Bölüm 34

988 Kelimeler
Herkese selaam İyi okumalar ? 7 ay sonra (iki sene önce) Karan Toprak Dolunay'dan: Dosyalar,dosyalar, dosyalar... Anlaşılan bu şirket işleri yakamı bırakmayacaktı. 27. katta, diğer bir deyişle İstanbul ayaklarımın altındayken, hava kararmış vaziyetteydi. Çalışanların çoğu mesaisini doldurmuş, kimisi ise bitmeyen işler yüzünden işine devam ediyordu. Ben de işi bitmeyenlerdendim. Ya da işin bitmesini istemeyendim. Sıkı bir üniversite dönemi,kendi şirketinde çıraklıktan başlayıp yöneticiliğe yükselebildiğim acımasız staj dönemleri şüphesiz ki işinde iyi olan bir mühendis yapmıştı beni. Ancak bunu hiç istememiştim. Şirket ortamı beni boğuyordu. Bu yüzden babamın ambargolarına baş kaldırmıştım fakat evren bana gülüyordu anlaşılan. Babam babasından öğrendiği bilgilerle kendi şirketini kurmuştu ,dedemin büyük mirası amcama kalacak diye anlaşılmıştı. Ta ki ortaya çıkan mektuba kadar. Tahir Dolunay tüm mal varlığını bana, Karan'a,bırakmıştı. Babaannemin yanından ayrılmış, holdingin ana binasını İstanbul'a taşımıştım. Mankenlik, modellik ya da oyunculuk adı her ne haltsa o mesleği de sevmiyordum ancak bu kadar kasvetli değildi en azından. Büyük geniş bir oda, cam duvar ile birlikte yine de hapsedilmişim hissi beni rahat bırakmıyordu. Ya da bu his içimdeki koskoca boşluktan geliyordu. Boşluğun sebebi ise apaçık belliydi. Güneş saçlı kız. Tam 7 ay geçmişti o gecenin ardından. Kendisi bana küsmüş, artık rüyalarıma bile uğramaz olmuştu. O gece karşısına çıkamayacak kadar güçsüzdüm. Türkiye'ye dönmem gerekiyordu ve peşine adam takmak psikopatça gelmişti. O benim ruh eşimdi. Benliğimdi. İnsan benliğini kaybetse bile hemen bulurdu. Böyle düşünmüştüm fakat işler düşündüğüm gibi ilerlememişti ya da evrenin 'hemen'den kastı asırlar gibi gelen 7 aydan daha uzundu. Tutunabileceğim, en azından yaşama devam edebileceğim, bir şeyler aramıştım. Belki dergide gördüğüm fotoğrafı gibi. Ya da fotoğrafın altında olması gereken ama olmayan ismi gibi. Ancak sonradan o dergiyi her yerde arasam da bulamamıştım. Basım yerine ulaştığımda ise aldığım cevap hüsrana uğraşmıştı. Tüm dergiler toplanmıştı! Neyseki nazlı güneşin şaheserden oluşan yüzünü görebilmiştim. Ve bu da beni şimdiye getirmişti. Yarın önemli bir toplantısı olan adamın bina üzerinde çalışması yerine zihninden bir an olsun çıkmayan güzel yüzü tam 332.kez resmetmekle uğraşması içindeki boşluğu bir nebze yok ediyor, kasvet dolu odayı aydınlatıyordu. Ancak hiçbir resim onun kadar güzel olmuyordu. Günler monotonluğun kitabını yazmıştı. Sabah erkenden uyan, şirket işleri ile uğraş, resimler çiz, her fırsatta güneş saçlı kızı düşün, kafayı ye ve boğulduğun odanın kanepesinde uyumadan önce rüyana gelmesi için kendi kendine yalvar. Bana çok daha fazlası lazımdı. Bu yüzden tekrar İtalya'da gitmiş, aynı mekanlarda milyon kez gezmiş ama hiçbir ize rastlayamamıştım. Aradan bu şekilde iki hafta daha geçti. Ben sinirli bir adam değildim. Aksine arkadaşlarına düşkün, yeri geldiğinde alttan alan, çocuklara düşkün, saygı sevgi bilen bir adamdım. Fakat şimdi yanımda bir canlı nefes almaya kalksa boğazına yapışmak istiyordum. Bugün 31 Aralık'tı. Diğer bir deyişle yılbaşı. Kaya ısrarla bu gece dışarı çıkmak için aramıştı ve en sonunda küfür edip engellemiştim. İkizi Melis'le birlikte İstanbul'da üniversite okuyorlardı ve ikisinin de yeterince arkadaşı vardı. Bu kez de Melis'in aramasıyla uzatmadan oflayarak telefonu açmış ve konuşmasına müsaade etmeden konuşmuştum. "Gelmeyeceğim, Melis boşuna ısrar etme." "Ya abi, lütfen. Kaç aydır aynı şehirde olmamıza rağmen görüşmüyoruz. Bu gece birlikte olalım. Hem bu gece nasıl geçerse tüm yıl öyle geçer. Yalnız mı kalacaksın tüm sene?!" Sona doğru cırlamasıyla telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. "Tüm yıl yalnız kalmak, çok güzel bir hayal Melis. Kalbini kırmadan uza abicim." Kırıldığı belliydi fakat uzatmadan kapatmıştı. Kırmak istemediğimden gidecekleri mekanı öğrenmiş ve sevinmesini sağlamıştım. ? Lüks bir gece mekanı beklemediğim kesindi fakat kendimi tam da ortasında bulmuştum. Moralim yoktu, müzik baş ağrıtıyordu ve kimseyi çekecek enerjim yoktu. Bu düşünceyle birlikte iki şişe viskinin dibini görmüştüm. Üçüncüyü istemek için locadan etrafa bakındığımda uzun saçlı bir kız görmüştüm. Hayır gerçek değildi. O güneş saçlı kız olamazdı. Sadece hayal görüyordum. Görüntü kayıyor, sesler kulağıma birer uğultudan ibaretken yerimden ayaklandım. Dans eden insanları itekleyerek lavabolara giden kapının yanında yere oturmuş elindeki gözlerim kaydığından ne olduğunu anlamadığım içki şişesiyle oradaydı işte. Kalbim gümbür gümbür atarken müziğin sesini bastırabileceğini düşündüm. Sarsak adımlarım hemen yanını buldu. Kendimi onun yanına atıp onun gibi yere oturdum. Baygın gözleri beni bulurken gözlerini ilk o gece gördüm. Gözleri yeşildi, hayır vazgeçtim maviydi. Gözlerinin rengini çözemiyordum. Rengi siktir et, çok güzeldi. Siktir, siktir, siktir güzel çok az kalırdı. Melek gibiydi. Melekti. Güzel sesi müziğin biraz daha az geldiği alanda bana gelirken bana doğru eğilmiş ve kulağıma fısıldamıştı. Kulağıma fısıldamıştı. Bu kulaklar bir daha başka ses duymamalıydı. "Sıkıldım." Canı sıkılmaktan mı bahsediyordu? Üzmüş müydüm onu? Keşke yok olmak mümkün olsaydı. Gerizekalı normal sıkılmaktan bahsediyor hani bunalırsın ya! "Gidelim mi buradan?" "Sana güvenebilir miyim?" Sana yemin ederim bu evrende en çok güvendiğin kişi olacağım. "Bilmem, güvenebilir misin?" Hafifçe omuz silkti. Elindeki şişeden bir yudum daha alırken yerinden ayaklandı. "Güvenemem, ama gidelim!" Olsun, sen ol da gerisi mühim değil. Yerimden ayaklanmış ve kalkmasına yardımcı olmak için elimi uzatmıştım. Güzel gülüşü dudaklarından serbest kalırken bir elinde şişe diğer eliyle elimden destek almış ve yerden kalkmıştı. Üzerinde normal bir kot pantolon ve bir kazak vardı. Elini bırakmadan kalabalığı olabildiğince aralayarak dışarı çıkmıştık. Kalbim durmaksızın atarken, elimdeki eli hissedebilirdi. Hissetmeliydi. Arabanın yanına, arka dar bir sokağa çıktığımızda, cıkladı. "Görüntü kayıyor gözlerimde, arabaya binemeyiz." Doğru, ona bir şey olmamalı. Aptal kafam nasıl düşünemiyordu?! Kalbim cevabı tekleyerek verdi. "Taksi çağıralım mı?" İyi de nereye gideceğimizi bile bilmiyordum ki! "Benim daha iyi bir fikrim var, bence beni sırtına almalısın!" Sırtıma almak mı? Hoş bir tınıyla kıkırdadıktan sonra omuzları düştü, yüzü asıldı. Bu fikir onu heyecanlandırmıştı fakat neden üzüldü şimdi? "Ne oldu, niye üzüldün? Alırım tabi sırtıma, üzülme sen." "Kimse beni sırtına almadı, sen de almak istemezsin, hem artık çocuk da değilim." Gözlerim kayıyordu ancak onu düşürmezdim. Arkamı ona dönüp birkaç adım ilerledim. "Atla hadi" Birkaç adım sesinden sonra sırtıma zıplamıştı. Anında dizlerinin altından kavrayarak sıkıca tuttum. Sırtımdaydı. Benimleydi işte. Asırlar gibi gelen zamandan sonra saçları yüzüme dökülüyor, gülüşleri kulağıma doluyordu. Ancak ses geliyordu. Sanki Melis'in sesine benziyordu. Omzumdan sarsılırken ne olduğunu anlayamadan güneş saçlı kız gitmiş karşıma Melis çıkmıştı. Kaşlarım çatılırken konuştu. "Uyanmadın gitti abi! Sızıp kalmıştın gece masada. Zor getirdik seni!" Ne yani her şey bir rüyadan mı ibaretti? Bölüm sonuuu Bölüm sonu düşünceleri? Karan'ın rüyası? Üzgünüm bebeğim :( Diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE