8. GÖNÜLÇELEN

1692 Kelimeler
"Dilruba senin hakkında öyle birşey düşünürmüyüm hiç! Hem ben buraya gelmeden önce ayarlamıştım sana işi!” "Artık olmaz" "İşe ihtiyacın var!" "Bulurum başka" "Bir Seyit daha mı takılsın peşine?" "Bakarım başımın çaresine" "Dilruba..." "Beni evime götür!" diye bağırdı var gücüyle. “Dilruba yanlış anlıyorsun!” “Arhan ağam olmaz! İstemiyorum” "Tamam Dilruba tamam!" dedim. Şimdilik belki de duygusal düşündüğünden istemiyordu, yarın tekrar uğrayıp ikna ederim diye düşündüm ve daha fazla diretmeden evine götürdüm. Evinin olduğu sokağın başına geldiğimizde durmamı istedi. Hızlıca bir teşekkür ettikten sonra apar topar indi arabadan ve hızlıca yürümeye başladı. Yolun sonunda ev sahibim dediği kadın vardı, yanında da birkaç kadınla sohbet ediyorlardı. Dilruba’yı farkedince hepsi ona döndü. Ev sahibi suratını ekşitip elini beline koydu. Dilruba başını eğip yanlarından geçerken kadın birşeyler söyledi. Her ne dediyse Dilruba’yı durdurdu. Zaten bana sinirli olan Dilruba kadınla tartışır gibi konuşmaya başladı. Kadın gittikçe daha çok çirkinleşiyor gibiydi. Dilruba’nın üzerine yürüyecek gibi olunca atladım bende arabadan. "Ben sana demedim mi edebinle otur diye! Gelen gidenin ardı kesilmiyor!" diye bağırdı kadın ve beni işaret etti. Gelen giden dediği Seyit’ti heralde. Dilruba sinirle kendi dilinde birşeyler söylemeye başlayıp kadına doğru bir adım atmıştı ki araya girip sarıldım belinden ve geriye çektim. "Bak yine birini takıp getirmiş peşine" "Arhan bırak!" dedi elimin altında çırpındı Dilruba. Öyle de güçlü debelendi ki bıraksam ev sahibini altına alırdı. "Kapının önünde malların, al git hemen buradan!" Dilruba dönüp kapıya bırakılmış kolilere baktı. "Evime mi girdin sen?" "Nereden senin evin oluyormuş o!" "Para verdim!" "Hadi kızım hadi polisi çağırmadan çık git!" "Ben çağırırım polis! Kaçak! Kaçak! Ev kaçak!” diye bağırdı. "Dilruba tamam yeter, bırak" dedim ve belinden tutup kaldırdım. “Sen sanki kaçak değilsin! Arsız! Benim memleketimde bana dikleniyor…” Dilruba ellerimin arasında çırpınırken ben arabaya kadar götürdüm. Arabaya binene kadar omuzumun üzerinden bağırmaya devam etti. "Arhan bırak!" "Bırakacağım birazdan" "Bırak dayak yapayım hemen!" Arabaya zorla bindirip kapattım kapıyı üstüne ve kilitledim. Evinin önüne dönüp eşyalarını aldım ev sahibin iğneleyici bakışları altında. Üç-beş parça eşyayı bagaja atıp arabaya bindim. Biner binmezde hemen gaza bastım. Kollarını bağlamış sinirle bana bakıyordu Dilruba. "Dayak mı yapacaktın?" dedim gülerek. "Yapacaktım tabi! Kadın bana kötü şeyler dedi" "Uğraşılmaz böylesiyle Dilruba" "Ben uğraşırdım Arhan ağa" Yine ağa takısı eklendi adımın yanına! "Ne yapacak ben şimdi!" dedi üzgünce ve başını eğdi. "Sancar konağındaki işine başlayacaksın" "Olmaz" "Neden olmasın Dilruba. Hem iş hem ev, aynı babaannemdeki gibi" "Ama sen varsın" "Ne fark eder" "Ama biz... Bilsem olmazdı ki, hep öyle beraber...olmaz ki” dedi huzursuzca ama başka seçeneğinin olmadığının o da farkındaydı. Konağın biraz gerisinde durdum. "Şimdi unutalım olanları. Konaktayken sen benim için diğer çalışanlarla bir ol, bende senin için diğer Sancarlarla bir. Olur mu?" Pek içine sinmese de, "Tamam" dedi dudağını aşağı sarkıtıp. Ben şimdi gireceğim konağa. Ekrem yanına gelecek, yarım saate de getirir seni içeri. "Tamam" Ekrem’e bir mesaj attım, birkaç dakika içinde bize doğru koşturduğunu gördüm. "Geliyor" dedim. Başını kaldırıp baktı camdan dışarı. "Teşekkür ederim Arhan ağam" dedi ve kapıyı açıp indi. Ekrem bağajdakileri indirirken aynadan izledim Dilrubayı. Açık camdan, "Menekşemi vermemiş" diye söylendiğini duydum en son. ••• Bagajı kapadıktan sonra gaza basıp girdim konağa. Herkes salonda oturuyordu, selam verip Asya'nın yanına geçtim hemen. "Nerede kaldın Arhan!" dedi kulağıma eğilip. "Biraz işim çıktı da" "Biraz mı! Akşam oldu akşam!" Baver dönüp bakınca sessizleşti tekrar. "Kız nerede?" "Birazdan gelecek Ekremle. Bir sorun yok değil mi?" dedim ama gülerek baktı bana. Yarım saat kadar sonra Ekrem mesaj attığında Asya, "Hadi beni odama götür Arhan" dedi ve kollarını kaldırdı yardım etmem için. Kolunun altına girdiğimde, "Kucağına al Arhan" "Kucağıma mı?" "Evet, kucak" dedi gülerek. Her fırsatı değerlendirmeyi çok iyi biliyordu küçük şımarık kardeşim! Yavaşça kucağıma alıp salondan çıktım. Avluya geldiğimizde giriş kapısında dikilen Ekrem ve Dilrubayı gördük. Asya Dilruba’yı baştan aşağı süzdü. "Gerçekten mi Arhan? Bu kız mı gariban?" "Yardıma ihtiyacı vardı..." "Gördüğüm en güzel ve etkileyici gariban!" Benimde gördüğüm en güzel kadın! "Beni odaya bırak sonra Dilrubayı gönder odama" "Emriniz olur Asya hanım!" Odasına bıraktıktan sonra dediğini yaptım ve Asya sayesinde Dilruba Sancar konağına adımını atmış oldu. ••• DİLRUBA ••• Daha iki hafta önce sıfırdan başlamıştım. Şimdi yine sil baştan başlıyordum. Yeni konak, yeni işverenler... Arhan... Ve kardeşi Asya! Odasına girdiğimde baştan aşağı uzun uzun süzdü beni. Önceki işlerimi sordu ama verdiğim cevapları pek umursamadı sanki. Yaşımı, memleketimi, akrabalarımı sordu birkaç kez de. Şüpheyle gözlerini kısmış bakıyordu bana. Az daha bastırsa sanki Arhan’la aramdakileri anlatacaktım ona. Öyle etkili bakışları vardı. Soruları bittikten sonra, “Ayak bileğimdeki kırık beni epey zorluyor. Eğilemiyorum, rahat yürüyemiyorum, oturup kalkmak bile zor geliyor. Sen her saniye yanımda olacaksın. Tek işin ben olacağım Dilruba. Sabah gözünü açar açmaz geleceksin yanıma, akşam da ben gözümü kapat kapamaz gideceksin. Şimdilik ayağımdaki alçıdan kurtulana kadar buradasın. Çalışmana bakarım, memnun kalırsam devam edersin. Söz vermiyorum, duruma göre bakarız! Her dediğimi doğruca yerine getir, bana yalan söyleme ve sadık kal yeter. Unutma burada patronun benim. Ne annem, ne babam, ne Arhan. Sadece ben! Sadakatin de ilgin de önceliğin de bende olacak! Özellikle sadakat Dilruba! Ben çok konuşan insan sevmem. Hele benim işlerimi yapıp çok konuşan insanı hiç! Zaman zaman aklının pek almayacağı işler yaptırırım bunlarla ilgili sessizlik isterim. Kimseye hiçbir şey söylemeyeceksin, anlatmayacaksın. Sen benim kapalı kutum olacaksın! Öyle olursa ne ala ama yok başka işlerin peşine düşersen… Anlaştık mı?” “Anlaştık” “Hepsini anladın mı?” “Anladım” dedim. Türkçesini anlamıştım da içeriğine anlam verememiştim bir türlü. “Diğer kuralları da zamanla anlatırım. Şimdilk bu kadar, git odana yerleş” dedi ve beni özgür bıraktı. İyi mi kötü mü karar veremedim ama lakabı küçük şeytan olan biri ne kadar iyi olabilir ki? Hevi hanıma mı çekti acaba? ••• Personellerin yanına varınca orta yaşlı bir kadın geldi yanıma, Tülay hanım. Herkesle tanıştırıp odamı ve sistemlerini anlattı. Diğer konaktakilerden daha samimiydi buradaki çalışanlar. İhsan amca Gülten teyze Dila hanımın gençliğinden beri yanlarında çalışırlarmış. En sadık çalışanlarıydılar, aynı zamanda da pek seviyorlardı Berzan ağa ve Dila hanımı. Diğer konaktakilerin aksine ikisinden de çok iyi bahsediyorlardı. Benim yaşlarımda bir kız vardı, Gülten teyzenin kızı Hüsna. Bir yandan tanışıp konuşurken bir yandan onlara yardım etmeye başladım. "Tek Asya hanıma mı bakacakmışsın şimdi?" dedi Hüsna gülerek. "Evet" "İyi vallahi, çok sevindim” "Nasıl biridir?" dedim. Hepsi birbirine bakıp güldü. "Hepimizden daha ağır işin o kadar söylüyorum" "Korkutma kızı!" diye kızdı Tülay abla. Sonra bana döndü, "Biraz nazlıdır ama iyidir Asya hanım" dedi. "Yaa tabii" "Hüsna! İşine bak!" diye kızdı Gülten teyze. "Hasibeler anlatmıştır sana buradakileri" "Yok bilmiyorum. Sadece Berzan ağa ve Dila hanımı duydum" Tülay abla karşıma geçip anlatmaya başladı. “Berzan ağam ve Dila hanımımın dört çocuğu var. Asya hanımı zaten gördün biliyorsun, evin tek kızı. "Kıymetlisi!" dedi Hüsna. "Baver ağam var..." Adını duyunca elimdeki bıçağı bırakıp kaldırdım başımı. Arhan'ın kardeşi miydi Baver! İmam nikahlı kocam! Aynı çatı altında mıydık yani! "Karısı Zehra hanım var" Herşeyden habersiz... "Arhan ağam var, üçüzlerin sonuncusu" "Üçüz?" "Asya hanım, Arhan ağam, Baver ağam üçüzler" Bir de! "Pek benzemezler ama yumurtaları mı ayrıymış ne" "Pek değil hiç benzemezler! Üçüz değil üç benzemez. Baver ağam işten başka şey bilmez, gülmez eğlenmez safi çalışır. Arhan ağam da çalışır ama başka çalışır" "Nasıl başka?" Cevap verirken çekindi, "Farklı işleri o halleder işte, masanın başında oturmaz hiç. Asya hanımda küçük hanımağadır. Birde onların bir küçüğü var, Bekir ağam ve yeni gelini Hazal. Zehra idare eder de Hazal'ı daha pek bilmiyoruz". "Devamını da yaşadıkça görürsün artık" Tabi Baver beni kapıya koymazsa... "Ne güzel adın var, Dilruba..." dedi Hüsna. "Gönül çelen demek" dedi İhsan amca. ••• Baver bir türlü çıkmıyordu aklımdan. Beni kapının önüne koyar mıydı? Arhan öğrenirse ne derdi? Ya o Arhan’ı öğrenirse? Kesin kapıya koyacaklardı beni! Soru işaretleri ile dolu ve yerleşmeyle uğraştığım günün sabahında mutfağa girdim. Herkesle günaydınlaştıktan sonra, "Hadi artık git Asyayı uyandır Dilruba" dedi Tülay abla. Çekinerek çıktım koridora ve Asya'nın kapısına vardım. Birkaç kez çalıp seslenmesini bekledim ama cevap gelmedi. Kararsız kalıp az daha bekledim. Elinde tepsiyle Hüsna girdi koridordan, "Gir içeri öyle uyandır, yoksa kalkmaz" diyince son kez tıklattıktan sonra girdim içeri. Alçılı bacağıyla nasıl yapmış bilmiyorum ama yatağı altüst etmişti. "Asya hanım" diye seslenmeye başladım. Çekinerek birkaç kez daha seslendim ama kıpırdamadı bile. Yüksek sesle bağırmaya başladım. Yine tepki vermedi. Sonunda dayanamayıp seslenerek dürttüm. Kirpiklerini zarzor aralayıp boş gözlerle baktı bana. "Günaydın Azya hanım" "Asya!" dedi kızar gibi. "Asya... Günaydın Asya hanım" Bir süre boş boş tavanı bakıp bekledi. Sonra kolunu uzattı bana doğru. Destekleyip kaldırırdım ve banyoya kadar götürdüm. Çıkarken yüzündeki ifade değişmiş, ayılmıştı. Yatağın kenarına oturup dolabı açtırdı ve elbise seçti. Onu yavaş yavaş giydirmeye başlarken Tülay ablanın yaptığını yapmaya başladı. "Aşağıdakilerle tanıştın mı?" "Tanıştım" "Gülten teyzeyle İhsan amcaya dikkat et, annemle babamın kapalı kutusu o ikisi" "Benim gibi?" "Evet. Onların herşeylerini bilirler ama söylemezler. Bildikleri herşeyide onlara aktarırlar. Benim işlerimi en çok onlardan gizle!" "Tamam" deyip salladım başımı. "Hüsna’ya da dikkat et o da cindir. Gözü heryerdedir. Kapıdakileri çok tanımana gerek yok. İçli dışlı olma, asker gibi hepsi" dedi gülerek. Ben anlamayınca, "Rahatsız ederler seni yani" dedi. "Hıı tamam" "Var mı senin sevgilin, nişanlın falan?" "Yok" dedim ama memnun olmadı gibi. "Anladım" Ayakkabısını giymesine yardımcı olduktan sonra kalktı. Salona varana kadar yol boyu aşağıdakileri anlatıp durdu. İki ateş arasında kalmış gibiydim. "Gelinlere de dikkat et. İkinide günahım kadar sevmem, sinsiler!" dedi. Salona girdiğimizde iki kadın bekliyordu masa başında, cenazeden hatırladım simalarını. Asya büyük bir gülümseme takınıp döndü onlara, "Zehra! Hazal! Günaydın" dedi. Öyle sahte samimiydi ki daha çok alay eder gibiydi. Zehra ve Hazal bu alaycılığın farkındaydılar muhtemelen. Masaya kadar taşıdıktan geri çekildim, “Burada kal Dilruba” dedi Asya ve Zehrayla Hazal’a döndü. Epey içten gibi görünen ama Asya’nın küstahça onları ezmeye çalıştığı bir sohbet başladı aralarında. Hazalla birkaç kez göz göze geldik. Sonunda dayanamadı ve Asya’ya doğru biraz eğilip sordu, “Bu kim?” “Bacağım çok zorluyor beni, epey de geç iyileşecek gibi. Dilruba’da bu dönemde yardım edecek bana” dedi. İkisi de memnuniyetsizce dönüp baktılar bana. Çokta umrumdaydı! Koridordan erkek sesleri gelmeye başlayınca kapıya döndüm. Baver, Arhan ve Bekir konuşa konuşa girdikler içeriye. İstemeden hepsiyle göz göze geldikten sonra hemen eğdim başımı yere. Özellikle Baverle sorun yaşamaktan çok çekiniyordum. Arhanla’da göz göze gelsem herkes ne yaptığımızı anlayacakmış gibi hissettiğimden bakamıyordum. Ben bu eve çalışmaya geldiğime, Arhan da beni bu eve getirdiğine pişman olacaktı kesin…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE