İlk Gün

2093 Kelimeler
 Öğrenciler merak içindeydiler, sınıflarına yeni biri gelmişti hem de İstanbul'dan. Hepsi dikkat kesilmişti. Vefa sıraya geçer geçmez sorular başlamıştı bile. Sıra dağılmış Vefa'nın etrafında toplanılmıştı. Bu kadar merak Vefa'yı bunaltmıştı. -Adın ne? -Gerçekten taa İstanbul'dan mı geldin? -O ablan mıydı? -Nee annen mii? O kadar genç anne mi olur? -Sizin arabanız mı? -Niye buraya geldin İstanbul'da okul mu yoktu? -Aaa önlüğün ne kadar güzel. Saçların da çok güzel annen mi yaptı saçlarını? -Kardeşin var mı başka?          Ardı kesilmeyen birçok soru... Zaten dünya kadar derdi vardı bir de bu saçma sapan sorularla uğraşmak istemiyordu. Ancak daha ilk günden gıcık kız damgasını da yememek için sorulara cevap vermeye çalışıyordu. Kimse senin üzgün olduğunu düşünmezdi. Hoşlarına gitmeyen bir şey yapsan hemen seni kötü yapmazlar mıydı zaten? Senin ne halde olduğun kimsenin umrunda değildi. Tek önemsedikleri onların işine ne kadar yaradığın veya onlara nasıl davrandığındı. Birgün diğer günden daha az gülsen veya daha az konuşsan hemen burnun büyüdü, sen çok değiştin,  bizden uzaklaştın gibi şeyler düşünürlerdi. Empati kurmazlar ve çokça eleştirilerdi. İçinden bunları düşünürken "Ne kadar meraklısınız, bunlardan size ne?" demek istedi. Bunu dememek içinse bazı soruları duymazdan geldi. Etrafın bir yığın insanla dolu fakat seni anlayan bir elin parmağını geçmezdi. İşte o nadir kişiler senin dostundur. Dost... Evet, dost..  Çocukluk arkadaşı Mine geldi aklın, onu en iyi anlayan oydu. Ara ara kavga etseler küsseler bile dayanamayıp hemen barışırlardı. Birbirine sırdaş olmuşlardı. Bir hafta hiç görüşmeler bile buluştukları an sanki hiç ayrılmamış gibi olurlardı. Birden nasıl da eksikliğini hissetti. Eğer o burda olsaydı bu kadar zor gelmezdi annesinden, evinden, alıştığı şehirden ayrılmak. Kendisini bu kalabalıkta bu kadar yalnız hissetmezdi. Hatta şuan gülüyor bile olabilirdi. Mine ile ancak uzun tatillerde görüşecek olmaları içini burktu. Neden ailemin kararları benim hayatımı bu kadar kökten değiştiriyor diye geçirdi. Şimdi daha bir üzgündü. Kalbi çatlarcasına koşan bir atın son adımındaymış gibi yorgundu, sıkışıyordu.Hala durmak bilmeden gelen sorulara cevap verirken bir yandan da acaba burda da Mine gibi dostum diyebileceği arkadaşı olabilecek miydi diye etrafındakileri incelemeye başladı. Bu çok sinirli duruyor, bu çok meraklı, bu çok boş sorular soruyor, bu iyi gibi, belki şu kızla iyi dost olabiliriz... O esnada Emir'le göz göze geldiler. Kardeşi halimden pek memnundu. Hemen arkadaş edinmişti. Kardeşine göz kırptı. Onun bu haline sevindi. En azından teselli etmekle uğraşmayacaktı.   "Konuşmayı bırak, kollarını uzat, hizanı al!" sesiyle etrafındaki kalabalık bir anda dağıldı. Başını kaldırıp kurtarıcısına baktı. Uzun boylu, yapılı, eşofmanlıydı. Boynunda düdük vardı. Belli ki beden eğitimi öğretmeniydi. Yanında da zayıf, bakımlı, orta boylu, siyah saçları dalgalı, minyon bir kadın vardı. Kadın dizlerine kadar siyah bir elbise giymişti. Vefa çok güzel bir öğretmen diye düşünürken İstiklâl Marşı'nı başlatmıştı bile kadın. Onun da müzik öğretmeni olduğunu anlamıştı. Şuan kendini biraz daha iyi hissediyordu, müzik öğretmeniyle hiç konuşmadan onu nedense çok sevmişti bile. Belki de korktuğum kadar kötü değildir diye geçirdi içinden.          Sınıflara geçtiklerinde boş masa var mı diye bakındı. Ortadan en arka masada bir erkek oturuyordu eli yüzü düzgündü. Sanki beli kopmuş da sonradan ayaklarına ek yapmışlar gibi tuhaf bir hareketle yan masadaki arkadaşına eğilmiş Vefa'ya bakarak fısır fısır konuşup gülüyorlardı. Her ne kadar arkalara oturup görünmemek, kimseyle konuşmadan günü bitirmek hatta sınıfta yok olmak istese de oraya oturmak içinden gelmedi. Çünkü hakkında iyi şeyler konuşmadıkları belliydi, çocuğun gülüşleri hiç hoşuma gitmemişti. Pencere kenarından İkinci masada oturan esmer zayıfça bir kız " Vefa sen buraya gel birlikte oturalım. Hatice sen Nuray'ın yanına git."deyip kahkahalarla güldü. "Bugün seninle oturmak istemiyorum." dedi ve yanındaki arkadaşını hafifçe itti. Diğer kız da "Asıl ben seninle oturmak istemiyorum çok istiyorsan kendin git ben Vefa'yla otururum."dedi. Vefa birbirlerini kırmaktan hiç çekinmeyen bu iki kızla da oturmak istemediğinden emindi. Adını hemen öğrendikleri de dikkatinden kaçmadı. Biraz daha etrafına bakınınca duvar kenarından dördüncü masada o kızı gördü. Sıradayken bu kızla arkadaş olabiliriz diye düşündüğü kızın yanı da boştu. Hafif kilolu, yanakları elma gibi al al, sevimli bir kızdı. Vefa Sevindi. Sanki bu bir mesajdı. Her şey iyi olacak bundan sonra bak der gibi hayat bir mesaj yollamıştı. Vefa buna inanmak istedi. Emin adımlarla kızın yanına gitti.  Kız şaşırmış gibi bakıyordu Vefa'ya, elleriyle oynuyordu. Utanmıştı sanki. - Merhaba, burası boş mu? Oturabilir miyim? Hemannarka sırada oturan çocuk lafa karıştı. "Orası hep boş. Ama sen orda oturmak ister misin bilemeyiz." Yanındaki arkadaşıyla dizlerine vura vura gülüyorlardı. Vefa onlara aldırış etmeden çantasını sıraya yerleştirdi, yavaşça oturdu. Vefa yanına oturunca kız daha bir yaklaştı duvara neredeyse duvarla bütünleşecekti. Duvardan geçiş olsa bir dakika bile durmadan geçecekti sanki.  -Benim adım Vefa. Senin adın ne? Sessizce cevap verdi kız: -Nuray. Yanına oturduğu için rahatsız olduğunu düşündü Vefa. -Evet istemezsen başka bir yere de oturabilirim, dedi Vefa. -Yoo, otur tabi valla çok isterim burda oturmanı. Kimse benimle oturmaz da şaşırdım o yüzden, dedi. Zaten al al olan yanakları daha bir kırmızılaşmıştı. Bunları söylerken ellerini öyle bir sıkmıştı ki neredeyse tırnakları eline geçecekti.         Vefa çantasından pembe renkli, simli, üstünde tüy olan iki kalem çıkardı. İstanbul'dan gelirken mola verdikleri sırada görmüştü kalemi ve çok beğenmişti  annesi de iki tane almıştı. Birini Nuray'a uzattı. Arkadaşlığın bağlarının kurulacağı ilk adımdı bu. Normalde daha tanımadan kimseye bu kadar değer vermez, çok sevdiği eşyalarını hediye etmezdi ama Nuray'a kanı kaynamıştı. Sanki onun için üzülmüştü bile. Sınıftaki öğrencilerin Nuray'a davranışları hiç hoşuna gitmemişti. Sevinsin istemişti. Nuray kalemi görünce gözleri kocaman açıldı şaşkınlığı o kadar açıkça ortadaydı ki bu hali çok sevimli göründü Vefa'ya.  -Bu kalemi bana mı veriyorsun? Ama bu çok güzel.  İnanamaz hali uzun sürmüştü. Vefa onayladı: -Evet, sana hediye ediyorum. Bak aynısından bende de olacak. Böylece herkes bizim arkadaş olduğumuzu görecek,dedi.  Arkadaş demişti Vefa ama Nuray'ı daha çok bir kız kardeş gibi görüyordu. Bir kız kardeşim olsa heralde ona karşı ancak böyle hissedebilirdim diye geçirdi içinden. Böyle düşünmesi de normaldi gerçi çünkü zaten diğerlerinden büyüktü. Keşke devam edebilseydim geçen sene okula. Kendi yaşıtlarımla aynı sınıfta olurdum diye düşündü. Nuray çekingen bir hareketle aldı kalemi. Hayran hayran inceliyordu.  -Teşekkür ederim. Benim hiç böyle bir kalemim olmamıştı. Bu çok güzel ben bunu kullanmaya kıyamam ki. Saklarım, diyip gülümsedi.  Vefa huzur hissetti. Birini sevindirmek nasıl da insanı rahatlatıyordu. Gerçek mutluluk kendin için yaptıklarınla değil de başkaları için yaptıklarınla bulunuyor demekki diye düşündü Vefa. Nuray ise kendisine bu kadar iyi davranan bu kızı çok sevmişti. İyi ki bizim sınıfa geldi dedi kendince. Vefa'ya sarılmak istedi. Birden çok yaklaştığını fark etti. Kısa kısa nefesler alarak koklamaya çalıştı kendini. Koku alamamıştı ama yine de uzaklaşması gerektiğini biliyordu ve takrar duvara yaklaştı. Yüzündeki o mutluluk ifadesi de kaybolmuş yerini hüzün kaplamıştı. Vefa Nuray'ın aniden değişen bu yüz ifadesine bir anlama verememişti. Acaba kalemi vererek incittimdi diye düşündü. Sonra öyle olmadığına karar verdi. Eğer öyle olsaydı daha kalemi ilk uzattığında bu kadar sevinmezdi bu tepkiyi o zaman verirdi. Başka bir şey vardı. Şimdi sormak istemedi. Biliyordu ki daha çok vakit vardı elbette anlatırdı. Simdi ikisi de önlerine dönmüş birbirlerine bakmadan düşüncelere dalmışlardı. Vefa kardeşlerini düşündü acaba onlar ne yapıyorlardı? Emir'i iyi görmüştü o zaten herkesle hemen kaynaşırdı. Yeni girdiği ortamlarda hiç zorlanmazdı. Kardeşinin bu huyuna bayılırdı Vefa. Emindi ki şuan Emir yeni sınıfının tadını çıkarıyordu. Aklı Efe'de kalmıştı. Zil çalar çalmaz ilk işi kardeşinin yanına gitmek olacaktı.        Öğretmen geldiğinde herkes ayağa kalktı. Günaydınlaştılar. "Oturabilirsiniz." Komutuyla herkes yerine oturdu.  Öğretmenin gözü Vefa'ya takıldı: -Sen yeni geldin demek sınıfımıza. Kendini tanıtır mısın?       Vefa ayağa kalktı. Normalde olsa şu an biraz çekiniyor olması gerekirdi fakat normalin aksina Vefa kendini çok güçlü hissediyordu. Kendine güvenen bir sesle: -Adım Vefa, soyadım Yolcu. On iki yaşındayım İstanbuldan geldik buraya. Normalde altıncı sınıfa geçtim ama geçen sene bazı ailevi meselelerden dolayı ikinci dönem okula gidemediğim için burdayım. İki tane de kardeşim var. Ben onların ablasıyım.        Öğretmenleri ve tüm sınıf dikkatle dinlemislerdi Vefa'yı.  -Hımmm... Öğrencilere dönerek " Çocuklar, hikaye kitaplarınızı açıp okumaya başlayın. Ben geleceğim hemen. Yerinizden kalkmadan sessizce bekleyin! Vefa sen de benimle gel, dedi.        Öğretmen önde Vefa arkada Müdür Bey'in odasına geldiler. "Sen biraz burada bekle."dedi öğretmeni ve kapıyı çalıp içeri girdi. Beni hem çağırıyor hem de kapıda bekletiyor, bekleteceksen neden çağırdın ki? diye geçirdi içinden. Başını öne eğmiş sağ ayağını mermer üzerinde gezdirerek düşünüyordu. Öğretmen içeri gireli yaklaşık 5 dk olmuştu kendisini unutmuşlar mıydı acaba? Koridor boyunca uzanan duvardaki resimleri, tabloları, afişleri incelemeye başladı. Müdür beyin odasının olduğu duvarda büyük bir dolap vardı dolabın içi kupalar ve madalyalarla  doluydu. Voleybol birincisi, futbol üçüncüsü, tenis ikincisi, koşu birincisi, satranç turnuvası üçüncüsü, gülle birincisi.... Ne kadar çok madalya ve kupa var diye düşündü. Kendisi de satrançta ilçe ikincisi olmuştu. Madalyayı kazanan kendisiydi fakat okulda kalmıştı. Madalyayı aldıklarında kendini değersiz hissetmişti Vefa.  Buna da asla  anlam veremiyordu. Başarı kime aitse onda kalmalıydı ona göre. Burada sergilenmesi gösterişten başka bir şey değildi. Çok göstermek istiyorlarsa ya iki tane verselerdi biri okulda biri kazanda kalsaydı veya buraya madalya koymak yerine kişinin madalyalı fotoğrafını koysalardı. Bu madalyaları ve kupaları kazananları düşündü kim bilir nasıl üzülmüşlerdi. Acaba onlarda kendi gibi düşünmüştü. Madalyalarin yan tarafında kocaman bir pano vardı. Panoda gurur tablomuz yazıyordu. Bu okuldan mezun olup çok iyi bir lise kazananların fotoğrafları vardı. Orta bir liseye gidenlerin ise sadece isimleri yazıyordu. Okul birincisini incelemeye başladı. Adı Burak'tı.  Sarışın, mavi gözlü yakışıklı bir çocuktu. Gözlüğü vardı. Gülümsedi Vefa. Çok caliaktan mi gözleri gözüküyordu insanların neredeyse tanıdığı çoğu başarılı kişilerin gözlüğü vardı. Kendisini düşündü benimde fotoğrafım buraya asılır mi acaba diye. Gözlüğün yok ki dedi gülerek kendine. Okul ikincisi Mustafa. Kocaman bir kafası ve koca koca gözleri vardı. Bakışlarından belliydi zeki olduğu. İyi bari bunun gözlüğü yokmuş. Herhalde gözleri büyük olduğundan bozulmamış dedi. Bunu oyuna dönüştürmüştü. Şimdi tek tek fotoğrafları inceliyor kişiler hakkında yorumlarda bulunuyordu.       Kapı açıldı öğretmeni nöbetçi öğrenciye seslendi. Elinde bir kağıt vardı. Git burdaki öğrencileri çağır dedi. Vefa'ya bakarak: "Sen de içeri gel." Oyunu bölündüğü için biraz huzursuzdu ama neden burada olduğunu da merak ediyordu hele içeride neler konuşulduğunu daha bir merak ediyordu. Hızlı adımlarla odaya girdi. Müdür beyin gösterdiği sandalyeye oturdu.  Müdür bey bilgisayara bakıyordu. Öğretmeni ise bir kağıda bir şeyler yazıyordu. Vefa sessizlikten nefret ettiğini fark etti. Neden kimse bir şey konuşmuyor diye düşünürken kapı çalındı. İçeri girenler kardeşleriydi. Onları görünce çok sevindi Vefa. Efe ve Emir çekingen adımlarla gelip oturdular. Müdür Bey çocuklara bakıp gülümsedi ve söze başladı: - Nasılsınız bakalım alıştınız mı yeni sınıfınıza? Emir atıldı." Evet alıştık,dedi."  Müdür Bey gülümseyerek devam etti:     İyi iyi sevindim.  Çocuklar sistemde bir hata olmuş onu düzelttik şimdi öğretmeninizle. Sizleri bir üst sınıfa geçirdik. Bu yüzden çağırdık sizi.  Şimdi size kitaplarınızı vereceğiz. Yeni sınıfınıza gideceksiniz. Kaldığınız yerden devam edeceksiniz yani. Ailenizi bilgilendirdim ben.       Vefa bu haberi duyduğuna çok sevinmişti. Bir an önce büyümek, mesleğini eline almak, kardeşlerine sahip çıkmak istiyordu. Bir sene bu hayali geri atılmıştı fakat şimdi hayat tekrar gülmüştü yüzüne. Sene kaybı olmayacaktı. Sevinçle "Çok teşekkür ederiz." dedi. Emir bu habere pek sevinmiş gibi durmuyordu suratı asılmıştı. E ne de olsa arkadaş bile edinmişti ilk sınıfında, yine edinirdi Emir için bundan daha kolay ne vardı ki. Efe'nin ise hiçbir şey anlamadığı  belliydi. Nereye git deseler sorgusuz sualsiz oraya giderdi. Öğretmenlerini takip ettiler kütüphaneye gittiler. Poşetlenmiş hazır halde duruyordu kitaplar. Altıncı sınıf, beşinci sınıf ve üçüncü sınıf  için ayrılmış alanlardan birer tane poşet verdi ve nöbetçiye "Arkadaşlarına sınıflarını göster." dedi öğretmen.  Vefa her şeyin bu kadar güzel başlamasına seviniyordu. Bir yandan da güzel başlayan her şeyin ardından gelecek kötü bir olay olacağını düşünüyordu. Şimdiye kadar hep öyle olmamış mıydı? Zengin olacağız her şey güzel olacak demişti her şeylerini kaybetmişlerdi. Babamla aramız düzeldi her şey güzel olacak demişti  hatırlamak bile istemediği o kötü olay başına gelmişti. Bu kez kendisini ne bekliyordu kim bilir? Artık her şey güzel olacak demek canını acıtıyordu ama pes etmekte istemiyordu. Bu düşüncelerle adımlarını attı nöbetçi öğrencinin ardından. Önce küçük kardeşi Efe'nin çantasını aldılar eski sınıfından ve yeni sınıfına bıraktılar. Sonra Emir'i n çantasını eski sınıfından aldılar ve yeni sınıfına götürdüler. Her gittikleri sınıfta olayları baştan anlatmaları gerekiyordu öğretmenlere. Sıra kendisine gelmişti. Neyse ki eski öğretmeninin olaylardan haberi vardı bir kişi eksilmişti. Çantasını almak için sınıfa girdiğinde Nuray'ı gördü gözleri dolu doluydu. Belliki Vefa kardeşlerini sınıflarına yerlestirene kadar öğretmenleri Vefa'nın gideceğini söylemişti bile. Çantasını almak için uzandığında Nuray'da kalemi uzattı. Hala sımsıkı tutuyordu vermek istemediği her halinden belliydi ama yine de uzatmıştı: -Bu sınıftan gittiğine göre arkadaş olmamıza gerek kalmadı. Kaleminde bende kalmasın geri al. Yeni sınıfındaki arkadaşına verirsin, dedi.  Vefa Nuray için bir kez daha üzüldü. Gülümsedi ve: - Olur mu hiç öyle şey. Ben onu sana hediye ettim. Hem verilen şeyler geri alınmaz. Ayrıca ben sende kalmasını istiyorum. Üzülme sanki okuldan gitmiyorum ya. Sadece sınıfım değişiyor. Tenefüslerde yine bir araya geliriz. Arkadaş olmak için aynı sınıfta olmaya gerek yok. O senin, deyip göz kırptı. Kalemi ilk uzattığında Nuray'ın yüzünde oluşan mutluluk, heyecan ifadesinin aynısı tekrar oluşmuştu. Vefa o zaman daha iyi anladi. Daha önce durgunlaşmasının sebebinin çok daha başka bir konu olduğundan artık emindi. Onu muhakkak öğrenip yardımcı olmak niyetindeydi. "Görüşürüz" diyerek çıktı sınıftan. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE