"Arhan ağa" dedim korkarak.
Hemen içeriye eğilip baktı. Seyit'i görünce şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
"Ne oldu burada Dilruba?" diyerek girdi içeri.
"Ben yaptım" dedim sesimin titremesine engel olamadan.
"Niye? Nasıl?" derken Seyit'e doğru eğildi.
Arkasından da Hüseyin abi girdi içeri.
"Kendimi korumak" dediğimde tutamadım kendimi ve hıçkırıklara boğuldum.
"Ama ölmedi. Ölmedi değil mi?"
Arhan elini boynuna atıp bekledi birkaç saniye.
"Yok yaşıyor" dedi ve kalktı ayağa.
"Ölmesin ne olur ölmesin. Ben böyle olsun istemedim" dedim ağlaya ağlaya.
Arhan birden sarılıp göğsüne yasladı beni.
"Tamam sakin ol, halledeceğim ben"
Gözyaşlarım gömleğini ıslattı biraz. Sırtımı sıvazlayıp
"Şimdi git eşyalarını topla hemen" dedi.
Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım.
"Neden?"
"Sonra konuşuruz Dilruba, oyalanacak vaktimiz yok, hadi acele et" dedi ve beni yavaşça itekledi.
Küçük bir çantaya cüzdanımı telefonumu ve paramı aldım. Arhan Seyit'i kaldırırken elimdeki çantayı gördü,
"Birkaç parça kıyafette al yanına" dedi. Başımı sallayıp hemen bir poşete iki elbise koyup döndüm salona.
Arhan ve Hüseyin Seyit'i aralarına almış dışarı taşıyorlardı.
"Geldiğini gören oldu mu Dilruba?"
"Yok, bilmiyorum görmemişlerdir heralde"
"Sen arabayı al Hüseyin. Git depolardan birine park et. Sonra da evi temizle" dedi ve Seyit'i sürükleyerek çıktılar evden.
Kapının önünde Arhan'ın arabası bekliyordu. Arka koltuğa Seyit'i yatırdıktan sonra Hüseyin ceplerini karıştırıp arabanın anahtarını aldı ve kapıyı kapattı.
"Hadi Dilruba" diye çağırdı Arhan.
Elim ayağım titreye titreye bindim aracanın ön koltuğunu.
Hemen gaza basıp yola çıktık. Arkaya döndüm ve koltuğa bulaşan kanı gördüm.
"Yine yine yine" diye ağlamaya başladım.
"Anlamıyorum Dilruba?"
"Ben yine katil oldum. Kaderim bırakmıyor peşimi. Böyle olsun istemedim ki, kalbim kötü değil benim"
"Dilruba türkçe konuşur musun?" dedi Arhan ama şuan aklıma Yezdan'ın kanı geldikçe kafam darmadağın oluyordu.
Belki o da ölmemişti bırakıp gittiğimde, kaçmasaydım yaşardı belki. Ya da hala yaşıyordu belki de.
"Daha nereye kaçacağım ki ben! Gidecek yerim kalmadı"
Elimi tuttu birden Arhan.
"Dilruba sakinleş, nefes al" dedi ve camı açtı. Temiz hava içeri doldu, derin bir nefes aldım.
"Ben herşeyi halledeceğim, korkma artık"
"Teşekkür ederim" elimi biraz sıkıp bıraktı ve önüne döndü.
Bir hastanenin yakınına gelip durduk. Arabadan inip telefonla birini aradı. Birkaç dakika sonra üç-dört kişi koşturarak gelip arabadan Seyit'i aldılar ve hastanenin arkasındaki dikkat çekmeyen küçük bir kapıdan içeriye soktular.
Arabanın hemen önünde dikiliyordu Arhan, inip yanına gittim.
"Yaşar merak etme, öldürecek kadar kötü biryer değil"
"Ama uyanmadı..."
"Kim bu?"
"Benim işyeri, oranın sahip oğlu"
"Ne işi vardı senin evinde?"
Söylemesi bile utanç veriyordu. Hastaneye doğru döndüm yüzümü.
"Rahatsız etti beni"
"Birşey yaptı mı sana?" dedi
"Yok, yapamadı"
"Doğru söyle Dilruba" deyip kolumdan tuttu.
"Utanma sakın Dilruba. Ne yaptı sana?" dedi.
Benim sesim azalırken onun ki artıyordu.
"Sadece yakın oldu, git dedim gitmedi, sonra zaten bıçakladım"
O an geldi yine gözümün önüne. Belki sağına değil de soluna saplasaydım, kalbine gelseydi ölürdü hemen.
Tutamıyordum bir türlü kendimi, yanağımı ıslatan gözyaşımı Arhan sildi.
"Ölmeyi hak ediyormuş"
"Onun azabıyla yaşamayı hak etmiyorum ama"
Kendine doğru çekip sarıldı yine bana. Varlığının gücüyle yüreğim bir nebze olsun ferahlıyordu sanki.
Bir şekilde güç oluyordu bana. En azından yalnız hissetmiyordum kendimi.
Arabaya geçip oturdum ve saatlerce bekledik orada.
•••
Bir vakit sonra Arhan’ın telefonu çaldı. Hızlı bir konuşmanın ardından arabaya bindi tekrar.
“İyiymiş” dedi.
Beni sevindiren haber Arhan’ı pek sevindirmemiş gibiydi.
“Ölmek yok yani?”
“Yok Dilruba, söylemiştim sana öldürecek bir yerde değil diye”
“Hastanede mi kalacak?”
“Biraz daha kalacakmış, merak etme artık!”
Gaza bastı ve yola çıktık.
Katil olmayışımın sevinciyle gittiğimiz yerin farkına varamadım bir süre.
Evden çok daha uzakta olduğumu anladığımda,
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum.
"Bizim evlerden birine, birkaç gün uzak kalsan iyi olur"
"Neden? Ama ölmedi söylediler ya. Yalan mı söyledin?"
"Hayır Dilruba. Bir kendine gelsin de..."
"Sonra"
"Ben seni münasip zaman da geri getireceğim"
"Arhan ağam ama..."
"Aması yok Dilruba. Az sabret, bana bırak. Döndüğünde bu beladan toptan kurtulmuş olacaksın" dedi.
Yine bir Sancar'ın elinden deva bulmuştum.
•••
Şehirden uzak orman içinde bir eve geldik. Kapının önünde iki araba daha vardı. Onları görünce panik yapıp döndüm Arhan'a.
"Yalnız korkmayasın diye, benim adamlarım korkma"
"Sen gidecek misin?" dedim aptal gibi.
Adam başımı bekleyecekti sanki.
"Gideceğim ama sonra geleceğim" dedi bıyık altından gülerek.
Rezil ettim kendimi...
"Burada güvende olacaksın"
"Seyit?"
"Onunla ben ilgileneceğim"
"Arhan ağam ölmesin. Benim yüzümden ölmesin ne olur"
"Tamam" dedi memnuniyetsizce.
"Teşekkür ederim" dedim ve indim arabadan.
Ben içeriye girerken o tozu dumana katarak gitti.
•••
ARHAN
•••
Torpidodan bir ağrı kesici alıp içtim önce.
Dilruba indikten sonra tuttuğum tüm sinirim çıktı dışarı.
Yol bitene kadar o şerefsize küfürler edip durdum.
Dilruba korkmasın diye bağıramadığım kadar yüksek sesle bağırarak küfrettim ama rahatlamaktan çok uzaktım.
Emin'i aradım hemen.
"Açtı mı gözünü?"
"Açtı abi"
"Çıkın oradan"
"Bırakalım mı abi?"
"Onu da alın çıkın! Bir eğlence düzenleyelim Emin. Bizim mekanlardan birine götür bende geliyorum" deyip kapattım.
Son hızda giderek yarım saat sonra küçük depoya ulaştım. Seyit Emin ve Hüseyin'in ortasında bir sandalyede oturuyordu, başı geriye doğru düşmüştü.
Hızlı adımlarla yanına gidip yakasına yapıştıp kaldırdım.
"Şerefsiz herif" diyerek sağlam bir yumruk attım.
Önce geriye doğru savruldu, sonra toparlanıp kollarımı tuttu.
Emin ve Hüseyin araya girmek için hareketlendi.
"Bırak. Karşısında kadın olmayınca ne yapabilecekmiş görelim!" dedim.
Bana doğru bir yumruk salladı ama bileğini yakalayıp geriye doğru ittim.
“Ağam ben…”
Yüzüne baktıkça Dilruba’nın gözyaşlarını görüyordum.
"Ben evlenmek teklif ettim ağam, evlenmek istedim”
"Saldırıp mecbur mu bırakacaktın lan it!" deyip kafa attım.
Böyle bir hayvanlığa niyetlenenin evlenme teklifi de yalandandır zaten!
Burnunu tutunarak geriye çekildi. Biraz ovaladıktan sonra akan kanı silip tekrar baktı yüzüme.
"Çok içmiştim ağam, kötü birşey yapmayacaktım yemin ederim" dedi özür diler gibi.
"Kızın rızası yok, yok! Elini dahi süremesin, evine giremezsin! Ağzınla içmeyi bilmiyorsan o masaya oturmayacaksın şerefsiz herif!” deyip bir kez daha vurdum.
"Birde evlenmek diyor! İki haftada ne evliliği lan"
"Önceden biliyordum ben Dilrubayı. Arhan ağam..."
"Gizli gizli peşinde mi geziyordun!"
"Ağam dur"
Bir kez daha vuracakken Emin girdi araya.
"Ağam az dur hele. Kendini kaybetmiş çocuk"
"Emin eğer Dilruba o bıçağı saplamasaydı ne olacaktı? Bu itin hevesi için, kendini kaybettiğiyle Dilruba’ya ne olacaktı..."
Devamını getiremedim de.
"Evlenecektim ben ağam" dedi.
"Hala konuşuyor ulan" Emin'i ve Hüseyin'i aşıp altıma aldım Seyit'i.
"Evlenemezsin!"
Her bir hecesinde ayrı bir yumruk attım.
Sonunda tekrar gözlerini kapadı.
Hırsımı alana kadar duramadım. Sonunda belimdeki silahı çektim.
"Ağam..." dedi Emin endişeli bir sesle.
Dilruba'nın söyledikleri yankılandı aklımda.
'Benim yüzümden ölmesin ne olur'
'Onun azabıyla yaşamayı hak etmiyorum'
Silahın kabzasını sıktım sertçe. Gözlerimi kapadım ve kendime engel olmaya çalıştım.
Kendi istediğimi değil onun istediğini yapmak için sakinleşmem gerekiyordu, bir kaç kez üst üste derin nefes aldım.
Silahın kabzasını kafasına vurduktan sonra kalktım üzerinden.
"Ölmesin" dedim ve çıktım depodan.
•••
Konağa dönüp odama çıktım. Daha beş dakika olmadan annem çaldı kapımı.
"Arhan?" diye seslenerek tıklattı kapımı.
"Günaydın Dila sultan"
"Günaydın da" dedi üzerimi süzdü baştan aşağı. Az biraz kan sıçramıştı kollarıma, geriye doğru çektim kolumu ama annemden kaçıramadım.
"Bir sorun var mı Arhan?"
"Yok sultanım"
Baskı yapmak istemiyordu ama merakına da engel olamıyordu.
"Yine bir İlhanlı kavgası değildir inşallah"
"Değil, başka birşey. Önemsiz"
"Gece seni yatağından edecek kadar mı önemsiz?"
Elini tuttum,
"Bir sorun yok annem merak etme sen" deyip öptüm.
"Sen deli kızınla ilgilen"
"Arhan!"
"Kızın olmasa vallahi sevmezsin Asya'yı" dediğimde o da dayanamayıp güldü.
"Canı tatlı, o yüzden nazlı biraz o kadar"
"Biraz!"
"Kardeşini çekiştirme de kahvaltıya gel hadi" dedi ve gitti.
Hızlıca bir duş alıp indim kahvaltıya. Asya'nın kırık bacağı ve ağrılarını dinlediğimi bir kahvaltıdan sonra evden çıkıp biriken işlerimi çabucak hallettim.
Herşeyi tamam ettikten sonra da hevesle beklediğim yere, Seyit’in yanına gittim. Yüzü gözü şişip morarmıştı başına yine geriye düşmüş yorgunlukla uyuyordu. Ben geldiğimde Emin ve Hüseyin kalktı ayağa.
"Uyandır şunu"
Emin birkaç kez dürttükten sonra ayıldı Seyit. Gözlerini açıp beni görünce göz bebekleri büyüdü.
Karşısına geçip bir sandalye çekip oturdum.
"Seyit bana kalsa bir nefes dahi almana müsade etmezdim ama..."
Dilruba sana kıyamadı da diyemedim!
"Bunu ölüp dirilmişsin say. Buradan çıktığından baştan başla.
Dilruba'ya yaklaşmak gibi bir hata sakın ha sakın yapma!"
"Ağam vallahi sevdim ben"
"Oğlum sen beni anlamıyor musun! Sabrımı mı sınıyorsun yoksa?"
"Özür dilerim ağam" deyip eğdi başını.
"Dilruba bitti artık, adını dahi anmayacaksın! Semtine uğramayacaksın”
“Babamın işyerinde çalışır ama”
“Çalışmıyor artık. Peşinde olduğunu duyarsam, görürsem…”
“Tamam ağam”
“Bu kez içtim de kendimi kaybettim falan da dinlemem!”
“Tamam ağam”
İçim hiç soğumayacaktı. Bu herife ne yaparsam yapayım doyamayacaktım.
Depodan çıkarken hala ölmemiş olmasının huzursuzluğu vardı üstümde. Hüseyin’i yanıma çağırdım ve,
“Bu itin sülalesini şehirden gidecek Hüseyin. Dilruba’nın adı geçmeden bu herifin yaptığı ahlaksızlığı duyurun! Ne esnafı ne komşusu kalmaz zaten! Sonra da bu şehirden gönderin” dedim.
Elimden daha başkası da gelmezdi zaten.
•••
Evin önünde indim arabadan. Kapıdaki çocuklarla konuşurken eve baktım. Salon camından Dilrubayı gördüm. Bir bardağı iki elinin arasına almış dalgınca oturuyordu.
İçeri girdiğimde hala başını kaldırıp bakmamıştı.
"Dilruba?" diye seslendim. İlkinde duymayınca biraz yaklaşıp tekrar seslendim.
"Arhan ağam" dedi ve panikle kalktı ayağa.
"Yaşıyor mu?"
Dilruba'nın yaşasın diye kendini parçamalası Seyit'in inatla seviyorum demesi kadar sinirlerimi bozdu.
"Öldü, ben öldürdüm"
"Arhan ağam sen ne dersin?"
"Hakettiğini buldu. Kime olsa aynını yapardım"
"Benim yüzümden öldü" dedi ve koltuğa çöktü. Yine kendi dilinde konuşmaya başladı, ağlamaya başladığında iyice sinirlendim.
"Ne kadar bu kadar umrunda Dilruba? Bu adam sana saldrmadı mı, bırak ölsün daha iyi"
"Ben katil Arhan ağa"
"Ben öldürdüm diyorum. Hastaneden sapasağlam çıktı sonra ben sıktım kafasına"
"Ama benim yüzümden oldu" dedi ve ağlamaya devam etti.
"Evlenecek miydiniz siz Dilruba?"
Gözyaşlarını silip kaldırdı başını sinirle bakınca içim biraz olsun rahatladı.
"Kocam olacak adamı ne diye bıçaklayayım Arhan ağa" dedi biraz sesini yükselterek.
Senin sesine kurban…
"Yaşıyor Dilruba, yaşıyor"
"Ne?"
"Yaşıyor şerefsiz. Sen affettin diye affetim! Bir daha da sana bulaşmayacak"
"Gerçekten yaşıyor?" Gözyaşları kesildi birden.
"Yaşıyor" dedim. Rahatlamasını izledim saniye saniye.
"Teşekkür ederim ağam. Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum" dedi gülümseyerek.
İki gündür ilk kez böyle içten gülüyordu. Dudağının kenarındaki gamzeden alamadım gözlerimi.
"O zaman artık dönebilir miyim evime?"
"Dönebilirsin"
Yerinden kalkıp,
"Hemen mi gideceğiz? Hazır olayım ben"
"Acele etme, az dinleneyim" deyince duraksadı.
"Yemek yapmıştım Arhan ağam eğer istersen..."
"Olur, güzel olur"
"Hemen.."
Lavaboya girip çıkana kadar Dilruba masayı hazır etmişti. Masaya tek tabak koymuş kapının kenarında elinde tepsiyle bekliyordu.
"Sen yemeyecek misin?"
"Sonra yiyeceğim ağam"
"Neden?"
"İşim bitince"
"Ne işin var?"
"Sizin yemek benim iş"
"Dilruba sen bu evin çalışanı değilsin"
"Ama siz Hevi hanımın torunusuz. Ben sizleri hep işverenim bilirim"
"İşvereni nereden biliyorsun sen?" dedim gülerek.
"Hasibe cadı... abla öyle derdi"
"Hasibe cadısı şu gece gelen mi?" dediğimde Dİlruba'da güldü.
Gece gelip kabus gibi üstümüze çöken!
"Evet"
"Dilruba şuraya gelip otursan da bağırmadan sohbet etsek olmaz mı?"
"Ağam ama…"
"Ama yok Dİlruba.Sen benim bir tanıdığımsın şuan. O yüzden gel de şu masaya otur"
"Tamam" deyip çekine çekine geldi masaya ve yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Ama masaya boş boş bakmaya başladı.
"Hadi!"
"Tamam ağam" dedikten sonra kendine bir tabak hazırlayıp yemeye başladı.
Ağzına ilk lokmayı attıktan sonra bana döndü. Kocaman yeşil gözleriyle bakmaya başladı,gamzesi çıktı yine ortaya.
Birşey vardı Dilruba'da adını koyamadığım. Çekiyordu insanı kendine. Defalarca beni de çekmişti kendine.
İlk gördüğümde o acıyla bile aklımı karıştırabilmişti.
Öpmeye kıyamayıp korktuğum dudakları dahi hafızamdan silinmiyordu.
"Arhan ağam Seyit'in babası Hasan bey öğrendi mi olanları?"
"Öğrenmeyecek"
"İnşallah köylü de birşey öğrenmez"
"Hüseyin kimseye görünmemiş ama öncesinde gören oldu mu bilemem"
"Ev sahibim pek huysuz. Bir hata ben kapının önünde"
Ev o kadar küçük ve kötüydü ki ev sahibinin Dilrubayı bulduğuna şükretmesi gerekirken Dilruba'nın korkması garip geldi.
O evi dahi kaybetmekten korkan insan neler gördü merak ettim.
"Neden Türkiye'desin Dilruba?"
Elindeki çatalı bıraktı,lokması ağzında büyümüşcesine yavaşça yuttu.
"Yetim kalınca... Hüseyin abi uzaktan akraba, sağolsun buraya getirdi"
"Orada kimin kimsen yok muydu?"
"Vardı da burası daha iyidir diye..."
"Bildiğin ülkede daha kolay değil mi?"
"Annemle babam ölünce uzak daha iyi"
"Nasıl vefat ettiler"
"Yangın"
"Başın sağolsun" dedim. Başını tabağına eğdi yine ve yemek bitene kadar konuşmadı.
Masayı topladıktan sonra yanıma geldi,
"Gitsek mi artık ağam?"
"Pek heveslisin evine dönmeye"
“Hevesli değil, sizi meşgul etmeyeyim. Bende dönüp iş bulacağım daha"
"İş konusunu takma kafana, uygun bir iş bulurum ben"
"Gerek yok ağam. Daha önce birkaç yer zaten aradı gel diye onları ararım hemen bulurum"
"Sonra Seyit gibilerinin kucağına düş! Ben bulurum Dilruba ve lütfen ama Arhan ağamla başlayan gerek yokla biten cümlelere başlama yine"
"Arhan ağam siz bazen çok uzun konuşuyorsunuz. Ben başında anlıyorum sonra yok" dedi çocuk gibi masumca bakarak.
"Tamam artık kısa konuşacağım sana"
"Teşekkür ederim, hepsi için"
"Rica ederim”
Kolumdaki saate bakınca ferahladım.
"Aslında saat epey geç oldu Dilruba, bu saatte köye girdiğini görürlerse senin ev sahibi seni kapının önüne koymaz mı?"
Uzun cümle kurduğumdan heralde biraz bakındı yüzüme sonra,
"Evet, sessizce gireyim o zaman" dedi.
"İyisi mi biz bu geceyi burada geçirelim. Sabah döneriz?"
Kararsızca baktı gözlerime.
"Hem bende pek yorgunum, dünden uykusuzum"
"O zaman tamam" dedi.
Şöyle dünyadan uzak Dilruba ile aynı çatı altında bir gece geçireyim de Seyit’i öldürmediğime değsin bari!
•••
Arka odaya geçip telefonu aldım elime ve küçük şeytanı aradım.
"Asya işim düştü sana" dedim direk konuya girerek.
"Dinliyorum biricik kardeşim" dedi ama öyle eğlenerek söylüyordu ki bu işten karlı çıkacağının farkındaydı muhtemelen.
"Birini işe almamız gerek"
"Bunu benden daha iyi sen yaparsın Arhan. Ben ne anlarım çalışandan, işe bile gitmiyorum"
"İş yerine değil, konağa. Kızın işe ihtiyacı var"
"Arhan takıldığın kızı mı getiriyorsun konağa! Oha! Birde çalışan diye! İyice azıttın sen!" diye bağırdı.
"Asya bir sus, bağırma. Yok öyle birşey"
"İnanmam, asla inanmam Arhan. Hamile falan değil değil mi? Annemin kalbine iner vallahi. Ondan önce de benimkine iner. Kızı da seni de öldürürüm girer hapse yatarım!"
"Asya! Yok diyorum öyle birşey. Gariban kız, anası babası yok, iş yerinde de zorluk çıkarmışlar. Zaten Hüseyin'in uzaktan akrabasıymış.
Sende kendine birini arıyordun, belki dedim..."
"Neden anneme söylemiyorsun? Böyle anlatsan o da gelsin derdi?"
"Kız babaannemin evinde çalışıyordu"
"Unut o zaman"
"Sen halledersin"
"Annem oradan buraya sevap taşımaz Arhan. Başka yerde iş bulalım. İmkansız"
"Asyacığım imkansızı oldur diye sana geldim ya!"
"Kızla aranda birşey yok değil mi?"
"Yok! Yok Asya, yok"
"Becerikli mi bari?"
"Seninle başa çıkabilir bence"
Kısa bir sessizliğin ardından,
"Tamam, hallederim. Karşılığında bir açık çekim olur, istediğim zaman kullanırım"
“Tamam”
"Açık çekin ne olduğunu biliyorsun değil mi Arhan?”
“Biliyorum”
“İstediğim zaman istediğim şeyi sorgusuz yerine getireceksin!”
“Tamam dedim”
“Anlaştık! Benden haber bekle!” dedi ve kapattı telefonu.
•••
Üzerinden bir saat dahi geçmeden telefonum çaldı.
"Tamamdır Arhan" dedi Asya.
"Bu kadar hızlı mı?"
"Tek benim için çalışacak, diğerlerine karışmayacak. Ben iyileşince gidecek"
"Gidecek mi!"
"Önce bir konağa gelsin de Arhan, sonrası sonra hallederim"
"Emin misin?" dedim. Kendine güvenerek güldü.
“Ben hallederim Arhan, biliyorsun!”