Serin, eve geldiğinde anahtarı çevirip kapıyı açtı. Tülin ve Birol bey onu rahatlatmış, bir umut ışığı vermişti. Genç kadın ona güvenmek istiyordu. Bu sefer Emir'den kaçıp oğluyla yeni bir hayat kurmak istiyordu. Bu düşüncelerle yürümeye başladı.
Mutfağa girdiğinde kocasının asık suratıyla karşılaştı.
"Sen neredesin bu saate kadar?"
Serin cevap verdi. "Tülindeydim. Memleketten dönmüş de hoşgeldin demeye gittim."
"Bu kadar da uzun süre kalınır mı kadın? Bir de ev kadını olacaksın bu ne umursamazlık? Neyse... Akşama önemli misafirlerim var. Öğretmen arkadaşım ve ailesi gelecek. Tavuk aldım onu güzelce pişir yanında da pilav olsun bir de kadayıf aldım onu da yap. Salata da olsun. Güzel bir sofra donat işte. Sonra şu üstüne başına çeki düzen ver. Emir öğretmenin pasaklı karısı var demesinler."
Emir'in her sözü kırıcıydı ama Serin bu sefer umursamamıştı bu hakaretleri. Birol'un ona verdiği umut genç kadının yaşam enerjisini az da olsa diriltmişti.
Serin, derin bir nefes alarak mutfağa doğru ilerledi. Emir’in sözleri, her zamanki gibi kalbini yaralamıştı ama bu kez gözyaşlarına boğulmak yerine, kafasında Birol’un sözlerini yankılayarak direnmeye çalıştı. “Bu sefer başaracağım… Aras’la birlikte bu cehennemden çıkacağım,” diye içinden geçirdi.
Dolaptan tavuk etini çıkardı, derin bir kaseye koyarak hazırlıklara başladı. Ellerini çalıştırırken zihni bir an olsun durmuyor, Emir’in akşam için önemli misafirler getirecek olmasına şaşırıyordu. “Bu adam bana sormadan misafir getiriyor, üstüne aşağılamayı da eksik etmiyor." diye söylendi öfkeyle.
Serin, tavuğu hazırlarken düşüncelere daldı. O konuşma kulaklarında yankılanıyordu. Kaçış planı daha netleşmemişti ama bir şeyler yapmanın zamanı geldiğini hissediyordu. Bu evde her şey ona dikenli bir kafes gibi geliyordu; Emir’in hakaretleri, Emine Hanım’ın baskıları ve Aras’ın her gün bu ortamda büyüyor olması genç kadını daha fazla motive etmişti.
Salatanın malzemelerini yıkarken Emir mutfak kapısının eşiğinde dikildi.
“Umarım hata yapmazsın,” dedi soğuk bir sesle, “yemeği güzel yapmalısın, ona göre. Bir kusur olursa görürsün gününü. Kadayıfı da sakın yakma. Sonra beni mahcup edersin.”
Serin, başını çevirmeden sakin bir şekilde karşılık verdi:
“Merak etme, yemekler hazır olur.”
Emir onun soğukkanlı tavrına şaşırmıştı. Alaycı bir şekilde, “Ne o, dilin uzamış bugün? Tülin’in yanında mı cesaret buldun?” diye homurdandı ve kapıdan çıkıp gitti.
Serin derin bir nefes aldı. Emir’in sözlerine karşılık vermemişti ama içinde büyüyen o sessiz öfke, ona güç veriyordu. Artık bu evde yalnız olmadığını, Birol’un ve Tülin’in ona bir çıkış yolu sunduğunu biliyordu.
"Bu sefer vazgeçmeyeceğim," diye yemin etti içinden.
Akşam saatleri yaklaştıkça mutfaktan mis gibi yemek kokuları yayılmaya başlamıştı. Serin sofrayı hazırlarken elleri titriyordu ama bu heyecan korkudan değil, içindeki yeni hayata dair filizlenen umuttan geliyordu. Belki de uzun zamandan sonra ilk defa Emir’in gözdağlarına ve hakaretlerine bu kadar kayıtsız kalabiliyordu.
Serin, mutfakta yemekleri son kez kontrol ederken kapının zili çaldı. Hızla doğrulup kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açtığında, gözlerinde mutlulukla parlayan Aras'ı gördü. Küçük çocuk hızla annesine sarıldı. “Anneciğim!” diye bağırarak, ona sıkıca sarıldı. “Çok güzel olmuşsun, seni seviyorum,” dedi, gülümsedi. Serin’in kalbi hızla çarptı. Oğlunun bu saf sevgisi, ona güç veriyordu. Onun bu sevgisi, Emir'in kırıcı sözlerinin ötesinde, ona en büyük teselliyi sunuyordu.
Fakat bu anlık mutluluk, Emir’in sert sesiyle kesildi.
"Git odanı düzenle, oyuncaklarını topla," dedi Emir, soğuk bir tonla.
Aras, annesine son bir kez sarılarak, annesinin yüzüne bakıp sessizce odasına doğru yöneldi. Küçük çocuk, sanki o anın kıymetini bilerek, kendi odasında dağınık olan oyuncaklarını toplamaya başladı. Ama her bir adımda, tedirginlik içinde.
Serin, mutfakta masayı düzenlerken gözleriyle bir yandan da oğlunu düşünüyordu. Emir, oğluna olsun iyi davransaydı ya. Ama koca olamayan adam nasıl baba olsundu ki. Bir müddet sonra Aras mutfağa girdi ve başını eğerek, annesine hafifçe baktı “Anne, ben acıktım,” dedi, sabırsız ve tatlı bir ses tonuyla.
Serin, ona gülümsedi. Ama tam o sırada, Emir'in sert bakışları ve öfkeli sesi odayı sardı.
"Misafir gelince hep beraber yiyeceğiz," diye bağırdı, gözlerini oğlundan ayırmadan, “Bu arada Aras, bu akşam bir hata yaparsan, oyun konsolunu elinden alırım, çöpe atarım ona göre,” diyerek tehditkar savurdu küçük çocuğa. Aras iyice korkmuştu. Oyun konsolunu kaybetmemek için başını salladı. "Tamam babacığım."
Serin’in kalbi sıkıştı. Oğlunun gözlerindeki korkuya. Aras, ellerini kenetleyerek yavaşça geri adım attı. Emir’in sert bakışları altında, mutfaktan çıkarken başını eğdi. Oğlunun bu hali, Serin’i derinden yaraladı.
Kapı zili çaldığında, Serin mutfakta son hazırlıkları yapıyordu. Kapıyı açtığında, öğretmen Ahmet Bey ve yine öğretmen olan eşi Selin Hanım, ellerinde şık çantalarla içeri girdiler. Ahmet Bey, güler yüzüyle Serin’e hoş geldiniz dedi. Serin, misafirlerini içeri davet ederken, Selin Hanım da sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Hoş geldiniz, buyurun,” diyerek, onları mutfağa doğru yönlendirdi.
Serin mutfağa geçerken, mutfak dolabındaki tabakları düzenleyip, servis yapmaya başlamıştı. Emir, karısının bu yoğun çalışmasına yardım etmek için hemen yanına yaklaştı. Elleriyle tabağı alıp masaya yerleştirirken, yemeklerin sıcaklığı ve kokusu mutfağa yayılmıştı. Emir’in bu ilgisi, Selin Hanım’ın gözünden kaçmadı. Bir süre sessizce, mutfakta yardımcı olan Emir’in hareketlerini izledikten sonra, gülümsedi.
"Eşinize yardım etmeniz çok ince bir davranış," dedi, takdir dolu bir sesle.
Emir, biraz alaycı bir şekilde gülümsedi ve cevap verdi:
“Eşim bugün yemek hazırlamak için çok yoruldu. İki servis yapmışım, çok mu yani?”
Ama bir yandan da karısına destek olmanın önemine vurgu yaptı. "Eşler birbirlerine destek olmalılar her şekilde, değil mi?”
Selin Hanım bu cevaptan oldukça etkilenmişti ve gözleri parladı. Emir’in bu tavrı, ona sadece mutfakla ilgilenmekle kalmayıp, eşine olan saygısını ve sevgisini de gösteriyordu. Selin Hanım, onu bir kez daha takdirle gözlemledi ve gülümsedi.
"Ne güzel, gerçekten."
Tam bu sırada, Ahmet Bey, Emir’in yardımseverliğini alkışlamak için araya girdi. "Çok iyi bir öğretmen olduğunu biliyordum ama evde bu kadar eşine düşkün bir aile babası olduğunu bilmiyordum,” diyerek başıyla Emir’i onurlandırdı. Emir, biraz utanmış olsa da tatlı bir gülümseme ile karşılık verdi.
Serin, Emir’in ona yardım ediyormuş gibi davranmasından nefret ediyordu. Her hareketi, sadece başkalarına iyi bir eş gibi görünmek içindi. Serin, bu sahte yardımları fark ediyor, Emir’in gerçek niyetini çok iyi biliyordu. Yüzünde nötr bir ifadeyle servis yaparken, içindeki öfke birikiyordu. Emir’in bu iki yüzlü tutumu, ona daha da soğuk geliyordu.
O an, küçük Aras mutfağa girdi. Babasının, ondan başkasını görmeden hemen gözleri parladı.
“Gel oğlum, masaya otur,” dedi Emir, sevecen bir şekilde. Küçük Aras, annesine ve misafirlere bakarak, babasına yaklaştı. Emir, Selin Hanım ve Ahmet Bey’e dönerken, oğlunun elini gururla tuttu.
“Bu da benim ufaklık,” dedi, gülümseyerek, minik Aras’a olan sevgisini her kelimesine yansıtarak.
Aras, babasının sözlerine karşılık, biraz çekingen şekilde, başını sallayarak, masaya oturdu. Selin Hanım, Aras’a olan sevgiyi ve ilgiyi görünce, Serin'e bir gülümseme ile başını salladı.
“Ne tatlı bir çocuk, çok şanslısınız,” dedi, Aras’a nazikçe göz kırparak.
"Ya evet, çok şanslıyız gerçekten," diye cevap verdi Serin.
O an Selin Hanım usulca Serin'e yaklaştı. Fısıldadı. "Ne kadar iyi bir çift olduğunuzu biliyordum ama yakından şahit olmak bambaşkaymış."
Serin şaşırmıştı. "Ne?"
Selin Hanım, elindeki telefonu Serin'e uzattı. Emir Bey'in paylaşımlarına bak. Her paylaşımdan birinde seni ne kadar sevdiğinden bahsediyor. Sana aldığı hediyelere bak. Vallahi çok şanslısın."
"Hediyeler..."
Serin, Selin Hanım’ın telefonuna bakarken, Emir’in sosyal medya paylaşımlarını görünce dehşete düştü. Her şey çok güzeldi, ama gerçeklik tamamen farklıydı. Emir, ona aldığı hediyeleri ve duyduğu sevgiyi paylaşıyor, bir şekilde mükemmel bir eş imajı yaratıyordu. Ama o hediyeler, o çiçekler nerede?
Bir de Serin'in resmini paylaşmış ve yazı yazmıştı. "Nefes aldığın her gün benim yaşama sebebim. O gözlerin benim mutluluğum. Sen her gülümsediğinde kalbime güneş doğuyor güzel kadın, hayat eşim."
Ne kadar yüzeysel ve yapmacıydı. Emir’in bu ikiyüzlülüğüne Serin anlam veremedi. Kendi hayatında ise her şey farklıydı, çok farklı.
Serin sosyal medya paylaşımlarını bir anda aniden öksürük krizine tutuldu, derin nefesler alarak kendini toparlamaya çalıştı. Selin Hanım, endişeyle ona yaklaştı ve "Ne oldu, neden öksürüyorsunuz?" diye sordu. Serin, biraz zorlanarak cevap vermeye başladı, "Dün gece..." Ama cümlesi aniden yarıda kaldı. Emir, karısının sözleriyle dehşete düşüp gözlerini ona dikti. Bir an için, Serin’in her şeyi söyleyip gerçeği ortaya çıkaracağı korkusuyla içi daraldı. Serin, kısa bir duraklamanın ardından cümleyi toparladı. "Dün gece markete gittim de... ince giyindiğim için üşütmüşüm."
Emir rahat bir nefes aldı, karısının kendi kendini ele vermemesi onu rahatlatmıştı. Hemen devreye girdi. "Bana neden öksürüğünden bahsetmedin?" diye sorarak, olayın üstünü örtmeye çalıştı.
Serin, bu kadar rahatlıkla yalan söylemeye devam edemediğini düşündü ama yine de, "Ciddi bir şey değil," dedi. Emir, karısının ellerini nazikçe tuttu ve "Hayatım, senin her hastalığın benim için önemli," diye fısıldadı. Sonra da kararlı bir ifadeyle konuştu. "İtiraz istemiyorum, yarın doktora gidiyoruz," dedi.
O sırada Ahmet Bey, ortamın gerilimini fark edip müdahale etti. "Bildiğim çok iyi bir doktor var, ona gidin," dedi ve cebinden bir kart çıkararak Emir'e uzattı. Serin, karta baktı. Sonra da Ahmet Bey'e. "Ama bu özel hastane, pahalıdır."
Emir hemen itiraz etti. "Senin sağlığından değerli mi hayatım?" diye çıkıştı. Serin, kocasının bu kadar nazik, ilgilenen bir tavır sergilemesinden şaşkına dönmüştü. Bir an önce geceyi hatırlayıp, bodrumda kilitli kaldığı korkunç anları aklından geçirdi. Sanki onu kilitleyen adam, Emir değildi.
Zilin sesiyle Serin kendine geldi ve kapıya bakmak için ayağa kalktı. Kaynanası Emine Hanım olma ihtimali yüksekti ya da şımarık görümcesi Eda. Kapıyı açtığında karşısında bir kurye duruyordu. Genç kadın şaşkına dönmüştü. Kurye, elindeki büyük buketi Serin’e uzatarak, "İyi günler, Serin Hanım. Bu sizin için," dedi. Serin, kurye ile göz göze gelerek, şaşkın bir şekilde ismini ve soyadını doğruladı. Kurye başını sallayarak "Evet, tam olarak sizsiniz," dedi ve buketi genç kadına teslim etti.
Kurye hızlıca teşekkür ederek arkasını döndü ve apartmandan ayrıldı. Serin, elindeki büyük ve zarif buketi gözleriyle inceledi. Üzerinde renkli zarif güller vardı, her biri dikkatle seçilmiş gibi görünüyordu. Buket, o kadar göz alıcıydı ki Serin bir an durakladı ve derin bir nefes aldı. Kimden gelmiş olabilirdi? Akşamdan beri Emir’in davranışlarının ikiyüzlülüğü aklında dönüp duruyordu ama bu buket, bir başka bilinmeyen birinin elinden çıkmış gibi hissediliyordu.
O esnada, içerden Emir’in sesi duyuldu. "Hayatım, kim gelmiş?" diyerek başını mutfaktan uzattı. Sesindeki merak, Serin’in kafasında daha fazla soru işareti uyandırdı. Buketin kimden geldiğine dair hiçbir fikri yoktu. Ya Emir bu olayı yanlış anlarsa bu çiçek kimden geldi diye onu sorgularsa. Kaygısı gittikçe büyüyordu. O sırada Emir'in ona baktığını farketti.
"O çiçekler..."