Koridorda arkama baka baka girdim Arhan'ın odasına. Kapının kulpunu tutmuş bekliyordu. İçeri adımımı atar atmaz kapadı arkamdan kapıyı.
"Dilruba" dedi soru sorar gibi.
"Arhan ağam?"
Bana doğru bir adım atınca bir adım yana kaydım.
"Sen menekşeyi bu kadar çok mu seviyorsun?" dedi. Garip sorusu karşısında şaşırdım.
"Severim"
"Karşılığında böyle gülücükler saçacak kadar mı?"
"Yani... En çok çiçeklerden onları severim"
"Kadir bunu ne zamandır biliyor peki!"
"Kadir mi? Bilmem"
"Denk mi geldi yani?"
"Arhan ağam galiba benim türkçe yetmedi yine" dedim. Yüzündeki ciddi ifade bir anlığına bozuldu yine.
"Direk sorayım o zaman Dilruba! Kadir sana neden menekşe alıyor?"
"Kadir almadı ki"
Deyince gözlerini kıstı.
"Onları ben aldım, kendime"
Çatılı kaşları gevşeyip dudakları kıvrıldı yukarı. Duvarın sonuna gelmiştim artık. Arhan'ın tam karşısında küçücük kalmıştım yine.
"Sen bugün dışarı mı çıktın?" deyip üzerime doğru eğildi.
Benim şuan Arhan'ı iteklemem, itiraz etmem belki de kızmam gerekiyordu! Ama kalbim bunlardan habersiz gibi dörtnala koşuyordu yine.
"Evet"
"Kadirle mi?"
Başımı salladım panikle.
"Arhan ağam" dedim itiraz etmek isteyerek ama sesim güçlü çıkmaktan çok uzaktı.
"Dilruba" dedi fısıldar gibi.
Çok isteyip hiç istemediğim şeydi dudakları ve fazlasıyla yakındı.
“Olmaz” diyebildim zor bela.
Nefesi nefesime çarparak güldü
"Ne olmaz?" dedi.
Sanki ben olmayan birşeyi ima ediyormuşum gibi!
"Arhan..."
"En baştan beri haklıydın Dilruba, olmuyor. Seni diğerleriyle bir tutacağım dedim ama olmuyor. Zaten olmazdı da… " dedi ve belime sarıldı.
“Gözlerini görüp de boş bakamıyorum, sesini işitip duymazdan gelemiyorum, yanımdan geçerken kokunu içime çekmeden duramıyorum Dilruba”
“Arhan ağam…”
Belimi saran elini tuttum.
“Yapma”
Geçen haftaki gerginlik sardı yine bedenimi. İtiraz sesleri cılızlaşıyordu.
“Dilruba”
Arhan’ın dudakları dudaklarıma değince cılız sesler iki-üç saniyeliğine sustu ve geçen haftaki kontrolsüzlüğü yaşadık.
Koridordan gelen konuşma sesleri ayırdı bizi.
Baver ve Zehra tartışıyorlardı. Arhanla ikimizde sessizce dikkat kesildik.
Odalarına girip kapılarını kapatana kadar ikimizde nefessiz ve hareketsizce bekledik.
Kapı sesiyle birlikte Arhan’nın göğsüne yaslandım ellerimi ve itekledim.
“Bir daha olmaz. Biz böyle konuşmadık! Olmaz dedin bende geldim. Sen artık benim patron. Hatta daha kötü Asya hanım benim patron!”
Benim patron!
İmam nikahlı kocanın kardeşi!
Güçlü ve önemli bir ailenin oğlu!
Olmaması için daha ne sayayım!
“Senin şu peçeli Kan Turalı var ya onun kadın versiyonusun işte Dilruba. Peçeyi açmış geziyorsun, benim suçum yok ki” dedi gülerek.
Benimde gülesim gelince itiraz edemedim.
“Asya hanım görürse ikimizin de suç var , beni öldürür. O yüzden sen sadece Arhan ağa”
Yana doğru kayıp biraz çekildim.
“Bir daha olursa Asya’ya şikayet edersin o zaman beni” dedi gülerek.
“Edersem ikimizide öldürür”
“Hah! İşte şimdi Selcen Hatun oldun. Önündeki canavar da Asya”
Hakkı vardı canavar gibi kadındı mübarek. Bende ona katılıp güldüm.
Onun gülüşüne baktıkça daha çok güldüm!
Kapıda duyduğum gürültü ile sustuk tekrar. Baver bağırarak çıktı koridora, sesi önce yakınlaştı sonra da uzaklaştı. Söylediklerini net olarak anlayamadım ama konu Zehra gibiydi.
Onun ruh hali Arhan’a da yansımıştı sanki. Az önce kahkaha atan adam şimdi hüzünlenmişti. Yanında yabancı hissettim ve,
“Ben gideyim Arhan ağam” dedim.
Arhan itiraz etmeden geri çekildi ve odadan hızlıca çıktım.
Kardeşlik böyle birşeydi işte!
Hele üçüz olunca daha da farklıdır.
•••
Masa hazırlandıktan sonra
"Dilruba masa hazır , Asya hanımı getirsene" dedi Hüsna.
Odasına çıkıp Asya’ya yardım ettim ve indirdim masaya.
Baver dalgın ve düşünceliydi, Arhan’ın da bir gözü ondaydı. Onun kadar olmasa da üzgün gibiydi.
Fazla dikkat çekmeyerek arkada bir köşede bekledim.
Yemeğin sonuna doğru tatlılara geçmeden önce Asya,
“Yok ben dayanamıyorum, bileğim bugün çok fena. Baba ben kalksam olur mu?” dedi nazlanarak.
“Olur Asya’m” dedi Berzan ağa.
Asya bana elini uzattı, hemen yanına gittim ve desteğimle beraber kalktı yerinden.
Odasına doğru giderken onu masadan kaldıracak kadar güçlü olan ağrıyı yüz ifadelerinde aradım. Ama Asya gayet iyi gibiydi, her zamanki kadar nazlıydı.
Onu bırakıp mutfağa gittim, kapıdan girerken koşturma seslerini duyup arkama döndüm.
Baver ve Arhan aceleyle kapıya koşuyorlardı. Arkalarından da kucağında yarı baygın Hazal’ı taşıyan Bekir!
“Ne oluyor?”
“Öğreniriz şimdi” dedi Tülay abla ve yukarıya çıktı.
Biz haber beklerken o arkasında Dila hanımla geldi. Dila hanımı ilk kez böyle sinirli görüyordum. Hepimizi mutfağın önüne dizdi.
"Size daha önce defalarca söyledim! Bu konağa fıstık girmeyecek! İçinde fıstık tozu dahi olan hiçbir şey girmeyecek! Kendiniz için dahi alamazsınız! Almayacaksın dedim!”
Fıstık mı! Fıstığı neden bu kadar büyüttüklerini anlamadım başta.
"Almadık hanımağam" dedi Gülten abla şaşkınca ve bizlere bakındı.
"Hazal neden hastanelik oldu o zaman Gülten! Durup dururken mi tuttu kızın alerjisi?!"
Alerji! Alerjisi mi Hazal’ın! Benim ellerimıe konağa soktuğum fıstığa!
"Hanımağam özellikle dikkat ediyorum..."
"Daha çok dikkat edeceksin o zaman! Buranın sorumlusu sensin, olanı senden bilirim. Eğer Hazal'a ciddi birşey olsaydı hesabını sen verirdin Gülten!"
"Anladım hanımağam. Daha dikkatli olacağız" dedi ama Dila hanım umursamadı.
Gözleri benim üzerimde birkaç saniye gezindikten sonra önüme geldi.
“Sana söylemişler miydi bu konağa fıstık alınmayacağını!”
Kimse söylememişti ama bunu söylesem daha çok sinirlenecekti sanırım.
“Hanımağam o mutfağa karışmıyor, onun…”
“Söylediler mi söylemediler mi!”
“Söyledikler” diye yalan söyledim mecburen.
“Bunun suçlusu kim o zaman! Bu konuğa fıstığı kim soktu!” diye bağırdı ve diğerlerine döndü.
Herkes başını eğdi aşağıya. Ellerim terlemeye başladı, muhtemelen biraz kızarmıştım da.
“Eğer herkes Hazal’ın bu durumunu biliyorsa ve ona rağmen birisi bu eve fıstık soktuysa, Hazal’ın önüne koyduysa niyeti hiç iyi değil demektir! Öldürmeye çalışıyor sayarım! Bir kez daha yaşanırsa hepiniz birden bu konaktan gidersiniz, ona göre!”
Dila hanım merdivenleri tırmanıp çıkana kadar kimse sesinizi çıkaramadı.
O gider gitmez Gülten abla döndü bana.
“Sen mi yaptın Dilruba!” dedi.
“Hayır, ben yapmadı” dedim ve zorlanarak yutkundum.
“Kim söyledi sana fıstık alerjisi var diye?”
“Kimse demedi. Ben size kızmasın diye…”
“O zaman nereden girdi bu fıstık konağa! Masaya kadar gitmiş birde!”
“Ben yemek yapmadım, dokunmadım” dedim ve geri çekildim.
Asya bunu nasıl başardı da Hazal’a yedirebildi acaba?
Gülten abla diğerlerini sorguya çekmeye başladığında ben koşarak Asya’nın yanına çıktım.
Kapısını tıklatıp cevap vermesini beklemeden girdim içeri.
"Asya hanım!" dedim sinirle. Gözleri büyüdü bir anda ve bir kaşı havalandı.
"Ne oluyor Dilruba?"
"Ya ölseydi Hazal hanım!"
"Sessiz ol!"
"Dila hanım geldi. Alerji varmış Hazal hanım. Ya ölü olsa şimdi! Ben yaptım sen yaptın"
"Dilruba sakin ol! O kadar ölümcül değil onun alerjisi. Hafif birşey"
"Nasıl hafif! Hastane gitti"
"Dilruba sessiz ol dedim, birisi duyacak şimdi! Katil değilim ben, Hazal'ı hadsizlik etti diye öldürecek de değilim. Biliyorum onun alerjisini. Biraz da nazlandı Bekir de telaşlandı o kadar. Ciddi birşey yok" dedi sakin sakin.
"Ya ölseydi?"
"Ölmezdi. Of! Kimseye söyledin mi?"
"Hayır"
"Sakın kimseden duymayayım bunu Dilruba"
"Zaten söylesem sen beni de boğar!" dedim. Sinirleneceği yere gülmeye başladı.
"Garanti veremem"
"Asya hanım ben bir daha yapmam böyle şey"
"Sen artık benim ortağımsın Dilruba. Suç ortağı"
"Suç yok. Ben suç istemem"
“Neyin suç olup olmadığına ben karar veririm. Sen sadece sessiz ve sadık kal yeter. Yanında ben olduğum sürece başına birşey gelmez merak etme”
“Ama Asya hanım…”
"Hadi Dilruba hadi. Git dinlen, fazla da düşünme. Ben ikimizin yerine de düşünüyorum”
Düşünüyor ve tehlikeye atıyordu!
•••
Gülten abla akşam herkesi defalarca sorguya çekti, beni de iki kez çağırdı yanına ama bir sonuca varamadı. Geç saatte uyuyup erkenden kalktım.
Sabah Asya'yı uyandırmak için odasına giderken koridora kadar taşan yüksek seslerle duraksadım.
Baver ve Zehra'nın odasından geliyordu sesler.
Tam olarak anlayamıyordum ama ikisi de birbirini dinlemeden bağırıyordu.
Kapılarına birkaç adım mesafem kalmıştı ki kapı açıldı ve Baver çıktı önce. Öfkeli gözleri koridoru tararken beni buldu.
Çekinerek eğdim hemen başımı.
"Nereye Baver!" diye bağırdı Zehra.
Baver sesi duyar duymaz salona doğru yürümeye başladı.
Zehra kapının önüne çıkıp gidişini izledi sinirle.
Korkuyla olduğum yere çakılmıştım.
"Laf mı dinliyorsun sen!"
"Yok, ben Asya hanım'a..."
"Git söyle! Kavga etmişler de, kına yaksın bir yerlerine" deyip kapattı yüzüme kapıyı.
"Git kocana bağır!" diye kendi kendime söylenerek gittim Asya'nın odasına. Ben girdiğimde zaten uyanmış yatakta oturuyordu.
"Ne bu sesler?"
"Baver ağam ve Zehra hanım"
"Yine mi!" dedi sıradan birşeymiş gibi.
Aslında Zehra'nın da düşündüğü gibi bu habere sevineceğini düşünmüştüm. Ama daha çok üzülür gibiydi.
Hazırlanmasına yardım ederken dayanamadım,
"Zehra kına yaksın dedi"
"Ne?"
"Kavga etmişler de, kına yaksın dedi" dedim.
Asya yine beklediğim tepkiyi vermedi.
"Ama sen gerçekten sevinmedin. Neden?"
"Baver üzüldü diye niye sevineyim Dilruba. Ben sadece Zehracığım üzülsün isterim"
"Ama Zehra hanım üzgün Baver bey üzgün"
"Yok Dilruba, onların ki öyle olmuyor. Zehra bazen mutlu bazen üzgün ama Baver hep üzgün!" dedi tüm neşesi kaçarak.
Eline telefonu alıp birilerini aradı ve öğleden sonraya çağırdı.
"Melike gelsin de kınayı beraber yakalım" dedi.
Asya’nın hazırlığını tamamladık ve salona doğru yürümeye başladık.
Masaya yanaşmıştık ki Arhan'ın parfümüyle doldu ciğerlerim.
Neşeli bir günaydından sonra yerine oturdu. Bende Asyayı yerine bırakıp kaçtım.
Kahvaltıdan sonra Arhanların gidişini mutfaktan saklanarak izledim.
Dinlenmeye fırsat kalmadan Asya çağırdı yanına. Salonda tüm kadınlar oturmuş sohbet ediyorlardı.
"Dilruba, Melike gelecek bugün ona göre hazırlık yap" dedi Asya sanki hiç haberim yokmuş gibi.
Zehra'nın yüzünün rengi değişti.
"Tamam Asya hanım" dedim.
Dila hanımın dikkatli bakışlarını üzerimdeydi yine.
"Cinsiyeti de belli olmuş anne biliyor musun?"
"Kız olmasını çok istiyordu Melike" dedi Dila hanım.
"Erkekmiş" dedi Asya üstüne basa basa.
"Sağlıkla kucağına alsın inşallah"
"Amin" derken Zehra ve Hazal'a döndü.
Dila hanım Asya'nın bakışlarını yakaladı.
"Sen de öyle olmak istersin diye çok korkmuştum Asya" dedi.
"Nasıl?"
"Melike gibi erken yaşta anne olmak istersin diye!
Daha çok küçük, evliliğinin tadını çıkarmamıştır. Evlat iyi güzel de evlendikten sonra üstünden vakit geçmeden olmaz"
Zehra'nın yüzü aydınlandı tekrar.
"Çok da uzatmamak lazım ama değil mi?"
"Onu da en iyi karı koca bilir. İsteyen herkese nasip etsin inşallah" dedi ve son noktayı koydu.
"Hadi Dilruba! Git hazırlık yap" diye bana parladı Asya.
Annesine cevap veremeyince tabi...
•••
Öğleden sonra Melike geldi, en fazla dört-beş aylık hamileydi. Asya salonda onu ağırlarken yanlarında durdum mecburen.
Melike'nin hamileliğini Zehra'nın gözüne sokup durdu Asya. Aslında pek büyük bir dert gibi de değildi ama bu hamilelik konusu Zehra için zayıf nokta gibiydi.
Melike gider gitmez Zehra odasına gitti. Asya'da kalkmak istedi ve odaya kadar yürüdük.
Kapılarının önünden geçerken Zehra'nın ağlama seni duyduk.
"Az bile!" dedi ve sessizce söylenmeye başladı.
Odaya girip kapıyı kapatmaz da sesini yükseltti.
"Hala hazmedemiyorum! Affedemiyorum bu kızı! Annem de yüz veriyor sinsiye!"
Ben boş gözlerle bakınca,
"Tabi sen şimdi beni kötü biliyorsun zannediyorsun ki Asya hanım Zehra’yı sinirlendirdi üzerine gitti. Yani biz suçluymuşum gibi ama…
Asıl suç onun yaptığıydı!
Zamanında kendini bize kakaladı! Baver'den hamileyim dedi de aldık Zehrayı.
Ah o vakitler beni dinleselerdi!"
"Çocuk?"
"Yok Dilruba hiç olmadı ki, kız yalanla dolanla Sancar konağına gelin geldi"