Serin, elindeki buketi tutarak kapı eşiğinde bekliyordu. "Gel içeri, lafıyla Serin ikilemde kaldı. Ya o çiçek kimden diyerek Serin'i misafirlerin içinde rezil ederse..."
Emir’in sesi mutfaktan bir kez daha yükseldi: "Gel içeri, karıcığım! Ne bekliyorsun?" Sözlerindeki yapmacık tatlılık, Serin’in tüylerini diken diken etmişti. İçinde kopan fırtınaları bastırmaya çalışarak, çaresizce adımlarını içeriye doğru attı. Kendisini bir anda misafirlerin dikkatli bakışları altında buldu. Gözleri kısa bir an Emir’e kaydı; kocasının yüzündeki sahte tebessüm, alışıldıktı artık onun için.
Emir, Serin’in elindeki buketi fark edince hemen atıldı. "Aa, işte bu! Ama senin bunu öğleden önce alman lazımdı." diyerek buketi Serin’in elinden aldı ve abartılı bir şekilde misafirlere gösterdi. "Bunu sabah sipariş etmiştim eşime, ama kurye geç gönderdi. Kusura bakmayın, sohbetimizi de böldü. Böyle olmasını istemezdim ama ne yapayım? Çiçek çok geç ulaştı." Sözlerinin ardından gösterişle bir kahkaha attı.
Misafirlerden Selin Hanım, çiçeğe hayranlıkla baktı ve gülümseyerek, "Hiç de sohbetimiz bölünmedi. Aksine, çok güzel bir jest olmuş!" Sonra da kıskançlık dolu gözlerle Serin'e bakarak, "Eşiniz ne kadar düşünceli," dedi. Ardından eşine dönüp, "Gör de örnek al Ahmet," diyerek hafifçe güldü. Ahmet Bey de eşine bıkkınlık dolu gözlerle karşılık verdi.
Serin, bu sahneyi izlerken kanı çekilmiş gibi hissetti. İçinde biriken öfke ve hayal kırıklığı, göğsünde düğüm düğüm olmuştu. Bu adam, sırf misafirlerin önünde iyi bir koca rolü yapmak için kuryeyle eve çiçek mi göndertmişti? Gözleri kocasına dikildi. Normalde kendisini küçümseyen, aşağılayan ve sevgiye dair en küçük bir davranış göstermeyen Emir, şimdi başkalarının önünde "örnek eş" pozları kesiyordu.
Serin, çiçeklerin kokusunu duyduğunda içinden derin bir nefes aldı, ama o nefes öfkesini dindirmek yerine daha da büyütmüştü. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme ile sahte sahneyi izlemeye devam etti, ama içinden yükselen isyan duygusunu bastırmak gittikçe zorlaşıyordu. Genç kadın, o sırada buketlerin arasında küçük kırmızı bir kutu buldu. Şaşkınlıkla kocasına dönerek,
"Emir bu ne?" demekten kendisini alamadı.
"Aç da öğren," dedi Emir sahte bir tebessümle cevap vererek. Genç kadın kutuyu isteksizce açtı. Pırlanta yüzüğü görünce şok oldu.
Öğretmen Selin Hanım, "Ay çok güzel" demekten kendini alamadı.
Artık Ahmet Bey de dayanamadı. "Emir, sen de iyice çıtayı yükselttin arkadaşım biraz dursan. Benim hanım da ister yoksa."
"İsterim tabii senin neyin eksik," diye trip attı Selin Hanım kocasına.
Serin hâlâ şoktaydı. Kocası sırf başkasına romantik koca pozu çekmek için ona bu pahalı yüzüğü mü almıştı?
"Pes doğrusu," dedi kendine engel olamayarak. "Bu kadarına dayanamayacağım. Yeter artık."
O an misafirler şaşkına döndü. Selin Hanım, "Ay deli misin adam sana ne güzel yüzük almış sen bunları mı diyorsun?" demekten kendini alamadı.
"Emir, sanki durumu kontrol altına alacak bir kurtarıcıymış gibi araya girdi:
"Bugün biraz morali bozuk, ondandır böyle konuşması. Yoksa çok sevindi aslında. Değil mi hayatım?" dedi, sahte bir şefkatle Serin’e dönerek.
Serin bir şey demedi. İçinde patlamak üzere olan öfke, yüzünden okunacak kadar belirginleşmişti. Ancak Selin Hanım, merakla Emir’e sorular sormaya devam ediyordu: "Ee, neymiş bu kadar moralini bozan şey?"
Ahmet Bey ise eşini susturmak için elini kaldırdı: "Hanım, milletin özel meselelerine karışma."
Ama Emir, sahte kahramanlık rolüne bürünmüştü bile. "Yok Ahmet Hocam, önemli bir şey değil. Bugün annem hastalandı, onunla ilgilenmek zorunda kaldım. Karıma da yemek hazırlıklarında yardım edemedim. Herhalde biraz ondan morali bozuldu."
"Sırf bu yüzden sana kızılıyorsa çok yanlış yapıyor" dedi Selin Hanım, Emir'i savunmaya sarılmaya. Ahmet Bey de karısıyla aynı fikirdeydi. "Anneler her zaman baş tacıdır bir gün yardım edememiş sana, bunun için küsülür mü hiç? Seni çok seven bir eşin var kıymetini bil. Hadi barışın."
Serin öfkeden patlamak üzereydi, kendisini zor kullanıyordu. Emir şimdi de onu vefasız zalim kadın olarak mı lanse etmişti? Ahmet Bey'in üstelemesi üzerinde dayanılmaz bir baskı oluşturmuştu:
"Hadi barışın fotoğrafınızı çekeceğim, bir poz verin.:
Eşi Selin Hanım da tezahürat yapıyordu. "Hadi, hadi lütfen poz verin."
Serin’in nefesi sıklaşmış, elleri titremeye başlamıştı. Emir’in rahat tavırları ve sahte rolü her geçen saniye daha da dayanılmaz hale geliyordu. Beni vefasız bir kadın gibi göstermeye çalışıyor, utanmadan..." diye düşündü. Ama kendini tutması gerekiyordu. Şu anda patlarsa, sadece Emir’in oyununa daha çok malzeme vermiş olacaktı.
Zorla yüzünde bir gülümseme oluşturup, kameraya bakarken, içinden kendi kendine bir söz verdi: "Bu son olacak. Emir’in beni böyle oynatmasına bir daha asla izin vermeyeceğim."
Bir anda Emir, emrivaki yaparak yüzük kutusunu Serin'in elinden aldı ve aniden diz çökerek odayı sessizliğe boğdu. "Öncelikle benim güzel karıma bu yüzüğü takmam gerek," dedi, sesindeki sahte şefkat tonu herkesin dikkatini çekti. Misafirler hayranlıkla izlerken, Serin içten içe boğuluyordu.
"Ahmet Hocam, bu anı kaçırma, çek şu fotoğrafı," diye ekledi Emir. Selin Hanım ellerini heyecanla çırparak, "Ay, ne kadar romantik! Böyle bir anı kim istemez ki?" dedi.
Ahmet Bey elindeki telefonla pozisyon aldı ve birkaç fotoğraf çekti. Serin, yüzünde zoraki bir gülümsemeyle poz verdi. Herkes ne kadar mutlu bir çift olduklarına inanıyor gibi görünüyordu ama Serin’in içindeki acı her an taşacak gibiydi.
"Biraz daha poz verelim," dedi Emir, kendinden emin bir şekilde. Serin istemeden de olsa eşlik etmek zorunda kaldı. Ahmet Bey birbiri ardına fotoğraflar çekerken Selin Hanım, "Siz ikiniz mükemmel bir çiftsiniz. Resmen dergilere kapak olursunuz!" diyerek övgüler yağdırdı.
Sonunda Emir, "Hadi şimdi bir de beraber bir fotoğraf çekilelim," diyerek misafirleri yanına çağırdı. Serin, bu tiyatronun ne zaman sona ereceğini düşünerek bir an nefes aldı ve tekrar zoraki bir gülümsemeyle kameraya poz verdi. Bu esnada kendi kendine Bu maskeler düşecek... Eninde sonunda düşecek, diye düşünüyordu.
"Ahmet Hocam, resimleri bana da gönderirsiniz değil mi?"
"Tabii ki Emir Hocam. Göndermez olur muyum hiç?"
"Siz hayatımda gördüğüm en iyi çiftsiniz," dedi Selin Hanım onlara övgüyle.
Sıra çay servisine gelmişti. Serin misafirlerine çay ikramını titizlikle yerine getirmişti. Herkes misafir odasında çay eşliğinde sohbete dalmıştı.
Bir anda zil çaldı ve Emir koşarak kapıyı açtı. Anne sen hastasın ne zahmet ettin sesleri salondan yankılandı. Çok geçmeden içeri Emine Hanım girdi. Elindeki borcamı gelinine uzatarak "Börek yapmıştım, bunları misafire servis edersin kızım." dedi.
Emir sahte bir duyarlılıkla, "Anne ne gerek vardı, sen hastasın. Karıcığım çok hazırlık yapmış zaten." dedi.
"Olsun oğlum, çok yorulmuştur gelinim diye düşündüm. Bir börek yapıp katkıda bulunayım dedim fena mı etmişim?" dedi Emine Hanım sahte bir merhamet takınarak.
Selin Hanım, iç geçirdi. "Ah! Keşke tüm kaynanalar sizin gibi düşünceli olsa."
Serin, kaynanasının da iki yüzlü tavırlarına şaşırmamıştı. Misafir varken hep böyle yapıyordu. Emir de annesinin kopyası gibiydi. İkisi de sahtekarın önde gideniydi.
Elindeki borcamla çıkarken Emir arkasından seslendi:
"Anneme çay getirmeyi unutma karıcığım. Açık çay sever biliyorsun."
"Tamam Emir," dedi Serin bıkkınlıkla. Odadan çıkıp mutfağa doğru ilerlerken arkasından konuşulanları duyabiliyordu. Yine Selin Hanım'ın sesiydi bu.
"Neden bu kadar mutsuz? Böyle düşünceli bir kaynanası var, insan seve seve çay getirir."
Ardından Ahmet Bey'in sesi duyuldu. "Hanım sanane, belli ki bir derdi var kadının. Eleştirme."
Serin, mutfağa doğru ilerlerken ellerindeki borcamı sıkıca kavradı. İçindeki öfkeyi bastırmaya çalışıyordu. Mutfağın kapısını sessizce kapatarak derin bir nefes aldı. "Kaynanam çok düşünceli, öyle mi?" diye kendi kendine mırıldandı. Misafir önünde sevgi dolu kaynana, ama gerçek yüzü başka. "Evdeyken beni nasıl azarlar, kimse bilmiyor tabii." İçindeki burukluk, gözlerine dolan yaşlara dönüştü ama ağlamamak için kendini zor tuttu. Hemen gözyaşlarını sildi ve kendine çeki düzen verdi. Sahte bir gülümseme takınarak, "Güçlü durmalısın," dedi el aynasında kendine bakarak.
Hızlıca kaynanasının çayını hazırladı. İnce belli bir bardağa açık bir çay koyarken elindeki kaşık hafifçe titriyordu. "Kendimi tutmalıyım," diye düşündü. "Bu evde herkese karşı güçlü durmalıyım."
Bardağı bir tepsiye yerleştirip derin bir nefes aldı ve yüzüne sahte bir tebessüm yerleştirerek tekrar salona döndü. Çayı Emine Hanım’a uzattı. "Buyurun anneciğim, sizin için hazırladım," dedi, sesi hafifçe titriyordu ama fark ettirmemeye çalıştı.
Emine Hanım, çayı alırken yüzüne sevecen bir ifade takındı. "Sağ ol, gelinim," dedi. Ama Serin, bu sözlerin sadece misafirlere şov olduğunu biliyordu.
Selin Hanım yine devreye girdi. "Siz ne güzel gelin kaynanasınız. Aynı anne kız gibi. Vallahi imrendim. Emir desen eşine aşık. Sizin gibi güzel aile nadir bulunur."
Serin, bu sözleri duydukça boğuluyor gibi hissediyordu ama başını eğip sessiz kaldı. "Bu tiyatro ne zaman sona erecek?" diye düşündü içinden. "Ne zaman gerçek yüzleri ortaya çıkacak?"
Sonunda misafirler gitmişti. Emine Hanım da misafirlerin ardından eski cadı formuna geri dönmüştü. Buyurgan bir tavırla Serin'e baktı.
"Gelin, kalk bulaşıkları yıka etrafı toparla."
Serin, ona aldırış etmeden sehpadaki bardak ve tabakları bir bir mutfağa götürdü. O sırada küçük Aras yanına gelmişti. "Anne, ben de sana yardım edeyim."
O anda Emine Hanımın bağırmasıyla küçük Aras'ın elindeki tabak yerine düştü.
"Saçmalama. Erkek çocuk karı gibi iş mi yaparmış?" Emir de annesine katılarak oğlunu azarladı:
"Annem haklı, sen erkeksin oğlum, illa yardım edeceksen tamir işlerinde bana yardım et. Erkek babayı örnek almalı, anneyi değil."
Sonunda gece olmuştu. İşleri toparlayan Serin, oğlunu uyutmak için odadaydı.
"Anne, Benim sana yardım etmeme neden kızdılar ki, erkekler annesine yardım edemez mi? İşin kadını erkeği mi oluyor," dedi küçük Aras. Serin oğlunun saçlarını okşayarak, "Yardım edebilir oğlum. Sen onlara takılma. Kadın da erkek de aynı işi yapabilir." dedi.
"Ama anne seni hep çok üzüyorlar bana da bağırıyorlar. Kaçıp gidelim bu evden."
"Bir gün onu da yapacağız oğlum. Az sabret."
Küçük Aras uykuya dalmıştı. Bir anda dışarıdan gelen gürültüyle küçük çocuk korkup ağlamaya başladı. Serin, oğlunu yatıştırmaya çalışarak, "Bir şey yok oğlum, korkma," diyordu.
Dışarıdan Emine Hanım ve Emir'in bağırma sesleri geliyordu.
"Eda, sen bu saate kadar nerelerde sürttün ha? Saat kaç oldu haberin var mı senin? Ben sana akşam ezanından önce evden ol demedim mi ha"
Emine Hanım kızını korur gibiydi. "Kızma oğlum, genç kız o. Kütüphaneye ders çalışmaya gitmiştir nereye gidecek başka kızım.
Serin, küçük Aras'ı kollarında sakinleştirmeye çalışırken dışarıdan gelen bağırış sesleri kulaklarına çalınıyordu. Emir'in öfkeli sesi, duvarları titretecek kadar yüksek çıkıyordu. "Eda! Yeter artık bu kaçıncı..."
Emine Hanımsa, oğlunun bu öfkesini yatıştırmaya çalışıyordu. "Oğlum, sakin ol. Kardeşini üzme. Kütüphaneye ders çalışmaya gitmiştir. Nerede olacak başka?" diye kızını korumaya çalışıyordu."
"Tamam anne, öyle olsun. Ama sana iki çift lafım var kardeşim. Sen gelene kadar ne kadar endişelendiğimin farkında mısın? Ya biri sana bir zarar verse?"
Serin, bu sahneleri duydukça derin düşüncelere daldı. Emir'in kız kardeşi Eda'ya gösterdiği anlayış ve sabır, Serin'e karşı her zaman eksikti. Hele ki Emine Hanım'ın kızını koruyup kollaması, ona gösterdiği şefkat. Bunun binde birini gelinine, yani kendisine göstermemişti. Halbuki gelin de bir evlat değil miydi? Bu düşünceler içini daha da acıttı.
Küçük Aras, korkuyla annesine sarıldı. "Anne, neden bu kadar bağırıyorlar? Çok korkuyorum," dedi gözyaşları içinde. Serin, oğlunun saçlarını okşayarak, "Bir şey yok oğlum, sadece biraz gürültü yapıyorlar. Sen korkma, ben buradayım," diye teselli etmeye çalıştı.
Ancak Serin'in kalbinde bir taş gibi oturan bu durum, ona kendi hayatını sorgulatıyordu. Oğlu bile bu evin kaosundan, bağırışlarından, adaletsizliğinden rahatsızdı. "Ne zaman bitecek bu esaret?" diye iç geçirdi.
Dışarıdaki tartışma hız kesmeden devam ederken, Serin yavaşça oğlunun üzerine eğilip, "Sen güçlü bir çocuksun. Bir gün bu evden çıkıp daha güzel bir hayat yaşayacağız, söz veriyorum," dedi fısıltıyla. Küçük Aras, annesinin bu sözleriyle sakinleşip tekrar uykuya dalmaya başladı.
Serin, derin bir nefes alıp oğlunun yanından kalktı. Kapıya doğru gidip dışarıdaki tartışmayı dinledi. Eda'nın sesi, annesi tarafından savunulan bir genç kızın özgüvenini taşıyordu. Emine Hanım, kızına bu kadar destek olurken neden beni hep küçümsüyor? diye dert etmiyordu artık ya da Emir'in kardeşine gösterdiği sevginin binde birini kendisine göstermeyişini. İçinde yanıt aramayı bırakmıştı çünkü, cevabı biliyordu:
Bu evde onun değeri yoktu.
Ertesi sabah Serin, kocasını işe, oğlunu da okula uğurladıktan sonra mutfağa geçip bulaşıkları yıkadı. Ardından süpürgeyi eline alıp evi baştan aşağı temizledi. Bitkin ama kararlı bir halde üzerini değiştirdi ve soluğu en yakın dostu Tülin’in evinde aldı. Kapıyı açan Tülin, Serin’in yorgun ama öfkeli yüz ifadesini görünce bir şeylerin yolunda gitmediğini hemen anladı.
“Gel bakalım, içeri gir,” diyerek arkadaşını içeri buyur etti. Serin, oturma odasına geçer geçmez birikmiş tüm duygularını anlatmaya başladı. "Tülin, dün gece misafirlerle tam bir tiyatro oynandı. Emir, sözde bana olan sevgisini göstermek için bir buket gül sipariş etmiş. Buketlerin içinden bir de yüzük çıktı. Misafirlerin gözü önünde diz çöküp bir yüzük taktı. Fotoğraf çektirdik. Misafirler, ne kadar şanslı olduğumu söyledikçe içimden kahkahalarla gülmek geldi.”
Bunu söylerken parmağındaki yüzüğü çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Yüzüğün parıltısı odanın ışığını yansıtsa da Serin için bu, bir değer değil, bir sahtekarın oyuncağıydı.
“Bu yüzüğü sırf gösteriş için aldı, Tülin. Misafirler önünde romantik eş rolü yapıp beni adeta bir tiyatro sahnesinde figüran gibi kullandı. Hele kaynanam, bir borcam börek yapıp getirmiş güya gelinin misafiri var diye katkıda bulunmak istemiş. Ana oğul ikisi de yapmacık, sahtekar.
Misafirler gidince yine eski Emir ve kaynanam geri döndü ama."
Tülin, duyduklarına inanamayarak derin bir nefes aldı.
“Pes doğrusu, Serin. Bu adam sahiden iki yüzlü. Annesi Emine Hanım da cabası. Herkesin içinde şefkatli kaynana rolü oynayıp misafir gider girmez eski haline dönmesi, inanılmaz!”
Serin, başını önüne eğerek, "Sadece o değil Tülin. Beni misafirlerin gözünde nankör, huysuz bir kadın gibi gösterdi. O sahte gülümsemeler, annesiyle iş birliği yaparak her şeyi kusursuzmuş gibi göstermek... Bıktım artık."
Tülin, arkadaşının çaresizliğini gözlerinde okuyabiliyordu. “Serin, daha ne kadar dayanmayı düşünüyorsun? Bu evlilik seni günden güne tüketiyor. Bu adam seni insan yerine koymuyor!”
Serin, dostunun bu haklı çıkışına içten içe hak verdi ama sustu. İçindeki düğüm, çözülmek yerine daha da sıkılaşıyordu. Bu yüzük, bu maskelerle dolu oyun, yaşadığı her şey bir bir gözünün önünden geçerken derin bir sessizlik çöktü odaya. Tülin, bir elini arkadaşının omzuna koyarak, “Birlikte bir yol bulacağız, merak etme,” dedi yumuşak bir sesle. Bu sözler, Serin’in yüreğine bir nebze de olsa su serpti.
Serin, anlatacaklarını bitirdiğinde bir süre sessiz kaldı. İçindeki karmaşa ve boğucu hisler arasında bir çıkış yolu arar gibiydi. Birden aklına Birol Bey geldi. Gözleri endişeli bir ifadeyle etrafta dolaşırken, merakla sordu:
"Birol Bey nerede? Burada değil mi?"
Tülin, hafif bir tebessümle cevap verdi:
"Evine gitti. Zaten bende bir gece kalmıştı."
Bu cevap Serin’in içinde beliren umut ışığını söndürmüştü. Hayal kırıklığını gizleyemedi. Omuzları hafifçe düştü, yüzündeki hayal kırıklığı ifadesi belirginleşti. Birol’u görmeyi gerçekten çok istemişti. Onun güven veren sesini duymaya, gözlerindeki kararlılığı görmeye ihtiyacı vardı.
Tülin, arkadaşının dalgınlığını fark etti.
"Serin, Birol bize her konuda yardımcı olmaya kararlı. Merak etme, bu işi birlikte halledeceğiz," diyerek onu teselli etmeye çalıştı. Ancak Serin’in içindeki boşluk, Birol’un yokluğunda daha da derinleşmişti. Onunla konuşmayı o kadar çok istemişti ki, neden onu görmeye bu kadar ihtiyaç duyduğunu bilmiyordu.