastırarak beni susturmuştu. Bu onu daha çok istememe ve daha çok kafamın karışmasına neden oluyordu. Neyse ki evin bahçesine girmiştik. Ara bölme camını açtım. “Tekin Ada’yı al odasına çıkart. Doktor muhtemelen yukarıda bekliyordur.” dedim. Temiz hava alıp düşüncelerimden uzaklaşmaya ihtiyacım vardı. Kendimi arabadan atıp bahçede yürümeye başladım. Yürürken Ada ve Tekin’in arkasından baktım. Ada’nın güzelliğinin son kez gözlerimi kamaştırmasına izin verdim. Elbisesi ona çok yakışsa da bunu ona söyleyememiştim. Tam bunları düşündüğüm sırada Gül’ün sesiyle ve sarılmasıyla kendime geldim. “Aşkımmm erken dönmüşsünüz!” diye boynuma atıldı. “Evet birtanem erken döndük. Bize bir kahve yapsana içelim. Ama senin elinden içmek istiyorum.” dedim göz kırparak. İçinde bulunduğum anda Gül’ün sarılması en son isteyeceğim şey olduğu için onu kırmadan uzaklaştırmanın en iyi yolunun ondan bir şey istemek olduğunu düşünmüştüm. Kafamı toplamak için kahvemiz gelene kadar arka bahçedeki bahçe takımına doğru yürümeye devam ettim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE