Sıcak bir duş alıp uyumak istesem de, dosyaları incelemek zorunda olduğumu biliyordum. Mutfaktan bir kahve isteyip salonda, yemek masasında ya da bahçede bir yerde çalışmayı hedefleyerek kendimi sıcak suyun altına bıraktım. Yavaş yavaş banyo yapmak adetim değildi. Ancak Tekin’in öfkesinin nedenini merak etmek istemediğim için oyalanmayı tercih ediyordum. Tekin, kolay kolay bağırmayan bir adam olarak bağırdıysa, ortada ciddi bir sorun var demekti. Ve bu defa ben Ateş’in arkasını toplamamaya kararlıydım.
Duştan çıkıp, bir tayt ve Ateş’ten çaldığım tişörtlerden birini giyerek aşağı indim. Misafir gelmemesini umuyordum. Ani gelen misafirler beni her zaman geriyordu. Normalde Ateş her zaman sabahtan haber verirdi. Ama son iki gündür tam bir gevşek gibi davrandığı için diken üstü haldeydim. Şoförün bıraktığı dosyaları seçip incelemeye başladım. Burcunun eklediği raporları da göz önünde bulundurunca çok ciddi bir problem görmüyordum. Ancak personel maaşlarının bazılarını düşük görüyordum. İnsan kaynaklarında hoşuma gitmeyen bir tablo vardı. Normalde anında nedenini tespit ederdim. Ama birbirinden bağımsız sorunlu mali tablolar olunca biraz daha detaylı araştırmaya ihtiyacım oluyordu ki bunun için Ateş’in tecrübelerine veya tekin ve Barlas’ın gözlemlerine ihtiyacım şüphesiz vardı.
Ateş eve geldiğinde bunu Ateş’e soracaktım. Ancak bu defa geç kalmıştı. Sorunlu kısımların tamamını işaretleyerek bir özet rapor oluşturmaya koyuldum. Yaklaşık 1 saat kadar raporlamamı yaptıktan sonra yazıcıya çıktıları gönderdim. Bir çocuk gibi şımarık hissettiğimden Buğra’ya sataşmak istiyordum. Ateşe düşmüş gibi Buğraaa diye çığlık atmaya başladım. Buğra’nın silahını çekip koşarak gelmesi beni güldürdü. Kahkaha atmaktan gözümden yaş gelmişti. Bahçeden içeri giren Barlas yaptığım şeyi anlayınca gülmeye başladı.
“Ulan Buğra, cidden bir şey olsa senden önce biz koşmaz mıyız?” dedi kahkaha atarak. Buğra bozulmuştu. Ama yine de belli etmiyordu. Gözümden akan yaşları silip elimle koltuğun üzerine vurdum.
“Gel. Otur şuraya da az nefeslen. Sonra yazıcıya yolladığım çıktıları getirirsin.” dedim gülerek. Barlas hala ayı gibi gülüyordu. Buğra üstünü başını toparlayıp, silahını beline yerleştirdikten sonra ayağa kalkıp çıktılarımı getirmeye gitti. Giderken arkasından
“Senin gibi titiz bir korumam olduğu için şanslıyım.” diye bağırdığımda gururlanarak omuzlarını dikleştirdiğini gördüm. Herkesin iyi cümleler duymaya ihtiyacı olduğuna bir kere daha emin oldum. Tüm evraklarım 5 dakika içinde gelmişti. Barlas karşı koltukta otururken Tekin’i sormaya cesaret edemediğim için ağzımı dahi açmadan rapor dosyamı hazır etmeye başladım. Son kağıdı da dosyaya yerleştirdiğimde Tekin merdivenlerin başından adeta kükreyerek bana seslendi.
“Ne var Tekin ne bağırıyon ya!” dedim merdivenlerin altına gelince. Yumruk yaptığı ellerini o kadar sıkıyordu ki eklemleri bembeyazdı. Telefonu neredeyse elinde ezilecekti.
“Misafir geliyormuş.” dedi dişlerinin arasından. Gözlerimi devirdim.
“Tamam tamam anlaşıldı bana evde huzur yok.” diyip ayaklarımı yere vurarak yanına doğru merdivenleri çıkmaya başladım. Yanına vardığımda Tekin’e sıkıca sarıldım.
“Tekin, seni çok seviyorum. Harika bir dostsun.” dediğimde kaslarının biraz olsun gevşediğini hissettim. Neredeyse ağlamaklı bir ses tonuyla bana cevap verdi.
“Ben de seni çok seviyorum ufaklık.” dedi. Sarılmama karşılık verip saçlarımı karıştırdı. Bundan nefret ettiğimi bildiği için sık sık yapardı.
“Ya!” diye ciyaklayıp geri çekildim. Gözlerindeki hüznü okuyabiliyordum.
“Neyin olduğunu söylemezsen kendimi keserim!” dedim.
“Ada, şuan bir şey söyleyemem. Sadece özür dilerim ufaklık.” dedi. Ve aniden arkasını dönüp odasına girdi. Kesinlikle çok üzüleceğimi düşündüğü bir şey biliyordu ve bunu Ateş yüzünden bana söyleyemiyordu. Yine de üzerine gitmemeyi tercih ederek odama girdim. Gelecek misafirin ne türden ve neden geldiğini bilmediğim için çok abartmamayı tercih etmiştim. Bu saatte gelen misafir zaten hemen gitmeliydi. Yine de kalçamı en güzel saran kotumu giydim. Üzerine beyaz bir tişört çekerek kotumun içine koydum. Saçlarımı at kuyruğu yapıp ayağıma beyaz spor ayakkabılarımı da geçirdiğimde hazırdım. Biraz maskara ve biraz allık beni her zaman kurtarırdı.
Kapının çaldığını duyduğumda aşağı inmek üzere hazırdım. Çıkıp Tekin’i alarak aşağı inmeyi düşünmüştüm. Böylece onu kontrol altında tutabilirdim. Tekin’in gazabıyla kimsenin karşılaşmasını istemiyordum. Tam kapısını çalmak üzere elimi kaldırdım ki kapısını açtı. Elini ensesine götürüp ensesini kaşıdı.
“Bakıyorum da ikimiz de insanlardan nefret ediyorum kombini yapmışız.” dedi gülerek.
“Harbiden ha aynı giyinmişiz. O zaman hadi gidip nefretimizi gösterelim. Ama gazabını misafir sonrası atışlarına sakla kral.” dedim mahalle abisi tavrımı takınarak. Beraber şakalaşarak merdivenleri inmeye başladık. Her zamanki gibi birbirimize el kol şakaları yapıyorduk. Tam Tekin i yakalayıp ensesine vuracaktım ki kapıda Ateş’in elini tutarak duran kadını görünce ayaklarım bataklığa saplanmış gibi olduğum yere çakılı kaldım. Elim havada öylece duruyordum. 10 yıldır aşık olduğum ve bunu kendime yeni itiraf ettiğim, her şartta sadık kaldığım, yanında hiç bir kadın görmediğim adamın yanında bir kadın vardı. Hem de evine kadar gelmişti. Evet zaman zaman takıldığı, görüştüğü birileri illa ki oluyordu. Ama kimse evine, evimize kadar girememişti.
Elimi sakince aşağı indirip, açık kalan ağzımı kapattım. Üstümü düzeltip iki basamak altımda duran Tekin’e baktım. Yüzüme bakmıyordu. Ama kıpırdamıyordu da. Öylece durmuştu. Ensesinden vuran kızarıklıktan sinirlendiğini beş yüz metreden anlamak mümkündü. Boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissediyordum. Gözlerim dolmak istiyordu ancak buna izin vermeyecektim. Ben, Ada Yakar, poker yüzümü takınmak için senelerce eğitilmiştim. Kendimi toparlayıp derin bir nefes aldım ve yavaş yavaş basamakları inmeye başladım. Aralarında ne konuştuklarını son ana kadar duymadım. Tekin yokmuşçasına yanından geçerken kadının kıkırdayarak
“Evde neşeniz bolmuş hayatım.” dedi. 155 ten daha uzun olmayan, kaşları dümdüz olan minyon yapılı, boyalı kahverengi saçlarını ensesinde toplamış bu kadının ağzını geverek konuşması ve sesi kulaklarıma batıyordu. Ateş’in yanında gelmese ağzına bir tane çarpacağım türden bir kızdı. Hokka gibi bir burnu vardı. Burnunun ucu havaya doğru kalkıktı. İlk bakışta estetikli olduğunu düşünebilirdiniz, ancak değildi. Yüzünde belli belirsiz güneş lekeleri vardı. İnanılmaz zayıftı. Dik tuttuğum omuzlarımla kendisine yukarıdan bakmayı tercih ettim. Boy avantajımı kullanmayı sonuna kadar hak ettiğime inanıyordum. Vücut dilimle bu savaştan galip gelmeyi planlıyordum.
“Hoşgeldiniz.” dedim Ateş e ve kadına sırayla bakarak. “Ben Ada.”
“Hoş buldum. Ben Gül.” dedi. Elini tokalaşmak için uzatmasını özellikle bekledim ve beklediğim oldu. Elimi yukarıdan uzatmak istiyordum. Böylece senden üstünüm mesajını verecektim. Nitekim, başarılı da olmuştum. Kız benden çoktan rahatsız olmuştu. Ateş’e dönerek
“Evde bir kızın da yaşadığını bilmiyordum.” dedi. İki kaşı da havaya kalkınca net biçimde benden rahatsız olduğuna emin olmuştum. Böylece Ada 1 , Gül 0 olarak oyuna başlamıştık.
“Elli kere söyledim ya canım Ada diye.”
“Ben sizinle yaşadığını bilmiyordum. Ziyanı yok.” dedi en sahte gülümsemesiyle. Kadının tavrı Tekin’i kızdırmıştı. Ancak bunu belli etmemeye gayret ediyordu. Tekin in öfkesini görmesemde hissedebiliyordum. Barlas’ın da yüzü asılmıştı. Konuyu dağıtmazsam gerilim herkesi saracaktı.
“Aaa şey Ateş, benim gözüme takılan bir şey var ama misafirin var sonra bakarız.” dedim aniden. Ateş’in de odağını dağıtmayı başarmıştım.
“Yok şuan bakalım. Bugünkü ani denetimine başta kızacak gibi olsam da sonradan hak verdim. Sana bir özür borçluyum. Gül sağolsun farklı bir bakış açısı getirdi.” dediğinde iyiden iyiye gerilmiştim. Gül’e en sahte gülücüğümü atarak Ateş’i alıp salona götürdüm. Ateş’i bunun için tabii ki fırçalayacaktım. Ama bu gece yaparsam evde savaş çıkabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak bunu sonra yapmaya karar verdim. Ayrıca daha yaşanacak ciddi bir depresyonum vardı. İntikam, depresyondan sonraki iş olarak kalmalıydı. Sözde yemek masası olan ama genelde iş yaptığımız yuvarlak tasarlanmış masanın etrafına hepimiz dizildik. Gül, Ateş’in dikkatini çekmeye çalışıyor, sık sık bana ben buradayım ve varım imajı vermek için Ateş’e dokunuyordu. Ancak bunu umursamadan raporun detaylarını anlatmaya başlamıştım bile. Son cümlemi söylediğimde Tekin ve Barlas yüzüme boş boş bakıyorlardı.
“Ne bakıyosunuz lan ciddi bir şey anlatıyorum şurada!” diye tısladım.
“Ada biz personel maaşlarını hiç asgariden vermedik. Bizim şirkette asgari diye bir kavram yok. Olamaz da.” dedi Ateş.
“Bu a..” diyip cümlemi aniden yarıda kestim. Küfrü yapıştıracaktım ki aklıma evde bir yabancı olduğu geldi.
“Yani bu asgari ücret konusunu daha sonra konuşalım. Şirket sırları sonuçta.” diyerek cümlemi toparladım. Ateş yüzüme boş boş bakıyordu.
“Kusura bakma Ateş, ama öz evladım olsa yine şirket sırlarını yanında tartışmam.” dedim.
“Gül her şeye hakim Ada, hayatımızın tam ortasında yer alacak. Gül de biliyor, ben Gül’le ciddi düşünüyorum.” dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm. Aynı beyninden vurulmuşluk Tekin ve Barlas’ı da esir almıştı. Yine tüm olayın yükü mantıklarının sesi olan bana kalmıştı.
“Allright, günah benden gitti. Özetle arkadaşlar İK kısmında bir problem görüyorum. Ama bunu anlamlandırmak için gözleme ihtiyacım var. İK müdürü suçlu olmayabilir sonuçta. Maaşları belirleyen bir birim muhakkak vardır.” dedim. Kimsenin cevap vermemesiyle gerildim.
“Abi siz şaka mısınız!” diye ciyaklamaktan kendimi alamadım. “Bunun nasıl bir denetim mekanizması olmaz!!”
“Bugüne kadar hep İK müdürü yaptı Ada. Beni fırçalamayı kes istersen.” dedi. Gül konuların çok dışında kalmış durumdaydı. Gerildiğini hissedebiliyordum.
“Ateş ben fırçalamıyorum.” dedim en yumuşak ses tonumla. O da biliyordu ki ben fırçalarsam kötü olurdu.
“Tamam” dedi Barlas. “Sabah biz İK müdürünü alırız. Sen de muhasebenin maillerini kontrol edersin. Yapacak çok işimiz var. Haydi dinlenelim.”
Herkes birbirine bakıyordu. Bense inanılmaz gerilmiştim.
“Bunun nasıl bir prestij kaybı olacağının farkında mısınız? Borsadaki hisse değerlerimizin bile düşebileceğini biliyor musunuz? Şuan asgari ücretten çalışan herkesin kaç aydır bu şekilde olduğunu tespit edip farkı ödemenin şirket bütçesine etkisini hesaplayabiliyor musunuz?” diye sorunları sıralamaya başladım. Ateş iyice gerilmişti.
“Gecenin bu saatinde ne yapabilirim Ada, fırça atmayı bırakır mısın artık?” dedi yine en sakin ses tonuyla. Fırça atma fiilini ikinci kere kullanması beni çileden çıkartan hareket olmuştu.
“Ben fırça atıyorum öyle mi?” diye bağırmaya başladım. “Tüm itibarımızı geri kazanmak için asgariden çalışan yüzlerce çalışanın her birini tespit edip, bunca zamanın farkını ödemek zorundayız. Bunun şirket bütçesine etkisini hesap edebiliyor musunuz? Peki şirket yönetiminin ve hissedarların bunu karşılamak istemeyeceği için bunun ailecek cebimizden çıkacağının farkında mısınız? Bunun neredeyse bir servet ediyor olduğunu biliyor musunuz? Ama pardon Ateş Bey, Ada bir çıkar yol bulur değil mi!” diye en yüksek tonda bağırarak konuşmamı sonlandırdım. Dosyayı elime alıp Ateş’in önüne doğru geri fırlattım.
“Bu dosyayı da al çerçeveletip asarsın!” dedim ve bütün öfkemle odama çıktım. Taytımı ve bol bir tişört giyip kulaküstü kulaklıklarımı taktım. Poligona doğru ilerlemeye başladım. Ayaklarımı yere vurarak yürüyor olduğumun farkındaydım ve bunu engellemiyordum. Ada yapar, Ada çözer, Ada halleder, Ada gider, Ada vurur, Ada kırar, Ada sıkar. Ada, Ada, Ada! Hep Ada! Orta katın koridorunda aniden birinin beni kolumdan yakalamasıyla refleks verip, yumruk atacaktım ki yumruğumu da havada yakalamıştı. Kendime geldiğimde karşımdakinin Tekin olduğunu fark edip gevşedim.
“Olum sen de amma güçlüymüşsün ha!” dedi gülümseyerek. Tekin’i görmek öfkemi yatıştırmaya yetmişti. Yetmişti, ama lanet olası akşamın başından beridir düğümlenen boğazımın çözülmesi ve dolan gözlerimin akmasına engel olmamıştı. Gözümden yaşlar süzülürken kafamı kaldırıp Tekin’e baktım. Sorumun cevabının evet olmasından korkarak sordum.
“Biliyor muydun Tekin? Bana söyleyemediğin içinde tutmak istemediğin şey bu muydu?” dedim. Sıktığım dudaklarıma dişlerim neredeyse batıyordu. Tekin başını öne eğdi.
“Özür dilerim Ada, benden değil ondan duymanı istedim. Ama bunu yapacağını ben de bilmiyordum.” dedi. Ağlamaya başladığımda beni hızlıca göğsüne çekti.
“Ada yapma be gülüm valla gidip kafasına sıkasım geliyor.” dedi ve titrek bir nefes verdi. Kendimi iyice salmış ağlamaya başlamıştım. Tekin’le yıllar önce yaptığımız sessiz anlaşma son bulmuştu.
“Ben.” dedim. Hıçkırmaktan konuşamıyordum.
“Şşşş tamam güzelim kendini zorlama.” dedi. Dizlerimin bağının çözüldüğünü hissediyordum. Tekin de aynısını hissetmiş olacak ki beni kucaklayıp götürmeye başladı Ateş’in odası çatı katında olduğu için ağlamaktan ve kendimi salmaktan çekinmemiştim. Zaten muhtemelen Gül’de onun odasındaki yerini almıştı bile. Yatağıma yatırıldığımı hissetsem de tepki veremeyecek kadar kötüydüm. Gözyaşlarımın arasında Tekin’in yatağımın baş ucuna doğru yere oturduğunu gördüm. Tek yapabildiğim Tekin’in elini tutup ağlamak oldu. Gözyaşlarımın arasında olduğum yerde uyuyakalmıştım.