Zilin çalmasıyla Tülin, şaşkınlıkla yerinden kalktı. Kapıya doğru ilerlerken bir yandan da mırıldandı:
“Kim bu saatte?” Merakla kapıyı açtı ve içeriye döndü. “Emir seni istiyor,” dedi gözlerini Serin’e dikerek.
Serin bir an duraksadı, kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Emir’in bu saatte neden geldiğini anlamaya çalışıyordu. “Bu saatte? Okulda olması gerekmez mi?” diye sordu, sesi hem şaşkın hem de tedirgindi.
Tülin, omuz silkti. “Ben de bilmiyorum,” dedi kısık bir sesle, gözlerinde endişe. Serin, tereddütle kapıya yöneldi. Daha kapıyı açar açmaz Emir’in yüzündeki sahte gülümsemeyle karşılaştı. “Hadi karıcığım,” dedi Emir, sanki her şey yolundaymış gibi neşeli bir tonda.
Serin, onun bu tavrından bir şeyler sezmişti. Merakla sordu: “Nereye gidiyoruz?”
Emir, sözde sevgi dolu bir ifadeyle cevap verdi: “Seni doktora götüreceğim. Bu öksürüğün beni endişelendiriyor. Sen öksürdükçe benim canım acıyor, sevgilim. Buna bir çözüm bulmalıyız.”
Serin, omuz silkerek mırıldandı: “Ne gerek vardı ki?”
Emir, ciddileşerek yüzüne sevgi maskesi takındı. “Ne demek ne gerek var? Sen benim hayatımsın, canımsın. Bir daha böyle şeyler duymayayım. Hadi, geç kalmayalım.”
Bu sırada Tülin, Emir’in söylediklerine müdahale eder gibi sordu: “Serin nasıl öksürecek kadar üşüttü ki?”
Emir, hemen o sahte sevgi dolu tavrına bürünerek Tülin’e dönüp yanıt verdi: “Market alışverişine giderken ceket giymeden çıkmış. Oradan üşütmüş. Bekleseydi ben hallederdim ihtiyaçlarını ama işte... Sabırsız bir karım var.”
Tülin, içinde biriken öfkeyi saklamaya çalışarak sahte bir gülümsemeyle yanıt verdi: “Arkadaşımla ne kadar ilgilisin, Serin gerçekten çok şanslı. Böyle bir eşi olduğu için ona imreniyorum.”
Serin, Emir’in ardından gönülsüzce yürürken, Tülin onların uzaklaşmasını izledi. Ancak Emir’in arkasından öfke dolu bir bakış attı. Kalbinde hissettiği tiksintiyi bastırmaya çalışarak içini çekti. Serin ondan bir ricada bulunmuştu. Emir’in yanında tatsızlıkları açığa vurmamasını istemişti. Çünkü Emir, Tülin’in Serin’le olan bağını koparmak için elinden geleni yapabilirdi.
Tülin, en yakın arkadaşı olan Serin’i kaybetmek istemiyordu. Serin’in günlük ziyaretleri ona iyi geliyordu, yalnızlığını bir nebze olsun dindiriyordu. Tülin’in kocası şehir dışında çalışıyordu ve genç kadın çoğu zaman yalnızlığın ağır yükünü taşıyordu. Serin, bu yalnız dünyasında onun tek dayanağıydı. Bu yüzden, sahte tebessümlerle Emir’e iyi bir eşmiş gibi davranmaya devam ediyordu.
Emir’in iyi koca rolü o kadar gerçekçiydi ki, Tülin bizzat şahit olduğu bir olay olmasa belki o bile Serin’in anlattıklarına inanmazdı. O karanlık geceyi düşündükçe hâlâ tüyleri ürperiyordu. Olaydan üç yıl önce, Tülin bir akşam yaptığı poğaçaları Serin’e götürmek için apartmana girmişti. Serin’in dairesine doğru çıkarken birden yukarıdan yankılanan öfke dolu bir ses duydu. Merdivenin köşesini döndüğünde gördüğü manzara karşısında şok olmuştu: Emir, Serin’i kolundan kavramış, zorla çatı katına doğru sürüklüyordu. Genç kadının yüzünde hem acı hem de çaresizlik okunuyordu.
Tülin, içgüdüsel olarak adımlarını yavaşlattı ve merdivenin arkasına saklandı. Merak ve korku içinde peşlerinden sessizce ilerledi. Çatı katına ulaştıklarında Emir’in bağırışları yankılandı: “Madem hizmetçiliğe bu kadar meraklısın, o zaman burayı süpüreceksin! Öğretmen arkadaşım seni merdiven temizlerken gördü. Rezil ettin beni! Şimdi bu çatı katını pırıl pırıl yapana kadar burada kalacaksın!”
Elindeki faraşı ve süpürgeyi Serin’in önüne fırlattı. Genç kadının yüzü kireç gibi olmuş, gözleri korkuyla dolmuştu. Ama karşı çıkmaya cesaret edemedi, sadece başını eğip sessizce durdu. Emir, zafer kazanmış gibi gülerek oradan ayrıldı. Ayak sesleri uzaklaştığında Tülin olduğu yerden çıkıp hemen Serin’in yanına koştu.
“Serin, burada ne işin var? Ne yapıyorsun?” diye sordu, sesi endişeyle titriyordu.
Serin, çaresizlikle yere çöktü. “O beni cezalandırıyor. Onun gururunu kırmışım. O yüzden...” cümlesi yarım kaldı, gözyaşlarına boğuldu.
Tülin, arkadaşını kolundan tutup kaldırdı. “Buna katlanmak zorunda değilsin! Serin, bu adamın yaptıkları normal değil. Gel, sana yardım edeceğim.”
Birlikte çatıyı aceleyle temizlediler, ardından Tülin onu kendi evine götürdü. Serin’in elleri hâlâ titriyordu. Tülin öfkesini bastıramıyordu. “Emir’i polise şikâyet etmelisin. Bu adamdan boşan, kendini kurtar. Daha fazla böyle yaşayamazsın!”
Ama Serin kafasını iki yana salladı, sesi kısık ve kararlıydı. “Hayır, yapamam. O her şeyi yapar. Beni tehdit etti. Eğer gidersem, oğlumu elimden alır.”
Tülin, arkadaşını ikna edememenin çaresizliğiyle o geceyi hiç unutmamıştı. O günden beri Emir’in oynadığı iyi eş ve sevgi dolu koca rollerine asla kanmıyordu. Onun nasıl biri olduğunu, karısına neler çektirdiğini biliyordu. Ama Serin için sessiz kalmak zorundaydı. Arkadaşının içini dökebildiği tek kişi olmak, onun acısını biraz olsun paylaşabilmek için bu sessizliğe razıydı.
Eve girer girmez Emir’in kaşları çatıldı ve sesi sorgulayıcı bir tona büründü. “Yine mi Tülin’deydin? İkidir sürekli oradasın. Ne var bu kadında? Onunla konuşmak için evi ihmal ediyorsun sanki.”
Serin, sakinliğini korumaya çalışarak itiraz etti. “Hayır Emir, öyle bir şey yok. Evi temizleyip öyle gittim.”
Emir dudaklarını büzerek alaycı bir gülümseme takındı. “Neyse, öyle olsun. Ama bil ki bu duruma göz yumuyorum diye sakın sonra ‘Emir beni eve kapatıyor’ diye sağda solda dedikodu yapma.”
Bu pişkin tavır Serin’in sabrını taşırıyordu. “Yapmadığın şey mi?” diye karşılık verdi.
Emir’in yüz ifadesi bir anda değişti, öfkeyle sesini yükseltti. “Kapa çeneni ve hazırlan! Hemen!”
Serin çaresiz bir şekilde söyleneni yaptı. Sessizce hazırlanıp Emir’le birlikte arabaya bindi. Yolda nereye gittiklerini bile sormadı; Emir’in siniri üzerindeyken fazla konuşmak sadece işleri kötüleştirirdi. Bir süre sonra özel bir kliniğin önünde durdular. Serin şaşkındı. Normalde Emir, para harcamaktan kaçınır ve böyle özel doktorlara gitmeyi gereksiz görürdü. “Bu adamın bir bildiği var ama ne?” diye düşündü içinden.
Tam bu sırada koridorda Ahmet öğretmeni görünce taşlar yerine oturdu. Emir’in karısını özel doktora götürmesi, yalnızca Ahmet Bey’e iyi koca rolü yapmak içindi. Yine başkalarının gözünde mükemmel eş ve ilgili bir koca olarak görünmek istiyordu. Serin’in yüzü ekşidi ama belli etmemek için kendini zor tuttu.
Doktor muayeneyi titizlikle yaptıktan sonra ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı. “Hanımefendi, belli ki uzun süre soğuk bir ortamda kalmışsınız. Bu tür üşütmelerde öksürük bu derece ilerler.”
Emir, hemen araya girerek başka bir hikâye uydurdu. “Evet, karım ceket giymeden markete çıkmış, oradan üşütmüş olmalı.”
Doktor, başını iki yana salladı. “Hayır, kısa süreli bir üşütme böyle olmaz. Bu durum uzun süreli soğuğa maruz kalındığını gösteriyor.”
Emir, utanmadan bir başka masal daha ekledi. “Market dönüşünde bir arkadaşını görüp uzun uzun sohbet etmiş, oradan olmuş demek ki.”
Serin, doktorun sessiz ama sorgulayıcı bakışları arasında öfkesini bastırmaya çalıştı. Doktor, bir süre daha genç kadına baktıktan sonra reçetesini yazdı ve tavsiyelerde bulundu. “Bu ilaçları aksatmadan kullanın. Gerekirse sıcak bir ortamda birkaç gün istirahat edin. Yoksa zatürreye çevirebilir.”
Emir, bu fırsatı kaçırmadı ve hemen karısını azarladı. “Hayatım, seni kaç kere aradım o gün, ‘Üşütürsün’ dedim. Ama dinlemedin. Hep aceleci olmanın cezasını çekiyorsun.” Ardından doktora dönerek yüzsüzce ekledi: “Kusura bakmayın, biraz unutkandır. Hatta buraya bile kabanını giymeden gelecekti, ben söyledim de giydi.”
Serin’in kan beynine sıçramıştı. Şimdi de onu unutkan, dikkatsiz bir kadın gibi gösteriyordu. Ama Emir’in rolü burada bitmemişti. Klinik kapısından çıktıklarında Ahmet Bey yanlarına geldi. “Nesi varmış yengenin?” diye sordu.
Emir hemen atıldı. “Çok üşütmüş. Bizim hanım biraz dikkatsizdir. Bir yere giderken üstüne ceket, hırka almayı hep unutur. O yüzden böyle oluyor işte.”
Serin, bu sözlere karşılık vermek için ağzını açtı ama Emir, romantik koca maskesini hemen taktı. Karısının elini sımsıkı tutarak Ahmet Bey’e döndü. “Sana teşekkür ederim Ahmet hocam. Bize bu doktoru önermeseydin, durum daha da kötüye gidebilirdi.”
Ahmet Bey içten bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Lafı mı olur Emir hocam? Sen de eşine çok iyi bakıyorsun, maşallah. Ne güzel böyle sahiplenmek.”
Serin, sahte bir kocanın rolüne bakarken içinde bir volkan kaynıyordu. Ahmet Bey ve doktorla vedalaşırlarken içinden sadece bir şey geçiriyordu: “Ne zaman bitecek bu tiyatro?”
Emir, eczaneden aldığı ilaçları arabaya koyduktan sonra Serin’i yanında oturtup motoru çalıştırdı. Sessizlik hâkimdi. Ancak birkaç sokak ilerledikten sonra birden duraksadı. “Okula uğramam lazım,” dedi, gözünü dikiz aynasına çevirerek. “Çantamı orada unutmuşum. Bugün çocukların sınav kağıtlarını incelemem gerek.”
Serin hiçbir şey söylemeden camdan dışarı bakmaya devam etti. Emir arabayı çalıştırıp çalıştığı liseye doğru sürdü. Okulun geniş bahçesine vardıklarında, motoru durdurup hızlıca araçtan indi. “Hemen dönerim,” dedi kapıyı kapatırken.
Serin, koltuğunda otururken kendini iyice yorgun hissediyordu. Gözlerini kapatıp başını yasladı. Birkaç dakika sonra Emir’in yaklaşan ayak seslerini duydu. Yanında iki öğrenci vardı, biri kız, diğeri erkek.
“Buyurun çocuklar, arkaya geçin,” dedi Emir, onlara güven verici bir gülümsemeyle.
“Teşekkür ederiz hocam,” dedi kız öğrenci, minnet dolu bir sesle.
Emir, Serin’e dönerek sahte bir sıcaklıkla konuştu. “Hayatım, bunlar benim öğrencilerim. Eve giderken onları da bırakmak istedim. İkisi de iyi çocuklardır.”
Sonra gençlere dönüp, karısını işaret ederek ekledi: “Ben de yengenizi doktora götürdüm. Üşütmüş biraz, ama toparlayacak inşallah.”
Erkek öğrenci içten bir şekilde gülümsedi. “Geçmiş olsun yenge,” dedi kibarca.
Serin zar zor bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Sağ ol, canım.”
Emir, aniden erkek öğrenciye dönerek konuyu değiştirdi. “Hasan, senin deden bal satıyordu değil mi? Kestane balı vardı hatırladığım kadarıyla.”
“Evet hocam,” dedi Hasan, heyecanla.
“Bir tane kestane balı almak istiyorum. Yengeniz çok üşütmüş, öksürüyor. Ona iyi gelir.”
"Tamam hocam, getiririn ben size. İndirim bile yaptırırım."
"Hasan sen adamsın, aslanım," diye karşılık verdi Emir. Sonra da boynundaki atkıyı çıkardı ve büyük bir özenle Serin’in dizlerine örttü. Üşümüştür benim hayatım.
Bu sahneye şahit olan kız öğrenci, gözleri parlayarak hayranlıkla konuştu. “Çok şanslı bir eşiniz var öğretmenim.”
Emir, gururlu bir ifadeyle başını salladı. “Eşim benim her şeyimdir.”
Serin’in içinde yükselen öfke, dışarıdan fark edilmezdi. Ama içinden, “Bu adamın hayatı yalan dolan,” diye geçirdi. Öğrencilerinin önünde sergilediği romantik koca rolü, her hareketi, her sözü, yılların maskesinden ibaretti. Arabanın içinde Emir’in tiyatrosu devam ederken Serin, bu aldatmacayı daha ne kadar sürdürebileceğini sorguluyordu.
Eve geldiklerinde Emir, karısının koluna gereğinden sıkı bir şekilde girerek apartman girişinden içeri adım attı. Mahallenin köşe başlarını mesken tutmuş dedikoducu kadınlar, bu sahneyi göz hapsine almıştı. Emir, içtenmiş gibi görünen bir gülümsemeyle Serin’in kolunu bırakmadan onlara doğru selam verdi. "Kadınları mutlu etmek zor iş," dediği an, kadınlardan biri hayran bir ifadeyle başını salladı. Serin, kocasının yapmacık davranışlarından bıkmıştı, ama karşı koymak için gücü yoktu.
Eve girdiklerinde, kapıyı sertçe kapatan Emir hemen rolünden sıyrıldı. Elindeki ilaç poşetini Serin’in eline sertçe tutuşturdu. “Şunları göz önünde bir yere koy,” diye emretti. “Her gün düzenli olarak alacaksın. Zatürre olup başıma dert açma.”
O nazik, ilgili koca yerini tekrar eski Emir’e bırakmıştı. Serin, sessizce ilaçları mutfak tezgâhına bırakırken, Emir arkasından söylenmeye başladı. “Senin yüzünden doktora ne kadar masrafım tuttu haberin var mı? Bir de bal sipariş edeceğim sırf sen iyi ol diye! Başıma bin türlü masraf çıkarıyorsun.”
Serin, içindeki öfkeyi daha fazla bastıramadı. Gözleri dolmuştu ama sesi titremedi. “Senin yüzünden bunlar!” dedi, ani bir patlamayla. “Beni o bodruma kilitlemeyecektin!”
Emir, alaycı bir şekilde gülerek geri döndü. “Kilitlememin sebebi sensin,” dedi pişkince. “Elin adamını eve alıp beni rezil ettin. Ne bekliyordun? Madalya takmamı mı? Çok beklersin.”
Serin artık gözyaşlarını tutamıyordu, ama kararlılıkla konuştu. “O sadece bir kuryeydi. Kurabiye ikram ettim. Ne yanlış var bunda?”
Emir, kaşlarını çatıp sesini yükseltti. “Konu komşu öyle demez ama! Bir kere damgalanırsan benim de adımı lekelersin. İnsan içine çıkamam ben! Onurumu, şerefimi düşünmek zorundasın!”
Serin, avuçlarını yumruk yapıp hıçkırarak bağırdı. “Bıktım senden! Nefret ediyorum senden!”
Bu sözler, Emir’in sinirini daha da körükledi. Öfkesi kabarmış, sesi apartmanda yankılanıyordu. “Neden nefret ediyorsun benden, ha? Seni o fakir hayatından, üvey annenin eziyetinden kurtardığım için mi? Sana pahalı yüzükler aldığım için mi? Özel doktora götürdüğüm için mi?”
Serin, sessizce ağlamaya devam ederken Emir, kendisini haklı çıkarmaya çalışan tiradını sürdürdü. “Bak kızım,” dedi küçümseyen bir tonla. “Sahip olduğun her şey, hatta giydiğin çorabı bile bana borçlusun. Ben gencim, yakışıklıyım, evim var, arabam var, öğretmenim. Peşimde bir sürü kız varken ben seni seçtim! Ama kıymetimi bilen yok. Nankörsün sen, nankörsün!”
Serin, bu sözlerle bir kez daha kırıldı. Kendi evinde bir tutsak gibi hissediyordu. Ağlamayı bırakıp boş gözlerle Emir’e bakarken, içinde bir yerlerde kurtuluşun hayalini kurmaya başladı. Ama o an için sadece sessizlikle cevap verebildi.
Akşamın karanlığı apartman dairesine çökerken, Serin mutfakta her zamanki gibi telaşla sofra hazırlıyordu. Köfte ve patates kızartmasının kokusu tüm evi sarmıştı. Serin, yüzüne yapmacık bir mutluluk maskesi takmış, gözlerindeki hüznü saklamaya çalışıyordu. Küçük oğlu Aras'ın, annesinin mutsuzluğunu fark etmesini istemiyordu. Yemekler masaya dizildiğinde Aras'ın gözleri parladı. "Anne, sen harikasın!" diyerek boynuna sarıldı ve yanaklarından öptü. Oğlunun bu saf sevgisi, Serin’in kırık kalbinde bir nebze olsun umut uyandırdı.
Fakat Emir, sofraya oturur oturmaz yüzünü buruşturdu. "Bir gün de farklı bir şey yap be kadın," diye homurdandı. "Ne bileyim, yap beşamel soslu bir şey falan." Serin, bu eleştiriyi sessizce sineye çekti.
Tam o sırada Emir’in kız kardeşi Eda da abisine destek verdi. "Aynen yenge, eniştem haklı. Değişiklik iyidir." Sonra da abisine döndü. "Abi, yarın senin için beşamel soslu tavuk yapayım mı?"
Emir, Eda’nın omzuna dokunarak alaycı bir şekilde gülümsedi. "Aferin kız," dedi. "Bazen cadısın ama seviyorum seni. Yap bakalım, belki yengen de örnek alır." Bir an duraksadıktan sonra kuşkuyla ekledi:
"Ama sen böyle durduk yere jest yapmazsın. Yoksa benden para mı isteyeceksin?"
Eda, sanki bu suçlamaya alınmış gibi numaradan gözlerini devirdi. "Olur mu abi, beni çok yanlış tanımışsın. Sadece seni mutlu etmek istedim, o kadar."
Serin, bu sahte samimiyeti izlerken içinden öfkeyle geçirdi: “Bu evde herkes birbirinden üçkağıtçı!” Ancak yüzüne hiçbir şey belli etmedi. Yemek bitip herkes sofradan kalkınca, Serin her zamanki gibi bulaşıkları toplamaya koyuldu. Ama bu kez Eda, şaşırtıcı bir şekilde ona yardım ediyordu. Normalde kendi tabaklarını bile mutfağa götürmeye üşenen Eda’nın bu hareketleri Serin’in dikkatini çekti. Şüpheyle Eda’yı izlerken, “Bu kızın derdi ne acaba?” diye düşündü.
Tam o sırada kapı zili çaldı. Eda, büyük bir telaşla mutfağı terk etti. "Ben bakarım yenge," dedi hızlıca. Serin, onun aceleci tavırlarına anlam veremedi. Kısa bir süre sonra Eda, salona dönüp heyecanla "Abi, seni görmek isteyen bir amca var," dedi. Emir, merakla yerinden kalktı ve kapıya doğru ilerledi. Serin, bulaşıkları yıkamaya devam etti, ama içindeki tedirginliği bastırması zordu.
Az sonra kapı önünden sert sesler duyuldu. Yabancı bir adamın öfkesi, apartmanda yankılanıyordu. "Sen benim borcumu nasıl ödemezsin lan!" diye bağırıyordu adam. Emir’in sesindeki yalvarış açıkça duyuluyordu. "Valla ödeyeceğim, biraz zaman tanıyın," diyordu korkuyla. Adamın sesi daha da yükseldi. "Lan bu kaçıncı zaman verişimiz?"
Serin, gelen tehditleri ve yükselen sesleri duymazdan gelmeye çalıştı, ama kalbi endişeyle çarpıyordu. Çok geçmeden tartışma sona erdi ve ev sessizliğe büründü. Bu sessizlik, Serin’in tedirginliğini daha da artırdı.
Bir anda Eda’nın çığlıkları tüm evi inletti. "Yenge, koş! Abim, abim!"
Serin, elindeki bulaşık bezini bırakıp hızla kapıya koştu. Koridora vardığında Emir’i yerde kanlar içinde yatarken buldu. Adamın yüzü solmuş, dudakları titriyordu. Zayıf bir sesle nefes aldı. Sesi titriyordu. "Ambulansı çağırın..."