Bölüm 11

1454 Kelimeler
ADA Başımda şiddetli bir ağrı ve mide bulantımla yataktan doğrulmaya çalışırken bir el beni durdurdu. “Dinlenmen gerekiyor Ada.” diyen doktorumdu. “Bana ne oldu böyle?” diye sordum. Sesim bile boğazımdan yükselmekte güçlük çekiyordu. “Sana bir çeşit uyuşturucu gibi bir şey vermişler Ada. Alkolle karışınca da neredeyse toksik etki yapıyormuş.” diye detaylı tıbbi bilgiler vermeye başlayınca elimi kaldırarak doktoru susturdum. “İnan bana kafam almıyor ve ne olduğu umrumda değil vazgeçtim. Bana sadece daha ne kadar yatacağımı söyle kafi.” dedim. “Sabaha yataktan çıkabilirsin. Antrenman da yapabilirsin. Toksinleri atmana yardımcı olur. Bir de bıraktığım şu enginar özü haplarını 1 ay kadar içersen karaciğerini sağlıklı tuttuğumuza emin olabiliriz.” dedi. “Tamam teşekkürler. Hadi git de yataktan çıkabileyim.” dedim gülerek. 10 yıldır bir fiil doktorluğumu yapan bu adama hepimiz canımızı borçluyduk. Hepimiz ona çok ama çok saygı duyuyorduk. O da benimle birlikte gülmeye başladı. “Zaten ona şüphem yok. O yüzden yalnız inmemen konusunda Ateş’i uyardım.” dedi göz kırparak. “Beni çok iyi tanıyorsun.” dedim kıkırdayarak. “Ateş’e değil de Tekin’e mi haber versen?” dedim. “Yoo Ateş dışarıda senin ayılmanı bekliyor.” dedi. Konu Ateş’le iletişimim olunca kimse araya girmek istemiyordu. “Pekala” dedim ve gülümsedim. Doktor odadan çıkıp kapıyı kapattı ve Ateş’le konuşmaya başladı. Ama kulak kesilip dinleyemeyecek kadar yorgun olduğum için umursamadım. Yatağın içinde zorla doğrulurken Ateş içeri girdi. “Ada! Nasıl hissediyorsun?” dedi. Paniklemiş görünüyordu. Onu böyle görmeye alışkın değildim. “İyiyim iyiyim. Nasıl imzaladın yengeden izin kağıtlarını ya?” dedim alaycı bir tavırla. Ben gülsem de ona hiç komik gelmemişti. Gözlerini üzerime dikmiş beni inceliyordu. “Sırtına bir yastık koyalım öyle belin tutulur. Yataktan da çıkmayacaksın.” dedi. “Yoo çıkacağım. Doktor destekle aşağı çıkabilirsin dedi. Sen git Tekin beni götürür.” dedim. Gül’ün yanında bana fazla yanaşmak istemediğini düşünerek beni aşağı indirmek istemediğinin farkında olduğum için sıklıkla yanımda olan Tekin’i ileri sürüyordum. “Tekin gelemez.” dedi dişlerini sıkarak. Cevap bile vermeden gözlerimi devirdim. Arkama yastığı koyarken, parfümünün kokusu burnuma dolunca kendimi garip hissettim. Tek bildiğim, kendimi kötü hissettikçe ona öfkelendiğimdi. “Tamam! Yeter bu kadar ben aşağı iniyorum!” diye ani bir çıkış yaptım. Ateş şaşkındı. “Tamam sakin ol. Sabahlığını vereyim de öyle inelim.” dedi. Her zamanki gibi kedili pijamalarımı üzerime giydirdikleri için yardımcılarımıza bir teşekkür borçluydum. Ateş kapının arkasından kalın sabahlığımı alırken ayaklarımı yataktan aşağı salladım. “Bekle şu terliklerini de giydirelim.” dedi. En sevdiğim peluş oyuncağa benzeyen terliklerimi giymeme yardım ederken bile çok yakışıklı görünüyor olması içimi eritiyordu. Üniversitedeki arkadaşlarımı hatırladım. Burada olsalar kesin bu yakışıklıyı nasıl kaptırdın diye benimle dalga geçerlerdi. Düşüncelerim kendi kendime kıkırdamama sebep oldu. Ateş kafasını kaldırıp bana baktı. “Hala kafan güzelse hiç aşağı inmeyelim samimi söylüyorum dinlenmen lazım.” dedi. Endişeli görünüyordu. “Yok ya aklıma üniversite arkadaşlarım geldi.” dedim. Bir anlık hüzünlenmiştim. “Bak sana ne diyeceğim. Şu saçma olayları atlatınca seni Monaco’ya götüreyim mi?” dedi. Bir an heyecanlansam da aklıma Gül gelince bütün hevesim kırılmıştı. “Aslında iyi olurdu. Ama sana dürüst olacağım. Gül’le tatile çıkmak falan istemiyorum.” dedim. Artık hayatımızın eskisi gibi olamayacağını, hayatına giren kadının bizim iletişim şekillerimize uygun olmadığını, bunu kaldıramayacağını düşündüğümü bilmesi ve anlaması gerekiyordu. Terliklerimi giydirip ayağa kalktı ve elini uzattı. “Anlıyorum. Pekala. Haydi aşağı inelim. Bok var çünkü.” dedi. Sinirliydi ama bunu gülerek kapatıyordu. Ve ben artık eskisi gibi Ateş’in duygularını okuyamıyordum. Aşağı indiğimizde iki kişilik dev kadrolu merak ordusu beni bekliyordu. “Sakın saçma hareketler yapmayın. Domuz gibiyim. Sizi evlendirip görümce olmadan ölmeye de niyetim yok.” dedim gülerek. Ancak ikisi de hiçbir şey demeden sadece sarıldıklarında rahatladım. “Evet prensesim söyle bakalım. Sana hangi oyunda yenilelim?” dedi Barlas. “Oyun oynayacak mecalim yok. Canım meyve istiyor ya hadi bir şeyler yiyelim.” dedim. “Hemen hallettiriyorum!” diye neşeyle yerinden fırladı. İştahımın iki gündür ilk defa açık olması onları da mutlu etmişti. Bir an için eskisi gibi fantastik dörtlü olarak takılacağımıza mutlu olmuş olsam da bu mutluluğum çok uzun sürmedi. Daha Barlas mutfaktan gelemeden merdivenin başından Gül’ün ciyaklamasını duydum. “Ayyyyy! Ada nasıl üzüldüm iyi misin canım?” diye bağırarak merdivenleri iniyordu. “Yavaş kız yavaş yuvarlanırsın o merdivenler sakat.” diye geri bağırdım. Ses tonundaki sahtelik beni öldürüyordu. Ancak Ateş’in hatırı için Gül’le sürtüşmeme kararı almıştım. En azından bugün olanlardan sonra ne olursa olsun Ateş’in bizden, ailemizden vazgeçmeyeceğine emin olmuştum. Bununla yetinmeyi öğrenmek zorundaydım. Yumuşak tavrıma rağmen Ateş huzursuz görünüyordu. Yine de sadece gözlemlemekle yetindi. “Ada. Seninle çok iyi olmayan bir başlangıç yaptık. Yeniden başlayalım mı?” dedi. “Tabii.” dedim bıkkın bir ses tonuyla. Bunun yorgunluktan olmadığının herkes farkındaydı. Meyve tabakları gelince ben bir yandan armut kemirirken diğer yandan da Gül’ün sahte samimiyetini dinlemek zorunda kalmıştım. “Yani şöyle, ben Ateş için bu kadar değerli olduğunu bilmeden sana çok çıkıştım.” dedi. “Sorun yok, olur öyle şeyler.” dedim. Ağzım dolu homur homur konuşmam Ateş’i güldürmüştü. Tekin ve Barlas ta gülüyordu. Bulaşıcı bir biçimde ben de gülmeye başladım. Benim bu halim onlara ilk kurşun yediğim çatışmadan sonraki halimi hatırlattığı için krize girmiştik. Ancak Gül hiç bir şey anlamadan öylece oturuyordu. Lanet olası bir empati duygusuyla ona üzüldüm. Kendimi sakinleştirerek ona da anlatmaya karar verdim. “Bak şimdi biz benim ağzım dolu konuşmama gülüyoruz çünkü.” dedim ve kahkahalara boğuldum. Beni Tekin tamamladı. “Gülüyoruz çünkü aklımıza bir olay geldi ondan.” dedi. Ve o da gülme krizine girdi. Bu olayı en komik Barlas anlatacağı için hepimiz kahkahalarımız arasında Barlas’ı işaret ettik. “Şimdi bak Ada huysuzlanınca homur homur konuşur. Ağzında birşey varmış gibi olur. Aklımıza Ada’nın ilk o halini öğrendiğimiz zamanki olay geldi.” dedi. “Nasıl yani?” dedi Gül. Afallamış gözüküyordu. Sakinleşmeyi başarabildikten sonra lafa girdim. “Benimle ben 18 ken tanıştılar biliyorsun. Ehliyeti alır almaz Ateş’ten bir şey istemeyeceğim ya, tutturdum bana bağladığın maaşla ben araba alıcam diye. Gittim bir tane araba aldım.” “Aldı ama araba nasıl dökülüyor.” dedi Ateş. Her zamanki gibi bu olayı iki ağızdan anlatacağımızı anlamıştım. “Ateş’e de kızmışım o gün, evden kaçmaya kalkıyorum. Bilmiyorum ki arabada GPS ve kamera var. Yerleştirmişler. Neyse Bodrum dayız o zaman. Çıktım Bodrum’dan güya İzmir’e kaçacağım. Tam böyle gidiyorum. Arabadan tak diye bir ses geldi. Araba contadan yağ sızdırıyordu ben baktırmadım ya kayış kopmuş. Neyse indim arabadan, bakma böyle çok bildiğime, tam o anda kadın şöför oldum mu? Anahtar üzerinde kapı kendini kilitlemez normalde ama benim salak arabam kilitliyor. Kapı kilitlendi mi? Benim telefon içerde, anahtar içerde, araba çalışıyor. Ben otoban karteline çıkmadan yolda kalmış mıyım?” “Biz de buradan sinyal takip ediyoruz ne yapacak diye. Sinyal durunca kameraları izlemeye başladık Ada içeride yok.” “Ama dışarda kendi kendime konuşuyorum ben. Ya diyorum aklıma sıçayım nasıl anahtarı unuttum camlar da kapalı falan. Neyse baktım sol arka cam hafif aralık. Bastırıyorum bastırıyorum cam yerinden çıkıp düşmüyor. Ağladım ağlayacak haldeyim ama. Sonra bir baktım kenarda bir taş. Dedim şu camı kırayım da yardım çağırayım.” “Bak ama kuyruk hala dik hanımefendide beni hala aramıyor. Tekin ve Barlas yıkılıyor gülmekten bu arada.” “E yıkılırlar tabii çünkü hesap yapıyorum ben. İşte şurdan kırsam şöför tarafına sıçrar sağ arkayı kırayım en iyisi modunda. Aldım taşı cama bir fırlattım. Taş kırıldı cam kırılmadı. Ben başladım ağlamaya. Ama nasıl ağlıyorum iki gözüm iki çeşme. Makyajım artık akmış iyice ağlamaktan. Bir yandan ağlıyorum bir yandan da arabaya tekme atıyorum. Diyorum ki amına kodumun arabası her yerin bozuk camın mı sağlam. Nasıl küfürler ediyorum ama.” “Tabii bu arada biz herşeyi duyuyoruz bir yandan da Ada’nın yanına gidiyoruz varmak üzereyiz.” “Tam da o arada karayolları geldi mi yanıma. Birden ağlamam kesildi ama kafada ne senaryolar. Beni bulamayacaklar, kurda kuşa yem olucam falan yıkılıyorum yani. Neyse adamlara diyorum ki abi sizi Allah mı gönderdi. Adamlar bana en gevşek şekilde diyo ki yooo aradılar geldik. Benim sinirler iyice bozuldu tabii. Neyse o arada arabayı açtılar arka camdaki boşluktan.” “Tam o arada da biz yetiştik yanına. Çekici çağırıp arabayı çektirdik. Sonra da Ada’ya yeni bir kırmızı araba aldık. Ama biz yanına gittik ya diyor ki bon sondon koçoyorom soz bono boloyorsonoz. Ağlıyor bir de bir yandan. Aynı az önceki ses tonu.” diyerek Ateş anlatımı sonlandırmıştı. Gül hiçbir tepki vermeden kalkıp yukarı çıktı. Hepimiz birbirimize bakarak kaldık. Olay komikti. Gül’ün neye bozulduğunu anlamamıştık. Ateş, izin isteyerek kalkıp arkasından yukarı gidince kendimi suçlu hissettim. “Ben sadece olayların dışında kalmasın istedim.” dedim. Üzgün hissediyordum. Tekin yanıma gelip bana sarıldı. “Biliyoruz güzelim senin bir suçun yok.” dedi. Böyle söylemesi içimi rahatlatsa da aile saadetimizin uzun sürmemesi canımı sıkmıştı. Bizim yıllar sonra bile hala güldüğümüz bu anıya verdiği tepkiden sonra kendi kendime Gül’den uzak durma ve mümkün mertebe temas kurmama kararı aldım. Böylece ortalık daha fazla gerilmeden hayatımızı sürdürmeye devam edebilirdim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE