Birkaç saniye öylece kaldı. Kantinin uğultusu geri kulağına doldu. Sanki dünya onun kavgasını duymamış gibi aynı yerden akıyordu. Masaya dönmedi. Çantasını aldı. Burak hemen yerinden kalktı. “Ne oldu?” dedi alçak sesle. Armina başını iki yana salladı. “Hiç… yok bir şey.” Ama yüzü o kadar açıktı ki bunun yalan olduğu belliydi. Burak çantasını kaptı. “Dur, ben geliyorum.” Armina ilk başta istemedi. “Yok, gerek yok.” Burak onun gözlerinin içine baktı. “Gerek var.” O bakışta merak değil, dostluk vardı. Israr etmeyen ama yanında yürüyen türden bir dostluk. Armina daha fazla konuşamadı. Beraber kantinden çıktılar. Okul bahçesinden geçerken Armina’nın adımları hızlıydı. Sanki bir yerden kaçıyordu. Ama aslında nereye gideceğini bilmiyordu. Kampüsün kapısından çıktıklarında Burak sessizce

