İnsan mecbur olunca herşeye alışıyor.Ben de hem yeni işime hem yeni evime alıştım.
Evi hergün biraz daha toparlıyordum da iş yerinde umduğum huzuru bulamamıştım.
Hep duyduğum ama yaşamadığım şeyi yaşamaya başlamıştım. Patronun oğlunun tacizlerini…
Başlarda sadece bakışlarla kalıyordu. Kaçarak kurtuluyordum onlardan. Sonra ben kaçtıkça oyun oynar gibi kovalamaya başladı. Yerli yersiz sohbetler, fazlaca ilgilenip özel sorular sormalar, iltifatlar ve daha bir sürü şey.
Rahatsız olduğumu belli edecek herşeyi yapmıştım ama anlamak istemeyene ne fayda.
Eve bırakmayı teklif ettiği bir günde açık açık rahatsız olduğumu, benden uzak durmasını söylemiştim işimi kaybetme pahasına.
Ben adamı ittikçe daha çok çekiliyordu sanki bana.
Sonraki günün akşamında kapım tıklatıldığında yine ev sahibim Sultan hanımdır diye açtım hiç düşünmeden. Karşımda Seyit’i görünce şok oldum. Var gücümle ittim kapıyı üstüne ama eşiğe ayağını koyunca kapatamadım.
Karşılıklı itiştik ama onun gücüne direnemeyince kapı ardına kadar açıldı. Seyit içeri girip arkasından kapadı kapıyı.
“Çık evimden!” diye bağırarak geriye doğru kaçtım.
“Sadece konuşmaya geldim Dilruba”
“Konuşmaksa dışarıda konuşulur, evime ne diye geliyorsun!”
“Dışarıda hep kaçıyorsun benden, ne yapayım Dilruba! Konuşmak istiyorum sadece korkma, birşey yapmayacağım”
“Çık yoksa bağırırım. Yandaki evde Sadık amca hemen gelir”
“Dilruba bir dinle! Ben seni çok beğendim, niyetim kötü değil. Kimsen yok burada, sahip çıkar korur kollarım seni” dedi ve eve göz gezdirdi.
“Gel kurtarayım önce seni şuradan. Güzel bir eve geçelim, temizlik işini falanda bırak ben bakarım sana”
“Sen kim bana bakıyor!”
“İzin verdiğin neyse o olayım. İster sevgili de istersen başka birşey”
“Hiçbir şey! Sen benim patron, ben çalışkan o kadar”
“Başka biri mi var? Memleketinde falan?”
“Var” diye yalan söyledim.
“Kim? Nerede?”
“Sanane Seyit sanane. Çık evimden”
Bana doğru yaklaştıkça ben kaçtım.
“Bu halde yaşamayı haketmiyorsun Dilruba. Şu eve bak. İş yerinde canın çıkıyor çalışmaktan sonra kalkıp bu sığınağa geliyorsun.
Bahsettiğin her kimse tabi gerçekten varsa hak ettiğini vermiyor sana”
“Seyit çık git ne olur” dedim yalvarır gibi. Sinirlenmeye başladı.
“Kimse yok değil mi! Hangi aptal senin gibisini bir başına bırakır”
Bana doğru yaklaşıp iki adım daha attı. Masanın üzerindeki vazoyu aldım elime. Onu aldığımı görünce sinirle güldü.
“O kadar mı korkuyorsun benden!”
“Seyit ne olur git. Yoksa polis ararım”
“Ara görelim Dilruba. Ara da onlar beni götürürken seni de memleketine postalasınlar”
“Senden iyi!”
“Ulan o kadar nefret edilecek adam mıyım ben!”
Üzerime gelmeye devam ettikçe kaçtım.
Sonunda aramızda mesafe kalmadı,
“Tamam ulan gel karım yapayım seni! Nikah da kıyayım sana!”
“Nikah falan istemem”
“Başka ne yapayım he demen için söyle Dilruba, söyle yapayım hemen”
“Seyit istemem diyorum. Evlenmek falan istemiyorum, kimseyi istemiyorum. Ne olur çık,Sultan abla kızar. Burası köy, başıma bela olurlar” dedim.
Gözümden bir damla yaş aktı kontrolsüzce. Gözümdeki yaş mı yoksa sözlerim mi pes ettirdi bilmiyorum ama cevap vermeden dönüp gitti.
Ardından koltuğa çöktüm hemen, tüm sinirim boşaldı ve ağlamaya başladım.
•••
Birkaç dakika sonra kapım çalındı yine.
Kalbim gümbür gümbür elimde vazoyla geçtim kapının arkasına.
“Dilruba?” diye seslendi Sultan abla. Gözlerimi silip kapıyı açtım hemen.
“Sultan abla?”
Kaşlarını çatmış bakıyordu bana,
“Kimdi o gelen!”
“Abla iş yerimden gelmişler”
“Ne diye gelmişler bu vakitte?”
“Telefonumu unutmuşum da onu getirmiş arkadaş”
“Böyle iş arkadaşı mı olur Dilruba! Sen çocuk mu kandırıyorsun. Adamın altındaki arabayı görmedim mi sanki! Bak acıdık evimizi açtık sana sakın bir rezillik falan çıkmasın!”
“Rezillik yok abla. Şoför getirmiş, patronun arabası o. Buradan geçerken bıraktı”
“Hıı bizim köyde geçerken uğranacak yer sanki! Ben diyeceğimi dedim Dilruba. Kır dizini edebinle otur” dedi ve söylene söylene gitti evine.
Daha ikinci ayım dolmadan başıma iş açmayı becermiştim!
Koltuğa çöküp bu kez sinirden ağladım. Neyseki haftasonuydu da sonraki gün işe gidip Seyitle karşılaşmak zorunda kalmadım. Akşam vakti camın önünde otururken Sultan ablaların çıktığını gördüm. Düğüne gider gibi pek bir özenliydiler.
Tek kalınca daha bir korktum. Elimin altına bıçağı ve telefonumu aldım. Televizyonun sesini iyice açıp kalbimin çarpma sesini bastırmaya çalıştım.
Dualar etsem de faydası olmadı. Birkaç saat sonra karanlık iyice çöktüğünde kapım yumruklanmaya başladı. Telefonla bıçağı alıp korka korka gittim kapıya kadar.
“Dilruba!” diye bağırıyordu Seyit.
“Aç içeridesin biliyorum. Aç konuşacağız”
Sesinden dahi belli oluyordu alkollü olduğu. Hemen yandaki cama eğilip baktım. Benim bakmamla camın patlaması bir oldu.
Yüzümü çizen birkaç cam parçasıyla geriye doğru kaçtım.
Seyit elini camdan içeri atıp kapıyı açtı ve eve girdi.
Yüzündeki ifade önceki gibi değildi, daha deli bakıyordu.
Daha başka…
Biliyordum ben bu bakışı…
Korkuyla yutkundum ve geriye doğru kaçtım yine.
“Arıyorum polisi” dedim ve telefonu aldım elime.
Numarayı tuşlarken elimden kaptı telefonu.
“Konuşacağız diyorum Dilruba! Sen benim evlenme teklifimi kabul edene kadar da bu evden çıkmayacağız!”
“Ben hayır dedi Seyit! İstemiyorum! Evlenmek yok!”
“İsteyeceksin!” diye bağırdı.
“Sus, Allah rızası için sus git”
“Tuttum evini. İş yerinin hemen karşısında. Arada kaçar kaçar gelirim yanına” dedi gülerek.
Bir elimle arkama sakladığım bıçağı iyide kavradım.
“Sen artık hizmetçilik yapmazsın, sana hizmetçiler tutarım hatta” deyip elimi tuttu ve kaldırıp öpmeye çalıştı.
Kovarak olmayacaktı… Suyuna gidip bugünü kurtarayım diye düşündüm
“Sen çok içmişsin Seyit. En iyi sen eve git uyu uyan sonra gel konuşalım”
“Yok gitmem. Sen evet diyene kadar buradan çıkmam”
Kelimelerin türkçesini seçmekte zorlanıyordum panikten.
“Az vakit ver, az düşüneyim. Hem sen bana yabancı. Daha bir ay oldu. Belki tanıyacak, sevmeyecek”
“Tanırsın zamanla Dilruba. O eve hele bir yerleş. Gele gide tanırsın” dedi ve bir adım daha yaklaştı.
“Seyit ben korkuyorum, git sonra gel öyle konuşalım”
Dağılıp yüzüme dökülen saçlarımı geriye itekleyip kulağımın ardına sıkıştırdı.
“Korkma benden Dilruba, korkma”
Elini yanağıma koydu ve gülümsedi.
Korkularım esir aldı bedenimi.
Sanki iki yıl öncesine dönmüştüm.
Karşımda Yezdan vardı yine!
Yine saldıracaktı! Öpecekti sanki!
Yine aynıları olacaktı sanki!
Kabuslarımda defalarca görmüştüm o zamanları, şimdi tekrarlıyordu sanki ve ben yine aynı tepkiyi veriyordum!
Elimdeki bıçağı kavradım iyice ve savurdum Seyit’e doğru.
Birden bağırarak geri çekildi.
Koltuk altının biraz aşağısına doğru saplanmıştı, Seyit geri geri gidip yere yığıldı.
“Yine, yine, yine…
Yardım et Allah’ım” dedim dakikalarca uzaktan baktım.
Yezdan’da ki gibi kan yoktu ama onu gibi hareketsizdi. Belki ölmemişti.
Yine katil olmamıştım belki de..
Aptal gibi sadece korkuyla hamle yapmıştım. Belki birşey yapmayacaktı…
Belki masumdu!
“Allahım yardım et!”
Yanına oturup omuzundan itekledim,
“Seyit, Seyit” diye seslendim.
Kısık sesli mırıldandı ve başı geriye doğru düştü.
Göğsünün inip kalktığını görünce panikle kalktım yerimden ve yardım çağırmak için evin önüne çıktım.
Ama Sultan ablaların olmadığı geldi aklıma . Bahçe kapısının da önüne çıkıp bakındım ama kimsecikler yoktu.
Elime bulaşan kanı farkedince korkuyla geri girdim içeri.
Yezdan da kaçıp kurtulmuştum ama şimdi ne yapacaktım!
Yine ölürse…
Belki de günahsız bir adamın katili olacaktım!
Kesin hapis yatardım. Ya da belki de ailesi birşey yapardı bana.
Bu kez babamda yoktu kurtaracak.
O an Sancarlar geldi aklıma.
Belki yine Sancarlar kurtarırdı beni!
İçeri girip telefonu aldım elime ve Hüseyin abiyi aradım.
Bir kaç kez çaldıktan sonra açtı telefonu.
“Abi yardım et, kurtar beni” dedim. Sonunda kendi dilimde bir aman çığlığı atabildim.
“Ne oldu Dilruba?”
“Abi ben birşey yaptım, saldıracaktı bana bende kendimi korumak için. Ne olur gel”
“Neredesin sen? Ne yaptın anlamadım ki?”
“Abi yardım et ne olur, kurtar beni”
“Tamam adresini at geliyorum hemen” dedi.
Kapatıp adresimi mesaj olarak attım.
Gelmesi dakikalar aldı ama bana saatler gibi geldi.
Yerde yatan Seyit’in başında inip kalkan göğsünü izleyerek saniyeleri saydım adeta.
Kapım çalınınca hemen kalkıp koştum ve
“Hüseyin abi” diyerek açtım kapıyı.
Ama karşımda yine bir Sancar buldum.
Arhan Sancar!