Herkese merhaba
İyi okumalar ?
"Kime aşık oldun amına koyayım!"
Kaşlarım çatılırken odada volta atan Cihan'a ters bir bakış attım.
"Sence kim olabilir?"
Uzunca oflayan Ozan yatağımı sahiplenmişti.
"Rüyamdaki kız deme bayılırım şuraya, zaten uykum var!"
"Rahatlıkla bayılabilirsin kardeşim. Yatağımı siktin yeterince."
Yerimden ayaklanırken dışarıda yağan yağmur yüzünden ceketimi alarak kapıya yöneldim.
"Benim işim var. Sonra konuşuruz."
Arkamdan seslenseler de umursamadan odadan çıkıp resepsiyona indim.
Resepsiyondaki görevli beni tanırken iyi geceler diyerek rolüme hazırlandım.
Nasıl olduğumu da sorduktan sonra asıl istediğim konuya girdim.
Bayıldığım sırada pasaportumun kaybolduğunu kameralardan kimin aldığına bakmak istediğimi söyledim.
Görevli olumlu yaklaşmasada tahmini olarak maaşı kadar bahşişi verdiğimde kamera odasına gitmiştik.
Bilgisayarların başına oturup beni yanlız bırakmasını istediğim görevli ile tahmin yürüttüğüm saate göre görüntüleri incelemeye başladım.
Allah kahretsin ki biraz hızlı olsaydım kaldığım otelin muhtemelen lobisinde görebilecektim.
Dışarıda görmemin biraz öncesi önüme serilirken sırtı görünen kızla ilerletmekten vazgeçtim.
Bir erkekle konuşuyordu.
Bir erkekle..
Erkek..
Gözlerimi sımsıkı yumarak sakin olmaya çalıştım.
Ben medeni bir insandım. Bir insanın tabiki karşı cinsten arkadaşı olabilirdi.
Arabasına bindi gitmedi mi bu kız! Sevgilisi de olabilir gerizekalı!
Bu ihtimali düşünmek istemiyordum!
Yüzünü gösterecek açıdaki kameranın görüntüsü siyahken şanssızlığıma küfrettim.
Sen daha kızın yüzünü bilmiyorsun, sevdalandım diyorsun! Malsın amk
Yüzünü görmeme gerek yoktu ki! Benim ruhum eşini bulmuştu.
Her şey çok hızlı gidiyor. Kafayı yiyeceğim. Daha Ahu ile ayrılığını anlamadın!
Dışarı çıkan güneşim ile diğer bilgisayar ekranına bakarken yan profili çok az gözüküyordu.
Ve bindiği araba..
O adamla binmemişti ki. Öyle odaklanmıştım ki fark etmemiştim bile!
Görünen plakayı not alırken görüntü ileri sarılmıştı. Güneş saçlı kız gitmiş, bense baygın bir şekilde revire taşınıyordum.
O sırada bir görüntü gözüme takıldı. Tam masadan kalkıp gidecekken gördüğüm görüntüyle olduğum yerde çakılı kaldım.
Ne ara geri geldiğini bilmiyordum fakat beni fark etmiş ve yanıma ilerlemişti.
Kamera açısından çıktığımızda, baygın benimle birlikte, reviri gösteren görüntünün karşısına geçmek için aceleyle yerimden kalktım.
Elindeki ışıkla yanıma yaklaşmış ve narin elleri gözlerimi sırayla aralamıştı.
Ne yani bana dokunmuş muydu?
Elim göz altlarımı bulurken sinirle soludum. Üstüne duş almıştım ben!
Salak şeyler düşünceğine kızın ne işi olduğunu düşünsene!
Hemşire falan mıydı? Uyandığımda başımdaki kadın doktor olduğunu söylemişti çünkü.
Ama beni muayene eden güneşimdi.
Yüzümdeki sırıtmadan habersiz öylece kalmıştım.
Kendisi yüzünden bayıldığımı bilmeden beni iyileştirmeye çalışmıştı.
Onun için hızlanan kalbim onunla yavaşlamıştı.
Onun kollarında dursun isterdim.
Daha kızı bilmiyorsun kollarında ölmek istiyorum diyorsun?
Tepeden gösteren kamera yüzünden sadece sedyede uzanan ben gözükürken görüntüden gördüğüm kadarıyla diğer kamera güneş yüzünü net gösteriyordu. O kameranın bilgisayarını ararken tam bulmuştum ki elektrikler kesilmişti.
Cenabet falan mısın sen? Bu şansızlıkla kız da normal çıkmaz, benden söylemesi!
Elimde sadece bir plaka vardı. Bir de araba modeli.
Aklıma gelen fikirle karanlık odadan ayrıldım. Bekleyemezdim. Bir an önce bulmam gerekiyordu.
Kamerada gittiğini gördüğüm yönde ilerlerken yağmur biraz yavaşlamış, tarih 14 Mayıs olmuştu.
Bir müddet ilerledikten sonra hala açık olan bir kafenin kamerasına takıldı bakışlarım.
Ani bir hızla içeri dalarken zorlukla adamı ikna etmiş ve arabanın ne tarafa gittiğini görmüştüm.
Muhtemelen otelde bir şey unutmuş ve o yüzden geri dönmüştü. O sırada beni görmüştü.
Kafeden ayrıldıktan sonra bir müddet daha ilerledim.
Güneşim İtalyan mıydı?
Yolda ilerlerken camdan görünen arabalara takıldı gözlerim.
Önde duran araba tam da güneş saçlı kızın arabasındandı.
Evren onu unutmamı istemiyordu.
Tam ilerleyecekken plakaya değen gözlerim ile adımlarım kesildi.
Hayal görüyor olmalıydım!
Ancak tekrar tekrar kontrol ettiğim plaka birebir aynıydı.
Ne yani o araç kiralık mıydı?
Elimde tek bir plaka varken hemde.
Kız sağlık alanında çalışıyor anlaşılan. Unutmasana!
Umarım benden etkilendiği için baygın benimle ilgilenmiştir!
Yolun ortasında bitmeyen düşüncelerimle bir yenisi eklenmişken çaresizlikle kalakaldım.
Nasıl bulacaktım?
Anlaşılan sen onu bulamayacaksın Toprak. O seni bulacak.
İç sesim haklıydı. Kendini göstermek istediğinde gözümün önünden gitmezken istemediğinde aradığım halde bulamıyordum.
Onun kurallarına göre oynardım o zaman!
Aceleyle otele döndüğümde son anda aldığımı hatırladığım oda kartıyla boşalmış odama girdim.
Üzerimdeki ıslanmış parçaları çıkarıp yatağa ilerlediğimde rüyama geleceğinden emindim.
Göreceğimi düşünerek yatağa yattığımda uyumam zaman almıştı. Heyecandan uyku tutmamıştı.
Güçlükle uykuya daldığımda ise koca bir hiçle karşılaştım.
Hiç.
Sinirli bir şekilde uyandığımda çekimleri hatırlayarak hızlandım.
Güneş saçlı kız nazlıydı. Hem de fazlasıyla.
"Naz bile yakışıyor kurban olduğuma."
Kendi kendime söylenerek odadan çıktığımda taksiye binerek ajansa vardım.
Hızlı bir şekilde başlayan çekimlerle birlikte stüdyo boğmaya başlamışken verilen ara ile dışarı çıkamadan durduruldum.


(Temsili Toprak'ın çekimlerden fotoları. Sadece canım istedi ?)
Bir masaya oturtulmuş, kahvemin gelmesini beklerken önümdeki dergiye göz atıyordum.
İtalyan bir moda dergisiydi. Sayfaları inceleyerek çevirirken gördüğüm görüntü ile içim tuhaf bir hisle dolmuştu.
Sanki karşımdaki kızı tanıyor gibiydim fakat daha önce görmediğime yemin edebilirdim.


(Bu da temsili Beren ay pardon Toprak'ın gördüğü fotoğraflar olsun. Amaaa daha sarı düşünelim saçları. Of Allahım çok güzel)
Saçma sapan hisler hissetmem çok yanlıştı. Sertçe derginin kapağını kapatıp yerimden ayaklandım.
?
Çekimler bitmişti. Tarih 15 Mayıs olmuştu. Dün akşamüstü ajanstan çıkmış otele ilerlemiştim.
Cihan şirket için iş bağlamaya gelmişti. Ozan ise klasik olarak Sinem'le kavga ettiğinden Cihan'ın peşine takılıp gelmişti.
Ozan ile lisede tanışmıştık. Aynı sınıfta okurken sıkı arkadaş olmuştuk. Yan sınıfta okuyan Sinem'e gönlünü kaptırmıştı.
Ahu ile o zamanlar dosttuk. Sonradan sevgili olmuştuk ve o da bitmişti.
Güneş saçlı kız ise kayıptı. Dün ajanstan çıktığımda yakındaki hastanelere gitmiştim fakat oradan da bir şey çıkmamıştı.
Umudum giderek azalmıştı. Sanırım onu hiç bulamayacaktım.
İtalya'da işim bitmişti. İstanbul'a dönmem gerekiyordu.
Fakat güneş saçlı kızı burada görmüştüm. Onu bırakıp gidemezdim.
İlk gördüğüm yerde ona her şeyi anlatıp, sevdiğimi söyleyecektim.
Kararan hava içime kötü hisler doldururken yağmaya hazırlanan yağmur hiç yardımcı olmuyordu.
Gelen telefon ise kalbimdeki sıkıntının sebebini açıklıyordu.
Annem aramıştı.
"Oğlum.. Tahir deden.. vefat etmiş. Biz de yeni öğrendik. Babaannenin yanına gidiyoruz şimdi. Sen de bir an önce gel."
Ağlamaktan zor konuşan annemden aldığım haber ile dünyam başıma yıkılmıştı.
Babaannem ne hissediyordur?
Sakin kalmaya çalışıyordum ancak gözümden süzülen yaşa engel olamamıştım.
Babamdan kaçtığımda dedemi baba kabul etmiştim ben.
Aceleyle bilet araştırmıştım lakin bu gecenin biletleri doluydu.
Şirketi aramış ve şirket uçaklarından birini istemiştim. Babamı reddetmiş olduğum gerçeği o an önemsizdi.
Uçuş izni çıkması uzun süreceğinden en erken yarın akşam üzeri burada olacağını söylediklerinde sıkıntıyla yatağa oturdum.
Gidemiyordum.
Odanın duvarları üzerime üzerime gelirken nefesimin daralmasıyla kendimi sahile zorlukla atabildim.
Melek'i toprağa yeni vermiştik. Gitmese olmaz mıydı?
Vakit gece olmuş,sağanak yağmur şehri esir almıştı.
Sahil kenarı bomboştu.
Bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru umursamadan sahile bakan banka oturdum.
En azından yağmur gizlerdi göz yaşlarımı.
Karanlık denizden bakışlarımı çektiğimde gördüm onu.
Kötü olduğumu hissetmiş, nazından vazgeçmişti anlaşılan.
Hayır, bu işte bir tuhaflık vardı.
Sapsarı saçları güneşliğini kaybetmiş gibiydi. Sanki ışığı sönmüş gibi.
Sanki üzgün gibi.
Sahil kenarındaki yürüyüşüne son vermiş, banka oturmak yerine yere oturmuştu.
Hemen yan tarafımda iken gözlerim manzarasını bulmuş, onu izliyordu.
Biliyordum işte. Bu oydu. Güneş saçlı kız.
İnsan ruhunu tanımaz mı?
Anında hissetmiştim.
Siyahlar içindeki beni fark etmezken yağmur sesini bastırıyordu fakat o ağlıyordu.
Az sonra ise tahmin etmediğim bir şey oldu.
Yağan yağmurun altına uzandı.
Saçları toprağa yayılmışken tanrıça gibiydi.
Üzerine yağan yağmur yüzünden gözlerinin kapalı olduğunu fark etmişken dergideki kız olduğu ortaya çıkmıştı.
Manken miydi?
Yoksa hemşire veya doktor mu?
Şu anlık bunu unutabilirdim. Yani sanırım..
Bankın diğer tarafına, güneşten biraz uzağa, onu görebileceğim şekilde uzandım.
İkimiz de çamura batmıştık.
Ancak ne çamur ne gecenin karanlığı ne üzüntüsü ne de üzüntüm ondan bir şey çalamamıştı.
Gerçek olamayacak kadar güzeldi.
Bölüm sonu düşünceleriniz?
Diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın ?