Herkese merhabaa
Yeni bölümle karşınızdayım.
Yorumlarınızı bekliyorum sevgili okuyucularım ?
Ayrıcaa sizi seviyorum. Keyifli okumalar ?
Dünyada 26 senelik bir geçmişim vardı. Bu 26 senede birçok duyguyu yaşadığımı düşünmüştüm hep.
Aşık olmayı, platonik olup acı çekmeyi, yalnız kalmayı, tepkisizliği, mutluluğu, sinirlenmeyi ve hatta doğuştan sahip olduğum sinir krizlerinde hissettiğim berbat duyguları...
Bir haziran gecesine kadar bu böyleydi. 'Tamam diyordum. Dünyada başına gelebilecek tüm duyguları tattın. Bundan sonra her şeye hazırsın.'
Bu büyük bir yanılgıydı. Öyle büyük bir yanılgıydı ki oksijensiz kalmış alveollerim isyan ediyor, pleura zarına baskı yapıyorlardı.
Ancak çekilmek istemiyordum. Evet ölmek benim için korkutucu değil aksine kurtuluş gibi gelirdi ama böyle bir ölüme dünden razı olmuştum. Bana ne olduğu hakkında ise hiçbir fikrim yoktu.
Küçükken yanlışlıkla televizyonlarda denk geldiğim öpüşme sahnelerinden başka hiçbir öpüşmeye dayanamamıştım.
Bilirsiniz işte ağzı temiz mi? Dişlerini fırçalıyor mu? Başka insanın iğrenç ağız sıvısını ve bakterilerini nasıl kabulleniyorlardı?
Hep çok tiksinmiştim. Belki psikolojikti belki de midem çok hassastı veya hayatı çok düşünüyordum. Ancak sebep ne olursa olsun başkasıyla dudak dudağa olmayı bırakın başkasının kullandığı bardağı bile kullanamıyordum.
Şimdi ise uzağımızda yeni patlayan deposu ile alevler içerisinde bir araç, bir yandan aracı söndürmeye çalışan insanlar, korkarak bağıranlar, Gamze'nin küfürleri, içimdeki sesler, benliğim her şey susmuştu.
Sanki dünyada tek kalan şey üzerimde bir kolu yere yaslı diğer eli yanağımda yumuşak dudakları ile Toprak'tı.
Bu öyle bir şeydi ki kendimi de unutmuştum.
Bu şimdiye kadar duyduğum hiçbir duygu yoğunluğuna benzemiyordu.
Kin, nefret, hayal kırıklığı, yalnızlık, mutsuzluğum...
Hayır hiçbiri bu kadar yoğun olmamıştı.
Bu duyguya o an anlam verememiştim. Ne olduğunu bilmeden kendimi teslim etmiştim ancak daha sonra anlayacaktım.
Bu bir arzuydu, tutkuydu, belki aşktı ama daha çok can yakan bir sevdanın ilk tohumuydu.
Dudaklarım bir parça açılmış öylece duruyordum. Belki de ölmüştüm ancak kalbim hala duramamıştı.
Hep hatırlayacağım anlardan biriydi o an.
Toprak önce alt dudağımı kavramış ve emmişti. Sonra üst dudağıma geçmişti. Öylece durmam ne kadar doğruydu bilmiyordum ancak Toprak bir şeylerin ters gittiğini sanırım anlamıştı.
Geri çekilecekti... Hissetmiştim. Duraklayan dudakları çekilmekle devam etmek arasında kararsız kalmıştı.
Geri çekileceği korkusuyla dudaklarına daha sıkı tutundum ve onun bana yaptığı gibi alt dudağını dudaklarımın arasına aldım.
Anında karşılık verirken ellerimden birini ensesine götürüp iyice kendime çektim.
Asfaltla arama giren Toprak'ın eline kafamı yerleştirerek iyice uzandım. Diğer elim yüzündeki kirli sakalında dolaşırken onun diğer eli de yanağıma kapanmıştı.
Kendime çekmem ile iyice cesaretlenirken öpücük başka bir boyuta taşınmıştı.
Daha fazlasının mümkün olmayacağını düşünürken çok daha sert ve yoğun bir tutkuyla kaplanmıştık.
Ne kadar sürdüğünü bilmiyordum ancak aramıza fazla mesafe girmeden dudakları dudaklarımın üzerinde olacak şekilde geri çekildi Toprak.
Hızlı soluklarımız birbirine karışmışken alnını alnıma yaslamıştı.
Bir süre sonra ise sesler kulağıma uğultu halinde gelmeye başlamış, yavaştan dış dünyaya açılmaya başlamıştım.
Birileri bize sesleniyor gibiydi. Bakışlarım etrafta gezinmeye başlarken gözünü kırpmadan beni izleyen Toprak ile ne yaptığımın farkına varmıştım.
Biz öpüşmüştük.
Toprak'la öpüşmüştüm.
Öpmek fiili... Dudaktan...
Zaman ve mekan kavramı da tekrar aklıma gelince Gamze de aklıma düşmüştü.
Yaratıcı küfürleriyle bağırırken kendini hatırlatmaması imkansızdı.
Bir adamın bağırışı yükseldi hemen sonrasında.
"Uzaklaşın patlayacak!"
Patla patla bitmedi mi bu araba?
Üzerimdeki Toprak'ın dürtülmesi ile bendeki bakışları kaşları çatılarak adamı buldu.
"Çabuk uzaklaşın!"
İkimizinde arabaya kayan bakışları ile Toprak üzerimden kalkarken bana da elini uzatmıştı.
Elini tutmaya utanmam normal miydi?
Yine de elimi tutmasını sağlayarak ayağa kalktım.
Kalktığım gibi elimi çekerken oradan iyice uzaklaştık.
Arabanın yanına geldiğimizde tam arabaya yerleşmek üzereyken kısa boylu hafif kel bir adamın Toprak'a seslenmesi ile bana kısa bir bakış atıp adama doğru ilerlemeye başlamıştı.
Sanki dudaklarımız kenetlendiğinde susma yemini etmiş gibiydik.
Koltuğun üzerinde gördüğüm tapu kağıdı ile gitmeye hazırlanan Gamze'ye doğru ilerledim.
"Nasıldı ama?"
Gamze'nin bakışları bana dönerken gördüğüm saf nefret beni mutlu etmişti.
Gözlerimle işaret ettiğim araba şuan söndürülmeye çalışıyordu.
Bağırmaktan sesi kısılmış Gamze bıkkınca konuştu.
"İstediğini aldın. Daha ne istiyorsun benden ruh hastası?! "
"Ufak bir şey kaldı."
Soru sorarcasına bana bakarken elimdeki tapuyu gösterdim.
"Aslında bundan daha farklı bir şey."
Elimdeki tapu kağıdını yırtarken devam ettim.
"Araban o kadar da keyifli değildi sen en iyisi bir daha Toprak'ın adını ağzına al. Bir de sende deneyelim benzinin yanma hızını."
Fazla iğrençtim...
Bunu neden yapmıştım bilmiyordum belki de Gamze'yi daha çok sinir etmek için.
Evet kesinlikle sebep buydu ancak bir erkek için böylesine konuşmanın iğrenç hissettirmesi gerekiyordu.
" Beren! "
Toprak'ın seslenmesiyle yırttığım kağıtları Gamze'nin göğsüne bastırıp geri arabaya döndüm.
Yola çıktığımızda olan tüm şeylere rağmen aklımda sadece öpücük vardı.
Toprak konuşmak isterse ne diyecektim?
'seni öpmek istemiyorum' diyen Toprak'tı. Bu durumda Toprak'ı taciz etmiş oluyorsun. İyi bir açıklama yapman lazım!
Yol akıp giderken sağa çekmişti Toprak.
Gergince ne diyeceğini beklerken bakışlarım ellerimdeydi.
"Beren ben..."
Devamı gelmezken ona baktım. Bana bakıyordu.
Gözlerine bakamazken dudaklarına kayan bakışlarımla yerimde kıpırdandım.
"şey ruj bulaşmış."
Ağız çevresini kendi yüzümde işaret ederken acayip utanmıştım.
Sadece ağız çevresi değil, burnu ve çenesi de ruj olmuştu.
Parmağı dudağının kenarını silerken çantamdan ıslak mendil çıkardım.
Dışarıdan vuran ışık sayesinde birbirimizi görebilirken Toprak uzattığım ıslak mendile manasız bir bakış atmış ve konuşmuştu.
" Sen siler misin?"
Sokak lambasısının aydınlattığı yüzünde benim rujum varken kendi eserimi kendim mi silecektim?
Gözlerine bakmadan dudaklarını silerken parmak uçlarımda hissettiğim yumuşaklık utançtan ölsem de tekrar dudaklarımda istediğim dudaklarıydı.
Aceleyle tüm yüzünü temizleyip geri çekildim.
Bana büyü falan yaptırmış olabilir miydi?
Saçmalama istersen
"Gidelim mi artık?"
Sorduğum soruyla beni başını sallayarak onaylayan Toprak konuşma yetisini tekrar kaybetmiş gibiydi.
Sessiz bir yolculuğun ardından eve vardığımızda ışıklar hala açıktı.
Aynı sessizlikle eve geçerken Toprak zile basmak yerine anahtarla açmayı tercih etmişti
Salona doğru ilerleyen Toprak'ı takip ederken kendimi annesini takip eden korkak yavru gibi hissetmiştim.
Televizyonda yüksek seste bir film açıkken filmi izleyen sadece Ozan'dı.
Koltukların ortasındaki aynalı masada cipsler ve içkiler yayılmış vaziyette iken Özgür masaya diktiği bakışları ile sanki acı çekiyor gibiydi.
Kaya elindeki telefona dalmışken geldiğimizi fark eden tek kişi gelmeyeceğini sandığım ne zaman geldiğinden haberim olmayan bana karşı diğerleri gibi yaklaşmayan Cihan'dı.
Toprak'a diktiği bakışları ile bir şeyler anlatırken Toprak durumdan haberdarmış gibi tepki vermemişti.
Bana dönen bakışları ile benden hoşlanmadığını açıkça belli ederken yüzümü gezen bakışları aşağılarda durdu.
Neye baktığına anlam vermezken ışık hızında bakışları Toprak'ı buldu.
Onun da dudaklarına bakarken Cihan'ın gay olup olmadığını sorguladım.
Acaba eskiden Toprak'ın sevgilisi falan mıydı?
Aradığını bulmuşcasına öfkeyle Toprak'a bakarken yerinden bir hışımla kalkarak diğerlerinin de dikkatini çekmişti.
"Benimle gelsene sen!"
Toprak'ın hareketlenmesine kalmadan diğerleri de bize dönerken Kaya konuştu.
"Aa hoşgeldiniz Beren- OHA O NE?!"
Bir benim yüzüme bir abisine bakarken ne oluyordu?
Ozan'ın tepkisiz bakışları da bize dönerken hala ayrılığı atlatamadığı belliydi.
"Abi silmeye çalışmışsınız da bari Beren'i de silseydiniz."
Ozan'ın kurduğu saçma cümle ile Özgür de bize döndü.
"Alık alık bakmayın. Öpüşme izlerinizi diyor."
"Ne öpüşmesi bildiğin yemiş bunlar birbirini. Hadi yine Toprak da fazla kalmamış silmişler belli ki ama Beren..."
Utancımdan renk değiştirirken Toprak'a kızgın bir bakış attım.
Bana senin de yüzün batmış diyebilirdi!
Yüzündeki ufak sırıtmayla Kaya'nın dediği yeme eylemini zevkle yapmış gibiydi.
Hadi ama Beren sen de zevk aldın sanki bilmiyoruz!
Utanç içinde lavaboya gidecekken kolumdan tutulup bir gövdeye yapıştırıldım.
Toprak da iyi alışmıştı!
"Yengenizle istediğimizi yaparız. Konuşup da utandırmayın. Ağzını açanı sikerim."
Şaşkınlıkla Toprak'a bakmaya çalışırken iyice değiştiği konusunda emin olmuştum.
Elinden tutup belimi saran kolunu ittirerek çıktım.
Neyseki zorluk çıkarmadan bırakmıştı.
Aceleyle lavaboya girip kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yaslarken dudağımı dişlerimin arasına aldım.
Soluklarımı düzene sokup aynaya ilerlediğimde çenem ve burnum da dahi ruj izleri vardı.
Soğuk suyla yüzümü yıkarken suyu kapayıp bir süre yüzümü inceledim.
Sessizliğin hakim olduğu dakikalarda bir ses duydum.
Sanırsam bahçeden geliyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?!"
Cihan'ın yüksek perdeden gelen sesi ile Toprak'ın sesi duyuldu.
"Ne yapmışım hayırdır?!"
"Beren'i öpemezsin Toprak!"
Hışırtı sesleri yükselirken duvara çarpan bir ses duyuldu. Hemen ardından da Toprak'ın gülme sesi...
"Beren'i öpemem öyle mi? Kim karar veriyor sen mi?! Sen kimsin ki Cihan!"
Cihan'ın benden hoşlanmadığı açıkça belliydi ancak benim hakkımda bu kadar rahat karar almaları ikisinin de haddine değildi!
"Kim miyim ben? Bebekliğin, çocukluğun gençliğin, kan kardeşin..."
"Bunlar yetmez diyorsan da o kızın benim hayatımda nasıl bir yeri olduğunu sen çok iyi biliyorsun! Bunu yapamazsın!"
Cihan'ın hayatındaki o kız ben miydim? Yoksa başka bir kıza mı geçmişlerdi de ben kaçırmıştım?
"Beren benim. Duydun mu Cihan? BEREN BENİM. Ne sen ne de bir başkası onunla arama giremez. Haddini bil!"
Kafam uyuşmuş gibiyken Toprak'ın bağırışları uğultu gibi gelmeye başlamıştı.
"O sadece benim. Kimse karışamaz! Onun dışında! İstemese öpmezdim! O da istiyor beni! Sen onun hayatında yoksun Cihan! Hiçbiriniz yoksunuz! O benim. Hayatında da sadece ben varım. Başkası olamaz!"
Birkaç yumruk sesi araya giren diğerlerinin sesi...
Hepsi birer uğultudan ibaretti.
Sahi ben neyin içine düşmüştüm böyle?
Tekrardan merhaba
Bu bölüm biraz kısa oldu ama olsun :)
Pek içime sinmedi benim sadece daha fazla geciksin istemedim.
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Toprak'ın sondaki davranışı neydi öyle?
Sizce Beren nasıl bir tepki verecek?
Yorumlarınızı bekliyorum?
Diğer bölümde görüşmek üzere kendinize iyi bakın ?