Kayıt

1681 Kelimeler
Başını arabanın camına yasladı yolu seyre daldı Vefa. Kendi zevkine göre müzikler açıyordu Yavuz Bey. Sanki bunca şey yaşanmamış gibi davranıyordu. Çalan şarkıların vefa'nın hayatında yeri yoktu ama duygusal tınılar içine, kalbinde taşıdığı haksızlık yarasına dokunuyordu. Kah boğazı düğümleniyor kâh gözü buğulanıyordu. Kardeşleri henüz tam farkına varamamıştı olanların. Tatile gider gibi şendiler. Daha genç işi, günümüzden parçalar dinlemek istediğinde telefonunun olmadığını farketti. Okulda yasamış güya. Belki doğrudur yasak olduğu ama zaten artık bir telefonu yoktu  Kırılan sadece telefon değildi umudu da kırılmıştı telefonla beraber. Çantasından bir kitap çıkarttı, okumaya başladı. Her insanın kendi hikayesini yazdığını düşünüyordu. Kimi farkındaydı kalemin kendisi olduğunun kimi bilinçsiz yaşıyordu. Vefa kendi hikâyesini mutlu sonla bitirmeye kararlıydı. Belki başaracaktı ama şimdi farketmediği bir şey vardı : yazılanlar silinmiyordu.  İlk defa bu kadar uzağa gidiyordu evinden. Bu en uzun yolcuğuydu. Konya, annesinin kaçtığı şehir... Neriman Hanım canını yakan ne varsa burada bırakıp gitmişti İstanbul'a. Yeni bir hayat, her şeyden, her kötü düşünceden uzağa gitmişti. Konya onun kötü anılarını hapsettiği bir sandık gibiydi. Yine öyle mi yapıyordu? İstanbul'a yakın onca yatılı okul varken neden burasıydı? Geçmişten intikam almak mı istiyordu, geçmişle barışmak mı? Yoksa en iyi tanığı şehrin yavrularını koruyacağına mı inanıyordu? Kim bilir... Merakla karışık bir ürkeklik vardı içinde Vefa'nın. Hayatındaki bildiği ne varsa değiştirecek, baştan bir dünya kuracaktı. Bu bazen korkutucu geliyordu. Bambaşka bir yaşam alanının heyecan verici olduğunu düşünürdü oysa bir zamanlar. Sebeplerin de önemli olduğunu anlamıştı.  Nihayet yolculuk bitmişti. Başını arabanın camından uzatıp ayak basacağı toprakları görmek ister gibi baktı. Bir dua gibi göğe yükselen başı, engin gökyüzünü görünce huzurla doldu. İçindeki tüm kötü duygular kayboldu.  Arabadan indiler. Yavuz Bey, Neriman Hanım ve  Efe önde yürüyordu. Efe annesinin elini tutmuş, Vefa ve Emir hemen annelerinin arkasından gidiyorlardı. Karşılarındaki üç katlı ,mavi-beyaz binaya doğru yürümeye devam ettiler. Üzerinde "İ........  YİBO" yazıyordu. Vefa YİBO'nun ne demek olduğunu sormak istese de sormadı. Okulun basamaklarını çıkarken tek tek saydı tam yirmi iki basamak vardı. Bunu hep yapardı. Bu onun için bir oyundu. Yolda yürürken kaldırım taşlarını, koridorda yürürken fayansları sayardı hatta yolda uyanık kaldığı süre boyunca yol kenarındaki levhaları bile saymıştı.   Efe'nin minik bacakları yorulmuştu. Annesine yorulduğunu söylüyor mızmızlanıyordu.  Efe'ye sinirli bir bakış attı. "Yeter artık sus!" der gibi. Yavuz Bey yolculuğun aksine bugün biraz fazla gergindi.Efe  babasının bakışlarında ki sertlikte ürktü, annesinin elini sıktı, bacaklarına yaklaştı iyice. Emir ise etrafı inceliyordu. Okulun duvarına çizilmiş şirinler resimleri dikkatini çekmişti. Hele merdivenlerin rengarenk boyanmış olmasına hatta iç kısımlarına yazılmış özlü sözlere bayılmıştı. Dışı böyleyse içini düşünemiyorum diye geçirdi içinden. Gözü bir söze takıldı " Bütün ümidim gençliktedir.  M.Kemal ATATÜRK"yazıyordu. Aklına eski okulu geldi. Feyza öğretmenini çok severdi. Bu sözü hep o söylerdi. "Bakın çocuklar  M.Kemal ATATÜRK çocuklara 23 Nisanı armağan ettiği gibi gençlere de 'Bütün ümidim gençliktedir' demiştir. Yarın birgün büyüyecek genç olacaksınız. Sizler geleceğin büyüklerisiniz ve bu vatana hayırlı evlatlar olmalısınız." derdi. Emir ablasına dokundu: -Bak orda ne yazıyor gördün mü? Geçen sene ki öğretmenim bu sözü çok söylerdi, dedi.     Vefa sözü okudu. Kalbinin çarpıntısını hissetti.  Bu sözü defalarca duymuştu ama hiç bu kadar etkilenmemişti. Yaşanan olayların;  insanın önem verdiği şeyleri veya düşüncelerini etkilediği gibi bulunduğu mekanların da etkilediğini daha önce fark etmemişti. Kaşlarını kaldırarak  "Atatürk bizden ümitli" diye geçirdi içinden.     Artık okula girdiler. Tıpkı dışı gibi içi de süslüydü. Kapının karşısındaki duvara Hacivat ile Karagöz çizilmişti. Girer girmez hemen göze çarpıyordu. Girdikleri kapı okulun tam ortasında idi. İki yana uzayan koridorlar vardı. Koridorlar çok uzun ve genişti. Her iki tarafta da koridorun iyice genişlediği bir alan vardı ve ikisine de masa tenisi masası konulmuştu. Yine her iki tarafta da ikinci kata çıkmak için merdivenler vardı. Merdivenler dışardaki gibi rengarenk boyanmıştı. Basamakların üstünde ingilizce kelimeler, iç kısımlarında ise çarpım tablosu yazıyordu. Sağ tarafta nöbetçi öğrencinin masası vardı. Yavuz bey oraya yöneldi müdür beyin odasının nerede olduğunu sordu.  Nöbetçi öğrenci ben sizi götüreyim diyerek sağa doğru yürümeye başladı sonra sola dönüp karşısındaki koridora girdi koridorun solundaki ilk oda müdür beyin odasıydı. Yavuz bey kapıyı çalarken Neriman Hanım nöbetçi öğrenciye teşekkür etti.          Müdür beyin odası oldukça genişti. Kapının karşısında büyükçe bir masa, masanın üstünde bilgisayar, deri kaplama eşyalar, kalemlik ve bir sürü kağıt bir de isimlik vardı. İsimlikte Müdür Muzaffer Dereli yazıyordu. Yavuz Bey selam verdi, kayıt için geldiklerini söyledi. Müdür bey de selamı aldıktan sonra  oturmaları için -yine deriden yapılma- sandalyeleri gösterdi. Masanın hemen önündeki karşılıklı duran iki sandalyenin birine Yavuz Bey diğerine Neriman Hanım oturdu. Çocuklar da müdür beyin sol tarafındaki duvar dibine dizilmiş sandalyelere oturdular.Yavuz bey size başladı: - Muzaffer bey biz İstanbul'dan geliyoruz. Eşim de ben de çalışıyoruz çocuklara bakacak kimse yok ki zaten şu aralar bizim de maddi olarak pek durumumuz yok. Bazı kötü zamanlardan geçtik. Bu yüzden geçen sene ikinci dönem okula gidemedi çocuklar. Eğitimlerinden geri kalmalarını istemiyoruz buraya kayıt yaptırmak istiyoruz, dedi. Müdür bey anladım dercesine başını salladı. Sonra çocuklara dönerek tek tek adlarını sordu. Müdür Bey; saçlarının üstü dökülmüş, hafif kilolu, beyaz tenli, bıyıklı, güler yüzlü, temiz giyimli bir adamdı. Yüzünün parlamasından yeni tıraş olduğu belli olan siyah takım elbisesi özenle ütülenmiş oturduğu koltuğa yakışan  bu adama ilk Vefa cevap verdi: - Benim adım Vefa, bunlar da benim kardeşlerim. Altıncı sınıfa geçtim. Yani geçmem gerekiyordu ama gecemedim, dedi. Müdür bey yine sıcak sıcak gülümsedi. Bakışlarını Emir'e yöneltti. Emir bir çırpıda söyleyiverdi: - Benim adım da Emir Efe'nin abisiyim,dedi gururla. Abi olduğunu özellikle vurgulamıştı sanki. Müdür bey Efe'ye göz kırptı "Demek sen de Efe'sin" dedi. Efe başını salladı. Müdür bey masasının cekmecesinden üç çikolata çıkarıp çocuklara uzatırken " Hadi siz dışarda bekleyin biraz çikolataları ısı yiyin." dedi.        Çocuklar babalarina baktılar. Babaları başını sallayıp alabilirsiniz onayını verdikten sonra  çikolataları alıp dışarı çıktılar. Efe ve Emir hemen çikolataların açıp yemeye başlarken Vefa'nın canı hiçbir şey istemiyordu. Elindeki çikolatayı Efe'ye uzattı "Al bunu da sen ye" dedi. Efe daha usanmadan Emir atladı kaptı çikolatayı. "Yemeyenin malını yerler." dedi gülerek. Vefa normalde bu hareketine çok kızar Emir'in elinden o çikolatayı alırdı ama uğraşmak istemedi. Ablasının bu dalgın duruşu şaşırtmıştı Emir'i. Efe " Onu ablam bana verdi, benim çikolatam ver onu." diye bağırırken Yavuz Bey ve Neriman Hanım odadan çıktılar. Neriman Hanım kaşlarını çatıp "Ne bu gürültü artık evde değilsiniz, hal ve hareketlerinde dikkat edin. Emir ver kardeşinin çikolatasını. Ağlatma kardeşini siz birbirinize sahip çıkacaksınız. Anladınız mı?" dedi. Emir istemeye istemeye verdi çikolatayı.  Yavuz Bey siraylar Çocuklarına sarıldı öperken müdür bey odasından çıktı onları izliyordu gülümseyerek. Yavuz Bey sıra Vefa'ya gelince bir duraksadı. Vefa babasının kendisine dokunmasını asla istemiyordu sarılacak diye çok korkuyordu. Midesine kramp girdi. Ellerini yumruk yapmış sıkıyordu. Yavuz Bey bir sorun olduğu anlaşılmasın düşüncesiyle Vefa'ya yaklaştı. Kızının aksi bir tavır sergilemesinden ve orada rezil olmaktan korkarak çekingen ve hızlı hareketlerle Vefa'ya da sarıldı. Tam öpecekken Vefa kendini geri çekti. Bunu istemsizce yapmıştı. Yavuz bey bozulmuştu ama yine de  bozuntuya vermeden gülümsedi "Hadi çocuklar artık burası sizin eviniz bir sorun olduğunda bakın müdür bey de burda size yardım edecek. Tamam mı akıllı durun üzmeyin öğretmenlerimizi." dedi. Çocuklar kısık sesle tamam dediler.        Dışarı çıktıklarında tüm çocuklar sıraya geçmişti. Merdivenlerden inerken tüm gözler üzerlerindeydi. Vefa kendini çok havalı hissetti bir anlık. Sonra yine mutsuzluk kapladı içini. Merdivenleri inerken annesinin rüzgarda hafif hafif dalgalanan eteğine takılmıştı gözleri. Son basamağa geldiğinde fark etti merdivenleri saymadığını. Hep birlikte arabanın yanına gittiler Yavuz Bey hemen sürücü koltuğuna geçti. Neriman Hanım ise cocukksrina döndü ve: -Geçen sene sınıfı tamamlayamadığınız için tekrar okuyacaksınız,dedi.  Vefa'ya baktı. Vefa hangi duyguyu yaşıyordu bilmiyordu. Hiç bilmediği insanlarla birlikte yaşayacağını düşünmek hatta annesinden ayrılacağını bilmek onu çok üzüyordu. Bir yandan da babasından ve o evden  uzaklaşmanın yaşanan tüm kötülükleri unutturacağını sanıyordu bu yüzden biraz da mutluydu. Korkuyordu ama 'Ben ablayım. Kardeşlerimi ben koruyacağım eğer ben korkarsam kardeşlerimi nasıl koruyabilirim' diye korkusunu yok ediyordu. İçini kemiren huzursuzluğu bastırmaya çalışarak kardeşlerine gülümsedi.       Neriman Hanım gözlerinden yaş akmasın diye hızlı hızlı kırpıştırarak gözlerindeki yaşı engellemeye çalıştı. Hafif bir şekilde burnunu çekti. Sonra biricik kızının masum yüzünü iki eli arasına aldı. Kıvrık, uzun ve gür kirpikli, güneşte veya hüzünlendiğinde yeşile dönen gözlerine baktı kızının. "Ne kadar da güzel" diye geçirdi içinden. Hiç istemiyordu kızından ayrılmayı. Vefa ona bir evlattan öte sırdaş, arkadaş, dost olmuştu. Her şeyine yardım ederdi. Gecelerce düşünmüş bir çıkar yol bulamamıştı. Doluya koymuş almamış boşa koymuş dolmamıştı. Uykusuz geçen o uzun gecerden sonra karar vermişti tek çare buydu. Vefa'nin içinden geçirdiklerini duymuşçasına "Sen benim ilk  gözağrımsın. Bana kırgın olduğunun farkındayım bana hak vermeni beklemiyorum ama birgün beni anlayacağını biliyorum. Artık yanınızda ben olamayacağım ama sen güçlü bir kızsın gözüm arkada kalmayacak. Kardeşlerin sana emanet onlara gözün gibi bakacağından eminim. Seni iyi ki doğurmuşum benim cesur kızım, yürekli kızım" diyerek alnından öptü.       Vefa bu konuşmanın veda konuşması olduğunu biliyordu. Artık gitme vakitleri gelmişti.  Annesinin tüm söylediklerinin samimiyetine inanıyordu ama içindeki öfkeyi de hiçe sayamıyordu. Çok kırgındı annesine. Cok şey söylemek istiyordu. Hatta bağıra bağıra ağlamak, içindekileri bu şekilde haykırmak istiyordu. " Boşanabilirdin, onu değil bizi seçebilirdin. O zaman ayrılmak zorunda da kalmazdık." demek istiyordu. Tek yapabildiği ise yutkunmak oldu. Yaşanan o kötü olaydan sonra sessizleşmişti zaten. Daha az gülüyor, daha az yiyor, daha az konuşuyordu. Sürekli bir düşünme halindeydi. Gözlerini annesinin gözlerine dikti. Nemli gözlerini görünce annesinin kendilerini bırakmayacağına inandı.   Sıkıca sarılmak "Bırakma bizi, sensiz ne yaparım ben." demek geldi içinden belki o zaman annesi yatılı okula vermekten vazgecerdi. O esnada babasının sesini duydu. -Hadi Neriman akşama kadar burda mı bekleyeceğiz.        Vazgeçti söylemekten.  Ne olacak ki diye düşündü. Sanki içinden geçenleri söylese ne değişecekti. Defalarca söylemişti zaten daha önce. Babasından boşanacak mıydı? Hayır. Yine sadece yalvarmaktan öteye geçemeyecekti. Tekrar söndü içindeki tüm istek. Ne kolu kalktı ne de ağzı kımıldadı. Artık yalnız olduğunu biliyordu. Kendini toparlama, güçlü durma vaktiydi. Bir söz verdi kendine " Gözyaşımı kimse görmeyecek, kimseye muhtaç olmayacağım, kendi ayaklarım üstünde duracağım. Annem gibi olmayacağım."       Neriman Hanım sırasıyla Efe ve Emirle de vedalaştı. Efe ağlıyordu. Emir ise yeni arkadaş edinecek olmanın heyecanıyla bir an önce sıraya girmek istiyordu. Neriman Hanım Efe'ye: - Bunları konuşmuştuk. Ağlamak yoktu. Ben sizi ara ara görmeye gelecektim hani. Siz de uzun tatillerde gelecektiniz. Hem özlerseniz de -çantasindan çıkardığı ankesörlü telefon kartını Efe'nin avucuna koyarak- beni arayacaktınız. Hatırladın mı? dedi.       Efe gözyaşlarını kazağına silerken "Evet, hatırlıyorum anne. "dedi. Neriman Hanım " Hadi bakalım sıranıza geçin sizi bir göreyim arkadaşlarınızın arasında, içim rahat etsin." dedi. Çocuklar İstiklâl Marşı sırasına geçerken Neriman Hanım arkalarından gülümseyerek el salladı.                                                                                                                  ...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE