Karşılaşma

1964 Kelimeler
"Sizin için bir portresini gönderdi Düşes." Ne kadar düşünceli bir aday... Gözlerimi devirdim. "Görmek istemiyorum." "Ama Victoria bu-" Sözünü kestim, "Bırakalım da sürpriz olsun." Dedim sahte bir neşe ile. Tıpkı evleneceğimi şans eseri öğrenmem gibi eşsiz bir sürpriz. "Düşes onun yanında bu şekilde davranamazsınız." Sesini alçaltıyor. Thomas'ı böylesine korkutmuş olması fazlasıyla tuhaf göründü gözüme. "Başıma buyruk olduğum için benimde kolumda pençe izi bırakacak değil ya ?" Dedim bildiklerimi saklamayı reddettim. Gözleri fal taşı gibi açıldı. "Bunu nereden biliyorsunuz?" Yaşadığı şaşkınlık istenmeyen misafirleri konuşmamızdan uzak tutmak için yaptığımız politik yürüyüşümüzü durdurdu. "Sandığından fazlasını biliyorum." Aslında bilmiyorum kulaktan duyma her şey. Yıllardır cepheden cepheye gittim aynı yerlerdeyken; bu kadar yakınken karşılaşmamamız nasıl mümkün oluyordu ki? Onun hakkında bir şey bilmediğimi kendime bile itiraf edemedim. Kurt'un benden ileride olduğunu düşünmek dahi beni şimdiden germeye yetti. "Neden ondan biraz bahsetmiyorsun?" Çekingen bir tavırla sordum, gerçekten ondan etkilenmeyi beklemiyordum ama en azından bir fikrim olmalı diye düşünüyordum. Bakışlarımı yere sabitledim, yürümeye devam ettik. İstediğim şeyin tam da zıttını anlatmaya başladı."Uzun boylu. Kirli sakallı. Aslına bakarsanız ona kurt denmesinin diğer sebebi de ..." "Nasıl göründüğüyle ilgilenmiyorum. Benim merak ettiğim kişiliği." Her sözcüğü tartıpda söyledim. Kelimeleri yanlış kurup olmadık anlamlar çıkmasından korkuyordum. Yıllardır aile dostumuz olan Hardwinlere güvenebilecek olsam da sağlam adımlar atmakta fayda görüyordum, üstelik beni izleyen onca insan hata yapmamı beklerken çuvallayamazdım. Henüz on dokuzumda olsam bile üç ülkenin sarayında yaşamış, dört dil öğrenmiş, birçok savaşta İngiliz ordusuna hizmet etmiştim. Sanatla iç içe büyüme şansım olmuştu, İngiltere'deki en meşhur yazarlarla tanışmış, ressamları iş üzerinde izlemiş, siyaseti olayın merkezinde gözetlemiştim. Bunları yaptıysam Kurt'u da avucuma düşürecektim. O daha ne olduğunu anlayamadan hem de. Şuan için elimdeki en iyi plan buydu. Tek yapmam gereken doğru kartları oynamak. "Pekala Düşes. Söylemeden geçemeyeceğim adam düşündüğünüz gibi bir hilkat garibesi değil, bunun bilincinde olmalısınız. Kişiliğini anlatmamı istediniz ama onu çözmek kolay değil. Hatta kendisinin bile bu konuda sıkıntılar yaşadığını tahmin ediyorum. " Sonuçta bende kendimi çözmekte zorlanıyordum. Daha ilk dakikada müstakbel kocamla olan tartışmasız bir benzerliğimizin olması muhteşemdi gerçekten umut vaat eden bir çift olma yolunda olduğumuzdan emindim. Başımı salladım tereddütle. Bunun üzerine sözlerine devam etti."Fazlasıyla sinirli. Affetme lütfundan yoksun. Savaş stratejilerinde oldukça iyi ve ileri görüşlü. Annesine çok kıymet veriyor." Aklıma kendi annem gelince bunu zihnimden uzaklaştırdım. Şuan için bir de bununla boğuşamazdım. "Kardeşleri ? Peki ya babası?" Surat ifadesi değişti. "Babasını küçük yaşta kaybedince tüm sorumluluğu üzerine almak zorunda kalmış. Kardeşi yok kendisi hanesinin tek çocuğu Düşes." Dudaklarımı ısırdım. Asıl sormak istediğim soru için derin bir nefes alıp devam ettim. "Peki, babası nasıl ölmüş?" "Northumberland Dükü Dudley'nin kılıcında can vermiş." Rahatlamayla nefesimi bıraktım. Babam babasını öldürmemiş bu da bir şeydir. Temkini elden bırakmadım. "Size son bir sorum daha var Bay Hardwin." "Elbette genç leydim." Dedi samimiyetle. "Peki ya o kadın?" Gözlerini kısıp bana baktı."Hangi kadın?" Hadi ama şimdi inkar etmeyecekti herhalde. Adamın yaşını bile tam olarak bilen yoktu ama herkes bu kadının varlığından haberdardı. "Metresi." Derken dişlerimi sıktım. Ellerini arkada kavuşturdu. "Yalnızca bekar bir erkeğin hovardalığı. Kadının bir mutfak faresinden farkı yok." Bunlara karnım toktu benim, o kadar entrika gördükten sonra bu kadar sakin davranacak değildim elbette. Kraliçe Katherine'e olanları gördükten sonra özellikle. "O zaman bir kapan bul. Fareli bir kaleye gitmeyeceğim." Kararlı duruşum karşısında dil dökmeye başladı, nafile olduğunu bilmezmiş gibi bir türlü ikna çabaları son bulmadı. "Ama Düşes Victoria..." Sonunda ona yaklaştım ve kolumu çektim. "Sessizce halledemeyecekseniz büyük bir patırtıyla yapmaktan zevk alacağım. Elbette diğerlerine ibret olsun diye abartmam da muhtemel." Madem benim artık bir seçme hakkım kalmamıştı onunda seçme hakkı olmayacaktı. Madem beni kendisine mahkum etmişti, bende onu kendi kalesine esir edecektim. Clayton Düşesine sahip olması düşündüğü gibi kolay olmayacaktı. Ölçüp biçtikten sonra Thomas bunu yapmak için rıza gösterdi. Yapabileceklerimi düşününce en mantık kararı vermişti. "Bu son vazifem Victoria." Birden panikledim. "Neden?" "Artık yaşlı bir adamım ve bu kadar yolculuğu bedenim kaldırmıyor." Güvenilir elçimi de kaybettim. Sanki bunu duymuş gibi devam etti. "Merak etme oğlum Keanan görevimi devralacak. Okulunu yeni bitirdi. Avusturya'dan dönünce güvenilir bir elçi olmaya hazır." Dedi yüzünde gururlu bir ifade oluşmuştu. Keanan'ı yıllardır görmemiştim, olaylardan sonra yalnızca o yurtdışına gitmeden önce veda için Clayton'a uğramıştı. "Keanan ve siz çocuklar ..." Hemen onu durdurdum, diğer ismi duymaya cesaretim yoktu. "Evet, biz eskiden yakındık." Fazlasıyla yakın... *** Thomas Hardwin'in kraliyet eşlikçileri ile kaleden çıkışını izlerken o gözden kaybolana dek balkondan onu izledim. O da ela gözlerini kısıp gülümsüyordu. Artık daha monoton bir hayata kavuşacak olmak onu mutlu etmişti. Bunca yıldan sonra beklide kocaman bir ödül gibi gözükmüştü. Hızlı adımlarla mutfağa gittim. Baş aşçı Ella beni görünce elindeki tepsiyi düşürdü. Toparlamasına yardım ettim. "Açlıktan ölüyorum Ella . "Dedim masadaki kristal tabakta duran kırmızı elmayı kapıp kocaman bir ısırık alırken. Tezgaha oturduğumda herkes işini bırakmış beni izliyordu. Ella'nın kızgın bakışları hemen insanları işlerinin başına döndürdü. Elindeki devasa bıçağı kenara koydu ve elini beze kurulayıp yanıma geldi. "Ah Asi kaç gündür odana hapsettin kendini olanları duyunca kahroldum." Diye fısıldadı bizi duymadıklarından emin olunca devam etti. Etrafı gösterdi. "Kaç gündür ocakta sen ne seviyorsan onu pişirdim. Yemek yemeye karar vermene sevindim." Alıngan sesinden koridora bıraktığım dokunulmamış yemeklerden haberi olduğu belli oluyordu. Mahcup mahcup gülümseyerek elmamdan yeni bir ısırık aldım. "Leydim odanıza getirelim. Hizmetçilerle leydilerin yemek yemesi münasip olmaz. " dedi ismini bilmediğim yaşlı bir kadın. "Bana göre münasip." Masa hazırlandı ve herkes yavaş yavaş sandalyelere kuruldu. "Hadi ama kurt gibi açım. " Kurt mu ? Gerçekten kurt mu demiştim ben? Herkes yine suspus oldu. Derin bir nefes alıp pelerinimi çıkardım. Ceylan yahnimi ve kuşkonmazı afiyetle mideme indirdim. Uzun zamandır bu kadar iştahlı olduğumu hiç hatırlamıyordum, bunda Ella'nın mükemmel yemeklerinin payını inkar edemezdim. Odamdan çıkmadığım zaman olanları bir bir anlattılar. Hepsi benim için dua edeceğini söyledi, bir şeyleri değiştirecek şansım olduğuna dair inançları olduğuna... Bu kadar can sıkıcı konuşmadan sonra yüzümüz gülsün diye sandalyeye çıkıp Matmazel Auroretteyi taklit etmeye başladım. "Dieu suprême! Victoria bir düşesin kılıç kuşanıp at sırtında dört nala gittiği nerede görülmüş. "Ellerimi onun gibi belime koymuştum. Kahkahalar durunca arkama baktığımda Matmazel ile göz göze geldim. Onaylamadığını belli eden bakışlarını bana sabitledikten sonra umursamadan gitti. Gittiği an herkes yeniden gülmeye başladı. Mutfağın eski neşesine kavuşması iyi hissettiriyordu. Fırsattan istifade hemen ayaklanıp Ella'nın eşyalarımı saklamama izin verdiği gizli kiler dolabına gittim. Bu bizim küçük sırrımızdı. Üzeri turşu ve marmelatla dolu olan rafları çekince çıkan panjuru kaldırıp içeriye girdim. Ufak mumla diğerlerini de yaktım. Siyah elbisem ve pelerinimi fırlattım. Korseden kurtulmanın verdiği rahatlıkla dilediğimce nefes aldım. Saçlarımı tokalardan kurtarıp serbest bıraktım. Dirseklerimin üzerine kadar uzanan deri eldiveni hızlıca alıp ağabeyimden çaldığım siyah pantolonu giydim, beli biraz bol olsa bile idare ederdi. Siyah rengi solmuş gömleğin üzerine siyah kürk hırkamı geçirip sessizce çıkmaya hazırlandım. Ella herkesi oyalarken gizlice koruluktan sıvışmak oldukça kolaydı. Bileğime sakladığım bıçağı sabitledim, çalıların altına gizlediğim yayı da alıp korulukta ilerlemeye başladım. Sonunda yalnız kaldığım için enine boyuna her şeyi düşünme fırsatım oldu. Hemen düşüncelerime Kurt hücum etti. İskoç dükü düşünmeden geçirdiğim tek bir anım bile yok. Rüyalarımda bile onu görür olmuştum. Beni yakmaya çalışırken, Edinburgh Sarayı'nın bahçesinde idam edilirken celladım olarak ya da beni her an takip eden bir gözü kırmızı diğer gözü grimsi mavi olan bir kurt olarak görüyordum onu. Düşününce o kadar içmiş olmak gerçekten mantıklı geliyordu. Sahi ben güvenli odamdan ne diye çıkmıştım ki? İçimden bir ses Karaorman'a gitmem gerektiğini söylüyordu. Şuan çok dikkat çekeceğimi bildiğim için insanların uyumalarını beklemek daha güvenliydi. Sonunda insanlardan uzak kalmış olmak rahatlatıcıydı. Biraz gezinmeye karar verdim. Derken ağaçların tepesinde beyaz bir kuzgun gördüm. Aklıma hemen Cassidy'nin yaptığı şey gelince ikinci kez düşünmeden yayımı gerdim ve tek atışta avımı vurdum. Ama nereye gittiğini bulamıyordum bir türlü, havanın bu kadar kararmış olduğunu fark etmemek şaşırtıyordu beni. Ay ışığında beyaz kuzgunu gördüm. Okumu gözünden çıkardım ve avucuma bağlı olan bez parçasını çözüp kuzgunu sardım. Ok çantasına yerleştirdim dikkatle. "Temiz atış aşkım." Sıcak nefesini boynumda hissettim. Bacağımdaki bıçağın kabzına uzandım. "Uzaklaşmazsan göreceğin son şey olmasını sağlarım." "Hayatım sonlanırken görmek isteyeceğim tek manzara siz olurdunuz." Diye fısıldadı. Ani bir hareketle dönüp adamı yere düşürdüm ve üzerine çıktım. Yayı atıp oku boğazının üzerinde tuttum. "Tanrım Harry!" İsmini söyleyince yüzüne o çarpık gülümseme yayılıyordu. "Pekala, bunu söyleyeceğini ve aynı bu pozisyonda olacağımızı yüzlerce kez hayal etmiştim ama böyle olacağı aklımın ucundan geçmezdi." Hala üzerinde olduğumu fark edince hemen kendimi geriye attım. Lütfen hava kızarmış yanaklarımı göremeyeceği kadar karanlık olsun. Konuyu değiştirebilmeyi umdum. "Ne işin var senin burda?" Bunu fark etse bile önemsemedi. "Biraz yürüyüş yapmak istedim sonra konuşma sesleri duydum onu takip ediyordum. " "Sonra beni görünce gizlice izleme kararı mı aldın? " Dedim öfkeyle. "Sizi tanıdığım günden beri bu kararımda ısrarcıyım." Sahte bir reverans yaptı. Sahi burada bizden başka kim vardı ki? "Kimin konuştuğunu gördün mü? " Başını hayır anlamında iki yana salladı. Sebebini sorduğumda ise "Dikkatimi dağıttın." Diyerek omuz silkti. Gözlerimin içine bakıyordu gözünü bile kırpmadan. Rahatsız edici bir çekimi vardı. Suçlamasına geri döndüm. "Orada beni izlediğini bile fark etmedim nasıl dikkatini dağıtmış olabilirim ?" "Beni göremeyecek kadar dalgındın kalmam gerektiğini düşündüm." Dalgın olduğumu düşünmüş... Sadece fazla odaklanmıştım. Hepsi bu. Dalgın olmamı gerektirecek bir şey yoktu zaten. "Peki ya sen bura..." Bir kadının mırıltıyı andıran sesini duyunca onu susturmak için elimi ağzına bastırdım. Onu kendime çektim, ağacın gövdesine sertçe bıraktım kendimi. Elimi çektim. Aramızda en ufak bir mesafe kalmıyordu. Harry'nin incecik gömleğinin üzerinden sıcaklığını ve erkeksi hatlarının tamamını hissediyordum. "Sus ve sakın kıpırdama." Dedim. "Beni susturmanın başka yolları da vardı. Hatta daha eğlenceli olanları..." kulağıma fısıldadığında içim tuhaf oluyordu. Aramızda bir kıvılcım olduğunu inkar etmiyordum ama şuan bununla uğraşamazdım. "Kıpırdama diyorum sana." Gülümsediğini kulağıma fazlasıyla yakın olan yukarıya kıvrılan dudaklarından anladım. "Üzgünüm fazla yakınız göründüğü kadar kolay değil. " Konuşanlar görüş alanıma giriyordu. Kız oldukça minik adam ise uzun ve kalıplıydı. Konuşmaları duymaya çalışıyordum ama sesleri bize yetişemeden kayboluyordu. "Sen olmasaydın belki de şuanda..." adam kızın sözlerini bitirmesine fırsat vermedi. "Düşünme hiç bunları." Bu sesi o kadar iyi tanırdım ki. Konuşan ağabeyim Xavier'den başkası değildi. Harry de fark etmişti şimdi ikimizde şaşkınlıkla olanları anlamaya çalışıyorduk. Ne kadar çabuk dönmüştü ayrıca. Belki de dayımın onun zırvalıklarına ayıracak zamanı yoktu. "Gitmek zorunda mısın?" Ağlamaya başladı kız. "Bunu yapmalıyım onun için her şeyi yaparım biliyorsun. " Kızı yatıştırmaya çalışıyordu. Bu kız. Tanrım Blythe! "Sana bir şey olursa. Bu çok tehlikeli içimde çok kötü bir his var." Blythe hıçkırarak ağlıyordu. Kızın yüzünü ellerinin arasına alıp gözyaşlarından öptü. "Bana bir şey olmaz. Söz veriyorum. Blackwoodlar sözlerini tutar." Kıza sıkı sıkı sarıldıktan sonra yollarına devam ettiler. Hemen geri çekildim. Yerde duran oku unutmuştum ve üzerine basmam ile kırılması bir oldu ve ses korulukta yankılandı. Xavier kılıcını çekti hemen, ah hayır bize doğru yürümeye başladı. Harry beni çevirip yeleğimin başlığını indirdi, ellerini belime koyunca ufak bir hareketle yine aramızda mesafe kalmadı. Nefesimin kesildiğini hissettim. Hareket edemiyordum. Ne olduğunu anlayamadan Harry dudaklarıyla dudaklarımı örttü. Sıcak dudakları soğuk dudaklarımla birleşirken ürperdim. Bunu ikinci kez yaşıyorduk. Xavier geri gitmeye başladı... "Kim varmış orada? " diye sordu Blythe. Umursamamıştı. "Askerlerden biri kaçamak yapıyor. Hadi gidelim geç oldu." Uzaklaşmasına rağmen beni bırakmayınca Harry'i tüm gücümle ittim. İkimizde uzun süre kesik kesik nefes almak zorunda kaldık. Bunu yapmaya hakkı olmadığını ona hatırlamak için Harry'e tokat attım. "Kesinlikle buna değerdi." Yüzündeki o alaycı gülümseme giderek büyüdü. "Ya yanımıza gelseydi ya beni tanısaydı?" Diye sitem etti. "Bana kaçamak dediğine inanamıyorum." Nefesim hala düzene girmemişti. "Sonuçta gelmedi ve bizi kurtardım. Rica ederim Leydim. "Tekrar güldü sanki biraz önce olanlar yaşanmamış gibi. Koşar adım uzaklaşmaya başladım. Oklarım ve yayımı kaptım. Harry bana yetişmeye çalışıyordu. Sesi duyunca durakladım. Yayımı gerdim. Harry de kılıcını kınından çıkardı. "Hırıltı mıydı o?" Dedi tereddütle. Aklımın bir oyunu olsa Harry nasıl duyabilirdi ki? Hırıltı artıyordu. Bize yaklaşınca elim gevşedi, yayımı ve oklarımı elimden düşürdüm. Konuşamadım, boğazımı yakan devasa bir ateş vardı. Harry önüme geçti. "Tam zamanında nişan almayı bıraktın sevgilim. Harika gerçekten." Rüyalarımda ki kurt şuan karşımda duruyor. Birebir aynı. Alacalı kürkü, sivri beyaz dişleri ve geriye yatmış kulaklarıyla saldırgan tutumunu sergiledi. Bir gözü gri diğeri kırmızı. Ateş ve suya benziyordu. Harry'i durdururken aklımda cadının sözleri yankılandı. Ateş sizsiniz leydim. Su sizi bulacak. Kıvılcımla gelip karanlıkla gideceksiniz.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE