9. ZEYNEP

1627 Kelimeler
Zehra ve Hazal kalktı hemen eşlerini karşılaşmak için. Arhan Asya'nın yanına otururken diğerleride eşlerinin yanına oturdu. Kulaklarım uğuldaya uğuldaya sohbetlerini dinledim. Arada dikkat çekmeden başımı kaldırdım, Baver suratsızca oturuyordu. Belki de normal haliydi bilmiyorum. Arhanla Asya birbirlerine dönmüş sessizce tartışıyor gibiydiler. Berzan ağa ve Dila hanımda gelip masadaki yerlerini aldıktan sonra kahvaltıya başladılar. Semra çayları ikram ederken bende yardım etmek için bir adım atmıştım ki Asyayla göz göze geldik. Kaşlarını hayır dercesine havalandırdı. Gerçekten garip bir egosu vardı bu kızın! Odanın bir kenarında sohbetlerini dinleyerek kahvaltılarının bitmesini bekledim. Böyle bir kahvaltı masasını çok özlemiştim. Gerçek ailemle... Asya seslenince daldığım rüyalardan uyandım. Telefonunu almak için odasına gitmek üzere çıktım salondan. Asya'nın odasının hemen önündeyken arkamdan adım seslerini duydum. Dönerken Arhan'ı bulmayı bekliyordum ya da istiyordum ama öfkeli gözlerle bakan Baverle karşılaştım. Kolumdan tutup odaya itekledi beni, arkamdan girip kapıyı kapadı hemen. "Ne işin var senin burada?" "İş işim var Baver ağa" "Neyin peşindesin? Ne diye geldin?" "İş diyorum ya Baver ağa. Asya hanımın yanına" "Gidecek başka yer mi bulamadın!" dedi azarlar gibi. "Bulamadım. Mecbur kaldım" dedim bende sinirle. "Bak para için falan geldiysen..." "Paranı istemiyorum. Ben zaten çalışıp kazanacağım" "Birine birşey söylersen..." deyip kolumu sıktı. "Bırak be kolumu! İki yıl geçti geldiğim günün üzerine. Bir gün kapını çalmadım, adını anmadım, birşey istemedim. Yine istemem! Mecbur kaldım geldim çalışmaya" "Başka iş bulurum sana" "Bulma! Merak etme Baver ağa sen söylesen olanları ben inkar ederim! Benim işimi bozma. Ben seni ilk kez şimdi gördüm sen beni ilk kez şimdi gördün say" Kaşlarını çatıp şüpheyle baktı. "Benden uzak dur yeter" dedim ve masanın üzerindeki telefonu alıp çıktım odadan. Baver ardımdan çıkmak üzereydi ki koridorun başında Arhan'ı gördüm. "Arhan ağam" diye seslendim Baver'de duysun diye. Arhan'ın bana geldiğinden daha hızlı adımlarla gittim ona doğru. "Dilruba ben seni Asya konusunda uyarmak istiyorum. Biraz oyunları sever, alet olma sakın" "Alet olma?" "Uyma yani oyununa" "Hıı anladım tamam" "Zorda kalırsın bana gel, yardımcı olayım" "Tamam ağam, teşekkür ederim" “Eğer Asya…” “Benim biraz acele var, Asya hanım telefon bekliyor” dedim ve Arhan'ın Baver'i işkillendirecek birşey söylemesinden çekinip kaçar gibi gittim yanından. Döndüğümde Asya salonda tek başına bacağını uzatmış düşünceli düşünceli oturuyordu. Girdiği fark eder etmez elini uzatıp telefonu aldı elimden aceleyle. Biriyle mesajlaşmaya başladı, birkaç dakika sonrada gülümsemeye başladı. Sonra bana döndü ve gözlerini kısıp inceledi uzun uzun. Yerimde huzursuzda kıpırdanmaya başladım. "Dilruba senin Arhan'la ne işin vardı?" "Bir işim yok, yoktu yani" "Neden sana yardım etmek istedi?" "Hüseyin amcanın akraba diye belki" Asya kolay kolay birşey saklanacak bir kadına benzemiyordu. "Bu kadar mı?" "Evet, sağolsun Arhan ağam..." dedim kalbim deli gibi çarpa çarpa. "Bana yalan söyleme sakın Dilruba! Yakalarsam çok pişman olursun" "Yalan yok Asya hanım" "İyi, peki" dedi ama şüpheyle bakmaya devam ediyordu. Mesaj gelince tekrar döndü telefonuna, birkaç dakika sonra, "Dilruba Arhan'a haber etsene çıkmasın. Zeynep gelecek de" dedi ve dikkatle bana baktı. Başımı sallayıp döndüm çıkmak için, "Ya da dur söyleme Zeynep'in geleceğini süpriz olsun, pek sevinir görünce. Sen sadece Asya'nın işi varmış biraz bekleyebilir mi diye soruyor de" "Tamam Asya hanım" dedim ve çıktım salondan. Zeynep kim! Zeynep her kimse gelene kadar, Arhanla görüşene kadar aklımı kemirip duracaktı kesin. Arhan'ın kapısına geldiğimde ceketini almış çıkıyordu. "Arhan ağam Asya hanımın sizinle işi varmış, az bekleyebilir mi diyor?" "Ne işiymiş?" Göreceğiz... "Bilmiyorum, tek böyle dedi" "Nerede?" "Salonda hala" Önümden hızlı hızlı yürüyerek gitti. Peşinden takıldım ama salona girer girmez Asya beni gönderdi. Meraktan çatlaya çatlaya odasına gittim, toparladıktan sonra da mutfağa indim. Kapısının eşiğinde oturup avluyu izledim. Yarım saat sonra bir kız girdi içeri. Yanımdan Hüsna geçip çıktı karşılamaya. Zeynep'di heralde... Hakkını vermek lazım güzel de kızdı... Odama girip yarım kalan toparlanma işlerini halletmeye koyuldum belki kafa dağıtırım diye ama yok! Çok yanlış yoldaydım. Aklım biliyordu da kendime, merakıma engel olamıyordum bir türlü. Birşey olacağından, isteyeceğimden de değildi ama. Ama işte... Mutfağa dönerken Arhan, Asya ve Zeynep'in güle eğlene çıktığını gördüm. "Daha akşama kadar gelmez onlar, rahat rahat otur" dedi Tülay abla. "O kız da akraba mı?" "Yok, Asya hanımın arkadaşı" "Arhan ağanın müstakbel eşi" dedi Hüsna. "Hiç belli olmaz o işler" dedi Tülay abla ve kendi aralarında konuşmaya başladılar. "Asya'dan kaçsa Zeynep'den kaçamaz Arhan ağam" "İki kadının sözüyle mi iş yapacak sanki adam" "İki kadın dediğin biri Asya bir Zeynep" dedi Hüsna. "Hanım! Asya hanım" "Aman Tülay abla duyacaklar sanki" "Hanımağam hala evde, hem ne farkeder! Dilin alışırda bir gün diyiverirsin öylece" "Tamam Tülay abla biri Asya hanım diğeri Zeynep hanım! Oldu mu?" "Oldu" “Aman hanım olsalar içim yanmayacak!” “Hüsna çok konuşma işine bak!” Onlar kendi aralarında atışırken ben Zeynep'in kim olduğunu da böylece öğrenmiş oldum. Asya’nın ideal gelin adayıydı Zeynep ama ya Arhan’ın? ••• Evin geleni gideni çoktu. Hevi hanımın konağında yılda ağırladığımız misafiri burada bir günde ağırladık. Alışık olduğumdan fazlaca yoruldum. Asya ve Arhan Tülay ablaların söylediği gibi akşam yemeğine gelmişlerdi. O vakite kadar da kendimi ikna etmeye çalıştım. Arhanla yaşadığım o evde kaldı. Şimdi Baver neyse o da o dedim defalarca. O kadar da değil de Bekir neyse Arhan'da o. Zaten tek Asya'ya çalıştığımdan çokta zorlanmazdım heralde. Asya masaya yerleştikten sonra gönderdi yine beni. Özellikle Arhan’dan uzak tutmaya çalışır gibi! ••• İlk haftam işe alışmakla geçti. Asya o kadar iş yaptırıyordu ki oturmaya da vaktim kalmıyordu, düşünmeye de. Sabahları kahvaltıda görüyordum Arhanla Baver'i onlarda zaten masanın kalabalığı arasında kaybolup gidiyordu. Ben gün içerisinde birkaç kez karşılaşırız Arhanla diye umuyordum ama Asya geceye kadar odasından da salmıyordu beni. Ya dolabını döküp baştan yaptırıyordu, ya ayağına masaj yaptırıyordu ya odanın düzenini değiştirtiriyordu. Gün kararıp geceyi vurunca da lütfedip gönderiyordu odama. Yatağa devrilip devrilmez uyuyordum zaten. Akşamüstü avlunun ortasında yine çeşit çeşit işkencelerinden birini ederken Zehra ve Hazal geldi yanımıza. Asya gözlerini devirip uzandı sedire. "Ne zaman çıkıyormuş alçın Asya?" dedi Zehra ve yanına oturdu. "Daha var..." "Düğünler de oturup kalacaksın yerinde" "Sevmem zaten oynamayı Hazal, birşeyim eksik kalmaz" "Azıcık salınırsın diye dedim" "Salınıp ne yapacağım?" dedi Asya doğrulup kaşlarını çatarak. "Gösterirdin az kendini" "Gösterip ne yapacağım Hazal!" dedi biraz sinirlenerek. "Yani yaşın şey ya, kısmet bulup evlenmen için dedim" dedi. Hazal sanki masumane soruyordu ama Zehra yanından sinsi sinsi gülüyor. "Merak etme Hazal, evlenmek istesem kapıdaki kuyruktan birini seçerim. Yaşım gelince değil gönlüm varmak istediğinde varırım. Sizin gibi ağa oğluna yamanayım diye düğünlerde göbek atmam ben!" Son söylediğinden sonra Zehra'da kızarmaya başladı. "Dilruba!" diye bağırdı bana ve kaldırdı kolunu. "Buranın havası bozdu, odaya çıkalım" dedi. Bu evde kaldın baskısına böyle cevap vermesi hoşuma gittiğinden güldüm. Zehra ve Hazal'a üzüldüm biraz ama gülümsememi bastıramadım yinede. Merdivenleri tırmanken, "Ne gülüyorsun Dilruba!" dedi kızarak. "Yok, gülmüyorum Asya hanım" dedim ve dudaklarımı bastırdım birbirine. "İki saf kardeşimi erkenden kafeslediler marifet gibi övünüyorlar" Kafeslemek mi! "Arhan'ı kurtarabilirim inşallah" diye söylene söylene odaya çıktık. Yatağına uzandıktan sonra , "Sinir bastı yemin ederim! Dilruba çarşıya in migren için ilacım vardı onu al. Birde gelirken bir fıstık al" "Mutfakta vardı sanki" "Yok Dilruba evde fıstık yok. Sen al getir, kimseyede gösterme. Azıcık alsan yeter" "Neden?" dedim ama öyle bir baktı ki sustum. "Tamam" Odama inip hazırlandım hemen, çıkarken Tülay abla seslendi, "Nereye Dilruba?" "Çarşıya" "Dur benimde aldıracaklarım vardı" deyip küçük bir lise yazıp tutuşturdu elime. "Kadir götürsün seni" "Gerek yok ben giderim abla" "Yolları da bilmiyorsun zaten. Hem alacaklarını taşımakla uğraşma" Pek alışık olmadığımdan çekindim biraz. "Bizi hep götürüp getirirler zaten, alışık onlar. Dur ben söyleyeyim" dedi ve beraber çıktık kapının önüne. Kadir dediği çocuk görevmiş gibi hemen kabul etti ve bindik arabaya. Başımı yoldan kaldırmadığım yolculuğun sonunda çarşıya vardık. Kadir beni arabada beklerken ben çarşıya girip işlerimi halletmeye başladım. Asya ve Tülay ablanın işlerini bitirdikten sonra kendim içinde bakındım biraz. Birkaç parça elbise aldıktan sonra çiçekçiye girdim. Aynı eski evimdeki gibi mor menekşe aldım küçük bir saksıda. Saate bakınca çok oyalandığımı fark edip koşturarak döndüm araya. Hızlıca bagaja yerleştirdik eşyaları. Kadir, "Daha yemek vakti bile gelmedi" "Gelmedi ama ben çok oyalandım. Asya hanım kızmasın diye. Hem ilaç istedi belki hemen lazımdır" "Diğerleri olsa birşey diyemem de Asya hanımsa konu bilemem" "Kimse mi sevmiyor Asya hanımı?" "Sevmemek değil de çok çektirir insana. Bir hafta oldu başlayalı ama bazen görüyorum seni ne çok çalıştırdığını. Anlamışsındır nasıl biri olduğunu" Fazlaca dobra, biraz şımarık, iyi bir gözlemci , epeyce nazlı... "Yani..." Sohbet ede ede vardık konağın önüne. "Ben çıkarırım eşyaları sen ilacı ver hemen" "Tamam, teşekkür ederim" deyip koşarak çıktım Asya hanımın yanına. İlk iş hemen ilacı uzattım. "Fıstık nerede?" dediği anda unuttuğumu fark ettim. Kız iki şey söylemişti aptal gibi birini unutmuştum hemen. Bozuntuya vermeden, "Getireyim mi onu da?" "Getir tabi Dilruba! Mutfağa mı soktun yoksa?" "Yok, yok sokmadım. Çantamda kalmış" "Hadi getir" dedi. Koşarak çıktım odadan tekrar Kadir'i buldum. "Kadir yardım et" "Ne oldu?" "Benim hemen çarşıya,markete bir yere gitmem lazım" "Tamam iki dakika bekle şunları içeri taşıyayım" "Yok hemen hemen Kadir" dedim. Çocuk itiraz etmeye fırsat bulamadı ve hemen bindik arabaya. Ne alacağımı defalarca sorup durdu, özel birşeyler detip geçiştirdim. Yakınlardaki büyük bir marketin önünde durduk ve hemen fıstığı alıp çantama sakladım. Altı üstü bir fıstık! Neden bu kadar saklıyoruz anlamıyorum ki! HIzlıca konağa geri döndük. Kapıda durdurdu arabayı ve beraberce indik . İçeri girecekken yaklaşan arabaları gördüm. Peşpeşe dört araba geliyordu. "Berzam ağamlar geliyor " dedi Kadir. Bagajı kapatacakken, "Dur menekşemi alayım bari, orada kalmasın" dedim. Zaten sarsıntıdan devrilmişti, poşetler gelmişti üzerine. Çocuğa ben hız yaptırdım diye laf da edemedim. Ben menekşemi elime alıp küçük kapıdan içeri girerken Arhan'da arabayı kapının önüne bırakmış büyük kapıdan giriyordu. Kısa biran göz göze geldik, elimdeki çiçeğe ve Kadir' e baktı. Hemen çevirdim başımı ve içeri girdim. Menekşemi bırakıp Asya'nın odasına koşturdum hemen. Odaya girip eteğime sakladığım fıstık paketini uzattım Asya'ya. Yüzünde geniş bir gülümsemeyle aldı, "Odaya kimse girmeyecek bugün! Çöpü de kimse karıştırmasın!" "Niye?" "Sen hep böyle soru mu soracaksın Dilruba?" "Tamam Asya hanım" dedim ve çıktım odasından. Koridorda kapısının önünde dikilen Arhan'ı gördüm. Göz göze geldik. Biraz gergin gibiydi baktıktan sonra odasının kapısını açıp içeriyi işaret etti bana.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE