Sabah Arhan erkenden kalkıp gitmişti. Bende hemen peşine Hüseyin’i aradım.
“Hüseyin abi benim Şehrazat”
“Şehrazat?” dedi tanımaz gibi.
“İran’dan gelen… hani… akraban olan” dedim sıkıntıyla.
“Ha tamam! Şehrazat! Hayırdır sen aramazdın?”
“Önemli iş var”
“Ne işi?”
“Arhan ağa geldi bizim konağa. Sonra bir kaza oldu, beni hastaneye götürmek istedi. İstemem dedim ama kızdı gideceğiz dedi. Bende dedim benim izin yok diye”
“Kızdı mı? Mahvolduk! Arhan ağam hiç sevmez böyle işleri!”
“Evet çok kızdı. Kim yaptı ona da kızacakmış”
“Yandık ki ne yandık”
“Hemen kayıt olacak, takip edeceğim dedi. Birşey yap ne olur abi. Benim kayıt olmasın”
“Ama Arhan ağam işin peşine düştüyse salmaz”
“Abi ama kayıt olmaz, siz babama söz verdiniz bana yardım edeceksiniz!”
“Tamam bir yolunu bulmaya çalışacağım”
“Sonra Arhan ağa da söyle”
“Tamam, halledeceğim onu da bilgilendiririm” dedi ve vedalaştıktan sonra kapattık telefonu.
Bu işten böylece sıyrılmış oldum ve kayıtsız kimlikle devam edebildim.
En azından birkaç ay daha!
•••
•••
İKİ HAFTA SONRA
•••
•••
"Şimdi maaile yalandan içeride ağlıyorlar çok severmiş gibi" dedi Hasibe abla.
"Küslük ayrı ölüm ayrı abla deme öyle. Hepsi üzülmüştür illaki Hevi ananın ölümüne" dedi Semra abla.
"Ne üzülecekler be! Ölsün diye adaklar adamıştır Dila olacak karı"
"Abla sus biri duyacak!" diyerek dürttü Semra abla Hasibe cadısını.
"Aman duyarsa duysun. Vaktiyle büyü yapmış Berzan ağama anasına sırtını dönsün diye. Birde konak yaptırmış dehlemiş kadını evden. Şimdi öldü diye mi üzülecekler, duy da inan"
"Büyü mü?" dedim şaşkınca.
"He valla. Eve girmiş herkesi eline alana kadar rahat durmamış. Yazık Berzan ağamın gözleri kapanmış, kalbi mühürlenmiş. Anasını babasını duymaz olmuş da divane olmuş.
Bir kardeşini başka ülkeye birini başka şehire yollatmış, anasını bu eski konağa atmış. Dila karısı da kul ettiği Berzan ağayla yeni konağa kurulmuş"
"Aşkından olmasın?" dedi Semra abla.
"Nursuz suratlı kuru karıya ne aşık olacak be"
"Hasibe abla kadın bu yaşına rağmen gencecik kız gibi güzel hem hiçde kötü biri gibi değil. Hevi hanımın kapısını çalmazlardı ama var belli ki sebebi"
"Siz ne nankörmüşsünüz böyle! Yıllarca Hevi ana doyurdu karnınızı kadın ölünce ne çabuk unuttunuz!"
"Unutmadık da Hevi hanımında neler yaptığını duyduk"
"Ne yaparsa yapsın ayıp ettiler, ahını aldılar kadının. Koca konakta bir başına öldü.
Torunlarını bile düşman etmişti kadına bak Dila hanım kızını getirmemiş bile"
"Abla Asya’nın ayağı kırık ya, getirememişler"
"Yalan, bahane işte. İnsan babaannesinin cenazesine gelmez mi! Ne ayıp!
Ah Hevi ana ah, gözü kapıda gitti vallahi" diye söylenmeye devam etti Hasibe cadısı.
“İçeride servis beklerler hadi" dedi Semra abla bana dönüp
Elime tepsiyi alıp salona, kadınların arasına girdim.
Önceki gün Hevi hanım kahvaltı vaktini epey geçmesine rağmen odasından çıkmayınca Hasibe abla merak edip kapısını çalmıştı. Açmayınca içeri girmiş ve yatağında soğuk bedenini bulmuştu. Çığlık kıyametle bize koşturup gelmişti, o halleri de Hevi ananın son halide gözümün önünden gitmiyordu iki gündür.
Oğulları ve kız kardeşlerine haber vermiştik hemen. Hepsi koştutarak gelmişlerdi konağa. Kız kardeşlerini ve ailelerini zaten tanıyordum da oğullarını ilk kez bu vesileyle görmüştüm.
Dila hanım Hevi ananın duası içinde bu konağı uygun görünce gelinleri ve torunları da kapısına gelmiş oldular.
Ben tek iki torununu biliyordum.
Baver...
Arhan...
Baver’i ömrümce görmesem aramazdım da yine de içten içe merak ediyordum.
Arhan ise…
Servisi yaptıktan sonra kapının köşesine geçip izlemeye koyuldum.
Salonun baş köşesinde Hasibe ablanın cadı dediği Dila hanım duruyordu.
Dediği gibi pek nursuz suratlı değil hatta hayran olunacak güzellikte bir kadındı.
Diğerleri gibi ağıtlar yakmıyordu, sert bakışlarıyla insanları izliyordu. Belki içten içe sahtelikleriyle eğleniyordur diye düşündüm.
İki yanında gençten güzel kızlar vardı aynı Dila hanım gibi soğuk soğuk bakıyorlardı herkese, ara ara Dila hanıma dönüp baktıklarında Dila hanım gülümseyerek karşılık veriyordu onlara.
Semra abla elime diğer tepsiyi tutuştururken Dila hanımı gösterip,
“Yanındakiler kim abla?” dedim.
“Gelinleri. Şu sağdaki Zeynep diğeri de Hazal. Hadi hadi lafa tutma da işine bak!”
Hevi hanımın duası bitene kadar mutfakla salon arasında mekik dokuyup durdum.
Mutfakta yorgunca yeni bardakların dolmasını beklerken Semra abla bacaklarını tutarak geldi.
"Avluya sen çık Dilruba, benim gücüm kalmadı yeminle” dedi.
“Tamam abla”
Büyükçe tepsiyi elime alıp avluya çıktım. Tüm erkekler dizilmiş sohbet ediyordu. Girer girmez Berzan ağayı gördüm. Ağaya yakışır heybetiyle avlunun tam ortasında oturuyordu. Herkes etrafında pervane geziniyordu.
Kapıdan her gelen önce Berzan ağaya gelip baş sağlığı diliyor sonra diğerlerinin yanına karışıyordu.
Avlunun diğer köşesinde daha gençten adamlar toplanmıştı.
Baver ve Arhan'ı gördüm yanyana. Ellerim istemsizce titremeye başladı.
Baver'i iki yıl önce görmüştüm en son. Bir kez konağa ziyarete geldiğini duyduğumda odamda saklanıp görmekten de görülmekten de kurtulmuştum.
Arhan'ı da göreli iki hafta olmuştu. Belki bir daha gelir diye yolunu gözlemiştim. Yıllarca babaannesinin kapısını çalmayan adam üst üste iki kere çalınca yine gelir sanmıştım ama cenazesineymiş kısmet.
Berzan ağanın tarafına ikram ettikten sonra Arhanların tarafına geldi sıra.
Başımı eğip herkese tek tek servis yapmaya başladım. İçimden defalarca sakın başını kaldırma dedim de Arhan'a gelince dayanamadım, biraz kaldırdım başımı.
Göz göze gelir gelmez de hemen tekrar eğdim.
Sıra Baver’e geldiğinde de kendime yenilip baktım, sanki yok olmamı ister gibi sinirle bakıyordu bana. Daha ne kadar yok olabilirdim ki hayatından!
İşim biter bitmez döndüm mutfağa.
Azıcık Arhan'a azıcık Baver'e sövmeyi ihmal etmedim.
Semra abla bir köşeye çökmüş dalgınca oturuyordu. Yanına çöküp oturdum hemen.
"Çok mu yoruldun?”
“Yoruldum”
Gözündeki yaşı silip hıçkırınca,
“İyi misin abla?” diye sordum.
"Ne kadar iyi olunursa o kadar iyiyim"
"Üzülme, Allah acısız ölüm verdi en azından" dedim teselli etmek ister gibi.
"Şükür tabi, olacaksa böylesi olsun da benim derdim o değil ki kızım"
"Ne senin derdin?"
"Biz ne olacağız biz. Hevi hanım göçtü gitti şimdi kaldık el elde baş başta. Bu konak kapanınca biz ne olacağız? Ben nereden iş bulurum bu yaşta" dedi dertli dertli.
Bende kendimi düşündüm o an. Gidecek bir yerim yoktu, sığınacak kimsem yoktu.
Belki bir ihtimal Baver yardım edebilirdi dedim ama kendim bile inanmadım düşündüğüme...
•••
•••
Bir hafta boyunca konağın kapısı hep açık kaldı. Ev bir saniye boş bırakılmadı. Sürekli dualar okundu, yemekler dağıtıldı.
Son günü Dila hanım geldi konağa. Tüm personeli çağırdı yanına,
"Belki bizide kendi konaklarına alırlar" dedi Semra abla bir ümit.
"Vakti zamanında Hevi anayı alaşağı ettiğinde konaktaki çalışan herkesi de deh etmiş bu kadın. Bizi içeri almayı geç sokağından geçirmez" dedi Hasibe abla.
"Ne yapacağız o zaman?"
"Benim emeklim geldi, gider köyüme dönerim. Siz kendinize yanın" dedi Hasibe abla ve önden önden gitti salona.
Geldim bu kadının ağzından bir güzel laf duymadan gidiyorum, yine duyamayacağım galiba.
Salona geçip dizildik Dila hanımın karşısına.
"Hepinizin Hevi hanım üzerinde çok emeği olduğunu biliyorum. Bir aile gibi sevip sahiplenirdi sizi, eminim siz de öyle sevip sayıyordunuz Hevi hanımı. Hepinize emekleri için çok teşekkür ederiz.
Rahmetlinin ardından artık bu konağı boşaltıp kapatacağız , haliyle sizlerle yollarımız ayrılacak.
Hepinizin tazminatları misliyle verilecek. Eğer ki dileyen olursa başka bir iş için elimizden geldiğince yardımcı oluruz.
Toparlanmak için acele etmeyin, bir haftanız daha var” dedi ve soru sorulacak birşeye dahi gerek kalmadı.
İyi günler diledikten sonra da çekip gitti.
İş arayana yardımcı oluruz demişti ama beni böyle kayıtsız kim alırdı ki!
•••
Dila hanımın bize tanıdığı bir hafta boyunca iş arayıp ev baktım.
Birkaç iş buldum da ev konusunu halledemiyordum bir türlü. Bir başına göçmen kadın olduğumu öğrendiklerinde yalanla bahaneyle vermiyorlardı evi. Şehrin her yerinden bakındım neredeyse. Sonunda bir emlakçının önünde durdum. Adama uzun uzun isyan edip anlattım derdimi hatta neredeyse ağlama noktasına kadar geldim.
Adam halime acıdı da şehre yakın bir köyde tek odalı derme çatma eve gittik.
Büyük bir evle aynı bahçedeydi baktığımız ev.
“Ev sahipleri yan tarafında hemen. İki çocuklu sessiz sakin bir aileler. Bu evi vaktiyle babalarına yapmışlar, vefat edince de kiraya vermeye karar verdiler”
Keşke bu detayı hiç bilmeseydim…
Epey bakımsız bir evdi. İçine girdiğimizdeyse daha büyük hayal kırıklığına uğradım. Duvar boyasından sobasına mutfağından tuvaletine epey işi ve masrafı vardı.
“Biraz bakımsız tabi” dedi emlakçı yüz ifademi görünce.
“Biraz…”
İstedikleri kira fiyatını söyleyince şaşkınca döndüm emlakçıya,
“Bu ev o para etmez!”
“Kızım bir haftadır bakıyormuşsun, az çok biliyorsundur fiyatları”
“Biliyorum ama burası için fazla. Çok da masraf var, biraz indirme yapsalar bari”
“Yok kızım, yapmazlar. Pazarlık yapmıyorlar. Sen bilirsin git gez biraz daha istersen”
Gezsem de bulamayacağımı iyi biliyordu.
“En azından bir tane eksik vereyim o başta vericeğim şeyden”
“Depozito mu?”
“Evet, o”
“Onu konuşurum bir bakalım”
Eve son bir kez göz gezdirdim. Denize düşen yılana sarılır…
Çıkıp ev sahiplerinin evine girdik. Emlakçı depozitolardan birini indirtti.
Ev benim gibi kayıtsız kaçak olduğundan kontratda yapmadık. Evle ilgili en çok işime gelen de bu oldu. Elektiriği suyu da kendi evlerinden çekmişlerdi. Onlarla da uğraşmayacaktım en azından.
Ev sahibinin karısı birara mutfağa çekip eve gelip gidene dikkat et, adımız çıkmasın diye uyardı açık açık. Buna da he deyip geçtim mecburen. Belki yerinde olsam bende aynını yapardım bilmiyorum…
Konağa gidip eşyalarımı topladım ve herkesle vedalaştıktan sonra çıkıp kendi evime geçtim.
Dila hanımın dediği gibi çıkışta hakkımızın fazlasıyla para vermişlerdi. Paranın büyük bir kısmını ev için harcamam gerekti. Kendime küçük bir hayat kurmaya başladım.
İki gün deli gibi çırpındıktan sonra evi epey kolaylayınca da işe başladım.
İdare eder bir maaşla çarşıda bir iş yerine temizlikçi olarak girdim.
İlk iş gününün çıkışında Mardin’in manzarasını gören bir tepeye çıkıp oturdum.
Babamların yanında da yokluk içinde yaşamıştım zaten. Dünyam altüst olmuştu da bu durumum pek değişmemişti maalesef.
Bir tek Yezdan’ın konağında değişmişti…
Oraların en zengin en güçlü adamıydı Yezdan. Tüm şehir ben istemesem de elimin altında olmuştu.
Sonra elimi bulamıştım kanına…
Bedeli etmez belki ama cezası olarak bu günlere kadar gelmiştim.
En ağırı ülkeme dahi dönememek, babamlardan hiç haber alamamaktı.
Yezdan’ın adamları veya ailesi babamlara birşey yaptı mı onu bile bilmiyordum.
Artık onlarda bana ulaşamaz gibi hissediyordum.
Baver beni hayalet etmişti bu şehirde. Ben bile kendimi bulamıyordum bu topraklarda…
Sonsuz yanlızlığa gömülmüştüm sanki.